Posted by: dusuncekahvesi on: Ekim 26, 2008
Türkçenin sözünden çıkmayan şiir: Ağır Misafir
Şiirler yazdım aşk olsun diye /
Çıkmadım hiç Türkçenin sözünden
mısraları ilk bakışta bir hüsnü kuruntu, bir abartı gibi gelebilir. Ancak Türkçenin “ağır misafir” olduğunu ve ağırlandığını görünce bu şiirlerde, şairin hiç de abartmadığını söyleyebiliriz.
Toplumsal gerçekçilerin vazgeçilmez temalarından biridir yoksulluk, yoksul-varsıl çatışması. Eserin yarattığı acıma duygusu bu iki çatışma unsurundan çıkar. Yazar, düşünsel duruş gereği yoksulluğu ideolojik gerekçelere bağlar. Yoksulluk paylaşımdaki adaletsizlikten ve sömürüden kaynaklanır. Bu eserlerde varsıllar her zaman zalim, sömürgeci, acımasız ve kötüdür. Zaten servetinin kaynağı da alın terine dayanmaz. Ya çalmıştır ya yetimin, yoksulun, öksüzün hakkını yemiştir ya da birileri tarafından zengin edilmiştir.
Yoksulluk evet, zordur; Zarifoğlu’nun başka bağlamda söylediğinden dönüştürerek söylersek, nereye dönersen dönsün mutlaka insana batar: Giyinmeye, barınmaya, yemeye, içmeye, bayrama, düğüne…
“Yoksulluk nerdeyse kâfirlik olacaktı” der Peygamberimiz. O’nun endişesi kendisi değildi, zaten kendisi için hiç endişelenmedi o. Ümmetine düşkünlüğü idi yoksullukla ilgili endişesinin sebebi.
Yoksulluğun en yakın arkadaşı yetimliktir, öksüzlüktür. Giyeceğin, içileceğin, barınağın yeri doldurulur ama yetimin ve öksüzün bir yeri hep boştur. O da yetim büyümüştü ama bundan şikâyetçi değildi. “Fakrım fahrımdır” diyerek fakirliği, övünç haline getirmişti hatta. Fakir fukarayı sofrasına çağırır, onlarla aynı kaptan yerdi. O’nun yoksulluğunda isyan, sitem şöyle dursun, yüz buruşturmak bile yoktu. Gözü tok, gönlü tok bir fakirlik hali onunki…
Yoksulluk, İbrahim Tenekeci’nin Ağır Misafir’inin diğer adı. Gerçi kitabın diğer şiirlerinde bu “ağır misafir” bazen “hayat”, bazen “şiir” ile yer değiştiriyor; ama bu iki misafirin ev sahibi gene de yoksulluktur. Hayatın hayata bakan yüzü, yoksul yüzü olarak karşımıza çıkıyor bu şiirlerde. Aynada kendine bakamayan yoksuldur bu. Üstüne yemin edilecek kadar bile ekmeğin olmadığı yoksulluktur. Ama aileyi bir arada tutan bir direktir. Dayanışma, birbirini kollama duygusunun bu kadar çarpıcı anlatıldığı bir dize hatırlamıyorum.
Giderken Söylenmiştir hakkında yazdığım bir yazıda İbrahim Tenekeci’nin şiirini Ziya Osman Saba’nın şiiriyle olan akrabalığına dikkat çekmiştim. Bu duyarlık ve tematik akrabalığa şiir estetiği bakımından başka bir şairi de eklemek istiyorum. O şair de Behçet Necatigil’dir.
Tenekeci, zaman içinde soylu akrabalarını çoğaltmışa benziyor. Ağır Misafir’deki şiirleri, Orhan Veli şiirinden ayıran da bu şiir estetiğidir ki Necatigil’in şiir estetiği bana göre İbrahim Tenekeci ile devam etmektedir. Nasıl bir şiir estetiği bu? Öncelikle imgeyi boşlamayan ve söyleyişte imge üzerinden yeni bir şiir dili oluşturmayı önemseyen şiir estetiği… Şairaneden beslenen, söz, anlam ve söyleyiş sanatlarından yararlanan bir şiir estetiği. Uyaktan, kafiyeden, ses benzerliklerinden ahenk yakalayan bir estetik… Yoksulluğu, toprağın eli sıkı oluşuna bağlayan hüsnütalil gibi estetik söyleyiş yanında şair, zıtlardan da yararlanıyor: “Kışlar olurdu fırından yeni çıkmış / Değdiği yeri hemen yakardı.” Yoksulun evine “fırın” imgesi ile aniden çıkıp gelen ve insanları ansızın yakalayan kış, beklendiği gibi ısıtıcı değildir, yakıcıdır. Ziyafetten aç dönen yetim imgesini, yatağa erkenden yatıran yoksulluk ile bir araya getiriyor ve insanı sarsıyor şair.
Evin son doğan çocuğu olmak ve bunu kendisi için avantaj olarak görmek bir sevinç kaynağıdır Anadolu’da. Çünkü evin en küçüğü şımartılır, çok sevilir. Ama öyle olmuyor işte. Yoksula bu kadar sevinç bile çok geliyor. Çünkü “Ayrılır birbirinden insan ve oğlu / Göz koyarlar yerine sonda olsan da…”
“Şiirler yazdım aşk olsun diye / Çıkmadım hiç Türkçenin sözünden” mısraları ilk bakışta bir hüsnü kuruntu, bir abartı gibi gelebilir. Ancak Türkçenin “ağır misafir” olduğunu ve ağırlandığını görünce bu şiirlerde, şairin hiç de abartmadığını söyleyebiliriz.
Necatigil’de eksik olan tevekkül, inancın ve teslimiyetin getirdiği huzur Tenekeci’nin şiirinde yerini alıyor. Çünkü Necatigil genel olarak karamsardır. Kırgındır ve bir türlü mutmain bir kalp sahibi değildir. Evet, Necatigil’in şiirlerinde ele aldığı insan, ideolojik insan değildir, şair salt insana değer verdiği için onun yoksulluğu, hüznü, yalnızlığı ile ilgilenir. İbrahim Tenekeci bu duruşun içine inançsal değerleri katmak suretiyle ondan ayrılıyor. Çünkü günlük hayatın tam göbeğinde oturuyor şair. Duygularıyla, tespitleri ve dikkatleriyle…
Türkçenin hem sözvarlığı hem hayata katılan yanı ile parlıyor Ağır Misafir’deki şiirler: Şiirlerin adları bu parıltının ilk işaretleri: Tüfeksiz Hareketler, Yakın Dövüş, Saygı Duruşu, Görüş Mesafesi, Yanaşık Düzen, Ateşli Silahlar, Barut Hakkı, Düzenli Birlikler, Düz Koşu tematik olarak birbirini besleyen ve hayatın belli sürecine işaret eden şiirler olarak karşımıza çıkarken; Çalışan Kesim, Ekmek, Ot Toplayan Kadınlar, Yetim, Fakir, Bereket hayatın ve şiirin öteki yüzüne yani “ağır misafirlere” işaret ediyor.
Başka neler var Ağır Misafir’de?
Yürüdükçe yorulan yollar; şair tarafından boşlukla doldurulan vakitler var. Hüzün, yetimin ve yoksulun yanı başından hiç ayrılmıyor. Şairin kalbi de onların yanında, kalemi ve kelamı ile.
İbrahim Tenekeci’nin şiirleri bundan dolayı kendi neslinin arasında hemen fark ediliyor ve bu kitap baskılarına da yansıyor. “Şiir kitapları satılmıyor” sözünü yalanlıyor Tenekeci’nin şiirleri. Üç Köpük, Peltek Vaiz ve Güzellik Uykusu üç, Giderken Söylenmiştir iki baskı yapmış. Demek bu şiirleri okutan, kitapları sattıran bir öz, bir duyarlık var ve şair bunu yakalamış. “Genç şairler içinde şiirleri en çok ezberlenen şair” olarak bilinen Tenekeci, Ağır Misafir’i ile şiire ağırlığını koymuştur. Sanırım, 2008 değerlendirmelerinde üzerinde en çok durulacak şiir kitabı olmayı hak ediyor, diyor ve tadımlık mısralarla bitiriyorum:
Kışlar olurdu, fırından yeni çıkmış
Değdiği yeri hemen yakardı
Toprağın bile eli sıkıydı
Ey yoksulluk, ey evimizin her şeyi
*
Bir sandalye çektim zor günlerin altına
*
Yaşına hürmeten senin ey dünya
Demedim bir şey, yaptıklarına
Kaldırmadım elimi karıncaya
Deme sakın, o yerde
Yerdeyim ben de.
*
İnsanın dünyaya son bakışı
Gibi yaşadım her anı.
*
Pusu kurmazdı kimse, suyun başında
Gitmezdi çöpe hurmanın çekirdeği
Bilirdi yolu bütün mevsimler
Bir damla su, yaprağın ucunda
Dünya derdik, böyle bir yer
Hiçbir şeyi tek başına yeme
Diyen sahabenin sözünü
Karıncalar tutuyor ancak
İnsan olmanın verdiği güzellik
Soluyor durmadan bir bak
Ağır Misafir, 72 sayfa
Profil Yayınları
Kâmil Yeşil-Milli Gazete
Öpmezdi, koklardı, dedem beni
İçine çekerdi, temiz hava gibi.
Ziyan olmayan emek, derdi bizlere
Emek neydi?
Bilirdi, ne geçer, bir elmanın aklından
Alınmak isterdi, düşmeden yere.
Aklı yoktu elmanın, bize kalırsa
Okulda öğretmişlerdi…
Yakındı Üsküp ona, çok uzaktı Bomonti
Bir sürü örnek, bunun gibi.
Acıkmak tok tutar kimi insanı,
Bilirdi, kimde, imza yetkisi.
Yeterdi, artardı, normal süre
Namazdandı, dizindeki yamalar.
İkindi miydi, neydi, şimdi unuttum
Durmadan ağlıyordu kadınlar…
Koymazdı ölümü adam yerine…
Son Yorumlar