İslam’da emek ve sermaye ilişkisi (3)


Müzakerecilerin Görüşleri :

a – Cemil Kıvanç’ın Görüşü :

Sayfa 346 de bir hadis-i şerif zikrediliyor:
“İşini bi¬tirdikten sonra işçiye ücretini Ödemeyen kimse Hz. Peygambere hasmıdır.” Bu hadis-i şerifi başka tebliğci arkadaşlarımda vermişlerdir. Burada, benim dikkat çekmek istediğim husus şudur. Acaba, modern ekono¬mik şartlarda söz konusu ücretin iş bitiminde hemen ödenmesi mi? Yoksa miktarı mı? diye düşünmek gerektiğini sanıyorum. Çünkü, bir işçiye asgarî ücretin de altında, en az geçim seviyesine de ulaşmayan, ancak varlığını devam ettirici bir geçim sağlayacak kadar bir ücret vermek midir? Bu maalesef, toplumumuzda çok yaygın bir uygulamadır. Bak, teri kurumadan üc¬retini veriyorum, hemen veriyorum. Ama ne veriyo-rum? Bu bakımdan, günümüz şartlarında bu hadis-i şe¬rifi yeniden değerlendirmek ve yeniden yorumlamak gerekmez mi? diye düşünüyorum. Zira, günümüz şart¬larında işçi ile işveren arasında en çok kapışılan ko¬nu budur. Ödeme imkânı var, verimlilik var, kârlılık var, hatta genel maliyetler içinde işçi maliyetlerinin oranı % 12-15 ama, enflâsyonu artırır gerekçesiyle iş-çiye ödenen miktar asgarî ücrettir. Dolayısıyla soru yine aynı. Acaba hemen ödenmek mi? Yoksa miktarı¬mı önemli?

Yine, Doç. Dr. Hamza Aktan’ın tebliğinde İslâm’da grev mes’elesi var. Diğer tebliğlerden de anladığımıza göre İslâm’da grev doğru bulunmuyor. Bunun çözümü hakem hey’etidir deniliyor.
Ben burada, üzerine basarak şunu ifade etmek is¬tiyorum. Sosyal siyasette, grevde, İşçi-İşveren müna¬sebetlerinde önemli olan grev tehdididir. Grev konusu bizde yozlaşmıştır. Günlerce, aylarca ve birkaç sene devam eden grevlere rastlanmıştır. Bu konu, böyle yozlaştırıldığı gibi değildir. Mühim olan grev hakkını bir tehdid olarak kullanmaktır. Üç-beş gün devam eder veya hiç etmez. Anlaşamassak, hakkımı vermessen greve giderim tehdidi işveren için daima bir sorumlu¬luk vesilesidir ve işçinin pazarlık gücünü artıran bir si¬lâhtır. İşveren bu tehdid karşısında bir hesap yapmak zorunda kalacaktır. Greve gidilirse kârım ne olur, za¬rarım ne olur? O halde, bu kapıyı aralamak gerekmi¬yor mu? [68]

b – İbrahim Uralın Görüşü :

1- (Sh: 337) Üretim faktörleri sadece emek ve ser¬maye olarak gösteriliyor. Halbuki, asıl unsur; tabiat kaynakları (yani ham madde) üretimin temel elemanı¬dır.
2 – (Sh: 351) Asgarî hayat şartları konusu ile ilgili bir tabir olan (Haceti asliyye) bahsine temas edilmiş, fakat bu konuda geniş izah yapılmamıştır.
3 – (Sh: 340) Sermaye’nin önemi işlenirken, Kur’-an-ı Kerim’de (Re’su’1-Mâl) tabirinin geçmiş olmasına temas edilmeli ve bazı tefsirlerden bununla ilgili nakil¬ler yapılmalıydı. [69]

c – İlhan Oksay’ın Görüşü :

Dr. Aktan’ın tebliğinde dikkatimi çeken ilk husus, konuların bir sebep-netice, bir gîriş-gelişme ve sonuç şeklinde yer almadığıdır. Tanımlar verildikten sonra, üç ana konu altında rahatlıkla toplanabilecek olan bu inceleme, gördüğümüz gibi çok fazla bölümlere ayrıla¬rak konunun dağılmasına sebep olmuştur.
İkinci husus, tebliğ sahibinin çalışma alanı olması dolayısıyla olacak, konu sadece İslâmî açıdan ele alın¬mış ve iktisadî yaklaşımlara pek yer verilmemiştir. Ancak, konu, diğer dinlerin görüşleride ortaya döküle¬rek, karşılaştırmalı bir şekilde analiz edilebilseydi da¬ha faydalı olurdu diye düşünüyorum.
Tebliğin daha ilk satırlarında, benim kafamı kurca¬layan birtakım kavram karışıklıkları var. Meselâ, emek ve sermaye’nin, üretimin iki önemli faktörü olduğu belirtildiği halde, sonraki cümlede tabiatın üretimin ikinci ana faktörü olduğu zikredilmektedir. Acaba bu¬rada, üç aslî üretim faktörü olduğumu söylenmek iste¬niyor, yoksa emek ve sermaye tek faktör olarak düşü¬nülüp, ikinci faktör tabiatımı kabul edilmektedir? Bu¬rası pek açıklık kazanmamıştır.İlk paragrafın son cümlesinde: “Değer yaratan üretimin ikinci ana faktö¬rünün emek olduğu sonucu çıkarılabilir,” şeklinde bir yorum bulunmaktadır. Burada emek faktörü ikinci ola¬rak kabul edildiğine göre, birincisi sermayemidir, tabiatmıdır? Hangisinin olduğu okuyucu tarafından pek an¬laşılamamaktadır.
Diğer bir husus. İslâm’ın emek ve sermayeyi birbirine üstün tutmadığı vurgulanmakta ve âyet-i kerîme¬lerle açıklanmaya çalışılmaktadır.
Bana göre, bunun yanında, emek-sermaye ilişkisi¬nin Kur’an’da ne şekilde düzenlendiği, diğer dinlerin mes’eleye yaklaşımının ne olduğu, günümüzde emek-sermaye ilişkisinin yozlaşma, sınıflaşma ve hatta çatış¬malara yol “açmasının sebepleri üzerinde durulabilir ve İslâm ülkelerinde böyle çatışmaların niçin olamayaca¬ğı kaydedilebilirdi. Belki, böyle bir kayda ve açıklama¬ya gerek yok, bu îzah yeterlidir de denilebilir. Bu da bir görüştür. Ancak, tebliğci zaten sistem dışına çık¬mıştır. Bazen, Marksist sistemde, “emek, tek değer ya¬ratan faktör” denmiştir. Hemen arkasından, batının kapitalist üretim yöntemleri, modellerinde de “emek, sermayenin insafına terkedilmiştir” görüşüne yer veril¬miştir.
O halde, konu İslâmî bir yaklaşımlamı ele alınıyor? Yoksa sistemler arasında bir mukayesemi yapılıyor? Şahsen ben bunu pek anlayamadım. Eğer, sistemler arasında bir mukayese ile konu anlatılacaksa, bu, ko¬nunun bütün yönleri incelenerek tam bir metotla ortaya dökülmesi lâzımdır, demek istiyorum.
Bîr başka husus, sermayenin üretimdeki önemi İle ilgilidir. İslâm’ın sermayeye karşı olmadığı ve hatta bazı insanların sermaye sahibi olmasına Allah tarafın¬dan izin verildiği, ancak, sermaye sahibinin de İstih¬dam yoluyla başkalarını yararlandırması gerektiği vur¬gulanmaktadır. Bunun yanında, haklı bir neden olma¬dıkça, devletin özel mülkiyete ve sermayeye dokunma¬sını Kur’an’m tasvip etmediği belirtilmektedir.
Buradaki haklı nedenler tamamıyle kapalıdır. Ben şahsen, bir okuyucu olarak bu haklı nedenlerin neler ol¬duğunu merak ediyorum. Acaba, devlet-mülkiyet, ser¬maye ilişkisi konusu, İslâmî açıdan devlet ile fert ara¬sında ne şekilde düzenlenmiştir? Devletin bu konudaki müdahale sınırları nerede başlamakta ve nerede bit¬mektedir.? Bu konular açıklık beklemektedir. İçerik tam anlamıyla verilmemiş, konu satırbaşı geçilmiştir.
Bir başka konu da, emekle-sermaye ilişkisindeki karşılıklı hak ve sorumluluklarla ilgilidir.
Burada, hakem ile hakem kurulu üyelerinin seçi¬minde Kur’an’a uyuluyormu, uyulmuyormu? Bu orta¬dadır.
Sendikal çözümler İslâm prensiplerine aykırımıdir, değilmidir? Günümüz sendikalarının fonksiyon ve uygu¬lamalarının İslâmî hak ve adalet ilkelerine uygunluğu ne derece vardır veya yoktur? Bunlar tartışmaya açık bırakılmıştır. Yeterli bilgi verilmemiştir.
Ayrıca, genelde iki hususa işaret etmek istiyorum. Birincisi, tebliğde, işçi ve işverenin karşılıklı hak ve sorumlulukları konusu, en başta ele alınması gereken bir konudur. Ancak, böyle yapılmamış, önce anlaşmazlıklar ele alınmış, çözüm sistemleri tartışılmış ve son¬ra İşçi-İşverenin karşılıklı hak ve sorumlulukları ele alınmıştır. Bu durum, mantık zincirine ve sebep-netice ilişkisi düzenine ters bir vaziyet ortaya çıkarmıştır.
İkincisi, tebliğ, giriş bölümünü kapsamadığı için, sonuç bölümüne de tabii olarak yer vermemiştir. Bu se¬beple, öz olarak fikirlerin nerede yoğunlaştığım pek tesbit edemiyoruz.
Ancak, tebliğin, zengin bir İslâmî kaynakçaya da¬yandığı ve iyi bir derleme çalışması olduğu aşikârdır. [70]

d – Dr. Osman Eskicioğlu’nun Görüşü :

1- (Sh: 341, p. 2) “Sermayenin fertlerin mülkiyetin¬de bulunması önemli değildir. Hatta haklı bir sebep olmaksızın Devletin Özel sermayeye el koymasını Kur’ an tasvip etmemiştir.” cümlelerinin ifade ettikleri manada çelişki var gibi gözüküyor.
2 – (Sh; 345, p. 2) “…Tabiatta sahipsiz olarak buldu¬ğu tabii zenginliklere el koyabilir.” dediğimiz zaman bunu bir statüye bağlamassak anarşi doğmaz mı?
3 – (Sh: 347) Bilhassa bugünkü sendikalarla iltibası önlemek için ön görülen hakemler kurulunun nasıl te¬şekkül edeceğini açıklamakta fayda vardır. [71]

e – Yunus Vehbi Yavuz’un Görüşleri:

Giriş kısmı âyetler ışığında iyi işlenmiş, diğer bü¬tün konularda olduğu gibi, emek-sermaye ilişkisi yeni yorumlara tabi tutularak âyetlerin ışığı altında değer¬lendirilmiştir.
Genel çizgileri itibarıyla konular, âyet ve hadisler ışığında incelenmiştir. Konular işlenirken tâli kaynaklar daha az kullanılmıştır. Tebliğ’de ilhamın doğrudan Kur’an’dan alındığı intibaı vardır. Bu yönü ile sayın tebliğ sahibini özellikle tebrik etmek isterim.
Serbest pazarlık başlığı altında ücret tesbiti konu¬sunda Fir’avn’m, sihirbazlarına vermeyi tâahhüt ettiği ücret mukavelesi ile ilgili tesbitini güzel buluyorum.
S. 348’de işçi-işveren arasındaki anlaşmazlıkların çö¬zülememesi halinde hakemler kurulunun teşkilini öngörürken en-[72] âyette bahiskonusu olan karı koca arasındaki anlaşmazlıkları uzlaştırmak için, ku¬rulması teklif edilen hakemlere göre kıyas yapmakta¬dır. Ancak, bu hakemlerin tarafların rızası ile seçilme¬si lâzımdır.
S. 351’de işverenin sorumluluklarından bahs edilir¬ken, ne işverenin işçiye, gücünün yetmediği işi teklif etmesini, ne de işçinin işverene gücünün üstünde ücret vermesini istemesinin uygun olmayacağını[73]. âyet-i kerimesine kıyas yaparak vurguluyor.
Netice: Kullandığı 58 dipnottan 52’si Kur’an ve Sün¬nete dayalı olmasına rağmen, işçi-işveren münasebetle¬ri konusunda önemli meselelere parmak basılmış ve güzel neticeler elde dilmiştir. Bu çalışma yalnız Kitap ve Sünnet esas alınmak suretiyle bile, asrımızın çözüm bekleyen bir çok meselesinin halledilebileceğinin örne¬ğini teşkil eder. Tebliğciyi bütün samimiyetimle tebrik eder nice değerli araştırmalara muvaffak olmasını yü¬ce Allah’tan temenni ederim. [74]

Tebliğ Sahibinin Görüşlere Cevabî :

Doç. Dr. îlhan Oksay’ın görüşlerine cevap :

Konuların tertibi biraz da kaynakların şevkiyle oluştuğundan bu hususu meselenin özüne taalluk eden bir husus olarak görmüyorum.
İslâmî hükümleri diğer dinlerle mukayese etmeyi İslâmî araştırmalarda itiyat edinmiş değiliz. İlâhî kay¬naktan geldiği şekliyle muhafazaya muvaffak olduğu¬muz İslâm’ın birinci kaynağı, olan Kur’an’ı beşerî neva ve heveslerle karıştırılmış bulunan diğer dinlerle aynı kategoride mütala etmeyi uygun bulmayız. Böyle bir çalışma mukayeseli dinler tarihçilerinin konusu olabi-lir.
Tebliğimizin başında takdim ettiğimiz üzere asıl görüşümüz üretimin iki önemli faktörünün emek ve sermaye olduğudur. Yalnız burada biriktirilmiş nakit¬leri, üretim araç ve gereçlerini ve hatta işlenmemiş haliyle tabiatı sermaye kavramı içinde düşünüyoruz. Üretim süreci içinde emek bir tarafta üretimin öteki faktörleri ise diğer tarafta yer alırlar. Bu aynı zaman¬da sayın İbrahim Ural’ın da tenkidine cevaptır.
Sayın Oksay’ın zannettikleri gibi marksist ve kapi¬talist sistemlerle İslâm’ın mukayesesini yapmayı hiç arzulamadık. Biz sadece konuyu islâmî açıdan incele¬meye çalıştık. Sadece diğer sistemlerin temel karak¬terlerine birer cümle ile işaret ettik.
Sermayeye müdahaleyi haklı kılan nedenleri İslâm hukukunun bütünü içinde bulabiliriz. Ancak bu mesele bir başlık altında işlenmiş değildir. Aile hukukundan borçlar ve miras hukukuna, şahsın hukukundan siyer bahsine kadar değişik konularda değişik biçimlerde ser¬maye ile ilgili kayıtlayıcı hükümler bulunabilir.
Hakem kurulunun ve sendikaların bugünkü işleyiş biçimlerini biz araştırmamızın dışında bıraktık. Ancak işçilerle işverenler arasında ihtilâf vaki olmadan veya olduktan sonra hem işçilerin hem de işverenin hakemli¬ğine razı olacakları kişilerin hakem olarak seçilmelerini biz Kur’an hükümlerine muvafık bulduk. Yalnız, hakemlerin her iki tarafın rızasını almış bulunmaları¬nı temel şart olarak gördük. Buradan anlaşılıyor ki her bir işyerinde ihtilâf vukuunda ayrı hakemler seçile¬cektir. Bir iş kolunun doğacak bütün ihtilaflar için bir tek hakem heyeti seçmesine mani bir hüküm de yok¬tur. Hakemlerin seçilme biçimi ise işin teknik yönüdür. Süreli veya sürekli olarak seçilmelerini konunun esa¬sına taalluk eden bir husus olarak görmüyoruz. Bura¬da aynı zamanda Yunus Vehbi Yavuz beyin tenkidini de cevaplamış oluyorum.

Sayın Prof. Cemil Kıvanç’ın görüşlerine cevap:

Kıvanç bey Hz. Peygamber’in “üç sınıf insan var¬dır ki kıyamet günü ben onların hasmı olacağım… Bu üç sınıf insandan biri de ücretle bir kişi tutup o kim¬se de işini bitirdikten sonra ona ücretini ödemeyendir” mealindeki hadisine yer vermemizi yeterli bulmuyor ve asıl mesele ücretin hemen Ödenmesimi yoksa yeterli bir ücretin ödenmesimidir sualini tevcih ediyorlar. Za¬ten biz de hemen müteakip sahifede “Serbest Pazarlık Sistemine Müdahale” başlığı altında bu konuyu cevapla¬maya çalışmıştık.
Kıvanç bey grevde asıl olan grevin işçi elinde bir tehdit unsuru olarak bulunmasıdır, yoksa grevin fiilen uygulanması değildir görüşünü ileri sürüyorlar. Grevin bir tehdit silahı olabilmesi için bu silahın kullanılabilir olması gerekir. Biz ise hakkın elde edilmesinde işçinin tek taraflı bir iradeyle işi tatil etmesini tecviz edecek bir delil bulamadık. Sermayenin gücünü ve işçinin ço¬ğu kere zayıf ve muztar durumda bulunabileceğini he¬sap ederek meselenin hallinde hakkaniyet prensiplerine uygun başka çıkış yolları teklif ettik.
Sayın Yunus Vehbi Yavuz Bey’e teşvikkâr ve sita” yişkâr ifadeleri için teşekkür ederim. [75]

[68] Doç. Dk. Hamza Aktan, İslâm’da Emek ve İşçi-İşveren Münasebetleri, Ensar Neşriyat Yayınları: 354-355.

[69] Doç. Dk. Hamza Aktan, İslâm’da Emek ve İşçi-İşveren Münasebetleri, Ensar Neşriyat Yayınları: 355-356.

[70] Doç. Dk. Hamza Aktan, İslâm’da Emek ve İşçi-İşveren Münasebetleri, Ensar Neşriyat Yayınları: 356-358.

[71] Doç. Dk. Hamza Aktan, İslâm’da Emek ve İşçi-İşveren Münasebetleri, Ensar Neşriyat Yayınları: 358.

[72] Nisâ, 4/35.

[73] el-Bakara 2/233.

[74] Doç. Dk. Hamza Aktan, İslâm’da Emek ve İşçi-İşveren Münasebetleri, Ensar Neşriyat Yayınları: 359.

[75] Doç. Dk. Hamza Aktan, İslâm’da Emek ve İşçi-İşveren Münasebetleri, Ensar Neşriyat Yayınları: 360-361.

Hamza Aktan’ın Tebliği

About these ads

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: