Dini ve içtimai açıdan kız isteme ve nişanlanma


Kur’an ve sünnette evlilik / Dr. Muhammed Raid Hamdi Ebu’n-Nur

nisan

Nişanlanma

Kişi, bu dinî ve psikolojik verilerin ışığında eşini seçme yoluna gir­diğinde, hayat ortağını bulmak için ilk adımı atmış demektir.

Eş seçimini yapan kişi, nişanlılık aşamasına gelmiştir.

Bir akid olarak evlilik, insan hayatında o kadar derin etkileri ol­masaydı, diğer akidlerde olduğu gibi bir ön hazırlığa ihtiyaç olmazdı. Şekil yönüyle diğer akidlere benzemekle birlikte insan hayatındaki et­kilerinden dolayı akidlerin en önemlisidir.

Etkileri ebedî olarak devam edecek bir akiddir. insan hayatı onun­la yeni bir döneme girer. Kişinin sorumluluk alanı öncekine nazaran çok daha geniş bir sahayı kapsar.

Evliliğe bir hazırlık mahiyetinde olan nişanlılık devresi her iki ta­rafın daha iyi düşünmelerine fırsat verir. Meselenin çeşitli yönlerini bu dönemde daha iyi değerlendirme fırsatı bulur ve evlilik akdinin nasıl ta­mamlanacağım araştırıp kararlaştırırlar.

Bu nedenle beşerî hukuklarla semavî hukuklar, evliliğe önem ver­mişlerdir. Çeşitli hukuklarda nişanlılığa dair kurallar farklı olsa da he­men hepsi onun, erkekle kadın arasında evleneceklerine dair bir sözleşme olduğunu kabul ederler.

Dinî açıdan meselenin sadece hnstiyanlık ve islâmdaki durumunu anlatmakla yetineceğiz. Sonra dinî ve ahlakî kurallar çerçevesinde me­selenin ruhî ve içtimaî yönünü tartışacağız.[835]

Hrıstiyanlıkta Nişanlanma:

1- Başlangıçta her iki tarafı evlenme akdine icbar eden kanunî bir akid idi. Genelde ahde vefalıhk, nişanlanan kişinin nişanlısından başkasıyla evlenmemesi, nişanlılardan her birinin akrabalarının diğeri için  de   akraba  sayılması  gibi  evliliğe terettüp  eden hususlar nişanlanma için geçerli idi. Hnstiyanların 1545-1563 tarihleri arasında toplanan konsüllerde durum değişti. Bağlayıcılığı ve ona terettüp eden hukukî kurallar kaldırıldı. Bağlayıcılığı sadece vicdanî mesele olarak kabul edildi.

Katolik kilisesinin kanunlarında mesele artık bu şekilde tesbit edildi. Bununla birlikte hiçbir gerekçeye dayanmaksızın yapılan nişan bozmalar medenî ve dinî birtakım cezalarla cezalandırılıyordu.

2- Ortodoks kilisesinin kuralları da buna yakındır. Hrıstiyan hu­kukçuların nişanlıların hâlvetiyle (nişanlıların tenha bir yerde başbaşa kalmalarıyla) ilgili görüşleri ileride ele alınacaktır. [836]

Kur’an Ve Sünnet Çerçevesinde Nişanlılık

I- Kur’an Çerçevesinde Nişanlılık

a- Kur’an-ı Kerîm, şu ayette meseleye sarahaten temas etmiştir: “Böyle (iddetini bekleyen) kadınlara evlenme isteğinizi üstü ka­palı biçimde bildirmenizden, yahut içinizde tutmanızdan dolayı size bir günah yoktur.[837]

b- Şu ayetlerde de, meseleye zımnen temas etmiştir:

‘İçinizden ölenlerin, geriye bıraktıkları eşler bizzat kendi­leri dört ay on gün beklerler. [838]

“Boşanmış kadınlar, bizzat kendileri üç aybaşı hali veya üç temizlik müddeti beklerler. [839]

Bu ayetlerde, zikredilen bekleme müddeti içerisinde nişanlan­manın olamayacağı zımnen anlatılmaktadır. Ancak bu müddet dolduk­tan sonra nişanlanma (kadına talip olma) sözkonusu olabilir. [840]

II- Sünnet Çerçevesinde Nişanlılık

Sünnet, bu konuyu birçok yerde ele almış ve ona değişik açılardan bakmıştır. Bunları özet olarak aktarmağa çalışacağız: [841]

a- Ahlakî alanda:

Bu alanda, müslümanlar arasındaki insanî ve kardeşlik bağlarını korumak için, birisinin sözlüsü olan bir kıza başkasının talip çıkması haramdır.

1- Bu hususta Malik, Şafiî, Ahmed, Buhârî, Müslim, Ebu Davud, Tirmizî, Nesaî ve Ibnu Mâce, Ebu Hüreyre’den Peygamber’in (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet ederler:

“Zandan sakının, çünkü zan sözün en yalanıdır. Te­cessüsten, başkalarının kusurlarını araştırmaktan sakının. Bir­birinize kin beslemeyin. Allah’ın kardeş kulları olun. Hiçbir er­kek, mü’min kardeşinin sözlüsüne talip olmasın; beklesin o kişi ya onunla evlenecek veya vazgeçecek.” (Hadisin lafzı Buhârî’nindir.) [842]

2- Yine Malik, Şafiî, Ahmed, Buharı, Müslim, Ebu Davud, Nesâî ve Ibnu Mâce, Ibnu Ömer’in şöyle dediğini rivayet ederler:

“Peygamber (s.a.v.), biriniz birşey almak üzereyken öbürünün onu satınalmağa kalkışmasını yasakladı. Ayrıca kişi, mü’min kardeşinin sözlüsüne talip olmasın. Beklesin, diğeri sözlüsünden vazgeçer veya izin verirse ancak o zaman talip olabilir.” (Lafzı Buhârî’nindir.) [843]

3- Ahmed ve Müslim, Ukbe b. Âmir1 den Rasûlüllah’m (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet ederler: “Mü’min, mü’minin kardeşidir. Mü’min kardeşi birşey almak üzere iken o şeye alıcı çıkmak mü’min için helal değildir. Mü’min kardeşinin sözlüsüne talip çıkmak da helal değildir. Ancak o kişi tamamen vazgeçerse o başka.” (Lafzı Müslim’indir). [844]

Bu hadislerden şu neticeleri çıkarıyoruz:

1- Kişinin, mü’min kardeşinin sözlüsüne talip çıkması yasak­lanmıştır ve buradaki yasaklama haramı ifade ediyor.

2- Yasaklama için bir müddet tayin edilmiştir. ilk talip tamamen vazgeçer yahut başkasının talip olmasına izin verirse bu müddet son bulmuş olur.

3- Bu   yasaklamanın   sebebi,   böyle   bir   davranışın   islâm kardeşliğiyle bağdaşmamasıdır. Mü’min, kardeşine eziyet verecek bir davranışa kalkışmaz. Mü’mine eziyet veren hususlardan biri de talip olduğu kıza talip olmaktır.

4- Müslümana eziyet etmek veya gönlünü kırmak, ancak erkekle evleneceği kadın arasında bir muvafakat bulunduğunda sözkonusu olur. Ama aralarında bir muvafakat yoksa ya da taraflardan biri mu­vafakat etmemiş yahut kadının henüz bir görüşü oluşmamışsa o zaman talip olmakta bir sakınca yoktur. Bu durumda başkasının talebi üzerine talepte bulunmak diye birşey sözkonusu değildir. Bazen de talipler çok olur ama biri, diğerinden haberdar değildir.

Yukarıdaki hadislerin ışığında anlaşılan bu, bir de bu anlaşılana ışık tutacak bir vakıayı nakledelim .

Fâtıma bint Kays, aynı anda hem Muaviye b. Ebî Süfyan ve hemde Ebu’l-Cehm’in evlilik teklifiyle karşı karşıya kaldı. Hangisiyle evleneceğine istişarede bulunmak üzere Peygamber’e (s.a.v.) gitti. Rasûlüllah (s.a.v.), iki kişinin ona talip olmasında bir sakınca görmedi. Danışması sonucunda da ona Üsame b. Zeyd’le evlenmesini tavsiye etti. Buyurdu ki: “Muaviye, fakir biridir; Malı yoktur. Ebu’1-Cehm ise, kadınları çok döver. Ama Üsâme…” Rasûlüllah (s.a.v.), Üsâme’den bah­sedince, kadın elleriyle işaret ederek: Üsâme mi, Üsâme mi? Onunla ev­lenmeğe arzusu olmadığım belirtti. Bunun üzerine Rasûlüllah (s.a.v.): “Allah’a itaat ve Rasûlüne itaat senin için daha hayırlıdır” buyurdu. Kadın, Üsâme ile evlendi ve onunla mutlu oldu. [845]

b- Kadının Görüşüne Saygı Göstermek:

Kadına saygı ve onun hayat ortağını seçme konusunda hür olduğuna dair Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:

“Dul kadın kendi hakkında karar verme konusunda velîsinden daha hak sahibidir. Kızdan da izin vermesi istenir, onun izin vermesi, susmasıdır.[846]

“Dulun emri alınmadıkça nikahla namaz ve kızın izni alınmadıkça nikahlanamaz.” Ya Rasûlallah, izin nasıl? dediler. “Susmasıdır” buyurdu. [847]

Uygulamaya Dair Misaller:

Bu talimatların tatbikatına gelince, mukaddime de belirttiğimiz gibi, Ümmü Hâni’ bint Ebî Talib’e Rasûlüllah (s.a.v.) talip olmuştu. Ümmü Hâni’: Ya Rasûlallah, sen bana canımdan daha değerlisin, ne var ki ben yaşlı bir kadınım, çocuklarım da küçük, ayrıca kocanın hakkı da büyüktür; korkarım ki, kocama kendimi fazla kaptırır ve çocuklarımı ihmal ederim ya da çocuklanma yönelir, kocamı ihmal ederim.

Bunun üzerine Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Deveye binen kadınların en hayırlıları, Kureyş’li kadınlardır. Çünkü onlar çocuklarına daha çok şefkat gösterir ve kocalarının malını daha çok gözetirler. Meryem bint İmran’ın deveye bindiğini bilsey­dim, kimseyi ondan üstün tutmazdım. [848]

Ayrıca rivayet edilir ki, Rasûlüllah (s.a.v.), babasının zorlamasıyla evlendirilen Hansa bint Hazzâm el-Ensârîye’nin nikahım bozmuştur.

Hansâ’ya iki kişi talip olmuştu. Bunlardan biri; Rasûlüllah’ın (s.a.v.) ashabının kahramanlarından olan Ebu Lübabe b. el-Münzir, diğeri ise, -Hansâ’mn akrabalarından- Avf oğullarından bir adam idi. Hansa, Ebu Lübabe’yi istiyordu. Ancak babası, buna aldırış etmeden onu, amcasıoğlu ile evlendirdi.

O da Peygambere (s.a.v.) gelerek: Babam bana haksızlık etti ve benden habersiz beni evlendirdi, dedi. Peygamber (s.a.v.), ona: “Onun nikahı yoktur, sen, dilediğinle evlen” buyurdu. Bunun üzerine, Ebu Lübabe ile evlendi.

Mebsut’un müellifi, bu olayı basit bir farklılıkla rivayet etmekte­dir. Bu rivayet şöyledir: Hansa: Babam, istemediğim halde beni kardeşi oğlu ile evlendirdi, dedi. Rasûlüllah (s.a.v.): Babanın yaptığını hoş görüp kabul et, buyurdu. Hansa: Babamın yaptığına rızam yok, dedi. Bunun üzerine Rasûlüllah (s.a.v.): Git, onun nikahı yoktur, dilediğini nikahla, buyurdu. O zaman Hansa: Babamın yaptığını kabul ettim, la­kin herkesin, babaların kızları üzerinde bir tahakkümlerinin olamaya­cağını Öğrenmesini istedim, dedi. [849]

Mebsut’un müellifi, bunu naklettikten sonra şöyle demektedir: Rasûlüllah (s.a.v.), Hansâ’mn bu söylediğine karşı çıkmadı. [850]

Atabe b. Ebî Leheb’in Berire isminde bir cariyesi vardı. Atabe onu Muğire’nin kölelerinden biriyle evlendirdi. Ama Berire; yetkisi elinde ol­saydı buna rıza göstermeyecekti. Nitekim isteksiz olduğu ve nefreti yüzünden okunuyordu. Mü’minlerin anası Aişe (r.a.) onun bu durumu­na acıdı, onu satın alıp azat etti. Bunun üzerine Rasûlüllah (s.a.v.) ona: ‘Yetkini eline aldın, artık dilediğini seç” buyurdu.

Kocası peşinden koşarak ona yalvarıyor ve ağlıyordu. Ama Berire, onun yalvarmasına ve döktüğü gözyaşlarına aldırış etmeden yoluna de­vam etti. Bunun üzerine Rasûlüllah (s.a.v.), ashabına: “Şu adamın sev­gisine ve şu kadının ona duyduğu nefrete bakın, hayret, değil mi?” de­dikten sonra Berire’ye: “Allah’tan kork, o senin kocan, çocuklarının babası” dedi. Berire: Bana, ona dönmemi mi emrediyorsun, dedi. Rasûlüllah: “Hayır, sadece aracılık etmek istiyorum” buyurdu. Berire: O halde benim ona ihtiyacım yok, dedi. [851]

Bununla ilgili olarak Buharî senediyle Ibnu Abbas’tan şöyle dediğini rivayet ediyor: Berire’nin kocası Muğis isminde bir köle idi. Arkasından koşusunu, ağlayarak gözyaşlarının sakalı üzerine boşandığını görüyor gibiyim. Peygamber (s.a.v.), Abbas’a: Ya Abbas, Muğis’in Berire’ye olan sevgisine ve Berire’nin de ona olan bu nefretine şaşmıyor musun?” buyurdu.

Rasûlüllah (s.a.v.), Berire’ye: “Ona geri dönsen” buyurdu. Berire: Ya Rasûlallah, ona dönmemi mi emrediyorsun? dedi. Rasûlüllah: “Hayır, sadece aracıyım” buyurdu. Berire: O halde benim ona ihtiyacım yok, dedi.

Evet… Peygamber (s.a.v.) ona yüce şanına rağmen, Berire’yi seven Muğis için Berire’nin indinde aracı olmakta bir sakınca görmüyor!

Her ikisi de köle idiler, ama bununla birlikte her ikisi aynı zaman­da insan idiler, islâm’a göre kölelik, hürriyete, özellikle ifade hürriyetine ve seçme hakkına ne zaman engel oldu ki!

O yüce peygamber, o yüce insan, insanlıkta derin izleri ve büyük önemi olan bir hususta ikisinin arasına aracı olarak giriyor! Onun gibi büyük birine yaraşan da buydu! [852]

Onun aracılığı -o kudret ve heybetine rağmen mutlaka yerine get­irilmesi gereken bir emir ya da kesin bir görüş şeklinde değildi. Bu ne­denle hak sahibi olan o kadının, hakkından vazgeçmesini ondan istediği halde vazgeçmemesinde bir sakınca görmedi. Hatta aracılığını reddet­mesini hoş karşılamama gibi bir tavır da takınmadı.

Bu durum, islâm’ın müsamahasını gayet güzel gözler önüne ser­mektedir.[853]

c- İstenecek Kızı Görmek:

Bu mesele de müteaddit yönlerden anlaşılmaktadır. Şöyle ki:

1- Ahmed, Ebu Davud, Hâkim, Beyhakî, Bezzar ve Abdurrezzak, Cabir b. Abdillah’tan Rasûlüllah’ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet ederler:

“Sizden biriniz bir kadına talip olduğunda, onunla evlen­meğe karar verecek kadar o kadına bakabilme imkanına sa­hipse, bunu yapsın.” Câbir, diyor ki: Seleme oğullarından bir kıza talip oldum» onu görmek için bir sazlıkta saklanıyordum, nihayet onunla evlenmeğe karar verecek kadar onu gördüm ve onunla evlendim. [854]

2- Ahmed, Said b. Mansur, Ibnu Mâce, îbnu Hibban ve Beyhakî, Sehl b. Hasme’nin şöyle dediğini rivayet ederler: “Muhammed b. Se-leme’nin, onu görmek için Büseyne bint ed-Dahhak’ı gözleriyle takip ettiğini gördüm, dedim ki: Sen, Muhammed’in (s.a.v.) ashabından olduğun halde ona bakıyorsun öyle ha? Dedi ki: Rasûlüllah’ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu duydum: ‘Yüce Allah, bir kişinin kalbine bir kadına talip olmayı koydu mu, o kadına bakmasında bir sakınca yoktur. [855]

3- Ahmed, Said b. Mansur, Dârimî, Tirmizî, Ibn Mâce, Beyhakî ve Ibnu Hibban, Mugire b. Şu’be’nin şöyle dediğini rivayet ederler: Pey-gamber’e (s.a.v.) giderek bir kadına talip olacağımı söyledim. “Git onu gör, çünkü daha iyi anlaşmanızı sağlar” buyurdu. En-sar’dan bir kadını ebeveyninden istedim ve onlara Rasûlüllah’ın (s.a.v.) bu sözünü haber verdim, hoşlarına gitmedi. Kadın, per­denin arkasından benim bu söylediklerimi duydu ve: “Eğer gerçekten Rasûlüllah (s.a.v.) sana beni görmeni emrettiyse, gel gör, değilse, bunun hesabını sana sorarım” dedi. Onu gördüm ve onunla evlendim.[856]

4- Ahmed,   Bezzâr ve  Taberanî,  Ebu  Humayd es-Sâidî’den Rasûlüllah’ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet ederler:

“Sizden biriniz bir kadına talip olacak olursa, kadının ha­beri olmasa da onu görmesinde bir sakınca yoktur. [857]

5- Ahmed, Müslim ve Nesâî, Ebu Hüreyre’nin şöyle dediğini riva­yet ederler: Biri, Ensâr’dan bir kadına talip oldu. Rasûlüllah (s.a.v.) ona:  “Kadını  gördün  mü?” diye  sordu,  adam:  Hayır,  dedi. Rasûlüllah: “Git, onu gör çünkü Ensâr kadınlarının gözlerinde (genellikle) bir kusur var” buyurdu. [858]

6- Said b. Mansur, Ibnu Abdilber, Ibnu Hacer ve Ibnu Sa’d, Hz. Ali ve Fatıma’nın kızı -ki Peygamber’in (s.a.v.) vefatından önce doğmuştu-Ümmü Gülsüm un olayını rivayet ederler. Buna göre: Hz. Ömer, Ümmü Gülsüm’ü Hz. Ali’den istedi. Hz. Ali:

Küçüktür, dedi. Hz. Ömer: Ya Eba’l-Hasan, onu benimle evlen­dir, hiç kimsenin yapamayacağı şekilde ona iyi davranır, değerini bilir­im, dedi. Bunun üzerine Hz. Ali:

  1. Onu sana göndereceğim, onu gördükten sonra hâlâ onu istiyor­san, onu seninle evlendiririm, dedi. Hz. Ali kızına bir elbise vererek onu götürmesini   ve   kendisine   bahsettiği   elbisesinin   bu   olduğunu söylemesini tenbih etti. Kız, Hz. Ömer’e babasının söylediğini aktardı. Hz. Ömer de kıza:

Ona de ki: Kabul ettim. Allah kendisinden razı olsun dedi ve kızın elbisesini kaldırıp topuklarının yukarısına baktı. Kız:

Ne  yapıyorsun?  Mü’minlerin  emiri  olmasaydın  burnunu kırardım, dedi. Ve Öfke ile oradan ayrıldı. Doğruca gidip olayı babasına anlattı ve: Beni kötü bir kocamışa gönderdin, dedi. Hz. Ali kızını yatıştırarak: O, senin koçandır, dedi. Bir müddet sonra Hz. Ömer ilk muhacirlerin meclisine gelerek: Beni tebrik edin, dedi. Niçin seni tebrik ediyoruz ya emîral-mü’minîn, dediler. Ali b. Ebî Talib’in kızı ile evlen­dim dedi ve şunu ilave etti: Rasûlüllah’ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu duydum: “Her neseb, akrabalık bağı ve kadın yoluyla akrabalık kıyamet günü kopuktur. Ancak benim nesebim, akrabalık bağım ve kadın yönüyle akrabalığım hariç,” Neseb yönüyle onunla bir bağım vardı, kadın yönüyle de bir akrabalığım olsun istedim. Bu neden­le beni tebrik edin. [859]

Bu hadislerden çıkarılacak neticeler nelerdir? Bu hadislerden şu neticeleri çıkarabiliriz:

1- Kişinin, evlenmek istediği kadına bakmasında bir sakınca yoktur.

2- Evlenilecek kadını görmeyi anlatan hadislerde geçen “emir kipi” müstahaphğı ifade eder. Rasûlüllah’ın “bunda sakınca yoktur” sözü buna delildir.

3- Evlenecek kişi, eğer evleneceği kadını henüz görmemişse, görmesini salık vermek.

4- Bu ruhsatın şartı, bakmanın evlenmek için olmasıdır.

5- Bakmanın caiz oluşu, evlenilecek kadının bunu bilmesine dayalı değildir. Çünkü Rasûlüllah: “Kadının bundan haberi olmasa da” buyur­maktadır. Yine sahabeden bazısının, evlenecekleri kadını görmek için saklandıkları rivayet edilmektedir.

6- Sahabeden bazısının birşeyi hoş karşılamamaları, onun caiz ol­madığını göstermez. Nitekim Seni b. Hasme, Muhammed b. Seleme’nin, Dahhâk’ın kızını görmeğe çalışmasını hoş karşılamamış ve nihayet bu­nun caiz olduğunu öğrenmiştir.

7- Evlenilecek kadına bakmanın caiz olması istisnaî bir durumdur ve zaruretten dolayıdır. Zaruretler ise, gerektirdikleri miktar ile takdir edilirler. Eğer yüz ve eller dışındaki yerleri de görmeyi gerektiren bir sebep var ise -sakıncalı yerler hariç- kadının diğer yerlerine de bakmak­ta bir sakınca yoktur. [860]

Nitekim Ümmü Gülsüm ile Hz. Ömer arasında cereyan eden olayı gördük. Hz. Ali de, buna karşı çıkmamış, hatta Hz. Ömer’in yaptığına kızan kızını teskin ederek Ömer’in onun kocası olacağım söylemiştir.

8- Bakmanın sının, Rasûlüllah’ın (s.a.v.): “Onunla evlenmeğe yete­cek kadar onu görmesi mümkün ise, bunu yapsın” sözüyle işaret ettiği miktarı aşmamahdır.[861]

d- Denk Olana Rıza Göstermek Ve Evli Olmayanı Evlendirmekte Acele Etmek:

Bu hususta Rasûlüllah’ın (s.a.v.) şu sözü rivayet edilmiştir:

“Din ve ahlakını beğendiğiniz biri size kız istemeğe gelirse, onu evlendirin. Bunu yapmayacak olursanız yeryüzünde fitne ve etkileri geniş fesat çıkar.[862]

“Üç şey vardır ki ertelenemez: Vakti girdiğinde namaz, hazır olduğunda cenaze ve kendine denk olanı bulduğunda dul kadın. [863]

Bu girişten sonra kız isteme ile ilgili ayet ve hadisleri geniş bir şekilde ele alabiliriz.

Bu konudaki ayetler:

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“Böyle (iddetini bekleyen) kadınlara evlenme isteğinizi üstü   kapalı   biçimde   bildirmenizden,   yahut   İçinizde   tutmanızdan dolayı size bir günah yoktur. (Çünkü) Allah, sizin on­ları anacağınızı bilmektedir. Sakın (kapalı evlenme teklifi arasında), iyi söz söylemeniz dışında, onlarla bir gizli (buluşma) ya sözleşmeyin ve farz olan bekleme süresi dolmadan nikah bağını bağlamağa kalkmayın ve bilin ki, Allah içinizden geçeni bilir. O’ndan sakının ve yine bilin kî, Allah bağışlayandır, halim­dir (ceza vermekte aceleci değildir).[864]

Ayette sözü edilen kadınlar, kocası ölmüş kadınlardır. Bu ayetten önceki ve sonraki ayetlerden bu husus açıkça anlaşılmaktadır. Önceki ayet, kocası vefat eden kadınların bekleme iddetini anlatmaktadır. Ayet, şöyledir: “içinizden ölenlerin, geriye bıraktıkları eşleri, dört ay on gün (bekleyip) kendilerini gözetlerler. [865]

Buhârî, “kadınlara evlenme isteğinizi üstü kapalı biçimde bildir­menizden” ayetinin tefsirine dair Ibnu Abbas’ın şöyle dediğini rivayet etmektedir: Kişinin (kadının yanında): Evlenmek istiyorum. îyi bir kadınla evlenebilsem, demesi.

Kasım de şöyle diyor: Kişinin: Sen değerli birisin. Seni beğeniyorum. Allah sana hayırlı bir kısmet gönderiyor ve buna benzer şeyler söylemesi.

Atâ ise şöyle demektedir: Üstü kapalı sözler söyler ama açık söylemez. Mesela: Benim ihtiyacım var. Allah’a şükür sen de evlenebile­cek durumdasın, der. Kadın da, ne dediğini duyuyorum der, vaatte bu­lunmaz. Ayrıca kişi, kadının haberi olmaksızın velisiyle söz kesmemeli-dir. Ama kadın, henüz iddet beklerken bir erkeğe vaatte bulunur ve iddeti bittikten sonra evlenecek olursa, nikahlan bozulmaz.

Burada iki husus üzerinde durmamız yararlı olacaktır:

1- Kocası vefat eden kadına üstü kapalı sözlerle talip olmak.

2- Onunla evlenme isteğini içinde gizli tutmak.

Bu iki hususta sakınca yoktur ve onlardan dolayı kişi günaha gir­mez. Bunlar, Allah’ın tayin ettiği sınırlardır, onları çiğnemeyin; açık açık isteğinizi ifade etmeyin. Ölülere ve akrabalarına saygı göstererek o kadınlar hakkındaki evlenme isteğinizi açığa vurmayın.

ikinci husus ise fıtrî bir durumdur, kişinin iradesi dışında olabilir ve kişi bu duygularım bastıramayabilir.

insanın içinde gizli olduğu müddetçe de ölü veya diri, kimseye ulaşacak bir zararı yoktur. Herhangi bir ahlakî kurala da aykırı değildir. Ama bu çerçevenin dışına taşacak olursa, kişi ona hükmetme ve onu kayıt altına alma imkanına sahiptir.

Allah’ın yüce öğretisi, üstü kapalı konuşmayı mubah ama açık ifade etmeyi yasaklarken insan fitratıyla, yüce zevk ve ahlakla uyum içerisindedir.

Ta’riz [866] üslûpları:

Sekine bint Hanzala’mn şöyle dediği rivayet edilir: Muhammed b. Ali Zeyni’î-Âbidin bana geldi ve Rasûlüllah’a (s.a.v.): Hz. Ali’ye akra­balığımı, Araplar arasındaki konumumu da biliyorsun, dedi. Allah seni affetsin ya Eba Ca’fer, sen güya örnek alınacak birisin! Henüz iddetim dolmadan bana talip oluyorsun, öyle mi? dedim.

Bunun üzerine şöyle dedi: Ben böyle birşey mi dedim, ben sadece Rasûlüllah’a (s.a.v.) ve Hz. Ali’ye akrabalığımı sana haber verdim. Nite­kim Rasûlüllah (s.a.v.), amcası oğlu Ebu Seleme ile evli olan ve kocası ölen Ümmü Seleme’ye gitmiş ve ellerine dayanarak Allah katındaki değerinden o kadar uzunca bahsetmiş ki, hasırın izleri elinde görülmüş.[867]

Gizli Buluşmak Üzere Anlaşmanın Haram Kılınması:

Yüce Allah’ın: “Allah, sizin onları anacağınızı bilmektedir. Sakın (kapalı evlenme teklifi arasında), îyi söz söylemeniz dışında, onlarla bir gizli (buluşma) ya sözleşmeyin[868] sözüne gelince, onda ta’rizin (imah evlenme teklifinin) mubah kılınmasının ille­tine işaret vardır; yüce Allah, nefislerin, kocası ölen kadınlara meyle­deceğini özellikle şerefli, zengin ve güzel oldukları takdirde onlara evli­lik teklifinde bulunma hususunda çok arzulu ve aceleci davranacaklarını bilmektedir.

işte bu durum kadının gönlünü kendine meylettirmek için kişinin içindekini ve kalbinde sakladığını ilan etmesine sürükler.

Allah, insanın böyle yaratıldığını bildiğinden zarar verme ve zara­ra uğrama sözkonusu olmayacak şekilde ta’rizi helal kılmış ve zararlı olan alenî teklifi yasaklamıştır.

Burada haram kılınan, iki husustur: Gizli buluşmak üzere sözleşmek ve henüz iddet bitmeden açık açık evlenme teklifinde bulun­mak.

Gizli buluşmaya dair sözleşmenin yasaklanması, gizli buluşmanın halvete götürmesi, fitnenin ve çirkin sözlerin yayılmasına sebep ol­masıdır. Nitekim Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:

Bir erkek bir kadınla kapalı bir yerde yalnız kaldıklarında üçüncüleri şeytandır.[869]

Yine şöyle buyurmaktadır:

Kocaları hazır bulunmayan kadınların yanına girmeyin, çünkü şeytan kanın vücutta dolaşması gibi vücudunuzda dolaşır. [870]

ilanından haya etmeyecekleri güzel söz ya da iddetin bitiminden sonra örfe uygun olan söze gelince, onda bir sakınca yoktur. Bu sebeple bu husus: “iyi söz söylemeniz dışında” ifadesiyle istisna edilmiştir. Bu, yasaklanan hususlara girmez.

Iddet müddeti içerisinde sözü edilen ta’riz de güzel sözün kapsamı içerisine girer. Bu ifadede tekrar ondan zikredilmesi şu aşağıdaki hu­susları anlatmak içindir:

1- Bu durum, örfe uygundur.

2- iyi söz kapsamına girdiği müddetçe, mubah bir durumdur, ister iddet müddeti içerisinde olsun, ister iddet müddeti dışında olsun mu­bahtır, ikinci durumda zaten evlilik isteğini açık açık ifade etmesinde de bir sakınca yoktur. Çünkü o zaman örfe de muhalif değildir. Aksine, uygulamada genellikle böyledir.

Bu başlık altında da ifade edilmesi, daha önce sözkonusu edilme­yen diğer hususlan da kapsasın diyedir.[871]

İslam Ve Hrıstyanlığın Meseleye Bakışları

Gizli buluşmak üzere sözleşmenin yasaklanması, islam hu­kukçularını, hrıstiyan hukukçuların içine düştükleri sapıklıktan koru­muştur. Çünkü hrıstiyan hukukçular, nişanlıların halvetlerinde (tenhada başbaşa kalmasında) bir sakınca görmezler. Bu hükümleriyle açılan büyük gediği tıkayamayınca da, nişanlıların birbirleriyle yatıp kalkmalarını, evliliklerinin kesinleşmesine götüren bir sebep saymağa yöneldiler. Onlar bu çözümleriyle, evlilik ile zina arasındaki duvarları yıkmış oldular. Neseblerin birbirine karışmasına sebep oldular. Ailenin temel değerlerini ayaklar altına aldılar. Topluma ve kanunlara karşı hile kapılarını açtılar. Bu durumda zina yapanların bu çirkin durumları ortaya çıkınca, onlara “biz evlenmeğe karar vermiştik” şeklinde bir ge­rekçe ileri sürmeleri için yol gösterdiler. [872]

İddet Dolmadan Evliliğe Kesin Karar Vermek:

Yüce Allah’ın: “Farz olan bekleme süresi dolmadan nikah bağını bağlamağa kalkmayın[873]sözüyle yasakladığı ikinci husus budur.

Ayette anlatılan şudur: Bekleme müddeti henüz son bulmadan, velevki niyet ve karar verme şeklinde de olsa evlenmeğe kesin karar vermeyin. Bunu ancak farz olan bekleme süresi bittikten sonra yapabi­lirsiniz.

Kesin karar vermek, ya bunu ifade eden açık bir söz söylemekle ya da kesin niyyet etmekle olur. Ta’rizde bu kesinlik yoktur. Ondan iki an­lam da çıkarılabilir.

Bunda ise, yasaklananın açık bir şekilde ifade edilmesi sözkonusudur. Ayet ayrıca kesin niyyeti de kapsamakta ve bunu da ya­saklamaktadır.

Kişi, yarın ne olacağını bilmediği halde ne yapacağına nasıl kesin karar verebilir ki?

Böyle birşey yüce Allah’ın şu sözüyle bağdaşır mı? “Allah’ın di­lemesine bağlamadıkça (inşaallah demedikçe) hiçbir şey için: ‘Bunu yarın yapacağım’ deme. [874]

Ayet, insanın kendi kendini kontrol etmesini takviye eden, dinî duygularını harekete geçirip Allah’ın kontrolünde olduğu hissini etkili bir şekilde uyandıran ifadelerle son bulmaktadır: “Bilin ki, Allah içinizden geçeni bilir, O’ndan sakının. [875]

Evet… “Bundan dolayı o (Allah Rasülü) nün emrine aykırı davrananlar, kendilerine bir belanın çarpmasından, yahut onla­ra acı bir azabın uğramasından sakınsınlar. [876]

Bununla birlikte suç işleyenler ve ayetin sakındırdığı şeyleri ya­panlar ve sonra da samimi olarak tevbe etmeğe azmedenler için bağışlanma kapısı açıktır. “Bilin ki, Allah bağışlayandır, halimdir (ceza vermekte aceleci değildir.)” [877]

Kız İsteme Alanı:

Daha önce eş seçme alanından bahsetmiştik. Ortada bir engel bu­lunmadıkça kız isteme alanı da aynı alandır.

ilk ayet, ilk engel olan iddetten bahsetmekteydi. Diğer iki ayet ise, iddetlerin çeşit ve miktarlarından bahsetmektedir. Daha sonra, sünnet, başka bir engelden bahsetti. [878]

İlk Engel: İddet:

Yukarıda sözkonusu ettiğimiz ayet, kocasının vefatı sebebiyle id­det bekleyene açıkça evlenme teklifinde bulunmanın haram olduğunu, ta’rizin mubah olduğunu ve ancak iddet bittikten sonra açıkça evlenme teklifinde bulunmanın caiz olacağını ifade etmektedir. Bu durumdaki kadına benzer kadınlar da buna kıyas edilmiştir.

Bain (kesin) talâk ile boşanmış kadın hakkındaki hüküm buradan alınmıştır. Çünkü bü durumdaki kadın hakikat üzere de, hükmen de zevce değildir. Ama ric’î talâk ile boşanmış olanın durumu böyle değildir. Iddeti dolmadıkça zevce olması devam etmektedir. Bu nedenle iddeti dolmadıkça ta’riz de onun hakkında caiz değildir.[879]

Yüce Allah: “içinizden ölenlerin, geriye bıraktıkları eşleri, dört ay on gün (bekleyip) kendilerini gözetlerler” [880]ayetiyle, kocası vefat eden kadına evlenme teklifinin haram olduğu müddeti be­lirtmektedir.

“Boşanmış kadınlar, üç kur1 (üç adet veya üç temizlik süresi bekleyip) kendilerini gözetlerler”[881]ayetiyle de boşanmış kadına evlenme teklifinin haram olduğu müddeti belirtmektedir.

Bu müddet, hayız gören kadınlar içindir. Hayızdan kesilmiş olan­lar küçük olan veya hamile olan kadınlar boşanmış iseler, onların iddeti de şu ayette anlatılmaktadır: “(Yaşlılıklarından ötürü) âdetten kesi­len kadınlarınızın (bekleme sürelerinden) şüphe ederseniz (bilinki) onların bekleme süresi üç aydır. Henüz adet görmeyenler de böyledir. Gebe olanların bekleme süresi, yüklerini bırakmalarına kadardır. [882]

Böylece evlilik teklifinin haram olduğu iddet ve iddet çeşitleri anlaşılmış oldu. [883]

İkinci Engel: Daha Önce Yapılmış Evlenme Teklifidir:

Bu engeli, kız istemenin ahlâkî boyutlarıyla ilgili hadisler açıklamıştır. Bunun ölçüsü, kadının daha önce başka biri tarafından is­tenmiş olması ve iki tarafın da evlenmek üzere anlaşmış olmalarıdır. Konuyla ilgili hadisleri daha önce nakletmiştik.

Ancak birinci engel olan iddet, hem diyaneten, hem de hukuken bir engeldir.

ikinci engel olan, daha önce evlenme teklifinin yapılmış olması ise, sadece diyaneten ve ahlaken bir engeldir.

Bu nedenle birincisinde yapılan akid bâtıl, ikincisinde yapılan ise bâtıl değildir.

Günah akid sebebiyle değil, daha önce kadının istenmiş olması sebebiyle olduğundan, akdin sıhhatim etkilemez. Oysa ki birinci en­gelde durum böyle değildir. Çünkü buradaki engel, akidle bir arada olan iddettir; akid, bu iddet içerisinde vukubulmuştur. Bu nedenle ak­din sıhhatini etkiler ve onu bâtıl kılar.

Dinî ve ahlakî engelle ilgili Peygamber’in (s.a.v.) hitapları, kardeşlik duygularının haklarını hatırlatma, bunun, duygulan ortadan kaldırmayı değil, onlara saygı göstermeyi, aradaki bağlan koparmayı değil, daha da kuvvetlendirmeyi gerektirdiğine yöneliktir. Bu hitablar-da ayrıca imanın gereklerinin, kişinin böyle durumlarda hevasına uy­mamak olduğu anlatılmaktadır. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmak­tadır: “Mü’min mü’minin kardeşidir; mü’min kardeşi birşeyi satın almağa kalkıştığında kendisinin o şeye talip olması, helal değildir ve kardeşi bir kadına evlenme teklifinde bulunmuşken, o kardeşi vazgeçmedikçe kendisinin o kadına talip olması helal değildir.[884]

iman ve kardeşliğin gereği, kişinin, mü’min kardeşinin duygu-lannı incitmemesi, kendisi için istediğini onun için istemesi ve kendisi için hoşlanmadığı birşeyi mü’min kardeşi için de istememesidir. Kardeşi, kızın velîsi ile anlaştığı müddetçe kendisi daha fazla para ya da daha çok mehir vermek suretiyle kardeşinin işini bozmamalı, velîyi başka herhangi bir yolla aldatmam alı dır. Çünkü kendisi o kardeşinin yerinde olsaydı, bundan hoşlanmayacaktı. Böyle davranışlar, toplumda kin tohumlannın yayılmasına, düşmanlığın zehirlerini akıtıp toplum yapısının zayıflamasına sebep olur.

Genelde istenmiş kadına talip olmak ya da birinin alacağı birşeye talip olmak, perde arkasında yapılan işlerdendir. Böylesi davranışlar bir nevi hırsızlık değil midir?

ikinci talip, genelde kendini birincisinden daha yeterli ve daha hak sahibi görerek bu işe kalkışır.

Bu nedenle Peygamber (s.a.v.) bu işten, böyle pekiştirilmiş bir üslubla sakındırmaktadır. ifade, haberi cümle kullanarak inşaî (emri) yi kasdetmektedir. Belagat ilmiyle meşgul olanlar bunu bilirler. Buraya kadar anlattıklarımız şu hususları kapsamaktadır:

1- Mü’minin imanı, alenî yapmadığı birşeyi gizli yapmasına engel­dir. Çünkü Allah’ın kontrolü altında olduğunu bilir:

“Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısılda­dıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız.” [885]

2- Ehil olanı tesbit, o  kadar kolay değildir.  Çünkü  şeklî görünümden çok ruhî yöne dayalı bir husustur. Çoğu zaman kişinin öz kardeşi, kendisinden daha ehil olur. Allah katında insanlann daha değerli olanları, daha muttaki olanlardır. Takva ise, kalbî bir durum­dur. Bazen pejmürde görünümlü kişi Allah katında daha değerlidir.

3- Mü’min,   akıllı   ve   zekîdir,   iyilik   ve   barışa   çağırır, insanların, zararından emin oldukları kimsedir. O halde nasıl kendisi fitne ve fesat çıkaran biri olur?

4- Kendisi için arzu ettiğini mü’min kardeşi için de arzu etmedikçe ve kendisi için istemediğini mü’min kardeşi için de istemedikçe imanı mükemmel olmaz. Mü’min bunun şuurundadır.

Sanki Peygamber (s.a.v.) şöyle demek istiyor: Mü’min -bütün bu sebeplerden dolayı- mü’min kardeşinin talip olduğu kadına talip olmaz; kardeşinin almak üzere olduğu şeyi satın almaz.

Sanki mü’min de, bu hususların yasak olduğunu bilmekte ve emre riayet ederek onlardan uzak durmaktadır. Peygamber (s.a.v.) de canlı ve parlak bir üslûpla onun bu uzak duruşunu; bir vakıayı haber ver­mektedir.

Şayet bu yasaklama, emir kipiyle ifade edilmiş olsaydı, mü’minin kesin olarak bu yasağa riayet eden biri olduğunu anlamazdık ve o par­lak üslûp bizi o derece etkilemezdi.

Kaldı ki engel ebediyyen devam etmez.

Belki kadına talip olan ilk kişi, ondan vazgeçer, belki onunla evle­nir ve belki de hakkından vazgeçerek ikincisine izin verir. O zaman o kadına talip olması caiz olur.

Mü’mine, sabırlı olmak yaraşır, istikbalin perdeleri aralanmcaya kadar sabreder.

Nitekim Peygamber (s.a.v.), bu sabrın ne kadar devam edeceğini şu sözlerinde ifade etmektedir: “Kişi, başkasının talip bulunduğu kadına talip olamaz. Nihayet kendisinden önce talip olan ondan vazgeçer ya da ona izin verirse işte o zaman talip olabilir.” [886]

Yine şöyle buyurmaktadır: “Kişi, mü’min kardeşinin talip olduğu kadına talip olmaz. Nihayet ilk talip o kadınla evlenir veya ondan vazgeçer. [887]

Diğer Adım:

Erkeğin kadına talip olmasından sonra Önemli bir merhale başlar. Bu merhalede sorumluluk velîye aittir. Velî, kadına karşı sorumlu­luğunu yerine getirerek kadının görüşünü alır. Kendisine talip olan erkeğe rıza gösterip göstermediğini ona sorar.

Bunu, yüce İslâm’ın ışığında ve Peygamber’in (s.a.v.) şu sözünün rehberliğinde yerine getirir: “Dul, evliliği konusunda emir verme­dikçe evlendirilmez. Kız da izni alınmadıkça evlendirilmez.” Ya Rasûlallah, izin vermesi nasıl olur? dediler. “Susmasıdır” buyur­du.

Hz. Ömer de şöyle demektedir: “Kızları hakkında analarına danışın.”

Veli, önce kızın annesine veya ilgili kişiye danışır. Sonra kız olsun veya dul olsun evlenecek kadının kendisine danışır.

islâm, kadına olan insanî yüce bakışı ve ona verdiği üstün değerle uyum içerisinde bu yöne büyük önem verir. Kadının haklarının garanti altına alınmasına, evlilik hayatını tekellüf eden esaslara, ailenin huzu­runa ve toplum içerisindeki saygınlığına uygun bir şekilde yerine getire­bilmesi için gerekli olan hususların hepsine özen gösterir.[888]

Kadının Görüşünün Hesaba Katılmaması:

Kadının, hayat ortağını seçerken hürriyetinin yok sayılmasının ve haklarının verilmemesinin sebep olduğu trajedilere işaret etmeğe ve bu meseleyi uzun uzadıya anlatmağa bilmem gerek var mı?

Böyle davranmanın etkeni, daha çok mala tamah, makam sahi­bine yaranmak, şöhret veya dostluk, akrabalık ya da kadının hakkını bilmemek yahut bilmezlikten gelmek gibi sebeplerden kaynaklanmak­tadır.

Kadının zorla gasbedildiği yahut velîsinin mal satar gibi onu pa­zarlayarak sattığı ya da zorbalıkla hayvanın sürüldüğü gibi onu önüne katarak yeni eve; daha doğrusu korkunç zindana götürdüğü dönem geçti artık. [889]

İslâm Ve Kadın

islâm, ondört asırdan beri bu alanda kadının görüşüne saygı gösterilmesi gerektiğini ve onun, geleceğini çizen, mutluluk ya da mut­suzluğunun dayalı bulunduğu akdin geçerliliği için temel teşkil eden görüşünü hür bir şekilde ifade etmesi gerektiğini savunmaktadır.

Peygamberimiz ve sahabileri bu insanî yüce prensib üzere hareket ettiler. Böylece aile hayatlarında mutluluk hüküm sürdü, aralarında barış ve iyi geçim bayrakları dalgalandı. Böylece dinî ve dünyevî görevlerini en güzel şekilde yerine getirebildiler.

Ümmü Hâni’in hadisinden Peygamber’in (s.a.v.) bu konuda kadının görüşüne ne kadar saygı gösterdiğine ve bu hususta duyguları hakim kılanın yanıldığı yerde aklı hakim kıldığına işaret etmektedir.

Peygamber’le (s.a.v.) evlenmek, başka birşeyin onunla boy ölçüşemeyeceği büyük bir şereftir. Peygamber (s.a.v.) de istediği evliliği gerçekleştirme imkanına sahipti. Çünkü o, mü’minlerce kendi can­larından daha üstün idi. Allah ona bu özelliği vermişti. Ancak o, böyle bir davranıştan uzak durdu. Ümmeti için dünya ve ahiret mutluluğunu içeren ebedî bir hayat sistemi çizmek istiyordu.

Rıza göstermenin ötesinde bir husus vardı; şartlan ve ortamı değerlendirmek ve meseleyi değişik yönleriyle ele alıp bir sonuca var­mak. Hiç şüphesiz Ümmü Hâni1, Peygamber’le (s.a.v.) evlenme şerefine; mü’minlerin anası olmağa can-ı gönülden razı idi. Lakin iki görevden kocasına olan ve çocuklarına karşı olan görevlerinden birinin, diğerini engellemesinden endişe ediyordu ve bunun bir engel olduğunu söyledi. Bu endişe olmasaydı, hiç tereddüt etmeden Peygamber’in (s.a.v.) evlen­me teklifine evet diyecekti.

Peygamber (s.a.v.) bütün bunları değerlendirdi, Ümmü Hâni’in görüşünü takdir etti, hatta onu överek şöyle buyurdu: “Deveye binen kadınların en hayırlıları, Ensar kadınlarıdır.[890]

Bu övgüsüne gerekçe olarak, onların, görevlerini hakkıyla yerine getirmelerini zikretti: “Onlar çocuklarına çok şefkatli ve kocalarının malım daha çok gözetirler.”

Bu nedenle, Rasülüllah (s.a.v.), onu dul kalmaktan kurtarmak, ko­casının ölümünden sonra üzüntüsünü hafifletmek, ailelerini yitiren dört çocuğunu gözetmek ve islâm uğruna kendisi ile kocasının uğradıkları eziyyet ve fedakârlıklarım taltif etmek için Ümmü Seleme’ye evlenme teklifinde bulunduğunda, Ümmü Seleme önce mazeret beyan etmiş, an­cak her kadın gibi kendisinin de Peygamber’le (s.a.v.) evlenmekten şeref duyacağım belirterek: ‘Ya Rasûlallah, seninle evlenmeyi istemem diye bir şey sözkonusu olamaz” demiş sonra da endişelerim ve engellerim zikretmiştir. Rasülüllah (s.a.v.) bütün bu endişe ve engellerin ortadan kaldırılacağını söyledikten sonra kendisini karar vermekte serbest bırakmıştır. O zaman tereddüt etmeden evlenme teklifini kabul etmiş ve Rasûlüllah’la (s.a.v.) evlenmiştir.

Ümmü Seleme’nin kendisi bu hususu anlatıyor, diyor ki: Bir gün Ebu Seleme Rasûlüllah’ın (s.a.v.) yanından geldi ve şöyle dedi: Rasûlüllah’dan (s.a.v.) bir söz duydum ve buna çok sevindim. Buyurdu ki: Bir müslümana musibet isabet eder de müslüman, “innâ lillah ve innâ ileyhi raciûn” dedikten sonra: “Allah’ım, başıma gelen bu musi­betten dolayı bana mükafat ver; onun yerine daha hayırlısını ver” diye dua ederse, mutlaka Allah ona bunu verir.

Ümmü Seleme diyor ki: Ebu Seleme’nin naklettiği bu duayı ezber­ledim. Ebu Seleme vefat ettiğinde “innâ lillah ve innâ ileyhi râciûn” de­dikten sonra: Allah’ım başıma gelen bu musibetten dolayı bana mükafat ver; onun yerine daha hayırlısını ver” diye dua ettim. Sonra kendi ken­dime: Ebu Seleme’den daha hayırlısını nerede bulacağım, dedim.

îddetim dolduğunda, Rasülüllah (s.a.v.) geldi ve içeri girmek için izin istedi. Deri dabaklamakla meşgul idim, ellerimi yıkadım ve girme­sine izin verdim. Oturması için deri yüzlü ve içi lif dolu bir yastık yere koydum. Oturdu ve bana evlenme teklifinde bulundu. Sözünü bitirdik­ten sonra dedim ki: Ya Rasûlallah, seni beğenmemem diye bir durum sözkonusu olamaz. Ancak ben çok kıskanç bir kadınım, korkarım ki, Allah’ın azabını hakkedeceğim bir davranışımı görürsün. Ayrıca yaşlandım ve çoluk-çocuğum da çok!

Buyurdu ki: Sözkonusu ettiğin kıskançlığını Allah senden gidere­cek. Yaşlı oluşuna gelince, ben de yaşlandım. Ailenin çokluğu mesele­sine gelince, artık onlar benim de ailemdir.

Ümmü Seleme diyor ki: O zaman Rasûlüllah’ın (s.a.v.) evlilik tek­lifini kabul ettim.

Böylece Rasülüllah (s.a.v.) onunla evlendi. Ümmü Seleme diyor ki: Allah, gerçekten Ebu Seleme’den daha hayırlısını, Rasûlüllah’ı (s.a.v.) bana verdi.

Rasûlüllah’ın (s.a.v.), Benû Müstalik gazvesinden sonra Cüveyriye bint el-Hâris’le ve Hayber gazvesinden sonra Safiyye bint Huyey ile ev­liliklerinde de onun kadının duygularına nasıl saygı gösterdiğini ve eşini seçme konusunda onu nasıl tamamen serbest bıraktığını gördük. Oysa o zaman o, müslüman silahlı kuvvetlerinin başkomutanı idi.

Azâd edilmek için gerekli maddî yardımı almak üzere kendisine gelen Cüveyriye’ye: Bundan daha hayırlısına var mısın? buyurdu.

Cüveyriye: O da ne ya Rasûlallah, dedi. Buyurdu ki: Âzâd olman için gerekli parayı ben vereceğim ve seninle evleneceğim. Cüveyriye: Olur, dedi.

Safiyye’yi de, serbest bıraktı; dilerse onu azad edecek ve akraba­larına geri dönecek, dilerse islâm’ı kabul edecek ve kendisiyle evlene­cek. Safiyye: Allah ve Rasûlü’nü tercih ederim, dedi.

Rasûlüllah’m (s.a.v.) hayatında, bir kahraman ve komutan olarak takındığı yüce tavırlar, bir erkek olarak takip ettiği üstün ahlâk ve bir peygamber olarak uyguladığı yüce prensiblerine dair daha nice parlak tablolar vardır.

Galip bir komutan olduğu halde, kadına nasıl baskı yapmadığını, onu dilediği alternatifi seçmekte hür bıraktığını gördük. Kendisinin arzu ettiğinin aksine seçim yapabileceğim açık açık kadına anlattığını gördük.

Hansa ve Berîre kıssalarında bu husus daha da pekiştirilmiş du­rumdadır. Kadının rızası dışında kıyılmış nikahın idareci tarafindan bozulabileceğine cevaz verdiğini gördük; akid, kadının rızası olmadan devam edemez. Böylece insanların rızası dışında, insanların herhangi birşeye zorlananı ayacağını anladık. [891]

Çözüme Kavuşturulması Gereken Bir Problem:

Evlenilecek Kadını Görmek

Evliliğe rıza gösterildikten sonra, bir problemle karşı karşıya kalıyoruz: Ru’yet (evlenilecek kadını görmek) ve onu ilgilendiren husus­lar.

Ru’yet, evlenme teklifinden önce ve kişinin evlenmeğe azmet­tiğinde de olabilir.

Bazıları, bu hususta çok katı davranır ve bu durumda kızlarının, pazarda satışa arzedilmiş ticaret eşyası durumuna düşmüş olacağını sanırlar. Oysa evlilik teklifinde bulunan gerçekten samimi ve teklifinde ciddi ise bunda ne sakınca vardır?

Birbirlerini görmeyeceklerse erkeğin rızası da, kadının razısı da hangi temele dayanmış olur ki?

Erkek de, kadın da, birbirlerini görme ve gördükten sonra karar­larını verme hakları yok mu? Ancak birbirlerini gördükten sonra mu­vafakat edecek veya etmeyecekler. îşte o zaman kararlarını basiret üzere vermiş olurlar.

Onlardan biri, evlendikten sonra, hoşlanmadıkları hatta nefret et­tikleri bir tiple karşılaşırlarsa evlilik hayatının ne tadı kalır? Böyle bir evlilik nasıl devam eder?

îbnu Mâce, yukarıda naklettiğimiz Muğire hadisini az bir farklılıkla rivayet etmektedir: Muğire diyor ki: Peygamber’e (s.a.v.) git­tim ve ona bir kadına talip olduğumdan bahsettim. Buyurdu ki: “Git onu gör, çünkü bu, uyumlu bir evlilik yapmanıza yardımcı olur.” Gittim, Ensar’dan bir kadım ebeveyninden istedim ve onlara Peygamber’in (s.a.v.) bu sözünü haber verdim. Bu, onlann hoşuna gitmemiş gi­biydi. Ancak talip olduğum kadın, perdenin arkasından bu söylediklerimi duymuştu. Bana seslenerek: Eğer gerçekten Rasûlüllah (s.a.v.) sana bunu emretmişse, gel gör. Değilse, Allah senden bunun hesabını soracaktır, dedi. Muğire diyor ki: Onu gördüm ve onunla evlen­dim.

Bu hadisten şu neticeleri çıkarıyoruz:

1- Görmenin illeti: “Daha uyumlu bir evlilik yapmaları.” Yani görmek, aralarındaki ülfet ve sevginin temelidir.

2- Bazı kimselerin, böyle bir emrin sıhhatini bilmemeleri ya da yaygın gelenekler sebebiyle bu durumdan hoşlanmamaları. Nitekim o kadının ana-babası önce bundan hoşlanmamışlardı. Sonra kızları, Rasûlüllah’m (s.a.v.) gerçekten o kişiye bunu emretmiş olacağına kani olduktan sonra ebeveyni de bu görüşe meyletmişlerdir.

3- Ensar’ın, Peygamberin (s.a.v.) talimatına ne derece önem ver­dikleri. Bunu, kızın: “Gerçekten Rasulüllah sana bunu emretmişse…” sözünden anlıyoruz. Nitekim ebeveyni de, bundan emin olduklarında hemen eski tavırlarından vazgeçmişlerdir.

4- Evliliğe talip olan kişinin, maksadını kadının ailesine duyur­duktan sonra kadını görmek istemesinin caiz oluşu ve ailenin de, bu isteği kabul etmelerinin caiz oluşu.

Buharı, evlilikten önce kadını görme konusunda kendisince sahih olan iki hadis nakleder:

Birincisi: Peygamberin (s.a.v.) rüyasında meleğin bir ipek bez parçasında getirdiği Hz. Aişe’yi görmesini ve meleğin: Bu senin zevcen deyip Peygamber’in (s.a.v.) Hz. Aişe’nin yüzü üzerindeki perdeyi kaldırıp onu görmesini anlatan hadis.

ikincisi: Kendisini Peygamber’e (s.a.v.) arzeden ve peygamberin başını kaldırıp ona baktığını anlatan hadis, Tirmizî, Müslim, Ahmed, Ebu Davud ve başkalarından naklettiğimiz diğer hadisleri Buhârî ri­vayet etmemektedir. Rivayet etmemesi, ya Ibnu Hacer’in zikrettiği gibi kendi şartlarına göre bunların sahih olmamasındandır ya da Hâkim’in Müstedrek’te belirttiği gibi, bu hadisler, Buhârî’nin nakletmediği diğer sahih hadislerdendir.[892]

Kadının Nerelerine Bakılabilir:

Kadının neresine bakılabileceği meselesine gelince, Ahmed ve bir topluluğun rivayet ettiği ve yukarıda sözkonusu ettiğimiz hadis buna işaret etmektedir: “Onunla evlenmesine karar verecek kadar onu gÖrebilirse, onu görsün.”

Ebu Davud rivayetinde ise: “Onunla evlenmesine karar vere­cek kadar ondan bazı yerlerine bakabilirse, baksın.” Bu rivayet, evlenmeğe karar verecek kadar bazı yerlerini görmesinin, tamamını görmesine ihtiyaç bırakmayacağını ifade etmektedir. [893]

Evlenmeğe Yetecek Kadarın Ölçüsü Nedir:

Evlenmeğe sebep olan iki unsur vardır:

Birincisi: Ruhî olgunluk.

İkincisi: Bedenî güzellik ve buna benzer diğer maddî hususlar.

Herhalde Rasûlüllah’ın (s.a.v.): “Kadınla, dört şey için evlenilir…” hadisini hatırlıyoruz. Bu hadiste bir kadınla evlenmek için dindarlık ve ahlak olgunluğunun ilk planda gelmesi gerektiği anlatılmaktadır.

Sonra diğer hususlar gelir. Nitekim bunları yukanda anlatmıştık.

Dinî kurallar ve ahlâkî gelenekler çerçevesinde, kadının şahsiyet ve hayasını gözeterek ve hem erkek, hem de kadınların nevalarının akıllarını çelmelerini engelleyerek güzellik hususunda evlenmeğe karar verecek sınırda durarak ve bazı yerlerini görmekle yetinerek, evlenmek niyetiyle bakmanın bir istisna olduğunu bilerek, şu görüşler ileri sürülmüştür:

Evlenecek erkeğin, kadının yüz ve ellerine bakması caizdir.[894] Malikîlerin görüşü budur.

Kadının yüzü, elleri, boyun ve ayaklanna bakması caizdir. Hanbelîler’in mezhebinde meşhur olan görüş budur.

Zayıf bir görüşe göre: Kadının açık başına bakabilir. Çünkü kadının genelde çekici yönlerinden biri de saçıdır. [895]

Kadın da aynı şekilde erkeğin yüzüne ve ellerine bakabilir. [896] Göbekle dizkapağı arası hariç her tarafına bakabileceğini söyleyenler de olmuştur. [897]

Bu alanda bu görüşler çerçevesinde fitneden genellikle emin ol­mak mümkündür. [898]

Bu Konuda İzin Almak Şart Mıdır?

Cumhura göre izin şartı yoktur. Kastalânî, Şafîîlerden naklen şöyle demektedir: Fitne endişesi olsun olmasın kadın ve erkekten herbi-ri şeriatın izin verdiği miktarla yetinerek ve karşı tarafın iznini alma­dan diğerine bakabilir.

Sehl b. Muhammed b. Ebî Hasme, amcası Selman b. Ebî Has-me’nin şöyle dediğini rivayet eder: Muhammed b. Mesleme’nin Medine damlarının birinde saklanarak Dahhâk’ın kızını görmeğe çabaladığını gördüm. Rasûlüllah’ın (s.a.v.) ashabından olduğun halde sen mi böyle davranıyorsun, dedim. Evet, çünkü Rasûlüllah’ın (s.a.v.) şöyle buyur­duğunu duydum, dedi: “Allah, birisinin kalbine bir kadına talip olmayı koydu mu, o kadına bakmasında bir sakınca yoktur.”

Cabir’in:  “Bir cariyeye talip oldum.  Onu görmek için saklanıyordum, nihayet evlenmeğe karar verecek kadar onu gördüm” şeklindeki sözlerini yukarıda nakletmiştik.

Belki de, kadının haberi olmadan onu görmekte, onun duygularını gözetme bakımından daha yararlıdır. Ola ki onunla evlenmek isteyen kişi, gördükten sonra onu beğenmez. Bu da, psikolojik açıdan etkilen­memesine sebep olur.

Kadının izni olmaksızın onu görmek caiz ise, izin alındıktan sonra ve bilgisi dahilinde görülmesi evleviyetle caiz olur.

Diğer hususlar:

Evlenilecek kadının güzellik yönünü ilgilendiren hususlar, bunlar.

Diğer yönler, sormak ve araştırmakla Öğrenilir.

Geriye aklî ve ahlâkî durum kalıyor.

Bu husustan emin olmak da, kadının çevresini, davranışlarını, ai­levî ve içtimaî ilişkilerini araştırmakla mümkün olur. Kültür seviyesini Öğrenmek isteyen, bu yönü de araştırır. Kadın da, erkek hakkında aynı şekilde araştırma yapar.

imam Gazâlî, İhya isimli eserinde ahlâkı tesbit etme hususunda sadece bu yoldan sözeder. Şöyle ki:

“Aldanmak, hem güzellik açısından ve hem de ahlâk açısından sözkonusu olabilir.

Kadının güzelliği konusunda aldanmamak için onu görmek, ah­lakını öğrenmek için de soruşturup tahkik gerekir. Tabii ki bütün bun­lar, evlilikten önce yapılacak şeylerdir. Gerek kadının güzelliğini, gerek ahlâkını, onun iç ve dış ahvalini bilen güvenilir ve doğru sözlü kimseden soruşturmah. Kadının tarafım tutup onu öğmekte aşırı giden ya da kıskanması sebebiyle kadını olduğundan daha aşağı göstermeye çalışan kimseden bu hususlar soruşturulmaz. Evlilik konusunda ve evlenilecek kadınların tavsifinde insanlar genelde ifrat veya tefrite kaçarlar. Doğru söyleyen ve âdil davranan azdır, hile ve aldatmalar daha çoktur. Bilhas­sa gözünün dışanda olmasından korkanlar, çok ihtiyatlı davranmak mecburiyetindeler.[899]

Günümüzde bazı araştırmacılar, evlenmeğe karar verecek kadar kadının bazı yerlerini görmenin caiz olduğunu bildiren hadisi naklettik­ten sonra çerçeveyi genişleterek şöyle derler:

“Hadiste bazı yerler için sınırlama getirilmemiştir. Aksine, toplum geleneklerinin uygun gördüğü çerçevede mutlak olarak zikredilmiştir. Mesele genel anlayış ve toplumun gelenekleriyle sınırlandığına göre çağımızda bir kadına talip olan kişi, kadını ev kıyafetiyle; babasının ve kardeşlerinin huzuruna çıktığı kıyafetle görmesinde bir sakınca yoktur. Hatta hadis-i şerifin çerçevesi dahilinde ve şer’î giyimi içerisinde babası veya mahremlerinden biri eşliğinde ona talip olan erkekle sohbet eder ve mubah olan yerlere gezmeğe çıkabilirler. Böylece erkek, onun aklî durumunu, hoşlandığı şeyleri, özel zevklerini ve şahsiyetine dair husus­ları öğrenme imkanını bulur, v.s..[900]

Aslında bu, araştırılması ve üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur.

Çünkü öncelikle dindar olanla evlenilmesi gerektiği ve dinî açıdan kadınla evlenmeğe sebep olan şeyin ilk planda onun ahlâkı, dini, şahsiyeti, aklı ve ruhî olgunluğuna dair diğer hususlar olması gerek­tiğini anlattık. Araştırılması öncelikli olan hususlar bunlardır.

Nitekim imam Ahmed b. Hanbel, şaşı birini, güzel kızkardeşine tercih etmiştir, ikisi arasında seçim yaparken ilk sorduğu soru: Hangisinin daha akıîlı ve daha iffetli olduğu şeklindeydi. Şaşı olanın daha akıllı ve iffetli olduğu söylenince de: “Beni onunla evlendirin” demiştir. [901]

Soruşturma mümkün değilse ya da kendisine bu konuda soru sorulana güvenilmiyorsa, özellikle -Gazalinin de belirttiği gibi- evlilik konusunda daha çok aldatmanın yaygınlığı hesaba katılırsa, mahremle­rin bulunduğu ailevi toplantılarla bu meselenin halledilmesinde, ev­lenecek tarafların gönül rahatlığı içerisinde karar vermelerinin sağlanmasında ne sakınca vardır.

Mahrem biri yanlannda olsa bile evleneceklerin beraber dışarı çıkıp gezmeleri hususuna gelince, bunda daha çok ihtiyatlı olmak gere­kir, iyi sonuç da vermeyebilir. Hem karşı tarafı tanımak için böyle birşeye mutlaka ihtiyaç bulunduğu da söylenemez. Ayrıca ne sahabe, ne tabiînden birinin bu veya buna yakın birşey yaptığı da rivayet edilmiş değildir. Böyle birşey ancak zaruri durumlarda sözkonusu olabilir. Bi­lindiği gibi zaruretler, miktarlanyla değerlendirilirler.

Buna göre beraber dışarı çıkma iki hususla kayıtlı olması gerekir:

Birincisi: Karşı tarafı tanımak ya da tam olarak tanımak ancak beraber dışarı çıkmalarıyla mümkün olacaksa, -yani bunun başka bir yolu yoksa.

Ikincisi: Kötü bir sonuç doğurmayacaksa.

Günümüz içtimaî bakış açısını ileride incelediğimizde bu mesele­nin daha çok vuzuha kavuşacağını umuyoruz.

Bu görüşme evliliğe sebep olacak kadar erkeğin kadını ve kadının erkeği görmesi için değil midir?

O halde kadının bu görüşme için hazırlık yapmaması mümkün mü? Özellikle Malikî’lerin -cumhurun görüşüne karşılık- kadının bilgisi dahilinde erkeğin onu görmesi gerektiği şeklindeki görüşleri hesaba katıldığında. Onlar şöyle diyorlar: Erkeğin kadım göreceği kadının bil­gisi dahilinde olmalı ki, istemediği bir halette onu görmesin.

Allame Şankîtî, bu konuda şöyle diyor: “Oysa kadının bilgisi dahi­linde olursa, kadın üstünü başını düzeltir ve kendini görülmeğe hazırlar.” Şankîtî daha sonra şöyle diyor: “Biz Malikî’lerin görüşü bu­dur.[902]

Her ne kadar Malikî’lerin bu görüşü, cumhura muhalif ise de, ge­rekçesi yönüyle bizi ilgilendirmektedir.[903]

Büyük Bir Araştırmacıya Göre Kız İstemek:

Büyük âlim ve araştırmacı Ahmed Farac es-Senhûrî’ye göre evlen­mek isteyenler için şu anlatılanlardan hiçbiri mubah değildir. Evlene­cekler hakkında şöyle demektedir [904]Her ikisi de birbirlerine talip olmazdan önceki durumlarında olduğu gibi birbirlerine talip olduktan sonra da aynen iki yabancı gibidirler. Karşılaştıklarında birbirlerine bakmamaları gerekir. Kız, evlilik teklifinde bulunan erkekle karşılaştığı zaman onun için süslenemez. Halvette bulunmaları her iki­si için de haramdır. Yalnız kalmaları, aynen iki yabancının yalnız kal­maları gibidir. Bu sebeple beraber dışarı çıkıp gezmeleri de haramdır.

Daha önce de şöyle demektedir: islâm şeriatında evlilik teklifinde bulunulan (sözlü olma ya da nişanlı olma) dönemi için özel hükümler yoktur, islam’ın da dönem için ne özel bir emri, ne de özel bir yasakla­ması vardır. Bu dönem için özel hedefler de yoktur. Bu dönem, birbirle­rini yakından tanıyıp ahlâk ve kültür seviyeleri hakkında bilgi sahibi olma fırsatım veren bir dönem değildir.

Resmî ya da gayr-i resmî soruşturma fırsatını veren bir dönem ol­makla bir ilgisi yoktur. Durumları, birbirlerine talip olanların duru­mundan ibarettir. Sadece onları ilgilendirir. Bu dönemin hedefleri, sa­dece birbirlerine talip olanların hedefleridir. Bunlardan meşru olanlar için herhangi bir sakınca yoktur. Gayri meşru olanlarının ise herhangi bir değer ve önemi sözkonusu değildir.

Bu görüşün eleştirisi:

1- Bilemiyoruz, bu âlimin Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesaî, Ebu Davud, Ibnu Mâce, Ahmed, Hâkim ve başka muhaddislerin naklettiği ha­dislere karşı tutumu nedir?

Biz bu hadislere dayanarak evlenilecek kadına bakmanın meşrûiyyetinden bunun keyfiyet ve vesilelerinden bahsetmiştik.

2- Karşılaştıklarında birbirlerine bakmamaları gerekir” diyor. Birbirlerine bakmayacaklarsa, niçin karşılaşsınlar?

Durumları sadece onları ilgilendiriyorsa, birbirlerini görmeksizin ve birbirleriyle konuşmaksızın, birbirleri hakkında nasıl bilgi sahibi olacaklar?

Yoksa, fitneden korunmak için kadına bakılmaması gerektiğini mi anlatmak istiyor? Halbuki yanlannda mahrem biri bulunduktan sonra genellikle fitne sözkonusu olmaz. Ayrıca bu durumda kadına bakmak, evlenmek sebebiyledir. Tam mutmain olarak evliliğe karar vermek içindir. Burada bayka herhangi bir gaye güdülmemektedir.

Mü’min, zekî ve akıllıdır, tam güvendiği kimseye böyle bir imkan tanır. Nitekim Şankîtî de burada fitneye itibar edilmeyeceğini söylemektedir. [905]

3- islâm şeriatında (sözlü olma ya da nişanlı olma) için Özel hükümler yoktur”  şeklindeki  sözüne gelince,  niçin hadis ve fıkıh kitaplannda kız istemeye dair hükümler vardır?

Fukaha ve muhaddisler, evlenilecek kadına bakmak, ona hediye vermek gibi konuları hangi temele dayanarak ele almış ve inceleme ko­nusu yapmışlardır.

4- Birbirlerine evlenme teklif ettikleri dönemin, tanışma ve görüşme ile bir ilgisi yoktur, şeklindeki iddiasına gelince, bu iddia karşısında ister istemez şu soruyu soruyoruz:

Teklifte bulundukları -sözlü oldukları- dönem eğer araştırma dönemi değilse ve evleneceklerden her biri, mahremlerin refakatinde diğerini yakından tanıyıp sınamak için değilse, dindar ve ahlâklı olanı seçmek için başka bir imkan var mı? Kişi dindar olanı başkasından nasıl ayırt edebilir?

5- Şeriatın bu dönem için özel hükümleri yoktur, bu dönemin Özel bir hedefi de bulunmamaktadır” şeklindeki sözlerinden sonra, “bu hedeflerden meşru olanlar için herhangi bir sakınca yoktur” şeklindeki sözü arasında bir çelişki vardır. Çünkü bir defasında, “Özel hedefleri yoktur” diyor, sonra da meşru olanlarından bahsediyor.

6- Aslında Senhûrî gibi bir âlimden meşru olanların hangileri olduğunu anlatmasını ya da hepsini tümden reddetmesini beklerdik.

Yahut yukarıda sözkonusu ettiğimiz Buhârî, Müslim ve diğer muhad-dislerin rivayet ettikleri hadisler karşısındaki tavrını belirtmesini bek­lerdik.

7- Ayrıca evleneceklerin ne zaman birbirlerine bakmamaları ge­rektiğini açıklaması gerekirdi. Birbirlerini tanıdıktan sonra mı, önce mi? Birbirlerini tanıyıp evliliğe kesin karar verdikten sonrasını kaste­diyorsa, biz de onunla aynı görüşteyiz.

Ama birbirlerini tanımazdan Öncesini kastediyorsa, biz görüşümüzde ısrar ediyoruz.

Belki de bu değerli âlim, ahlaksızlığın yaygınlaştığı toplumumuz­da daha ihtiyatlı olmayı hedef edinmiştir.

Belki de birçok problemle karşılaşmış, birçok trajediye tanık olmuş; evlenecekler için tüm kapılan ardına kadar açan modern mede­niyetin sebep olduğu kötülükleri görmüş ve bir reaksiyon olarak bu görüşe varmıştır; kötülüklere giden yolları kapamak düşüncesiyle bu kanaati ileri sürmektedir.[906]

Psikoloji Ve Sosyoloji Açısından Sözlü Olma Dönemi

Yukarıda anlattıklarımızdan sonra, anlattıklarımızla paralel ola­rak başka bir açıdan sözlü olma dönemini ele alacağız. Bu da, psikoloji ve sosyoloji açısından olacaktır. Şimdi bu konularda Dr. Emîr Baktır’in görüşlerini anlatacak ve ardından islâm’ın ışığında bu görüşleri tartışacağız.

Doktor Emîr, sözlülük döneminin mutlaka gerekli bir dönem olduğunu ve bu dönemde taraflardan herbirinin, diğerinin eğilimlerini, ne derece uyum içerisinde olacaklarım, karşı tarafın evlilik hayatında nasıl davranış biçimi sergileyeceğini yakından tanıma imkanını bulur.

Bu dönemin uzaması, şu hususları garanti altına alır.

1- Kısa bir müddet içerisinde birbirlerini tanımaya çalışırken taraflardan birinin diğerini aldatması ve bazı kusurları örtbas etmesi halinde bunlar üzerindeki perde aralanmış olacaktır.

2- Kadının psikolojisi, düşünce ufku ve hayata ne dereceye kadar modern baktığı anlaşılmış olacaktır.

3- Taraflardan herbiri, yavaş yavaş karşı tarafın akrabalarını tanıma ve ileride hepsiyle nasıl bir uyum sağlanabileceği imkanı bulu­nacaktır. Çünkü akrabaların evliliğe  olumlu yaklaşmalarının, ileride karşılaşılabilecek problemlerin çözümünde önemli bir rolü olacaktır.

4- Gelecek hayat için maddi düzenleme ve hazırlıklar yapılacaktır. Kadının da -imkanı varsa- bu hazırlığa katkıda bulunmasında bir sakınca yoktur. Çünkü kendilerini bekleyen müstakbel hayatları her ikisi için de önemlidir. Ayrıca gelecek için maddi hazırlık yapmaları, on­lara güven ve huzur verecektir.

5- Çocuk doğurma konusunda kadının eğilimini öğrenme imkanı elde edilecek, bu hususta erkekle kadın görüş birliğine varmış olacak­lar. Bu konuda birbirlerinin görüşlerini biliniyorlarsa, evlendikten son­ra birtakım problemlerle karşılaşabilirler.

6- Erkek, tıpkı sahneye çıkmadan prova yaparak rolünü iyi kavra­maya çalışan bir aktör gibi koca rolünü oynayarak eksikliklerini gidere­cek ve koca olmağa hazırlanacaktır.

Kız da, müstakbel kocasıyla oturup konuşmak ve gelecek hakkındaki düşüncelerini özgürce ve net olarak ortaya koyacak ve on­ları ilgilendiren hususlarda bir karara varma fırsatını bulacaklar.

Yine bu dönemde kadının ne yapacağı; evde ev kadını olarak mı kalacağı yoksa dışarıda bir iş mi yapacağım müstakbel kocasıyla bir­likte bir sonuca bağlayacaklar.

Yine bu dönemde geçmişleri üzerindeki perde de aralanmış olacak; herbirinin geçmişteki başarı ve başarısızlıkları, dostluk ve düşmanlıkları başından geçmiş olaylar diğeri tarafından da öğrenilmiş olacak ve birlikte gelecek hakkında uyumlu kararlar alabilecekler.

Bütün bunlar gözlerden, özellikle iki tarafın ailelerinin gözlerinden uzakta çözüme bağlanacak!

Sözlü olmalarından önceki dönemde akrabalar, karşı tarafı araştırıp soruşturma işini yürütüyorlarsa, sözlülük döneminde ise, sözlüleri yalnız başlarına bırakmaları ve onların özgür bir ortamda başarılı bir deneyim geçirmelerine fırsat vermeliler.

Sözlülük döneminden önce anne, baba ve akrabalar, kızlarından habersiz bir soruşturma yapabilirler. Ama sözlülük döneminde kıza, ana-babasından ve akrabalarından tamamen bağımsız soruşturma yap­masına ve birtakım deneyimlerden geçmesine, nevaların bu-landırmadığı ve garazların ifsad etmediği ortamda karar vermesine fırsat vermeliler.[907]

Bu Ölçüsüz Görüşün Tenkidi:

Gerçek o ki, evliliğe nisbetle sözlülük döneminin, sonuçlarına nis-betle mantıkî mukaddimeler mesabesinde olduğuna inandığımız an yanlışlıklar batağına düşmüşüz demektir.

Evlilik hayatı, sözlülük esnasındaki durumun bir yansıması, tam ya da yakın şekli değildir. Evlilik, çeşitli ortamlarda ve değişen şahsî hallere mahkûm sosyal bir ilişkidir. Kişi değişen bu ortamlara göre ken­disini ayarlar ve ona göre davranış ve eğilimlerini değiştirir.

Sözlülük dönemi her ne kadar o hedefe doğru gidiyorsa da, özellikle her iki taraf da evliliğin gerçekleşmesine çok istekli ise, bu dönemde rol yapmak etkindir.

Ayrıca evlilik döneminde öyle olaylarla karşılaşılabilir ki, sözlülük döneminde taraflardan hiç birinin ne aklına gelmiş, ne hayalinden geçmiştir. Bu umulmadık olaylar karşısında kişinin katı ve kesin tavır alması doğru olmaz, aksine hikmetle, düşünerek ve sabırla onları tedavi etme yönüne gitmelidir.

Eğer kişi geleceği bilseydi, ya da işin dış görünüşü hakikatinin aynı olsaydı, ya da bir kişiden sadır olan geçici bir hareket şahsiyetinin cevherini ortaya koysaydı, bu anlattıkları geçerli olurdu.

Yüce ve ilmi her şeyi kuşatan hikmet sahibi Allah’ın, evlilik hayatına ve bu hayata ânz olabilecek kerih fırtınalarına dair şu tav­siyesi ne kadar da parlak ve mükemmeldir:

“Eğer onlardan hoşlanmazsanız (biliniz ki) Allah’ın, hakkınızda çok hayırlı kılacağı bir şeyden de hoşlanmamış ola­bilirsiniz.[908]

Demek ki sözlü oldukları dönemde başlarına gelmeyen birşey, evli­lik döneminde başlarına gelebiliyor. Yani sözlü oldukları dönem, evlilik hayatının bir sureti ya da buna yakın bir şey olamaz.

Diyelim ki aynı olsun, bu durum sözlülere yularlarını ellerine verelim ve tanışma perdesi altında istedikleri gibi hareket etmelerine müsaade mi edelim!

Sözlülük dönemlerini, deneme dönemine çevirsinler ve kayıtsız şartsız evliymiş gibi hareket etsinler, öyle mi?

Bu ölçüsüz ve dengesiz özgürlük meydanında ve hiçbir teminatı ol­mayan güven perdesi altında diledikleri şekilde oynaşıp dolaşsınlar, kimse de gözetlemesin, kızın iffet ve hayası, saygınlığı ayaklar altında çiğnensin ve biz de buna evliliğe hazırlık diyelim?[909]

Geçmişteki Olaylar:

Taraflardan herbirinin, geçmişteki sayfaları açması, başından geçenleri karşı tarafa anlatıp onu bundan haberdar etmesi meselesine gelince, bu olaylardan her biri, evlilik hayatına indirilen bir darbedir. [910]

Yoksa taraflardan her biri, geçmişi konusunda karşı tarafı mı al­datacak? Yoksa herbiri, geçmişinde karşı cinsin kendisine nasıl hayran olduğunu mu anlatacak?

Allah, geçmişe bir perde çekmedi mi? Allah’ın üstüne perde çektiğini ifşa etmek bir suç değil mi?

Kendisi geçmişini ifşa etmese ve perdeyi aralamazsa belki Allah onu affedecekti, affedilmeye layık biri olurdu. Başka bir ifade ile, kendi­si geçmişte işlediği suçları gizler ve yaptığı kötülüklerin farkına vara­rak Allah’tan onları örtbas etmesini ve bağışlanmasını dileseydi, affedil­meyi hakkederdi.

Nitekim Yüce Allah, eşler arasında geçen gizli hususların başkalarına anlatılmasını yasaklamıştır.

Esma bint Yezîd anlatıyor: Kendisinin de bulunduğu bir mecliste Rasulüllah’m (s.a.v.) yanında kadın-erkek bir topluluk oturuyordu. Ra-sulüllah: “Belki de erkek, gidip hanımıyla ne yaptıklarını, kadın da kocasıyla ne yaptıklarını anlatıyordur” buyurdu. Oradakiler, birşey demeden sustular. Esma diyor ki: Evet ya Rasulallah! Erkekler de anlatıyor, kadınlar da, dedim. Buyurdu ki: “Sakın yap­mayın. Bu, bir şeytanın, dişi bir şeytanla karşılaşıp insanların gözü önünde onunla yatması gibidir.[911]

Said el-Hudrî de, Rasulullah’ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet eder:

“Kıyamet gününde Allah katında menzilesi en kötü kişi, karısının ona söylediği gizli sırrını yayan kişidir. [912]

Aslında müellifin kendisi, bu hatalı felsefenin Avrupa ve Amerika’da doğurduğu kötü sonucu hayatın içinde vukubulmuş olayları aktarırken, bizi ona cevap verme külfetinden kurtarmaktadır- Şöyle ki:

Müellif, Kuzey Avrupa ülkelerinin birinde bazı din adamlarının, evlilik ayini için kendilerine müracaat eden kadınlar arasında hamile olanların oranlarının büyümesinden şikayet ettiklerini zikretmektedir.

Sözlülerin oynaşarak ve şakalaşarak duygularını dile getirmeleri­ni teşvik eden ve bunun, evliliklerini çabuklaştıracağını, artık herbiri-nin, diğerine ait olduğu duygusunu geliştireceğini söyleyenlerin aslında bunu garip karşılamamaları gerekir.

Haddi zatında bu düşüncede olanların bir kısmı, sözlülerin hiçbir kayıt ve şarta tabi olmadıklarım hattâ cinsî duygularını tatmin etme­lerinin normal karşılanması gerektiğim söylerler.[913]

Fikrî Bir Safsata:

Şayet onlara: Kurt karnını doyurduktan sonra, sözlülerin nişanlarını feshettikleri çokça rastlanan bir olay değil midir? diye sora­cak olursak, sözlülük .dönemi bir deneme dönemi değil midir? Bunun bo­zulma ihtimali elbette sözkonusudur, ama sözlülüğün bozulmasının oranının artması, boşama ile son bulan evliliklerin oranlarının art­masından daha iyi değil midir? derler.

Ne safsata!

Sözlülük dönemi, deneme dönemi olunca evlilikle arasındaki fark resmî bir evraktan öteye geçmemiş oluyor.

Ayrıca evli kadının boşanması ile içine düşeceği utanç verici bir durum yoktur ama sözlülük döneminde iffeti ayaklar altına alınmışsa, bu onun için utanç vericidir ve aşağılayıcı bir durumdur.

O halde boşama, böyle bir sözlülüğün bozulması gibi kötü bir olay değildir. Boşamada, iki evli anlaşamamış ve ayrılmışlardır, mesele bun­dan ibarettir. Oysa sözlü olan kız, iffetiyle oynandıktan ve namusu kir­letildikten sonra yüzüstü bırakılmıştır.[914]

Sözlülük İçîn Islamî Çerçeve

Daha önce de belirttiğimiz gibi evliliğe talip olmak için karşı tarafı tanıma gayesiyle mubah kılınan şeyler, zaruretten dolayı mubah kılınmıştır. Bunun için de kapıyı ardına kadar açmaya gerek yoktur. Karşı tarafı tanımak için gerekli olan sınırı aşmak, boşunadır ve hevaya uymaktır.

islam, bu tanımayı ailenin gözetimi çerçevesiyle sınırlar. Gelenek­leri, ahlâkı ve kadının iffetim korumak ve nefislerin, alevli şehevî arzu­ların peşine takılmasını engellemek, ahlâksızlıkların gençlere sirayet etmesini önlemek için sözlüler için halveti (yalnız başlanna kalma­larını) ve buna tabi hususları yasaklamıştır.

Nitekim Rasulullah (s.a.v.): “Evlenmeye karar verecek kadar, onu görme imkanı varsa, onu görsün” buyurmak suretiyle kadının ahlâk ve fiziğine dair bazı şeyleri görmenin yeterli olacağını belirtmektedir. Yani kişinin, kızın ne fiziğinin tamamını görmesine ve ne de ahlâkî yönlerinin tamamını bilmesine izin vardır. Kaldı ki kızın bütün bu yönlerine muttali olmak hem çok uzun zaman ister, hem de kötü sonuçlarından emin olmak mümkün değildir. Böyle bir şey toplumun ahlâk, gelenek ve yapısına zarar verir. [915]

Günümüz Eğitim Ve Terbiyesi, Güvenin Garantisi Olabilir Mi?

Belki, eğitimin en iyi koruyucu olduğunu, eğitim görmüş kızlara bu hususta güvenilebileceğini, bu nedenle onlara özgür davranma ve yalnız başlanna kalma fırsatı verilmesi gerektiğini, böylece birbirlerini daha yakından tanıyacaklarını söyleyenler vardır.

Buna iki yönden itiraz ediyoruz:

Birincisi: önce vakıalara bakalım: -Ilerilikleri kültür seviyeleriyle ölçülen ve maneviyattan, ahlâktan yoksun şu modern toplumlara bakalım- Bu toplumlarda karşılaşılan vak’alar, bu iddianın bir iftiradan Öteye geçmediğinin en güzel delilidir.

ikincisi: Bu iddiayı ileri sürenler, kurumuş odunları, çatır çatır alev saçan ateşe atıp tutuşmamaları için bir mucize bekleyen kimselere benziyorlar.

Şair şöyle diyor:

Elini kolunu bağlayıp onu kuyuya atmış

Sonra da sakın ha ıslanmayasın demiş! [916]

Sözlülüğe Dair Sonsöz:

Kaldı ki Islamda, psikologların ve başkalarının ileri sürdüğü gibi evlilikten önce sözlü kalma ve tanışma bir zorunluluk değildir. Evlilik akdinin sıhhati için böyle bir şart yoktur.

Sözlülük dönemi, bir hazırlık ve mukaddime mesabesindedir ve sakıncası yoktur, yani mubahtır.

Evlenmeye karar verecek kadar karşı taran görmek sadece daha iyi birşeydir, kişi bu imkanı bulursa karşı tarafı görür. Değilse, güvendiği birinin görmesiyle de yetinebilir. [917]

[835] Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 304.
[836] Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 304.
[837] Bakara, 2/235
[838] Bakara, 2/234
[839] Bakara, 2/228
[840] Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 305.
[841] Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 305.
[842] Muvatta”, Kitabu’n-Nikah, II. 523; Risale, s. 307; Tertibu’l-Müsned, XV!. 152; Bu-harî, Kitabu’n-Nikah, IX. 163, 165; Müslim, Kitabu’n-Nikah, II. 1033-1034; Ebu Davud, Kita­bu’n-Nikah, II. 308; Tirmizî, Kitabun’n-Nikah, II. 440; Nesâî, Kitabu’n-Nikah, II. 73-74; Ibnu Mâce, Kitabu’n-Nikah, I. 600
[843] Muvatta’, aynı yer; Risale, aynı yer; Tertibu’l-Miisned, XVI. 151; Buharî, aynı yer; Müslim, Kitabu’n-Nİkah, II. 1032; Ebu Davud, aynı yer; Nesâî, aynı yer; Ibnu Mâce, aynı yer
[844] MOsned, (el-Fethu’r-Rabbani), XVI. 151; Buharî, Kitabu’n-Nikah, II. 1034
[845] bk. Malik, Muvatta’, Kitabu’t-Talâk, II. 580-581; Şafiî, Risale, s. 309-310; Müslim, Kitabu’t-Talâk, III. 1114; Tirmizî, Kitabu’n-Nikah, III. 441. Tirmizî, Şafiî’nin: “Kişi, mümin kardeşinin sözlüsüne talip olmaz” hadisine görüşüne cevap vermek için bu hadisi nakletmekte ve: Bize göre kişi bir kadına talip olur ve kadın da buna razı olup meylederse artık o kadına başkası talip olamaz, ama razı olduğu henüz belli değilse ve ona meyletmesi henüz gerçekleşmemişse, ona talip olmakta bir sakınca yoktur.
Fatıma, Rasulüllah’a (s.a.v.), taliplerinden birine rıza gösterdiğini belirtmemişti. Eğer rıza gösterdiğini haber vermiş olsaydı, başkasını tavsiye etmez, nza gösterdiğini tavsiye ederdi.
Fatıma hadisini ayrıca Ibnu Mâce, I. 601; Nesâî, II. 74; Ebu Davud, II. 283 rivayet etmiştir. Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 305-307.
[846] Hadisin kaynakları daha önce verildi.
[847] Hadis muttafakun aleyh olup kaynakları daha önce verildi. Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 307-308.
[848] bk. Sahihu Ibni Hibban, VIII. 54-55; Müsnedu Ahmed, II. 269, 275, 319, 393, 449, 502; Buharî, hadis no: 3434, 5082, 5365
[849] Mebsût, V. 99
  1. [850] Mebsût, V. 2
[851] Buharî, {Aynî şerhi), XX. 368
[852] Buharî, (Aynî şerhi), XX. 368
[853] Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 308-310.
[854] Tertibu’l-Müsned, XVI. 103; Ebu Davud, Kitabu”n-Nikah, II. 308; Müstedrek, II. 165
[855] Ahmed, Tertibu’l-Müsned, XVI. 103; Said b. Mansur, Sünen, Mil. 130; Ibnu Mâce, Kitabu’n-Nikah, I. 599; el-lhsan, II-VI. 248 (yazma); Beyhakî, Sünen, VIII. 85
[856] Tertibu’l-Müsned, XVI. 103; Said b. Mansur, Sünen, l-lll. 129; Darimî, Sünen, II. 134; Tİrmİzî, Kitabu’n-Nikah, III. 397. Tirmizî, hadisin hasen olduğunu ve bazı alimlerin bu hadise dayanarak bakılması haram yerler hariç kadını görebileceğini söylediklerini zikreder. Ibnu Mâce, Kitabu’n-Nİkah, I. 600; es-Sünenü’l-Kübra, VII. 85; el-lhsan, aynı yer.
[857] Tertibu’l-Müsned, XVI. 154; bk. Heysemî, Mecmau’z-Zevaid, IV. 278
[858] Müslim, Kitabu’n-Nikâh, II. 1040; Nesâî, Kitabu’n-Nikâh, II. 73
[859] Said b. Mansur, Sünen, l-lll. 130-131; el-lstiab, IV. 1954-1955; Üsdü’l-Ğâbe, V. 614-615; el-lsabe, VII. 275-276
  1. [860] Ibnu Hacer, el-Feth, IX. 149. Bu konuda alimler arasındaki ihtilaftan   bahse derken şöyle demektedir: “Cumhura göre, kişinin evleneceği kadına bakmasında bir sakınca yoktur. Ayrıca onlara göre yü2 ve ellerinden başkasına bakamaz. Evzai’ye göre, avret yeri hariç, gerekli olan her tarafını görebilir. Ibnu Hazm ise, önden ve arkadan her tarafına ba­kabilir, demektedir.
İmam Ahmed’den ise üç rivayet vardır:
Birincisi: Cumhurun görüşüdür. İkincisi: Genelde bakılan yerler neresi ise oralara ba­kabilir. Üçüncü rivayet ise, vücudunun her tarafına bakabileceği şeklindedir.
Bu son görüşün neye dayandığını bilemiyorum, öyle inanıyorum ki bu, birçok kötülüğe yol açacak bir görüştür ve İmam Ahmed’İn boynuna atılmış bir iftira mahsûlüdür.
[861] Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 310-313.
[862] Hadisin kaynakları daha önce geçti.
[863] Hadisin kaynakları daha önce geçti.
[864] Bakara, 2/235
[865] Bakara, 2/234
[866] Üstü kapalı evlenme isteğini ifade etme.
[867] Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 313-315.
[868] Bakara, 2/235
[869] bk. Tirmizî, Kitabu’r-Rada’, III. 474; Münzirî, et-Terğib ve’t-Terhîb, III. 66
[870] Tirmizî, Kitabu’r-Rada’, III. 475. Tirmizî, hadisin bu vecİhten garîb olduğunu söylemektedir
[871] Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 315-316.
[872] Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 316-317.
[873] Bakara, 2/235
[874] Kehf, 18/23-24
[875] Bakara, 2/235
[876] Nur, 24/63
[877] Bakara, 2/235 Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 317.
[878] Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 318.
[879] bnu Hazm bu konuda İcma bulunduğunu nakleder, oysa Ibnu Teymiyye mezheplerin meseleyle ilgili farklı görüşlerini zikretmektedir.
[880] Bakara, 2/234
[881] Bakara, 2/228
[882] Talâk, 65/4
[883] Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 318.
[884] Hadisin kaynakları daha önce verildi.
[885] Kaf,50/16
[886] Hadisin kaynakları daha Önce verildi.
[887] Hadisin kaynakları daha Önce verildi. Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 319-312.
[888] Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 312.
[889] Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 312.
[890] Hadisin kaynaklan daha önce verildi.
[891] Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 322-324.
[892] bk. Buharı, Kitabu’n-Nikâh, !X. 148-149. Ayrıca el-Feth’in aynı konusuna bak. Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 325-326.
[893] Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 326.
[894] eş-Şerhu’s-Sağîr lİ’d-Dardîr, I. 320; Ayrıca bk. en-Nevevîale’l-Müslim, IX. 310
[895] bk. Abdullatif es-Sübkî’nin 8 Şa’ban 1376 h. tarihli el-Ahbar gazetesinde yayınlanan makalesi.
[896] Haşiyetu’s-Sâvîala’ş-Şerhi’s-Sağîr, I. 32
[897] Şankitî, Zadül-Müslim, V. 369
[898] Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 326-327.
[899] İhya, 111.36
[900] Behiy el-Hûlî, el-Mer’etu beyne’l-Beyt ve’l-Müctema’, s. 24-25
[901] Ihyâ, II. 26
[902] Zâdu’l-Müslim, V.369
[903] Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 327-330.
[904] el-Usreti fi’t-Teşrîi’l-lslâmî isimli eseri
[905] Zâdü’l-Müslim, V.369
[906] Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 330-332.
[907] Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 333-334.
[908] Nisa, 4/19
[909] Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 334-335.
[910] Dr. Zekeriya İbrahim, ez-Zevâc ve’l-lstikraru’n-Nefsî, s. 177 İsimli kitabında şöyle demektedir: Geçmişini anlatmaktan sakın. Çünkü geçmişteki ilişkilerine ve aşklarına dair her işaret, evlilik hayatına indirilen korkunç bir darbedir.
[911] Ahmed, Müsned, VI. 456-457 {e!-Halebi baskısı). Ayrıca bk. Ebu Davud, Kİta-bu’n-Nikah, 11.625-628
[912] Müslim, Kitabu’n-Nikâh, II. 1060
[913] Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 335-336.
[914] Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 336.
[915] Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 337.
[916] Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 337.
[917] Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 338.
About these ads

One response to this post.

  1. Posted by dusuncekahvesi on Mayıs 24, 2009 at 4:14 pm

    Psikoloji Ve Sosyoloji Açısından Sözlü Olma Dönemi

    Yukarıda anlattıklarımızdan sonra, anlattıklarımızla paralel ola rak başka bir açıdan sözlü olma dönemini ele alacağız. Bu da, psikoloji ve sosyoloji açısından olacaktır. Şimdi bu konularda Dr. Emîr Baktır’in görüşlerini anlatacak ve ardından islâm’ın ışığında bu görüşleri tartışacağız.
    Doktor Emîr, sözlülük döneminin mutlaka gerekli bir dönem olduğunu ve bu dönemde taraflardan herbirinin, diğerinin eğilimlerini, ne derece uyum içerisinde olacaklarım, karşı tarafın evlilik hayatında nasıl davranış biçimi sergileyeceğini yakından tanıma imkanını bulur.
    Bu dönemin uzaması, şu hususları garanti altına alır.
    1- Kısa bir müddet içerisinde birbirlerini tanımaya çalışırken taraflardan birinin diğerini aldatması ve bazı kusurları örtbas etmesi halinde bunlar üzerindeki perde aralanmış olacaktır.
    2- Kadının psikolojisi, düşünce ufku ve hayata ne dereceye kadar modern baktığı anlaşılmış olacaktır.
    3- Taraflardan herbiri, yavaş yavaş karşı tarafın akrabalarını tanıma ve ileride hepsiyle nasıl bir uyum sağlanabileceği imkanı bulu nacaktır. Çünkü akrabaların evliliğe olumlu yaklaşmalarının, ileride karşılaşılabilecek problemlerin çözümünde önemli bir rolü olacaktır.
    4- Gelecek hayat için maddi düzenleme ve hazırlıklar yapılacaktır. Kadının da -imkanı varsa- bu hazırlığa katkıda bulunmasında bir sakınca yoktur. Çünkü kendilerini bekleyen müstakbel hayatları her ikisi için de önemlidir. Ayrıca gelecek için maddi hazırlık yapmaları, on lara güven ve huzur verecektir.
    5- Çocuk doğurma konusunda kadının eğilimini öğrenme imkanı elde edilecek, bu hususta erkekle kadın görüş birliğine varmış olacak lar. Bu konuda birbirlerinin görüşlerini biliniyorlarsa, evlendikten son ra birtakım problemlerle karşılaşabilirler.
    6- Erkek, tıpkı sahneye çıkmadan prova yaparak rolünü iyi kavra maya çalışan bir aktör gibi koca rolünü oynayarak eksikliklerini gidere cek ve koca olmağa hazırlanacaktır.
    Kız da, müstakbel kocasıyla oturup konuşmak ve gelecek hakkındaki düşüncelerini özgürce ve net olarak ortaya koyacak ve on ları ilgilendiren hususlarda bir karara varma fırsatını bulacaklar.
    Yine bu dönemde kadının ne yapacağı; evde ev kadını olarak mı kalacağı yoksa dışarıda bir iş mi yapacağım müstakbel kocasıyla bir likte bir sonuca bağlayacaklar.
    Yine bu dönemde geçmişleri üzerindeki perde de aralanmış olacak; herbirinin geçmişteki başarı ve başarısızlıkları, dostluk ve düşmanlıkları başından geçmiş olaylar diğeri tarafından da öğrenilmiş olacak ve birlikte gelecek hakkında uyumlu kararlar alabilecekler.
    Bütün bunlar gözlerden, özellikle iki tarafın ailelerinin gözlerinden uzakta çözüme bağlanacak!
    Sözlü olmalarından önceki dönemde akrabalar, karşı tarafı araştırıp soruşturma işini yürütüyorlarsa, sözlülük döneminde ise, sözlüleri yalnız başlarına bırakmaları ve onların özgür bir ortamda başarılı bir deneyim geçirmelerine fırsat vermeliler.
    Sözlülük döneminden önce anne, baba ve akrabalar, kızlarından habersiz bir soruşturma yapabilirler. Ama sözlülük döneminde kıza, ana-babasından ve akrabalarından tamamen bağımsız soruşturma yap masına ve birtakım deneyimlerden geçmesine, nevaların bu-landırmadığı ve garazların ifsad etmediği ortamda karar vermesine fırsat vermeliler.[907]

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: