Kerbela Mersiyesi


Mersiye: Bir kimsenin ölümü üzerine duyulan üzüntü ve acıyı anlatmak için yazılan şiirlere denir. Divan, edebiyatında mersiyelerin terkîb-i bend biçimiyle yazılması bir gelenek haline gelmiştir. Tercî’-i bend Biçimiyle yazılmış mersiyeler de vardır.

Kimi şairler, Kerbelâ olayını ele alarak, Hz. Hüseyin (r.a) için de mersiyeler yazmışlardır. Bunların içinde en tanınmışları Fuzulî’nin ve Kâzım Paşa’nındır.

Darendeli Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi (k.s)’nin el yazması notları arasında yeni bulduğumuz Kerbelâ mersiyesini sizlerle paylaşmadan önce, Kazım Paşa’nın mersiyesine kulak verelim:

Kâzım Paşa’nın Mersiyesi:

Zâlimler el urup hep şemşîr-i can-rübâya
Kasd ettiter serâpâ evlâd-ı Mustafâ’ya
Devrân olup müsâid ol kavm-i bî-hayâya
İsal olundu bî-dâd ser-hadd-i intihaya
Kimler eder tahammül yâ Rab bu ibtilâya
Âmâc edip vücudun bin nâvek-d kazaya
Düştü Hüseyn atından sahrâ-yı Kerbelâ’ya
Cibril var haber ver sultân-ı enbiyâya

Cûş eyleyip belâya mânend-i mevc-i tûfân
Keştî-i eftl-i beyti ikildi şikest ü viran
Maktul olup ser-â-ser ashâb-ı âl-i zî-şân
Yek-tâ-rev oldu ol men çim âfitâb-ı rahşân
Her yandan etti savlet hınzîr veş Yezîdân
Ser-tâ-be-pâ vücudun zahm eyleyip kızıl kan
Düştü Hüseyn atından sahrâ-yı Kerbelâ’ya
Cibril var haber ver sultân-ı enbiyâya

Ashâb u âlînin hep kibarı vü sıgârı
Bir bir kılıp önünde azm-i huzûr-ı Bârî
Dil teng edip susuzluk tâ arşe oldu sârî
Ezvâc-ı tâhirâtın feryâd-ı bî-karârı
Her yüzden etti tazyik a’dâ o şehriyârı
Ahir çıkıp elinden dâmân-ı ihtiyarı
Düştü Hüseyin atından sahrâ-yı Kerbelâ’ya
Cibril var haber ver sultân-ı enbiyâya

Yârân olup ser-â-pâ mest-i mey-i şehâdet
Meydanda kaldı tenhâ ol mihr-i evc-i hacet
Bu hâl olup adûya ser-mâye-i cesaret
Etrafın aldı birden ol kavm-i pür-dalâlet
Yetmiş iki yerinden mecruh olup nihayet
Bundan ziyâde harbe Hak vermeyip icazet
Düştü Hüseyn atından sahrâ-yı Kerbelâ’ya
Cibrîl var haber ver sultân-ı enbiyâya

Ol şâh-ı din-penâhı tenhâ görünce düşman
Etti hücum u savlet şiddetle her taraftan
Bir hâle vardı âhir zahm-ı hadengd âhen
Mânend-i kasr-ı cennet cisminde oldu rûşen
Envâ’-ı yârelerden her canibinde revzen
Kâzım olup nihayet bî-tâb harb ederken
Düştü Hüseyn atından sahrâ-yı Kerbelâ’ya
Cibrîl var haber ver sultân-ı enbiyâya     (Kâzım Paşa)

Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi (k.s)’nin Kaleminden Kerbelâ Mersiyesi:

Hulûsi Efendi Hazretlerinin hususi kütüphanesindeki el yazması notların arasından yeni bulduğumuz ve okuduğumuz mersiye ile sizleri baş başa bırakıyorum:

Kur’an edip tilavet Taha’yı öldürürler

Katleyleip imamı Yasin ederler ezber

Alkanlara boyandı dürdane-i Peygamber

Bak ne sitemler oldu evlad- Hel etâ’ya

Düştü Hüseyin atından sahray-ı  Kerbelâ’ya

Cibril git haber ver Sultan-ı  Enbiya’ya

Ol şaha eyledikçe her dem hücum-ı  leşker

Ok üstüne ok ururlar hançerler üstüne hançer

Meydanda şehber açmış tavus arşa benzer

Hayf ol garib-i küyi ferhunde pür hümaya

Düştü Hüseyin atından sahray-ı Kerbelâ’ya

Cibril git haber ver Sultan-ı  Enbiya’ya

Bir hadde erdi zahmi şimşir-i ter-nize

Kim ölmüş ol garibin azası rize rize

Ağuşu izzetinde bak beslenen azize

Bir merhamet eden yok mahbub-u Mürteza’ya

Düştü Hüseyin atından sahray-ı Kerbelâ’ya

Cibril git haber ver Sultan-ı  Enbiya’ya

Eyvah eğer bu işten Zehra olursa agâh

Bir nârâ ile sarsar hep kâinatı billâh

Eyler cihanı kuds-i ma’ruz-ı  şûle-i âh

Mazlûmenin bu âhı ateş  saçar semâya

Düştü Hüseyin atından sahray-ı  Kerbelâ’ya

Cibril git haber ver Sultan-ı  Enbiya’ya

Abran eyle ya Muhammed, ey Padişah-ı  Levlak

Manend-i zat-ı akdes sen dahi ağlar eflâk

Oğlun Hüseyn’e netti gör bu güruh-ı  nâ-pak

Nefrin ola bu kavm-i bî şerm-ü  bî hayâya

Düştü Hüseyin atından sahray-ı  Kerbelâ’ya

Cibril git haber ver Sultan-ı  Enbiya’ya

Ey cedd-i serfiraz-ı nureyn-i neyyi reynk

Bir başka hale girmiş dünyada nur-u ayneynk

Döşü mübareğinde gezdirdiğin Hüseynik

Başı kesildi geçti ser nize-i cefaya

Düştü Hüseyin atından sahray-ı  Kerbelâ’ya

Cibril git haber ver Sultan-ı  Enbiya’ya

Maktül olan eğerçi mazlum-ı  itretindir

Leb teşne-i zülâl-i dide-i hazretindir

Var katilin de seyret bu kendi ümmetindir

La’net bu nâkesan-ı bî  rahm-i bî vefaya

Düştü Hüseyin atından sahray-ı Kerbelâ’ya

Cibril git haber ver Sultan-ı  Enbiya’ya

Söyler kelam-ı hakkı batıl güruh istemez

Gittikleri tarika kibr-u Mecusi gitmez

İslâm’a bu cefayı kâfir de olsa etmez

Müslim denilmez asla bu kavm-i eşkıyaya

Düştü Hüseyin atından sahray-ı Kerbelâ’ya

Cibril git haber ver Sultan-ı  Enbiya’ya

Musa Tektaş/Sanat Alemi

About these ads

One response to this post.

  1. Posted by Ünal Mehmetbeyoğlu on Mart 27, 2011 at 3:44 pm

    Bu tür eserler çoökimselerce verilmiş olup, çok benzer birini de ben hatırlatmak istedim. (Kayn:Kağızmalı Cemal Hoca, Yasin Yaşar Turan 2007-Ankara)

    SİCİLLEME (TERCİ-İ BENT)
    1
    Yezîd’e nâlet olsun niçün uydu hevâya
    Allah Allah bu ne hal yaptı ehl-i Abâ’ya
    Hasan’a ağu verdi, zulmetti şehzâdeye
    Ümmet gözün kör ola, hele gel bu sahrâya
    Şimir çaldı hançeri, gerdanı hub zîbâya
    Nâlet ola o kelbe, düşe kahr-ı Hüdâ’ya
    Esen yeller haber ver bu hâli Murtazâ’ya
    De ki çifte kuzular gitti dâr-ı bekâ’ya
    Âl-i Yezîd zulmünün sesi çıkar semâya
    Bu ne cefâdır Allah, evlâd-ı Mustafâ’ya
    Hüseyin atdan düştü sahrâ-i Kerbelâ’ya
    Cibrîl, kurban, haber ver, kabrinde Mustafâ’ya

    Çifte küpesi düştü, arşurrahman ağlıyor
    Kürsü kalmış kararsız, kevn ü mekân ağlıyor
    Levh-i mahfuz kalemi, emr-i fermân ağlıyor
    Secdede Cibrîl ağlar, melekler kan ağlıyor
    Sekiz cennet, yedi nâr, heft âsumân ağlıyor
    Matemdedir, yıldızlar, mâh-i tâbân ağlıyor
    Gün yüzün gubar almış, cümle cihân ağlıyor
    İdris secdeye düşmüş, hûri gılmân ağlıyor
    Seher yeli durulmuş, durgun ummân ağlıyor
    Kerbelâ çöllerinde, çifte civân ağlıyor
    Hüseyin atdan düştü sahra-i Kerbelâ’ya
    Cibrîl, kurban, haber ver, kabrinde Mustafâ’ya

    Hasan’ın ağu içti, leb-i sükkâr ah çeker
    Hüseyin atından düştü, kime şikâr ah çeker
    Nerde kalmış acabâ, bak Zülfikâr ah çeker
    Ali’nin on bir oğlu, yerde yatar ah çeker,
    Fâtıma ana ciğeri sızlar sızlar ah çeker
    Ümmügülsüm, Rûkiye, çifte nigâr, ah çeker
    İbrâhim, Kâsım ağlar, kılar zâr zâr ah çeker
    Hatice ana duymuş, yavrum diyer, ah çeker
    Meryem, Asiye gelmiş, ağlar ağlar ah çeker
    Havva Hasan Hüseyin’im diyer diyer ah çeker
    Hüseyin atdan düştü sahrâ-i Kerbelâ’ya
    Cibrîl, kurban, haber ver, kabrinde Mustafâ’ya

    Medîne dağlarında, süsenle sünbül ağlar
    Taksîrât nedir, atmaz, esmez oldu yel ağlar
    Dağlar ingil ingilder, sular sarhoş sel ağlar
    Cümle kuşlar figanda, bak dertli bülbül ağlar
    Vîrânede baykuşlar hû çeker, yil yil ağlar
    Kerbelâ’ya kulak ver, sahra ağlar, çöl ağlar
    Biten otlar baş eğmiş, çiçek, çimen, gül ağlar
    Nâlet ola Yezid’e, şâh u gedâ kul ağlar
    Ey Murtaza, gel yetiş, binekte Düldül ağlar
    Hasan’ın ağu içmiş, göz yaşları göl ağlar
    Kerbelâ imdâd ister, gözler seni yol ağlar
    Hüseyin attan düştü sahrâ-i Kerbelâ’ya
    Cibrîl, kurban, haber ver, kabrinde Mustafâ’ya

    Hazret-i Âdem, âlî-şân nebî-zîbâ ağladı
    İdris Firdevs içinde, kasr-ı a‘lâ ağladı
    Nuh ile Hud, Salih’i düştü zar-zar ağladı
    İshak nebî, İbrahim, İsmail, Harun ağladı
    Yakub, Yusuf, Şuayb, Lût, hem de Yahya ağladı
    Zekeriyâ zikrinde, Tûr’da Mûsâ ağladı
    Mekke, Medine, Kubeys, Tûr-i Sînâ ağladı
    Dahi Hârûn’la Da‘vûd, Süleymân da ağladı
    Dertli Eyub’la Cercis, İlyas da ya ağladı
    Elyasa, Zülküfl’ü, hem Meryem, İsa ağladı
    Hüseyin atdan düştü sahrâ-i Kerbelâ’ya
    Cibrîl, kurban, haber ver, kabrinde Mustafâ’ya

    Ebâ Bekir, Ömer’e, bu zar erdi Osman’a
    Cümle Kureyş Ensâr’ın, düşmüş ah u figâna
    Âl-i Yezîd boyadı, çifte kuzun al kana
    Ey Server-i Enbiyâ, sen bunu de, Sübhan’a
    O gün ola göreydim, Yezîd düşe nîrâna
    Sırattan seyredeydim, geçer iken o yana
    Cümle nebiyle ümmet, sallanarak cinâna
    Hûriler karşı gelir, Hüseyin’le Hasan’a
    Fâtıma ana şad olur, müjdeler gider rıdvâna
    Şehitlerin sultânı, vuslat bulur cânâna
    Hüseyin atdan düştü sahrâ-i Kerbelâ’ya
    Cibrîl, kurban, haber ver, kabrinde Mustafâ’ya

    Cemâl Hoca, Yezîd’i yara tapşur kahr ola
    Ah çekuben ağla, gel zara tapşur kahr ola
    Lânet âl-i Yezîd’e, ere tapşur kahr ola
    Yüz on dört suredeki sırra tapşur kahr ola
    Hazret-i nurdan düşen tere tapşur kahr ola
    Yüz suhûfun serveri çâr’a tapşur kahr ola
    Bin bir kelâm tuhfesi, Tûr’a tapşur kahr ola
    Bu davayı te’hir et, haşre tapşur kahr ola
    Âl-i Yezîd sevk olur, nara tapşur kahr ola
    Alır bu tadı anda, BİR’e tapşur kahr ola
    Hüseyin atdan düştü sahrâ-i Kerbelâ’ya
    Cibrîl, kurban, haber ver, kabrinde Mustafâ’ya
    (Kağızmalı Aşık Cemal Hoca 1886-1957)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: