Marksizm, Oryantalizm ve Şeriati


marxTüm dünya halklarına ‘kurtuluş’u vaad eden, enternasyonalizm söylemi ile evrensel bir mesaj iddiasında olan Marksizm, anlam dünyasında ‘Batılı beyaz adam’ın ilerlemeci, modernist, Vahşi[!] üçüncü dünya halklarını evcilleştirici bilinçaltını paylaşmaktadır. Marx’ın Avrupa merkezli bakışı, oryantalist tavrı, eserlerine yansımış daha sonra bu sömürgeci algılayış Lenin ve Stalin eliyle Kafkas halklarına, Orta Asya halklarına uygulanan politikalarla sosyalist pratiğe[!] de yansımıştır. Örneğin, Marx Hindistan’ı işgal eden emperyalist İngilizleri “Hint feodal yapısını değiştirmesinden dolayı, sorun İngilizlerin vahşi çıkarları değil sorun, Asya’nın toplumsal durumunda köklü bir devrim olmadan insanoğlunun yazgısını yerine getirip getirmeyeceğidir.


Getirmezse, cinayetleri ne olursa olsun İngiltere bu devrime neden olmakla, tarihin bilinçsiz bir aleti olmuştur.”1 diyerek düşünsel saflarını ortaya koyar. Marx, İngiliz emperyalizmini, “İngiliz burjuvazisinin ektiği yeni toplum öğelerinin meyveleri” olarak tanımlayacaktır.2

Yine Marx, Manifesto’da “Burjuvazi, bütün üretim araçlarındaki hızla iyileşme ile, son derece kolaylaşmış iletişim araçları ile, bütün ulusları, hatta en barbar olanlarını bile uygarlığın içine çekiyor… Kırı nasıl kente bağımlı kıldıysa, barbar ve yarı barbar ülkeleri de uygar olanlara bağımlı kıldı.”3 diyerek beyaz adamlığı içselleştirmiş görünmektedir. Aynı Marx, 1848 yılında ABD, Kaliforniya’yı işgal edince bu olayı desteklemiş, “Bunlar, kendilerini temsil edemiyorlar, temsil edilmeleri gerek. “4 demiş ve şöyle yazmıştı; “Şiddet olmasaydı, tarihte hiçbir şey olmazdı. Kaliforniya’nın ellerinde duracak olsa ne yapacaklarını bilemeyen şu tembel Meksikalıların elinden çekip alınmasını kötü bir şey olarak düşünebilir miyiz?”5

Nitekim, Marksizm, sömürgeciliğin ve emperyalizmin ideolojik-kültürel planda yaptığı tahribatı dikkate almadı. Bu durum bir rastlantı sonucu değildi. Marksist Sol da ilerleme, modernleşme vb. konusunda Avrupa merkezli hâkim paradigmayı paylaşıyordu.6 Batılı Radikaller [Marksistler] ekonomik emperyalizmi kınarlarken, dünyanın batılılaşmasını başka bir biçimde sürdürüyorlardı.7 Şeriati, Batı merkezli tüm dünya görüşlerine sahip “yerli”lere, “Onlar insan, biz yerli olduğumuz sürece onlarla her türlü hümanist ortaklık kendi varlığımıza ihanettir!”8 diyerek yüzyıllardır Avrupa tarafından sömürülen halkları zihinsel ayrışmaya çağırıyordu. O, Marksizm gibi Avrupa merkezli, “beyaz adam” bilinçaltına sahip bir ideolojinin, ezilen dünya halklarının özgürlük mücadelelerini amacından saptıracağın belirtmiş işgalci zihniyetin kaleyi içten fethedeceğini vurgulamıştır.9 Nitekim tarih Şeriati’yi haklı çıkarmış Cezayir, Tunus, Mısır ve Türkiye verdikleri anti-emperyalist mücadelelerini Batı işbirlikçisi kadrolar yüzünden kaybetmişlerdir. Filistin’de devam eden intifada sürecinde sosyalist kadrolar emperyalizm karşında çözülmüşler, ya kitle desteklerini kaybetmişler ya da demokratik cumhuriyet, barış gibi söylemlere sığınarak düşmanla İşbirliğine boyun eğmişlerdir. Bunun sebebi, bu kadroların özgür [?] ama “düşman gibi” bir ülke ideali için savaşım vermeleridir.


Yabancılaşma


Ali Şeriati, “Öze Dönüş”’ünde Marksizm’i değerlendirmesinde Marx’ın kullandığı ve tanımlamakta kendisinin de zorluk çektiği “praxis” kavramını Marx’ın çelişkilerinden biri olarak zikreder.

PRAXİS


Marx’ın toplumsal ilişkilerdeki ruhu praxis kavramı ile anlatımı Şeriati’yi bu ruhun ya da bilincin kökenini sorgulaması ile farklı bir boyut kazanmıştır. Şeriati’nin bu çabası hem Marx’ın çelişkilerini irdelemiş, hem de toplumu, “müslümanca” anlamaya yönelik çabalara katkıda bulunmuştur. Toplumsal ilişkilere somut anlaşılabilirlik kavranılabilirlik kazandıran şey praxistir… Düşünce varlıkla; bilinç duyusal ya da “maddi” doğa ile; “ruh”, kendiliğindenlikle ancak praxiste birliğe ulaşır.10

İnsanda bilip tanımadığı ve buyruk altına alamadığı bir yan da vardır; ve bu yan bireyin iç varlığında bulunduğu gibi, toplumsal olanda ve tarihsel olanda da bulunmaktadır.11 İşte Marx ve takipçileri bu “kendiliğindenlik” durumunu açıklayamamaktadır. Şeriati, bu noktada Marksist dinleyicilerini kendi vicdanlarıyla baş başa bırakır. Zaten Marx, insanoğlunu tanımlamaktan iyice kaçınmıştır. Marx, insanoğlunun, praxis içinde kendini yeniden tanımlayacağına güvenmektedir.12 Ali Şeriati bu durumu metafizik ve asil bir varlık olan “insan”ın unutulması trajedisi olarak tanımlar. Komünizmin de kapitalizmin de iki değişik yönden de olsa insana ekonomik hayvan olarak baktığını belirtir.13 Mars’ın da belirttiği gibi “Bir bireyin bir başkası tarafından sömürülmesine son verildiği ölçüde, bir ulusun başka bir ulus tarafından sömürülmesine de son verilmiş olacaktır.”14 Şeriati bu noktada bir bireyin başka bir bireyi sömürmesinin kökeninde öncelikle bireyin kendi kendini sömürmesinin, kendine yabancılaşmasının yattığını belirtir.

Şeriati’ye göre Batı merkezli tüm dünya görüşleri, insan anlayışlarının Yunan mitolojisi kaynaklı olması sebebiyle insanın dolayısıyla toplumun kendi özüne yabancılaşmasını yanlış bir adreste aramışlardır.15 İnsanın bilgiyi Tanrılardan zorla almasını sembolize eden Prometheus’un ateşi çalması, bilginin gerçek sahibi Tanrı ile doğal olarak bir savaşımı beraberinde getirecek, insanın tanrıya boyun eğişi de yabancılaşmasına yol açacaktır.16 Ama anlam dünyamızda hırsızlığa zorlanan Prometheus yerine, diğer varlıkların karşı çıkışına rağmen kendisine bizzat hediye edilen ve tüm dünyanın egemenliğine temsilci seçilen, sorumluluk ve hayatı değiştirme yetkisi verilen “Adem”17 varsa yabancılaşmanın kökeni ancak tek ve benzeri olmayan Tanrının insanlar arasındaki eşitlik ve adalet içeren öğretisine insanlığın kulak vermemesidir.

Şeriati, soyut insanın sembolü Adem’in yabancılaşmasını Doğu düşüncesinde de vurgulanan dört unsura bağlar; bunlar insanın özgürleşmesini engelleyen zindanlardır:

1- Historizm [Tarihsellik]

2- Sosyolojizm [Toplum]

3- Biyolojizm [Çevre, Doğa]

4- Egoizm [Benlik]”18


İnsan iradesi dışındaki bu zorlayıcı unsurlara karşın “İrade”nin kullanımı ile yabancılaşmadan [alinasyondan] kurtulunacağını belirtir. Bu da ancak insan özünü tasarlayan yaratıcının evrensel iletimlerine [vahiy] insanın dönmesi ile mümkün olur.

İnsanın kendi eliyle yaptığına tapınması yabancılaşmanın nesnel bir boyutu iken, aynı zamanda zihinlerdeki put haline gelmiş fikirler de diğer bir yabancılaşmayı ifade eder.19 Siyasal iktidar, medya ve din bu yabancılaşmanın ana unsurlarıdırlar. Şeriati, hem toplumsal hem de bireysel yabancılaşmayı ayakta tutan bu unsurları Kur’an’daki üç kişiliğin şahsında sembolize etmiştir:

1- Firavun: Egemen siyasal erk

2- Karun: Egemen ekonomik erk

3- Bel’am [Samiri]: Egemen dinsel erk

Şeriati, İnsanlığın iç ahengini bozan çarpık ekonomik zihniyet ve uygulamanın ilk mümessil ve kurucusunun Kabil, aksine insanın kendi özünü ve fıtratını muhafaza eden, muhabbet ve fedakarlığa dayanan ekonomik anlayış ve sistemin ilk temsilcisinin de Habil olduğunu yerleşik hayattan yana olma ya da olmama ile bağıntılı olarak öne sürer.20 Şeriati’nin yaklaşımının İslam geleneğinin birikiminden21 de dayanaklarının olması görüşlerinin doğruluk payını güçlendirmektedir. Şeriati’ye göre yabancılaşmanın başka bir türevi de tarih içinde “Tasavvuf” olarak kurumsallaşmış düşünce ve yaşam sisteminin zühd ve riyazet adı altında kişiyi sosyal gerçeklikten uzaklaştırması, insanı kader karşısında pasif, edilgen bir nesne haline getirmesi gerçekliğidir. Şeriati’ye göre sufilik başka bir yabancılaşma kapısıdır. O, tasavvufa yönelişin toplumu bozacağını22 eserlerinde sık sık vurgular.


Şeriati’ye Yöneltilen Bazı Eleştiriler


Şüphesiz Şeriati’de, her düşünürün düşebileceği fikirsel tuzaklardan, kendi deyimi ile “zindanlara düşmekten”, “masum” ya da “melek” olmadığı için kendini alıkoyamamıştır. Şeriati, geride bıraktığı külliyatında dört dörtlük bir ideoloji tasarımı bırakamamıştır. Yer yer kullandığı mitolojik, felsefi kavramlar ve mezhebi vurguları, hitap ettiği kesimlerin niteliği, zaman içinde geçirmiş olduğu tekamül süreci ve bağlamından kopartılarak değerlendirilebilmiştir.

Şeriati’nin, Şia tarafından yoğun bir duygusallıkla yüceltilen Hz. Ali, Hz. Hüseyin, Hz. Fatıma gibi kişilikleri değerlendirmesindeki sübjektifliği, Batılı eğitiminin tarih felsefesine yansıması Şeriati’nin düşüncelerini eleştirel bir gözle okumamızı gerekli kılmaktadır. Kendisinin de belirttiği gibi bunalım dönemlerinde ya da fikirsel gel-gitler yaşadığı dönemlerde yazmış olduğu düşüncelerine ihtiyatla yaklaşılmalı, konuşmalarının bant çözümü olarak yayınlanan ve her konuşmanın doğasında bulunan ateşli ve duygusal eserleriyle bizzat Şeriati’nin kendi kaleme aldığı düzenli ve planlı bir düşünce kurgusuyla hazırladığı kitapları arasında seçici davranılmalıdır.23 Ayrıca Şeriati’nin kendini geliştiren her düşünür gibi düşünse! tekamül ve dönüşüm süreci geçirdiği unutulmamalıdır. Örneğin mezhebi duygusallığın vurgulanmasının [Ebu Zerr, 1959] mutedil ve Kur’an merkezli anlayışına tekamül etmiş olması [İki Sure İki Yorum, Ali Şia’sı Safevi Şia’sı 1971] dikkate alınmalı, “mehdilik”, “imamet” gibi konulardaki dolaylı izah tarzı kritik edilmelidir.

Elbette, Şeriati’ye getirilmesi gereken eleştirel bakış, kendisinin de hayattayken yaptığı “anlama” merkezli ve iyi niyetli bir özeleştiri olmalıdır. Çünkü Şeriati; ne bir İslam sosyalizmi inşa etme çabasındadır24 ne de modernizmi Şiilik İle sentezlemeye çalışmıştır. O, her an İslam’ın özgünlüğü’nün peşinde olmuştur. Bazı çevrelerin, Sünni ya da Şii taassup dolayısıyla, bazı çevrelerin laik tutuculuktan dolayı, yoğun saldırı ve hakaretlerle Şeriati’yi itham etmeleri, Şeriati’yi sevenlerin, kişiliği ve eserleri üzerinde toptan bir kabulünü beraberinde getirmemelidir.

Şüphesiz Sünni dünyada Şii, Şii dünyada Sünni, Batı’da fundamantalist, Doğu’da modernist olarak itham edilen Şeriati’nin Kur’an ölçü alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir.


Dipnotlar:


1-2- Marx, Karl; Engels, Frederich; “Kominist Parti Manifestosu”; Sol yay.; Ankara 1998; s. 15., Marx, Kari; Engels, Frederich; “Kapitalizm Öncesi Ekonomi Biçimleri”; Çev. Mihri Belli, Sol yay.; Ankara 1977; s. 108-118. 48-A.g.e.;s.118.

3- Bkz. Marx, Karl; “Louis Bonaparte’nin Brumaire’i”; Sol yay.; Ankara.

4- Bulaç, Ali; “Bir Aydın Sapması”; İz yay.; İst.1995, s. 84.

5- Başkaya, Fikret; “Avrupa Merkezcilik, Resmi İdeoloji, Bilim ve Sosyalizm”; Ütopya yay.;Ank. 1999; s. 26.

6- Lafouche, S.; “Dünyanın Batılılaşması”; Ayrıntı yay.; İst. 1993; s. 71.

7-8-9 Şeriati, Ali; “Öze Dönüş”; Kitabevi yay.; s. 37.

10- Lefebvre, Henri; “Marx’ın Sosyolojisi”; Gökkuşağı yay.; İst. 1995; s. 49.

11- A.g.e.; s. 43.

12- A.g.e.; s. 20.

13- Şeriati, Ali; “İnsan”; Fecr yay.; İst. 1997; s. 63.

14- Marx-Engels, “Kominist Parti Manifestosu”; s. 35-36.

15- Bkz. Şeriati, Ali; “Marksizm ve Diğer Batı Düşünceleri”; Birleşik yay.; İst. 2000.

16- Demirer, Temel; Özbudun, Sibel; “Yabancılaşma”; Özgür Üniversite Kitaplığı; Öteki yay.; 1998.

17- Bkz. Kur’an-ı Kerim, 2/30. Şeriati, Ali; “İnsan”; Fecr yay. Aktaş, Ümit; “Adem”; Bakış yay.; İst. 2000.

18- Şeriati, Ali; “İnsanın Dört Zindanı”; Çev. H. Hatemi; İşaret yay.; İst. 1996.

19- Bayhan, Vehbi; “Üniversite Gençliğinde Anomi ve Yabancılaşma”; TC Kültür Bak. Yay.; Ank. 1997; s. 27.

20- Bkz. Şeriati, Ali; “İslam Sosyolojisi Üzerine”; s. 106-118.

21- Taberi; “Cami’ul Beyan an Tevil’ul Quran”; 5/27 Tefsiri

22- Şeriati, Ali; “Dinler Tarihi”; Seçkin yay.; İst. 1993; s. 151.

23- Bkz. Şeriati, Ali; Kevir; Fecr yay.; Ankara 1992; s. 10.

24- Bkz. Mutahhari, Murteza; Kerbela ve İmam Hüseyin; Kalem yay.; İstanbul 1997; s. 619.

.

.

Bülent Şahin Erdeğer

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: