Robot İnsan Üzerine Hayıflanmalar…


agac-adam

James Watt’ın ilk buharlı motoru üretmesinin üzerinden çeyrek milenyum (1775) geçti geçecek. Sanayinin otomatize olmaya başlaması bir devrim niteliğindedir. Daha az zamanda daha fazla mal üretmek ekonomide farklı eğilimler yaratır. Dünya nüfusunun kayıtsız koşulsuz kullanacağı veya kullanamayacağı bir dünya şey de bunların arasındadır. ‘’İnnovation’’, ‘’know how’’, ‘’toplam kalite yönetimi’’ vs derken baktık ki insanın otomatizasyonu hızla devam ediyor.

Sabah altıda kalkılır, çoğu kez kahvaltı yapılmaz. İşe gidilir ve çalışılır. Patronun emirleri dinlenir ve yapılır. İşi yapanın kalıpları bellidir ve onları yapar. Öğlen yemek yer. Yeniden başlar ve akşam iş durur. Evine gelir yemeğini yer. Televizyonu açar, izler ve uykusu gelir. Pazar günlerini iple çeker ama o da çalışmaktan farksızdır. Aileyle bir yerlere gidilir. Çocuğuyla / eşiyle yeterli düzeyde ilgilenemeyen baba zamanla babalık bilgisini unutur. Genellikle tek bir isteği vardır ve o da çocuğunun kendisininki bir hayata sahip olmamasıdır. Daha iyi bir işte çalışabilmesi için çocuğuna telkinler yağdırır. Emekli olur, yeteri kadar beklerse torununu görür ve ölür.

Babanın çocuğuna konformist* bir yaklaşımla kendinden daha iyi bir iş bulması da aslında babanın kendi içindeki tekdüzeliğinden farklı olmayacaktır. Çünkü baba çocuğuna onu bunaltan sistemin içinde kalarak çocuğuna nasihat etmektedir ve iyi bir iş dilemektedir. Bu ise babanın torununda da devam edecek olan ve nitekim devam eden bir zincirin ifadesidir. Yeterince şanslı ise torun zengin olur. Yüksek standartlarda yaşamaya başlar ve sonuç olarak da adam amacına ulaşmıştır bir yerde. Çocuğu için istediği rahat yaşantıyı torununda yakalamıştır. Bireysel olarak düşünüldüğünde bir soyisim birilerine göre görece olarak kurtulmuştur.

Lakin yalnız değiliz. Herkes herhangi bir işi yapabilir ve bu işten emekli olabilir. İnsanı yaptığı işe göre sınıflandırmak doğudan türeyen bir hal değil. Mesela biz de isimden sonra söylenen ‘’paşanın’’ batıdaki ikamesi ‘’general’’ isimden önce söylenir. Biz de unvan isimden ve kişilikten daha önemli değildir. (En azından değildi). İnsanın yaptığı işin diğerlerini etkileyeceği göz önünde bulundurularak ve ortak işgücünü ön planda tutarak ve kişi eğilimlerine bakarak sen bu işi yap sen de bu işi yap diye bir bilgi türer. İş bölümü herkesin ortak paydalarda bulunduğu ve etkileştiği bir kategorizasyon yöntemidir. Biri diğerinden daha üstün olamayacağı gibi buna götüren yolların da önü kesilmelidir. Zira çöpçülüğün aşağılayıcı bir durum olarak görece hakaret sayılması şu anda görüldüğü gibi kaçınılmaz olur. Anayasamızın 18. maddesinde angaryanın yasaklanıp peşi sıra asgari ücretin gerektiği yerde tutulamaması, sosyal güvenlik sisteminin işçi lehinde olmaması, yatırım çekip istihdam sağlamak amacıyla işverenin eline işçi aleyhine lehler verilmesi kendiliğinden 18. maddeyi etkisiz kılmaktadır. Ve devam eden süreçte otomatize olmaya başlayan insan eşya yerine koyulmakta ve bir makine vazifesi görmektedir. Zengininden fakirine farkında olsun veya olmasın makineleşen insandır. Makinelere itaat etmeye zorlanan ve ona alternatif bir tercih sunmayan sistem ayrımcılığı kendiliğinden körüklemekte ve bu kişi hak ihlallerine sebebiyet vermektedir. Babası yolu ile hayata zengin başlayan bir insanın, babası yolu ile hayata fakir başlayan insana parası ile caka satmasını kim engelleyecek? Onur kavramını kim ayakta tutacak? Birisi giyecek ayakkabı bulamazken diğeri dümdüz yolda neden cibe (İngilizcesi jeep) binecek ve bu ciddi sorunu hangi sistem çözecek. Sistemimiz onursuzluğa ve insanlıktan çıkmaya zemin hazırlayabiliyorken babalar hala oğullarına bu sistemde genel olarak farkında olmayan onursuzluğa zemin hazırlayan zengin olmayı mı dileyecek yoksa onurlu bir yaşayış mı dileyecek (fakir olarak da olsa)?

Cibe binmek onursuzca değildir. Onu onursuzca yapan şey amacından farklı kullanımdır ki bu sadece cib kullanımında görülmemektedir. Bugün taşrada çokça görülen telefon hastalığında ve sigara hastalığında da aynı şeyler görülmektedir. Kahvehanede çay içecek parayı zaman zaman bulamayan bir insan telefondan başka her şeye yarayan bir aygıtı dışarıya karşı bir büyüklük olarak görüyorsa ve pahalı sigara içmeyi de keza böyle görüyorsa bunda ciddi bir sorun vardır. Bir baba oğluna güzel ahlaktan daha güzel bir şey miras ırakamaz diyen Hz Muhammed bu denli topluma yabancılaşmışken ve serbest piyasa toplumun yeni peygamberi olmuşken olayı anlamak çok güç değildir aslında. Bir yanda konformist yani içinde bulunduğu durumdan asla şikayet duymama, ne gelirse gelsin adaptasyon sağlama(* ın açıklaması), diğer yanda ilikleri dahi sömürmeye çalışan post-modern faşist neo-liberalizm. Ne yanından bakarsak bakalım bugün bir baba oğluna ahlaki kavramları açıklarken çocuğundan ‘’ama baba sen de böyle yapıyorsun’’ tepkisini alacağını bildiğinden ona hakkı öğretemiyorsa bu düzenin ciddi bir şekilde sorgulanması lazımdır. Dolaylı veya dolaysız paraya mı ibadet edeceğiz yoksa inandığımız şeylere mi? İnsanca mı yaşayacağız yoksa insan otomatizasyonuna devam mı diyeceğiz? Cip üstünde yanından geçip gidilen selpak satan çocuğa ‘’yahu sen böylesin ama bu cipte rahat yahu’’ mu diyeceğiz yoksa işimizi gören bir arabada o çocuğu o durumdan kurtarmak için kafa mı patlatacağız? Seçim her zaman insanın elinde… Kimse demiyor ki ey insan deprem yarat, atomu parçala. Seçimler hayatı oluşturuyorsa seçebileceğimiz şeyleri en ideal şekle sokmak da keza insanın elinde.

James Watt belki kuyudan su çıkarmayı daha kolaylaştırmak için buharlı motoru keşfetti. Henry Ford yürüyen bantta daha hızlı ve maliyetin düşük olduğu üretimi belki yine insanların hizmeti için keşfetti. Ama gel gelelim tüm buluşların kılıfı bu olmasa gerek. Olmamalı çünkü insanlar robotlaşıyor ve insan etkisi (ahlak, erdem vs) azalıyor. Dünya nüfusunu doyurmakta zorlanan bir Dünya ile karşı karşıyayız ve bunun görülen (!) en iyi yolu teknolojinin daha fazla gelişmesi olarak görülüyor. Mesela genleriyle oynanmış yiyecekler fazlalaştırılarak Afrika doyurulmaya çalışılıyor. Çünkü bizim iyi niyetli kapitallerimiz olanlara üzülüyor. Bir yandan üzülen kapital ağabeyimiz diğer yandan genleri ile oynanmış gıda fabrikası kuruyor ve birleşmiş milletlere bu malı satıyor. Birleşmiş Milletler o kadar yüce ki sadece gıdayı aç insanlara götürmüyor yanında sınır tanımaz doktorlar cemiyetini ve soros vakıflarını da götürüyor, götürüyor ki onlar daha insan olabilsin. Bir insanın daha insan yapmaya çalışmak o insanı bir yerde orjin olarak insan-dışı görmek değil de nedir? Ve bu insan-dışı görüşün sorumlusu hangi izmdir?

İvedi şekilde başımızı yumruklarımızın arasına alıp hiç değilse zihnimizin bizimle oynamasını engellemek mecburiyetindeyken ne olur daha fazla etrafımızda gördüğümüz yoksul insanlara üzülmeyelim. Onlara yardımı insanlığın kurtuluşu olarak görmek ve türümüzü hakkı gözeten bireyler haline getirmek görevimiz değilse o zaman Darwin haklı ve insanlar robotlara doğru evrim geçiriyor. Şiddetli bir bilgi mutasyonuna uğratılırken bir kez daha düşünmek lazımdır. Ve Ali Şeriati’nin o kadim sözüne gelelim: Her İnsan bir beşerdir ama her beşer bir insan değildir.

Beşeriyeti insanlaştırmak duası ile…

.

.

Adem Kayadelen

.

.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: