Ahlaki-Vicdani tükeniş


subat75_lale

İslam toplumları; emperyal siyasal/kültürel/entelektüel gerçekliklere kapalı bir şekilde; hareketsizleştirilmiş zamanlar içerisinde; romantik umutlar taşıyarak; uzun, derin sessizlikler yaşıyor. Romantik önyargılar, abartılı duygusallıklar, abartılı bağnazlıklar, yüzeysel iyimserlikler, kısır ve derişmez yapılar, toplumlarımızı her alanda hareketsiz kılmıştır. İdeolojik sınırlar içerisinde yaşayan, ırkçı sınırlar içerisinde yaşayan, mezhepçi ya da hizipçi sınırlar içerisinde yaşayan ve bu sınırlar dışında neler olup bittiğini öğrenme ihtiyacı duymayan bireyler ve topluluklar buz kesmiş/donmuş bireyler ve topluluklardır. İdeolojik maskeler, ırkçı maskeler, mezhepçi ya da hizipçi maskeler, değişmez, katılıklar halinde, kendi gündemleri dışında cereyan eden hiç bir gelişmeyi umursamadan yaşamayı şiar edinmişlerdir. İdeolojik/ırkçı/mezhepçi/hizipçi dil, dışlamaya dayalı bir dil’dir.

Günümüzde bütün ideallerin/davaların yerini pragmatizmler alıyor. Dini hayatta, helal-haram, hayır-şer, hak-batıl, gibi ayrımlar/sınırlar ortadan kalkıyor, kaldırılıyor. Modern, seküler, geleneksel, batini müdahaleler / saldırılar sonucu, tevhidi temellerin yıkılmasıyla birlikte; toplumsal, siyasal, ekonomik, kültürel sorunlarla ilgilenmeyen; apolitik, sırlar, esrarengizlikler dünyasıyla ilgilenen; popülist figürleri gündeme alan/ “her şey helal” sloganını öne çıkaran bir İslam yaklaşımı üzerinde çalışılıyor. Müslümanların siyasal bir duruş, tarz, tavır, sahibi olmak yerine, romantik/nostaljik bir duruş sahibi olmaları isteniyor. İslam toplumlarında, Türkiyede izlenebileceği üzere, tasavvuf ve hikmet düşüncesi, yaklaşımı, birikimi, pratiği; siyasal hoşgörü / uzlaşı / teslimiyetçilik için bir araç olarak kullanılıyor ve sınırsız bir biçimde sömürülüyor. Gerçekliği bir hikmet zemininde anlatmakla, hikmeti, tek gerçeklik saymak birbirinden çok farklı şeylerdir. Hikmet; kültür ve uygarlık hayatımızın yalnızca bir boyutudur. Batıni yorum ve yaklaşımların, İslam hukukunu, siyasetini gündemden düşürmesine kayıtsız kalınamaz. Kur’anı Kerim’i bir sırlar kitabı gibi okumak, algısal yıkımlara neden olur.

Hayatın/tarihin içerisinde bir irade oluşturmayı başaramayan Müslümanlar, konformizm yönünde, egemen davranış ve tercihler yönünde, yeni konumlar ediniyor. Kendi inançlarını, kavram ve kurumlarını meşrulaştırma yetisine sahip olmayan ya da bu yetilerini kaybeden bireyler ve toplumlar, düşünsel, kültürel, entelektüel uyuşukluk içerisine girerek mücadele alanını terkediyor. Konformizmi seçen “hoşgörü”lü akımlar bütün totaliter yapılarla ittifak kurabiliyor. Bu ittifaklar ahlaki ve manevi yozlaşma/yabancılaşma pahasına gerçekleştiriliyor. Totaliter yapılarla işbirliği yapıldığında, ahlaki, vicdani ve entelektüel tükeniş başlıyor.

İslami düşüncelerimiz, bizim hayatımıza, anlam ve amaç bilinci kazandırmıyorsa; sorumluluğa, ilkeli olmaya ve eyleme yönlendirmiyorsa; bu düşünceler hiç bir işe yaramazlar. Düşüncelerimizin ve inançlarımızın, hayatın ve tarihin içerisinde, insan’a, topluma neler kazandırdığını sık sık gözden geçirebilmeliyiz. Bizleri, inanç ve düşüncelerimiz yönetmiyorsa eğer, bu inanç ve düşünceleri yeniden değerlendirebilmeliyiz. Sömürgeci modernliğin himayesi altında gelişen aklın sınırsız egemenliği, bilimin putlaştırılması, bütün anlam sistemlerini/yapılarını yok etti. Bu tür bir egemenlik biçimi eksiksiz bir faşizme dönüştü. Araçsal aklın tahakkümü bütün farklılıkları silip süpürdü.Günümüzde, farklıyı fark edememek, anlayamamak, paylaşamamak, fark’lıya hayat hakkı tanımamakla sonuçlanıyor. Sistem, farklıyı marjinal hale getirmek için, en ilkel ve ahlak dışı tanımları piyasaya sürerek, farklıyı bu yolla dışlamaya çalışıyor. Fark’lılar, ideolojik anlamda etiketlenerek, ötekileştiriliyor. Böyle bir tanımlama yoluyla ötekileştirilenler bir alt-kültür topluluğuna dönüştürülüyor, kontrol ediliyor, bastırılıyor, sindiriliyor, sessizleştiriliyor. Ötekileştirilenlerin, her düşüncesi, her davranışı, her eylemi medya aracılığıyla bir şekilde çarptırılıyor, karikatürize ediliyor. Bütün bu yapılanlar, ötekileştirilen farklıların merkeze yönelmelerini, siyasal alana yönelmelerini otoriter yöntemlerle engellemek üzere yapılıyor. Farklı’ya hayatın her alanında, her safhasında, yer/imkan açmayan, farklı’ya saygı duymayan adil bir siyasal sistem düşünülemez. Farklı’ya baskının teamül haline getirildiği, sıradanlaştığı, bir toplumda hiç bir doğallığa izin verilmiyor demektir.

Hayatın ve tarihin içerisinde umudun kaynağı eylemlerimizdir; bilinçli bir sorumluluğun ve bilinçli bir iradenin üzerinde yükselecek olan eylemlerimizdir. Tevhidi bir ahlak ve tevhidi bir yaklaşım bilincin ve eylemin merkezinde bulunmamızı gerektirir. Tarihin içerisinde yaşadığımız bölümünde, her tür işkenceyi normalleştiren, küreselleştiren, kurumsallaştıran işkence tekniklerinde benzersiz uygulamalar gerçekleştiren, büyük işkence merkezleri, kampları, adaları, bölgeleri oluşturan, modern barbar demokrasiler karşısında, ahlaki / vicdani / entelektüel bir başkaldırıyı gerçekleştiremediğimiz takdirde, hiç bir şekilde, ahlaki / vicdani anlamda aklanamayız; ahlaki/vicdani suçluluk, kirlilik içerisinde yaşamaya mahkûm oluruz.

İnanç hayatımız, düşünce hayatımız, edebiyat/sanat hayatımız, insanlık durumlarını yansıtmalıdır, modaları değil. Sanat için sanat yaklaşımı bir sorumsuzluğun ifadesi olduğu için bir tür züppeliktir. Sanat-edebiyat ilgisini ayrıcalıklı sınıflar ve elitler için düşünmek ne kadar yanlışsa, sanatı bir eğlence aracı haline getirmek de bir o kadar yanlıştır. Günümüzde sanatın metalaşması, özgün anlam arayışlarının sonu oldu. Toplumdan, tarihten, gerçek hayattan, yalıtılmış, gerçeklikle hiç bir şekilde bir bağı olmayan, hiç bir konuda bir tepki vermeyen, eleştirel yaklaşımlara sahip olmayan bir sanat-edebiyat anlayışı savunulamaz. Sanat edebiyat adamının partizanlığı kabul edilemez. Partizanca tavır ile, siyasal tavır/duruş birbirinden çok farklı şeylerdir. Sanatı putlaştırmak bir yabancılaşma biçimidir.

Hayatı pragmatik hesaplar yaparak yaşayamayız.

Büyük bir aşkla, bütün bir varlığımızla, bağlanmadığımız bir dava,dava değildir.

Niteliksel varoluşlar, düşünceler, davranışlar ve ilişkiler yoluyla yeni etkinlik alanları, yeni direniş alanları açabiliriz.

Atasoy Müftüoğlu

.

.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: