“Zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur”


zulum
“Allah size, sizinle din savaşı yapmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselerle iyilik ve fedakârlığa dayalı bir ilişki geliştirmenizi yasaklamaz: çünkü Allah fedakâr olanları pek sever. Allah size, yalnızca sizinle din savaşı yapan ve sizi yurtlarınızdan çıkaran veya sizin çıkarılmanıza destek verenlerle dostluk kurmanızı yasaklar: artık kim onlarla dostluk kurarsa, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.” (60 Mumtehane 8-9)

İsrail zulüm üzerine kuruldu, zulümle bugünlere geldi, zulümle varlığını sürdüreceğini düşünüyor. “Zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur” (2 Bakara 193) anlamındaki ayeti de bunun için başlığa çıkardım.

22 gün süren ve yüzlerce masumun hayatını kaybettiği Gazze katliamı ne ilkti, ne de son olacaktır. İsrail’in hiçbir sınır tanımayan acımasız saldırısına karşı Gazze’de destanî bir direniş örneği sergilendi. Gazze, isminden mülhem olarak bir “gaza” ve “gaziler” yurdu olduğunu bir kez daha isbat etti.

Güç ve şiddet hayatın doğasında vardır. Hayvanlar dünyasında güç ve şiddeti içgüdüler yönlendirir. Yırtıcı hayvanlar kendilerine doğuştan verilen bu yetenek ve güdülerle avlanırlar. Ne var ki, hayvanların birbirlerine uyguladığı güç ve şiddetten dolayı herhangi bir canlı türü yok olmamıştır. Yemediği ve asla yiyemeyeceği kadar öldüren tek canlı sadece insandır. Yine türünün tamamını bilmem kaç kat yok edecek silahlar icat edebilen tek canlı türü de odur.

Kendinden olmayan herkese karşı güç ve şiddeti kutsamak Allah’ın gazabını hak etmektir. Yahudileşmiş İsrailoğulları bunu yaptılar. Buna mukabil güç ve şiddeti kategorik olarak dışlamak ikiyüzlülüktür. Kendi ırkından/dininden olmayan herkese (goyim) sınırsız ve kontrolsüzce güç ve şiddet kullanmayı mubah gören Yahudiliğe bir tepki olarak doğan Pavlusçu Hıristiyanlık da bunu yaptı. “Sağ yanağına vurana sol yanağını çevir” mecazı bunun tipik bir örneğidir. Fakat Pavlusçu Hıristiyanlık Hz. İsa’nın mesajına karşı hiç de samimi değildir. Haçlı seferlerinin, Engisizyon mahkemelerinin, kimi 30 kimi de 100 yıl süren ve katliamlara sahne olan mezhep savaşlarının, 60 milyon insanın canına mal olan iki dünya savaşının, insanlık lügatine “soykırım” sözcüğünü armağan eden Nazi belasının ve kitle imha silahlarının Hıristiyan dünyada ortaya çıkması bunun şahididir.

İslam’ın son ve ekmel vahyi Kur’an güç ve şiddeti ne kutsar ne de yok sayar. Meskenet ve zillet, İslam’dan çok Hint mistisizmine yakışır. Kur’an izzetin Allah’a, Rasulü’ne ve müminlere ait olduğunu söyler. Kur’an gücü değil, güç ahlaksızlığını dışlar. Kıssaları arasında, güç ve erk sahibi “rol-modeller” de yer alır. Hz. Yusuf, Talut, Hz. Davud, Hz. Süleyman, Zülkarneyn ve onlara ilişkin kıssalar bunlar arasındadır. Bu isimler arasında hem kral hem peygamber olanlar vardır. Kur’an bu kıssalarla “güç ahlakını” inşa eder.

Gücün güç ahlakından mahrum olanların eline geçmesinin ne demeye geldiğini dünya Gazze’de bir kez daha gördü. İsrail geçmişte Deyr Yasin, Cenin, Sabra ve Şatilla, Burc el-Baracine, Beyt Hanun, Lübnan ve daha birçok yerde yaptığını yine yaptı. Hiçbir ayrım gözetmeden masum insanların üzerine ölüm yağdırdı. Kadın-erkek, çoluk-çocuk, genç-ihtiyar 1366 kişiyi katletti. 6000’e yakın kişiyi yaraladı. Bunların 1500’ü ömür boyu sakat kalacak. Sadece insanları katletmedi, büyük ve küçükbaş hayvan çiftliklerini, ahırları, kümesleri, zeytinlikleri, portakal bahçelerini yok etti. Bir buçuk milyon insanın yaşadığı Gazze’nin tüm sivil altyapısını yaktı yıktı, bütün bir Gazze Şeridi’ni ölü şerit haline getirdi. İsrailoğulları’nın bunu ilk defa yapmadığını bize Tevrat haber veriyordu: “Kadın-erkek, genç-yaşlı, küçük ve büyük baş hayvanlardan eşeklere dek şehirde ne kadar canlı varsa hepsini kılıçtan geçirip yok ettiler.” (Yeşu 6:21). Öyle anlaşılıyor ki, aradan geçen binlerce yıl hiçbir şeyi değiştirmemiş.

Gazze zaten 20 aydan beri acımasız bir ambargo altında inliyordu. En acil gıda ihtiyacının dahi karşılanmasına izin verilmiyordu. Aylık ikmal, iaşe ve ibatesi için 100.000 kamyonun girmesi gereken Gazze’ye giren nakliye araçlarının sayısı ambargo sırasında 1600’e kadar düşmüştü. İsrail saldırısı başlamadan önce Gazze ambargo ile sessiz bir katliama zaten tabi tutulmuştu. Ambargonun sebep olduğu gıda ve ilaç yokluğu sebebiyle günlük insan kayıplarının sayısı 50’li rakamlara ulaşmıştı. Hamas bu sessiz ölüm sarmalından usta bir manevrayla çıkmak için bir huruç denemesi yapmamış olsaydı, kim bilir dünyanın gözü önünde daha ne kadar insan sessizce ölmeye devam edecekti. Ve tabi ki ambargo yüzünden ölenleri İsrail öldürmemiş sayılacaktı. Dahası, herkes bu sessiz ölümleri oturduğu yerden seyredecekti. Fakat öyle olmadı.

Dişine kadar silahlanmış, ABD ve AB’nin doğrudan desteğini, Abbas’ın, Mısır ve Ürdün’ün dolaylı desteğini arkasına almış İsrail’in hesabı Gazze’deki mukavemeti bitirmekti. Fakat tüm hesaplar altüst oldu. Gazze dünyaya bir kez daha “yiğit ölür fakat yiğitlik ölmez” mesajı verdi. Bir kez daha cihadın mektep olduğunu gösterdi. Bir kez daha ve beşşiri’s-sâbirîn: “direnenleri müjdele” ilahi müjdesinin mâ-sadak’ı oldu. Bir kez daha mazlumiyet ve mağduriyetin nimet olduğunu gösterdi.

el-Hayy isminin tecellisi Gazze üzerinde öylesine yoğunlaştı ki, Gazze ümmetin ölü canlarına bir nefha-i sur oldu ve diriltti. Nice canlı cenazelerin üzerindeki ölü toprağını sıyırdı. Paramparça olmuş İslam ümmetine dirliğinin birliğine bağlı olduğu mesajını verdi. Dindarı ve dindar olmayanıyla, namazlısı ve namazsızıyla, genci ve yaşlısıyla, doğulu ve batılısıyla, zengini ve fakiriyle, âlimi ve cahiliyle, beyazı ve siyahıyla tüm mü’minler ayaklandı. Gazze’ye yardım yarışı başladı.

Bizler Gazze’ye yardım ettiğimizi düşündük. Aç karınlarını doyurmak için gıda, yaralarını sarmak için ilaç yığdık kapılarına. Fakat aslında bizlere yardım eden Gazze idi. Biz onların aç karınlarını doyurmak için seferber olmuşken, onlar bizim aç ruhlarımızı doyurmak için şehadet sırasına girdiler. Biz onların fiziki yaralarını sarmak için seferber olurken, onlar bizim manevi yaralarımızı sarmak için seferber oldular. Biz onların dünyasına yardım ederken, onlar bizim ahiretimize yardım ettiler. Biz malımızdan infak ettik, onlar canlarından infak ettiler. Biz paramızdan tasadduk ettik, onlar bedenlerinden bir parçayı, ellerini, ayaklarını, kollarını, bacaklarını, gözlerini, bellerinden aşağısını tasadduk ettiler. Bize vermeyi ve paylaşmayı öğrettiler, bir işte birlik olmanın haklı izzetini yaşattılar.

Şimdi söyler misiniz: Gazze mi bize yardım etti, biz mi Gazze’ye yardım ettik? Gazze’nin bize yardımı mı daha büyük, bizim Gazze’ye olan yardımımız mı?

Güçler dengesi yok. İki taraf arasındaki rakamlar öylesine uçuk ki, her hangi bir kıyas ve orantıyı mantık daha baştan reddediyor. Matematiğin kurallarını altüst eden bir orantısızlık hâkim. Havadan uçaklar, karadan tanklar ve denizden savaş gemileri avuç içi kadar toprak parçasına binlerce ton silah yağdırıyorlar. Dört tarafı düşmanla çevrili. Üç tarafında İsrail, dördüncü tarafında İsrail’le çirkin bir işbirliği içindeki Mısır rejimi var. Yarım yüzyıldır işgal altında tutulan bölge, 18 aydır da ambargo altında ölüme terk edilmiş. Buna karşı tek silah “ev ve el yapımı” borudan füzeler. Hepsi bu. Ve bu insanlar kendilerini savunacaklar. Hayret, bu insanlar dünyanın 4. ordusu denilen bu küresel eşkıyaya karşı sadece kendini değil hepimizi aslanlar gibi savunuyorlar. Saldırgan güç başta planladığı hiçbir hedefe ulaşamıyor. Gazze’yi işgal edemiyor, füzelere mani olamıyor, esir askerini bulamıyor, mahalle aralarına dahi giremiyor. Ve sonunda tek taraflı ateşkes ilan edip çekiliyor. Dünya Gazze için ayağa kalkıyor. Venezüella’nın Çavez’inden Bolivya’nın Morales’ine varana dek, vicdan ehli yardım kuyruğuna giriyor. İsrail bazı insaflı Yahudiler tarafından dahi “çalıntı topraklar üzerinde yaşayan korsan devlet” ilan ediliyor.

Ve bizler Bedir’de vaat edilen ilahi yardımın ne demeye geldiğini, Gazze özelinde bir kez daha anlıyoruz: “Hani Rabbinizden yardım dileniyordunuz; bunun üzerine size şöyle icabet etmişti: “Size birbirini izleyen bin melekle yardım edeceğim!” (8 Enfal 9)

Bu yardım nasıl anlaşılmalıydı? Bir tek melek bile yeter de artardı, neden bin melek? Sahi, melekler atlarına atlayıp müşriklerle göğüs göğse çarpışmışlar mıydı? Elbette hayır. Bu Allah’ın sünnetine aykırı. Bunu söyleyen de Kur’an: “kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik, zaten Biz asla daha önce de indirmiş değildik.” (36 Yasin 28). Bu yardımın mahiyetini bir sonraki ayetten anlıyoruz: “Çünkü Allah yalnızca bir müjde olsun için, bu vesileyle içiniz ferahlayıp moraliniz yükselsin diye (böyle) yaptı.” (8 Enfal 10) Ve şu ayetten: “Hani o zaman, O’nun inayetinden bir güvence olarak sizi bir iç sükûnetinin çepeçevre kuşatmasını sağlamış ve üzerinize gökten tarifsiz bir yağmur indirmişti ki, onunla sizi temizlesin, (iç dünyanızı kirleten) Şeytan’ın kirinden sizi arındırsın, yüreklerinizi güçlendirip ayaklarınızı onunla sabit kılsın. Hani o zaman Rabbin meleklere “Elbet Ben de sizinle beraberim!” mesajını (iletmelerini) bildirdi: Haydi imanda sebat edenlere direnç ve moral verin; Ben inkârda direnenlerin yüreklerine korku salacağım! Haydi, vurun boyunlarının üstüne!.. Kopartın onların (silah tutan) tüm parmaklarını!..” (8 Enfal 11-12)

Akleden kalbe Allah tarafından indirilen “iç güven” (emeneten) ve “insanı dik ve sabit tutacak çelikten bir irade (tesbiten), ilahi yardımı ifade eden meleklerin ta kendileriydi. Bunu bilmek için insanın güç ve direncini kaslarından değil yüreğinden aldığını bilmek kâfidir. Gazze’deki direniş sırasında hep birlikte buna şahit olduk. Buna, bizzat saldırının en yoğun günlerinde bölgeye yaptığımız ziyaret sırasında da şahit olduk. Filistin Hastanesinde yatan anne hastaneye henüz getirilmişti. Belden aşağısı tutmuyordu. “Beş şehit annesiyim” dedi. Bunu hüzünle değil gururla söylüyordu. Ve ekledi: “Ben kendimi yaşlı bir kadın olarak tankın önüne attım ve tekbir getirmeye başladım. İşgalci asker tankın içinde korkudan titriyordu.” Anlaşılıyordu ki, şu yarım ve yaşlı haliyle “zafer bizimdir” derken boş konuşmuyordu. Aynı hastanede yaşlı ve henüz savaş mahallinden getirilmiş bir erkek hastanın başı ucunda durdum ve sordum: “Olay nasıl oldu!” Ben şu duruma nasıl geldiğini kastettim. Fakat verdiği cevap bu halkın neden bu kadar büyük bir bereket ürettiğini göstermeye yetiyordu: “Olay Osmanlı yıkıldığı gün oldu!” Hepimiz oracıkta bu cevap karşısında donakalmıştık. Tampon bölgedeyiz. Yardımeli Derneği’mizin başkanı Sadık Danışman Bey, görevlileri Cengiz Er, Vahit Şimşek ve diğerleri… Bir yandan Gazze’den yaralı getiren ambulansları boşalır boşalmaz çevirip götürdüğümüz acil yanık ilaçlarını ambulanslara yüklüyoruz, bir yandan da Gazze’den gelen şoförler ve ambulans hekimleriyle konuşuyorum. Tabi ki o sırada gözümüzün önünde İsrail uçakları Gazze’ye bomba yağdırıyorlar. Bu ambulanslar o bombaların altından bilmem kaç ölüm atlatıp yaralı taşıyorlar. “İçerde durum nasıl?” soruma aldığım ilk şok edici cevap: “Allah içerde de var” oluyor. “Elhamdülillah” diyorum. “Bu şuura İsrail dayanmaz” diye geçiyor içimden. Üzüm gibi simsiyah sakallı genç bir Gazzeli hekime bir miktar para bırakmak için ısrar ediyoruz. O reddediyor, biz ısrar ediyoruz. En sonunda “Allah aşkına ahlakımı bozmayın!” diye ezilerek rica ediyor ve vazgeçiyoruz.

Bu; işte bu!..

Şu halde bütün bu olan bitenleri nasıl açıklayacağız?

Belki de Kur’an bize bu konuda yardımcı olur. Şu âyeti okuyalım: “Ve İsrailoğulları’na vahiyle (şunu) bildirdik: “Mutlaka yeryüzünde iki kez bozgunculuk çıkaracak ve küstahça böbürlenip büyüklük taslayacaksınız!”

Kur’an’ın önceki vahiylerden naklen haber verdiği bu “iki kez bozgunculuk” ne? Müfessirlerimiz bunları olup bitmiş bir vaka olarak takdim ederler. Bunlar Asur ve Babil katliamları. Veya bunlar Asur-Babil ve Titus/Roma katliamı veya öncekiler ve Medine’den sürülüş olarak değerlendirilebilir. Fakat İsra Sûresi’nin 7. âyetini hem geçmişe hem geleceğe yönelik okumak mümkün: “Derken, sonuncu uyarının da vakti gelip çattığında (yeni düşmanlar gönderdik/göndereceğiz) ki sizler için yüzkarası olan öncekilerin girişi gibi, Mabed’e destursuz girip ele geçirecekleri her şeyi paramparça etsinler!”

Ayetteki izâ zaman zarfının işlevlerinden biri de, geçmiş zamanı geleceğe çevirmektir. Bu yüzden ve izâ câe va’du’l-âhirah ibaresini gelecekte gerçekleşecek ikinci vaadin vaktine hamletmek gayet mümkündür.

Kur’an’ın İsrailoğulları için haber verdiği “ikinci vaad”in vakti yaklaşıyor mu dersiniz?

Kur’ani Hayat / Kudüs Yolu

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: