İslam Bilim Ders 2 – Bölüm 3


İDEOLOJİ = İSLAM

Tek kelimeyle, bu öğretide ideoloji İslam’dır. Ama hangi İslam? Burada söylemek istediğimi anlatmak ol dukça zor. Çünkü kaçınılmaz olarak, büyük ölçüde eski meye ve gerilemeye uğratılmış kelime ve terimlerle ko nuşmam gerekmektedir. Çünkü bütün esasları, ayrıntı ları, ayrıntıların ayrıntılarını, terimleri, inançları, kişi likleri vb. hepsini, bizim dinî toplumumuzda gündemde olan bütün terim ve kelimeleri kabul ediyor ve buna da yanıyorum. Öte yandan hiçbirini kabul etmiyorum ve din dışı aydınların tümünden daha çok karşıyım onlara. Bunlar ne bilir, bu inançların, bu elinin, bu tarihin, bu ki şiliklerin, tüm bu yüce ve hayat bağışlayan değerlerin başına neler getirildiğini. Eşekleştirme petrokimya tek niğinin nasıl becerip de kandan uyku, kıyamdan kuûd [oturma], ilimden cehalet, adalet ve imamet mezhebinden parçalanma ve zillet karşısında tes lim kaynağı yarattığını nereden bilecek bu aydınlar?

Bu yüzden her an açıklamak, belirginleştirmek, ken dimi aklamak, her kelimenin daha çok ünlü ve tanınmış olan olumsuz yönünü olumsuzlayıp şöyle demek zorun­dayım; İslam, Ka’bu’l-Ahbar’ın değil, Ebuzer’in İslam’ı; hilafet, sınıf ve aristokrasi İslam’ı değil, adalet ve rehber lik İslam’ı; esaret, uyku ve suskunluk İslam’ı değil, özgür lük, bilinç ve hareket İslam’ı; ruhanî İslam değil, müca hid İslam. Şiilikse Safevi Şiilik değil, Alevi Şiilik; takiy ye, şefaat ve bekleyiş Şiiliği değil, takva, sorumluluk ve itiraz Şiiliği.[22] Velayet dediğim zaman, inananlarını baskı ve zorbalık velayetinden kurtaran velayettir amaçlanan; Allah’a yaratılış ve kâinatı idare işinde yar dım eden[!] ama halkın işine yaramayan ve izleyenleri nin aşağılayıcı yazgılarına karışma zahmetinde bulun mayan mollacı velayet değil.

Her halükârda, taklit, taassup ve teslim İslam’ı de ğil, inançsal ve toplumsal Cihad, bilimsel ve aklî içtihat İslamı’dır söz konusu olan; mefatihu’l-cenan [cennet lerin anahtarları] İslam’ı değil, Kur’an İslam’ı; tüfanu’l-buka [ağlayış tufanı] değil, Nehcu’l -Belağa; gözyaşı Hüseyin’i değil, kan Hüseyin’i; nevha [ağlama] Kerbelası değil, haykırış Kerbela sı… Bırakalım; çoktur daha. Burada, İslam’ı, anladığım ve inandığım şekilde açıklayamam. İşimizin güçlüğü nün büyük bir bölümü, İslam’ın, bugün olduğu biçimde, bütün zihinlerde gündemde ve herkesin onunla tanışık bulunduğunda yatmaktadır. Bu durumda, İslam’dan unutulmuş ve tanınmamış ilk şeklindeki anlam, yön, ruh ve içeriğiyle söz etmek kolay iş değildir. Eğer hiç gün­deme getirilmemiş olsaydı, onun çehresini muhatabın zi hin ve duygusunun temiz ve beyaz perdesine resmetmek daha kolay olurdu.

Arzuladığım ve arayışında olduğum şey, bir ideolo ji olarak İslam’a dönüştür. Var olan İslam ise [avam ve avamı kandıranlar arasında gördüklerinizden başka hiçbir şey yoktur; o da keşke olmasaydı], âlimlerimiz, ciddi ve bilimsel topluluklarımız arasında bir kültür olarak söz konusudur. Yani, kelam, lügat, felsefe, rical ilmi, fı­kıh, usul vb. den ibarettir. Elbette bunlar kendilerine gö re ilim, araştırma, tahsil ve öğretim dünyasında  değerli ve azizdir.[23] İslam -ideoloji olarak-, dört temel den oluşan bilimsel, çözümlemeli ve karşılaştırmalı tanı ma yoluyla bulunabilir;

1- Allah / 2- Kur’an/3- Muhammed/4- Örnek Sahabi/ 5- Medine.[24]

İDEAL TOPLUM; ÜMMET

Bu toplum ümmet adını taşır. Çeşitli dil ve kültür lerde bir insan topluluğunu ya da bir topluma ad olan sos yete [société], nasyon [nation], soy, halk, kavim, kabile, taife vb. gibi benzer kavramlar karşısında ümmet keli mesi ileri bir ruhu, dinamik, yükümlü ve ideolojik bir toplumsal görüşü anlatır.

Ümmet, yol ve uyum anlamına gelen ‘um’ kökün den gelmektedir. Dolayısıyla ümmet, ortak bir inanç ve hedef taşıyan ve ortak hedeflerine ulaşmak için yola ko­yulan bir toplumdur.

Oysa benzer terimler, toprak ya da kan birliğini ya da maddi çıkar ortaklığını insanların bir araya gelişine esas olarak almışlardır. İslam, ümmet kelimesini seçe­rek düşünsel sorumluluğu ve hareket, hedef, gidiş ve olu şa katılmayı kendi toplumunun oluşum felsefesi olarak belirlemiştir.

Ümmette altyapı iktisattır [maddî hayatı olmaya nın manevi hayatı da yoktur]. Toplumsal düzen kıst ve adalet üzerine kuruludur. Halk mülkiyeti, Habil düze ninin eşitlik toplumunun, sonuç olarak da insan kardeş liğinin ve sınıfsız toplumun ihya edilmesi esastır ama Batı burjuvazisi görüşünü korumuş olan Batı sosyalizmi nin tersine, hedef değildir. Siyasi felsefe ve rejim şekli, ne başların demokrasisidir, ne toplumsal güçlerin oyun cağı olan hedefsiz ve sorumsuz liberalizm, ne kokuşmuş aristokrasi, ne halk karşıtı diktatörlük ve ne de tahmili oligarşidir. Tam tersine, rehberlik esasına dayalıdır [faşizm olan rehberlik değil]. Devrimci yükümlü reh­berlik; bu dünya görüşü ve ideolojiye dayalı olarak toplu mun hareket ve değişim [devinim]inden sorumlu olan ve insanın, yaratılış felsefesindeki ilahi takdirinin gerçek leşmesi için çabalayan bir rehberliktir burada söz konusu olan. İmamet, işte bu demek.

Bu ümmet [ki sorumlu ve muhacir bir inanç toplu mudur ve hedefi de ideal insan yaratmaktır], Hadid Suresi’nde anlatıldığı gibi üç boyutlu bir toplumdur; 1- Kitap / 2- Terazi / 3- Demir.

İDEAL İNSAN; ALLAH’IN HALİFESİ

O, tanrımsı bir insan olup onda Allah’ın ruhu, ‘ib lis-çamur-lığ’dan oluşan öteki yarısına üstün gelir. O, kendi iki sonsuzu arasındaki ikircikten ve çatışmadan kurtulmuştur. “Allah’ın ahlakıyla ahlaklanırız.” Bu, eği tim ve öğretim felsefesidir; bu standarttır. Yani konul muş bütün standartların olumsuzlanmasıdır. Allah’ın tabiat ve huyunu almak, mutlak amaca doğru, mutlak olgunluğa doğru gitmek demektir; yani kalıplaşmış bi çimlerde yontulmak ve dökme insanlar yapma değil, bitmez tükenmez bir evrimdir.

Bu insan, olması gereken ama olmayan insan, iki bo yutlu bir insandır. Her iki kanadıyla da uçan bir kuştur. Ya iyi insan ya da güçlü insan yetiştiren veya temiz ve takvalı ama bilinci zayıf insanlar yetiştiren ya da parlak ve keskin zekâları bulunan ama kalbi kararmış, eli eteği kirlenmiş insanlar yetiştiren yahut iç âleme, güzellikle re ve ruhun sırlarına gönül vermiş, ama yoksul, geri, aşa ğı ve cılız bir yaşayışa tutsak olmuş -tıpkı onca manevi yatla, içsel şaşırtıcılıklarla ve güzel, yüce duygularla do lu olmasına karşın, yüz binlercesi yıllarca birkaç İngiliz albayına tutsak olup horlanan o Hint ruhanileri gibi- in sanlar yetiştiren veya sanat gücüyle yeri, dağları, deniz leri ve göğü yaran olanak, lezzet ve refah dolu bir hayat yaratan, ama duygu ve değerin askıya alındığı ve dünya nın ruhunu ve hayatın derinliğini kavrama ve doğadan, tarihten üstün güzellikler ve insanlar yaratan özel gücü güçsüzleşip felç olan insanlar yetiştiren dünya kültür ve uygarlıklarının insanının tersine, iki boyutlu bir insan dır bu.

Bu ideal insan, doğanın kıyısından geçip halka sırtı nı dönerek değil, doğanın içinden geçerek Allah’ı anlar ve halkın ardınca giderek Allah’a ulaşır. Bu ideal insa­nın elinde Kayserin kılıcı, göğsündeyse Mesih’in yüreği vardır. Sokrat’ın beyniyle düşünür, Hallac’ın yüreğiyle aşk duyar. Alexis Carrel’in arzuladığı gibi; “Hem bilimin güzelliğini, hem de Allah’ın güzelliğini anlayan; Pas cal’ın sözünü, Descartes’in sözünü dinler gibi dinleyen bir insandır.”

Spartaküs gibi köle sahiplerine başkaldıran; Ebuzer gibi açlar devriminin tohumunu saçan.

İsa gibi aşk ve barış habercisi; Musa gibi cihat ve kur tuluş elçisi.

Felsefî düşünceye dalıp halkın yazgısından gafil kal mayan, aynı zamanda da siyasete gömülüp, halkzede lik ve şöhret düşkünlüğüne düşmeyen biri. Bilim, iman lezzetini tatmaktan onu alıkoymaz. İman, ondaki akletme ve mantık gücünü felç etmez. Takva, onu hiçbir işe yaramayan arınmışlığa götürmez; çaba ve yükümlü­lük onun ellerini kirletmez. Cihad ve içtihat insanıdır; şiir ve kılıç, yalnızlık ve yükümlülük, duygu ve düşünce, güç ve sevgi, iman ve bilgi vb. insanı. Bütün boyutlarıyla tam bir insandır. Yaşamanın, tek boyutlu, kırık dökük ve kusurlu kılmadığı, kendinden uzaklaştırmadığı, kendi ne yabancılaştırmadığı insandır. O, Allah’a kulluk yo luyla, var olan her şeyin ve herkesin kulluk bağından kurtulandır. Mutlak irade karşısında teslim oluşu, her zorlama karşısında başkaldırıya çağırmaktadır onu. Öl mekte olan bireyselliğini, insanın diri türselliğine hulul ettiren [geçiren] ve kendisini olumsuzlamakla kalıcılığa eren insandır o.

O, Allah’ın ağır emanetini kabullenmiştir; bu yüzden kendi özgürlük ve seçimiyle sorumlu ve yükümlüdür. O kendi evriminin, kendisiyle Allah arasında -halktan ay­rı- özel bir bağ oluşturmakta bulunduğu anlayışında de ğildir. O, insan türünün gelişmesi için gösterdiği çabada, halkın özgürlüğe, ekmeğe, olanaklara ve mutluluğa ka vuşması yolunda katlandığı sıkıntı, açlık, yoksunluk ve işkenceyle; düşünsel ve toplumsal savaşımın çilesinin ocağında takvaya, olgunluğa ve yakınlaşmaya ulaşır.

Çevrenin şekillendirdiği insan değildir o; o şekillen dirmiştir çevreyi. O, bütün zorlamalardan -ki hep in sanları kendi içine sıkıştırır ve kendi biçimlendirici ka­lıplarını onlara yükler- bilim, teknik, toplumbilim, özbi linç gücüyle, iman ve bilinç zoruyla kurtulmuştur; Doğa nın ve verasetin zorlamasından, tarihin zorlamasından, toplum [çevre] un zorlamasından, bilim ve tekniğin kılavuzluğuyla özgürlüğüne kavuşur, kendisinin üç zin danına da saldırıp onlara egemen olur ve aşk gücüyle de dördüncü zindanından, kendi zindanından kurtulur, ona saldırır, kendine egemen olur ve kendisinin kendisini yaratır.[25]

O, miras alınan kavmi geleneklerden, toplumsal adetlerden -ki hepsi göreli olup çevre ve zaman eliyle tü retilmiştir- ahlakı kurtarmak ve tanrısal diri değerleri keşfetmek yoluyla Allah’ın ahlak ve huyunu alır ve mut lak ahlaka ulaşır. O, artık iyiliği bir ödev gibi yapmaz. Ahlak, toplumsal vicdanın ona yükledikleri zorunluluklar dizgesi değildir. Tersine, iyi olmak, ‘o’ olmuştur; yüce değerler, onun özünün temel öğeleri ve onun, olmak, yaşamak, düşünmek ve sevgi beslemek gibi özdeş boyutlardandır.

Sanata gelince; sanat, onun elinde bir oyuncak değil dir, lezzet duyma, çeşitleme, uyuşturma, şaşırtıcılık, be dende birikmiş enerjilerin harcanma aracı değildir. Cin­selliğin, siyasetin ve sermayenin hizmetinde bulunan bir etken de değildir. Sanat, Allah’ın insana özel bir emane tidir. Kalem, dünyanın yaratıcısının yaratısıdır ve onu insana, kendi halifesine, başka bir dünya yaratsın, baş ka bir cennet kursun, başka güzellikler, başka yaşayış lar, başka düşünceler, başka ruhlar, başka risaletler, başka bir yer, başka bir gök ve başka bir zaman oluştur ması için vermiştir. Allah, mutlak özgürdür, mutlak bi linçlidir, mutlak yaratıcıdır. Allah’ın emanetçisi olan ve Allah’ın kendisine benzer kıldığı insan ise, güzellik, iyi lik ve akıllılık ile dolu ölümsüz bir iradedir. Doğa dünya sında sadece o erişmiştir göreli özgürlüğe, bilince ve ya ratıcılığa. Çünkü Allah, onu kendi çehresine yakın ola rak yaratıp, kendisine yakın kılmış ve onu şöyle uyar mıştır; “Benim ardımdan gelirsen seni kendim gibi yaparım…”

Bu, ideal insandır. Üç çehreli bir insandır bu; Ger çek, iyilik ve güzellik. Yani bilgi, ahlak ve sanat.

O, doğada Allah’ın halifesidir; bilinç, özgürlük ve yaratıcılıktan ibaret üç boyutuyla yükümlü bir iradedir.

Bütün kâinata egemen, bütün meleklerce secde edi len ve aşk ve bilgiden oluşan iki sermayesiyle yeryüzü sürgününde bir tanrımsıdır o.

Dünyanın büyük isyankârı; varlığı Allah’ın iradesi nin ayakları altındaki düz bir yoldur ki yaratılışa ait son planını onda, kendi elleriyle gerçekleştirmek için onun önünde uzanmaktadır bu yol. Çünkü o, doğa cennetinden, orada insan cennetini yaratmak için özbilinç ve gurbet çölüne inmiştir.

Şu anda Allah’ın halifesi olan o, kulluğun şaşırtıcı ve zor yolunda, emanetin ağır yükü omuzunda, tarihin sonuna ve doğanın son sınırına varmıştır.

Orada bir kıyamet ve ön hazırlık başlar. Bu hazırlık ta Allah, insan ve aşk, başka bir dünya yaratma işine ko yulurlar; yeni bir yaratış öyküsü anlatırlar.

Bu yüzden, “Allah’ın, yere, göğe ve dağlara sunduğu ve onların üstlenmekten kaçındıkları emaneti sadece in san üstlendi.”

İnsan, Allah’ın bu âsisi,

Bir eli şeytanın elinde; akıl,

Öteki eli Havva’nın elinde; aşk,

Ağır emanet heybesi omuzunda,

Dertsizlik ve mutluluk cennetinden atıldı,

Yalnız başına, bu dünyada garip kaldı.

‘Asi’ ama hep dönüş endişesinde.

Şimdi, ibadetten, kurtuluşa nasıl yol bulacağını öğrenmiştir.

‘Gönüllü cebr’e teslim olarak

İsyan ederek kör cebrden kurtulduktan sonra  umutsuz kurtuluş sıkıntısının nasıl geçeceğini öğren miştir.

O -ki Allah’tan kaçmıştır-

Yeryüzünün çileler ocağında

-Bilinç, yalnızlık ve seçim-

Sınav görüp aldandıktan sonra

Şimdi Allah’a dönüş yolunu

-Onu bekleyen büyük dostuna dönüş yolunu- bilmektedir…

Bir yol ki;

Ona doğru o olmaktan geçer…

OKUYUCUYLA

Bu plan, bir öğretinin görünen yüzünden, simgesel bir betimlemedir. Aynı ölçüde de, bir kişinin bir kaç kaba çizgisinin bütün gövdesinin, davranışlarının, durumu­nun; niteliklerinin, ruhsal ve ahlakî erdemlerinin, dü şüncelerinin, inançlarının, sevgisinin edimlerinin, yaşa yış tarzının ve toplumsal rolünün aynası olabileceğini de gösterebilir. Özellikle, onun güçlüğüne, müphemliğine ve kuşkululuğuna eklenecek şey, İslam’dan ve bilinen İslamî terimlerden söz etmek olacaktır. Okuyucuların çoğu az çok İslam’la tanışıklar ve bu terimlere de alışık lar. Fakat dil ve söyleyişler, çoğu çıkarımlar, ayrıştırma ve çözümlemeler, şaşırtıcı bir biçimde, uzak ve yabancı görünmektedirler. Birçok yerde; Din ve elimizde olan ölçütler açısından aslında güçlükler bulunmaktadır. Bu güçlükler yine daha çok şuradan kaynaklanmaktadır; Burada ve özellikle insan ve Allah ile ilgili olarak kullandığım kelime ve sıfatlardan kimileri, eski kelam metinle rinde kullanılan terimlerle ve delillendirmeler, gnostik, sufiye, Batıniye, Hulûliye, müşebbehe, mücesseme vs. fır ka ve mezhepleriyle kimi zaman benzerlik göstermekte dir. Bu ise, o metinlere aşina olan ve öte yandan da günü müz Batı felsefe dil ve kültürüne bütünüyle yabancı ve aynı zamanda araştırmaya ve düşünmeye hali ve havsa lası el vermeyen bir zihni -anlama ve düşünme yerine, daha çok itham etmenin, dedikodu yapmanın ve ezme nin hoşnut ettiği bir zihni- yanılgıya düşürebilir. Bu yüz den, yine yılanları aç kalan, onlara oldukça sıkıntı veren, her yerde yiyecek için koşuşturan ve genç insan beyni arayan Dahhaklar, burada çok sayıda yağlı ve yumuşak lokmalar bulacaklardır. Açlıklarını giderecek bir yıllık yiyecek, bir ömür sessizlik ve kıyıda köşede kalmışlık hastalıklarının şifasını bulmuşlardır işte. Fakat sözü mün yönü, bu tekrar ve taklit çarkında -ki bizim bu yeni sayfalarımız da aynı çizgiye düşmüştür- yeni hava ara­yışında ve bu nesle, bu çağa ait tip ve uğraşla tanışık bir kaygı ve ihtiyaçla söylenmiş bir sözün peşinde olan arı düşünceli öğrencilere, talebe ve aydınlara dönüktür. Bunları huzura kavuşturan şey, bir görüşü ya da kişiyi doğru, derinlemesine ve açıkça anladıklarına ilişkin kendilerine duydukları güvendir.

Bunlardan, burada kullanılan kavram ve terimler üzerinde tek tek durmalarını istiyorum. Çünkü her biri, bir teze, bir esasa, bir inanca ve bir metne dayanılarak se çilmiştir. Bundan başka, bu plan, toplumsal konularda özellikle tarih felsefesiyle, diyalektikle, Marksizm’le felsefî konularda Hegel idealizmiyle, Nietzsche felsefe­siyle, hümanizmle, özellikle radikalizmdeki varlık ve in san konularıyla, egzistansiyalizmle, özellikle de Jaspers ve Heidegger okullarıyla, ayrıca Sartre ve Camus’un di liyle ve öte yandan Veda ve Budha öğretilerinin varoluş, felsefe ve insanbilim kavramlarıyla tanışık olan okuyucu için açıktır ve böyle bir okuyucu onun derinliğini, ruhunu ve nelere işaret ettiğini anlayabilir. Aynı zamanda bu okuyucunun az çok İslam kültürü taşıması da zorunlu dur. Ama bütün bunlarla birlikte, burada söz konusu edi len terim, inanç ve esaslardan her biri, yaygın olan an lam ve kavramından ayrı olarak, kendime özgü yorum ve algılayış doğrultusunda kullanılmıştır; bu bilinmelidir. Çünkü yaygın ve bilinen anlamlarıyla -felsefe ve din adamlarının zihinlerinde bulunduğu şekliyle- alınırlar sa bir şey elde edilmemesi bir yana, benim tam olarak ter sine inandığım bir kavram bile yakalanabilir. Öyle ki, or taya koyduğum konuların çoğunda böyle ters anlamalar ortaya çıkmış ve kimi zaman, olanca taassubum la karşısında savaştığım ve tam olarak karşıtını düşün düğüm bir inanç bana nispet edilmiştir.

Bu yüzden İslamî konularda kullandığım ve bu planda yorum ve açıklama yapmadan söz ettiğim konulardan ve hatta özel terimlerden, özel tez ve algılardan her biri için, onları mantıklı, derin ve her yönden tanımak isti yorsanız, -muvafık ya da muhalif olmanız önemli değil – burada gösterdiğim kaynaklara başvurunuz. Çünkü be nim İslam-bilim tezlerimin en esaslıları bu kaynaklarda ortaya atılmış ve açıklanmıştır. Bu tasvir, -bir öğreti olarak- İslam’a ve aynı durum­da, dünyaya, insana, hayata, topluma ve insan sorumlu luklarına ilişkin tüm düşünce ve inançlarımın dışrak şekli, simgesel planı ve genel iskeletidir. Bu betimleme, okuyucu onun açıklanmış içeriğiyle tanışık olduğu ölçü de okuyucu için aydınlık olabilir. Ne söylediğimi, ne söy lemek istediğimi, düşünce ve inancımın temel boyutlarının ne olduğunu doğru ve açık bir biçimde tam olarak bil meye çabalayanların bu kaynakları okuma sıkıntısına katlanacaklarını umuyorum. O zaman, din dışı aydın ların ve aydın olmayan dinlilerin taassubunun tersi ne bizim Müslüman olduğumuzu, ama bu çağda ve dün yanın bu noktasında Müslüman olduğumuzu göz önüne alarak beni eleştirmeye başlayacaklarını, inanç ve yü­kümlülüğümün güç ve zaafını değerlendireceklerini ve ancak bu özel zamanda, bu özel ortamda yaşayan, kendi tarihsel, toplumsal ve evrensel konumunun bilincinde olan ve bu çağın Müslümanlığının düşünsel ve kültürel havasını soluyan kimselerin bu işi doğru olarak yapabi leceklerini ve bu havanın sosyalizm, egzistansiyalizm ve İslam üçgeni içinde bulunan bir hava olduğunu unut mayacaklarını umuyorum.

[22] Bu terimlerden bugünkü toplumda yerleşen kavramları amaç ladığımı açıklamalıyım. Yoksa gerçek anlamlarıyla bu terim ler ileri ve mantıklıdır ve defalarca bundan söz ettim: “Fatıma Fatıma Est” [Fatıma Fatımadır], “İntizar, Mezheb-i İtiraz” [İtiraz Mezhebi: Bekleyiş] [Abadanlı öğrencilerle bilimsel söy leşi, Peyam dergisinde basıldı; İrşad’da konferans olarak da verildi]; “Peder, Mader, Ma Muthemim” [Anne, Baba Biz Suçlu yuz] [İrşad’da konferans olarak verildi], “Teşeyyu-i Alevi, Te şeyyu-i Safevi” [Ali Şiası, Safevi Şiası], “Ümmet ve İmamet” [İrşad’da verilen konferanslar].

[23] Bak. “Ferheng ve İdeoloji” [Kültür ve İdeoloji], Konferans, Danişşera-yı Ali, Tahran.

[24] Bak. İslam-Şinasi [İslam Bilim]de yer alan “Simayı Muham med” [Muhammed’in Siması] ve “Şinaht-ı Muhammed” [Mu hammed’in Tanınması] adlı makaleler.

[25] Bak. “Çehar Zindan-ı İnsan” [İnsanın Dört Zindanı], Konfe rans, Abadan Üniversitesi, 1350 [1971].

ALİ ŞERİATİ

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: