Affet Bizi Hocam / Emine K. Arslaner


fuatsezginGidenler vardır; affa uğramış kader mahkumları gibi güle oynaya veda ederler yurtlarına. Vatan dedikleri iğneli beşikten kurtuldukları için, asırlardır cehaletin saltanat sürdüğü iklimlerden uzaklaştıkları için mutludurlar. „Git Avrupa’ya ve asla geri dönme“ diye fısıldamıştır bazı muteber isimler kulaklarına. Herhangi bir turistin tesadüfen misafir olduğu bir ülkeye gösterdiği alakadan daha fazlasını bezletmezler vatanlarına. Vatan mazidir sadece, bir çocukluk hatırasına gizlenmiştir. Ara sıra geçmişten kafasını uzatıp simasını gösterir, o kadar… Bu adamlar köklerinden kopar ve zamanla yosunlaşırlar.

Gidenler vardır; bir gelin gibi çıkarlar evlerinden. Gözleri yaşlı, hayalleri kanatlı… Ne zaman geri dönerlerse dönsünler, hep eksilerek döneceklerini ve artık bu topraklara ait olamayacaklarını bilerek giderler. Gözleri istikbaldedir, başları toz pembe duvaklarla kefenlenmiştir ve vatanlarını ölene kadar severler.

Gidenler vardır; bir korsan, bir konkistador gibi giderler. Avrupa’dan „deha-yı nârı çalmak“ ihtirasıyla bileylenmiştir yürekleri. Işığa doğru giderler ve ellerinde bir fenerle dönerler mağaralarına. Ya, gözleri ışıktan kamaşan mağara adamları tarafından taşlanırlar ya da kendileri karanlığa alışamazlar ve geri gitmek zorunda kalırlar. Giderler… Bir daha da dönmezler.

Bir de gönderilenler vardır. Onlar da giderler ama muhacirler gibi giderler. Kasırgadan limana sığınmak için giderler. Zelzeleden kaçarlar; işkenceden, zulümden, iftiradan ve sefaletten kaçarlar. Gitmekten başka çareleri yoktur. Ya gideceklerdir ya da bir deli döğüsünde ırzlarını kaybedeceklerdir. Kaderin hatalarını tashih ederler giderek. Giderek temize çekerler arkalarında bıraktıkları müsveddeleri.

Bir de, İbrahim gibi atıldıkları ateşi gül bahçesine çevirenler vardır. İlahi bir emirle karşılanırlar gittikleri yerlerde. Kutlu bir yolculukla giderler ve bağırlarına basar onları gönderildikleri her yer. Kucak kucak yaseminler gönderirler cennet köşelerinden, kendilerini ateşe yollayan zorbaların yaşadıkları cehennem çukurlarına. Bilgedirler, büyüktürler ve kahramandırlar.

İşte bu kahramanlardan biridir Prof. Dr. Fuat Sezgin hoca. Bilim veya düşünce adamlarını; iftiranın ya da sefaletin lağımında boğduktan sonra ellerini yıkayıp „bizde neden bilim adamı, düşünce adamı yetişmiyor?“ diye hayıflanan gafillere bile şefkatle tebessüm ederek mukabele eder Fuat hoca. Promete ile kader ortaklığı olan 147 bilim adamından biridir o. 19 Mayıs 1960 askeri darbesinde üniversiteden atılan 147 akademisyenden biri…

Uzun ve çetin inisiyasyonlardan sonra, İstanbul Üniversitesinde okurken, dünyanın en büyük oryantalistlerinden biri  kabul edilen Alman Hellmut Ritter’in eline tutuşturduğu meşaleyi ve asırlardan devraldığı gizli dersleri beraberlerinde götürür Fuat hoca, çok sevdiği yurdundan ayrılırken. Götürdügü meşale binlerce yıldıza dönüşür ve Almanya semalarını aydınlatmaya başlar.

Çok severler Almanlar Fuat hocayı, nasıl sevmesinler ki? Türklerin itelediği bu yüksek zekâ sayesinde, diğer Avrupalı seyyahlar gibi, Ali babanın hazinelerini Almanya’ya taşımak için, şadırvanlar diyarını köşe bucak didiklemek zorunda kalmazlar. Fuat hoca İslam bilim dünyasını Almanların ayağına getirir. Frankfurt am Main Goethe Plaketi verirler önce, sonra Almanya 1. Derece Federal Hizmet Madalyasını, sonra da Almanya Üstün Hizmet Madalyasını.

Almanya’nın iltifatlara ve ödüllere boğduğu bu serazat bilim adamı, dün kendisine verilmek istenen Hessen kültür ödülünü ise asil bir gerekçe ve vakur bir duruşla reddetti. Ödül heyetinin hayret dolu bakışları arasında; Gazze katliamında İsrail yanlısı açıklamalarıyla tepki çeken, Alman yahudileri birliği başkanı Salomon Korn’la birlikte aynı ödülü alamayacağını, siyaset anlayışının ve kültür yapısınınbuna müsade etmediğini söyleyen Fuat hoca, Alman medyasını şoka soktu.

Türkiye’nin tanımadığı, tanımak için zerre gayret sarfetmediği; Alman basınında zelzele etkisi uyandıran red kararının ve yaptığı beyanatların Türk gazetelerinin hiçbirinde yer almadığı bu güzel insan, Frankfurt Goethe Üniversitesi Arap-İslam Bilimleri Enstitüsü Direktörlüğünü yapıyor ve yıllardır canla başla Batılı zihniyete Doğu’nun gizlenen irfanını anlatıyor.

Hessen Kültür ödülünü reddederek sadece bir bilim adamı değil, gerçek bir kanaat önderi ve çarpan bir yürek olduğunu ispat eden Prof. Dr. Fuat Sezgin hocaya sadece teşekkür etmekle yetinmeyelim. Gelin artık 15 cilde ulaşan ve bugün dünyada alanında tek kaynak sayılan “Geschichte des Arabischen Schrifttums”(Arap-İslam İlimleri Mecmuası)’nı türkçeye kazandıralım. Gelin; İslam irfanını, toprağı dişleri ve tırnakları ile kazarak yedi kat yerin dibinden bulup çıkaran bu devasa beyni gençlerimize anlatalım. Gelin, “bizde niçin bilim adamı yetişmiyor?” diye ah-u vah etmekten vazgeçelim, aşağılık kompleksinden kurtulalım ve değerlerimizi kucaklayalım.

Prof. Dr. Fuat Sezgin hocamız Almanlar’a, müslüman bilim adamlarının yükseldikleri irtifayı göstermekle yetinmiyor, onlara vicdan dersleri de veriyor. Almanlar gereken dersleri alıyorlar ve hocamızın kararını dinler arası müzakereler için bir vesile addederek basına taşıyor ve tartışıyorlar.

Peki biz ne yapıyoruz?

Affet bizi hocam!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: