Yeni Ortadoğu Projesi


 Keith Dayton

Aşağıda, Korgeneral Keith Dayton tarafından 7 Mayıs 2009 tarihinde Washington Enstitüsü’nün 2009 Soref Sempozyumunda yapılan açılış konuşmasının bir kopyası verilmiştir. General Dayton 2005’ten bu yana ABD’nin İsrail ve Filistin Mercii güvenlik koordinatörü olarak hizmet vermektedir. Son zamanlarda iki yıllık bir süre boyunca daha atamayı kabul etmiş durumdadır.

Benim için böyle saygın bir topluluğa hitap etmek fırsatını bulmak gerçek bir onur. Benim adım Keith Dayton, ve Filistin Merciinin güvenlik güçlerine belli ölçüde de olsa düzen sağlamada yardımcı olmak üzere Ortadoğu’ya gönderilmiş Amerikalı, Kanadalı, İngiliz, ve Türk görevlilerden oluşan küçük bir ekibi yönetiyorum.

Grubumuzun adı Birleşik Devletler Güvenlik Koordinatörleri Takımı — kısaca BDGK —ancak, aslında uluslararası bir gücüz. Hepimiz, pek çok farklı aksanda olsa bile, İngilizce konuşuyoruz. [Gülüşmeler.] Bu akşamın konusu hakkında sizinle düşüncelerimi paylaşmak istiyorum: Güvenlikten Barışa: Filistin Yönetimi Güvenlik Güçlerinin Oluşturulmasında Amerika’nın Rolü. Ancak, ben konuşmama devam ederken lütfen bahis konusunun sadece Birleşik Devletler olmadığını, eldeki görev üzerinde çalışmakta olan Kanada, İngiltere, ve Türkiye’nin de söz konusu olduğunu aklınızda tutunuz.

Önümdeki gruba baktığımda, bugün burada olan pek çok insan görüyorum, ve şüphesiz ki bunun sebebi de Washington Enstitüsü öğrencilerinin paha biçilemez gayretleri. Bu bana Winston Churchill hakkında duyduğum bir hikayeyi hatırlatıyor. Churchill hikayelerini seviyorum; sizi de uyarmak zorundayım, bu konuşmada bu hikayelerden iki tane var. Hikayede genç bir kadın Churchill’i köşeye sıkıştırarak hayranlıkla ona doğru yürüyor, ve diyor ki, “”Sayın Başbakan, her konuşma yaptığınızda salonun dolup taştığını bilmek sizi heyecanlandırmıyor mu?”

Ve Churchill, elbette—her zaman çok hazır cevaptı – diyor ki, “Evet, Madam, gururumu okşuyor. Ancak ben her böyle hissettiğimde, konuşma yapmak yerine asılıyor olsaydım kalabalığın iki kat daha büyük olacağını hatırlıyorum.” [Gülüşmeler.] Evet, bu gece, neredeyse otuz dokuz yıl boyunca ülkesinin üniformasıyla hizmet vermiş bir askere yakışan şekilde size karşı dürüst olacağım. Takımımızı benzersiz kılanın ne olduğunu, ne yaptığımızı, ve gelecekte neyi başarmayı ümit ettiğimizi söyleyeceğim.

Fırsatlar hakkında konuşacağım, meydan okumalara değineceğim. Politikayı benden iyi bilenlere bırakmak istiyorum. Bu işletmede bulunan ülkeler, subaylarını bu görevin bir parçası olmak üzere gönderdiler, çünkü saygıdeğer bir Washington Enstitüsü akademisyeninin de dediği gibi, Las Vegas kuralları artık Ortadoğu’da işe yaramıyor. Vegas’ta olanın Vegas’ta kaldığı doğru olabilir, fakat Ortadoğu’da olanın Ortadoğu’da kaldığı artık doğru değildir.

Ve güvenlik koordinatörünün timindeki biz hepimiz, İsrail-Filistin çatışmasının çözümünün kendi milletlerimizin milli menfaatleri, bunun ise dünyanın menfaati olduğu inancını paylaşıyoruz. Çalışmamda bana rehberlik eden birkaç sarsılmaz ilkeyi başa almama izin verin.

Öncelikle, az önce dediğim gibi, İsrail-Filistin anlaşmazlığını çözmeye yardımcı olmanın Amerika Birleşik Devletleri’nin milli güvenlik menfaatine olduğuna derinden inanıyorum.

İkinci olarak, iki devletli çözüme katı bir inanca sahip olanlardanım: İsrail devletinin yanı başında barış ve güvenlik içinde yaşayan bir Filistin devleti İsrail’in uzun vadeli ihtiyaçlarını ve Filistin halkının arzularını karşılayacak tek çözümdür. Bu uzun zamandan beri milli liderlik politikamızdır, ve ben de bunu paylaşıyorum.

Üçüncü olarak, açıkça yine çok derinlerde taşıdığım bir inancımı ifade etmeme izin verin—ben bunu İsrailli arkadaşlarıma da her zaman söylerim—Başkan Obama’nın geçen yıl söylediği gibi, Amerika Birleşik Devletleri ile İsrail arasındaki bağ bugün kırılamaz, yarın kırılamaz, ve sonsuza kadar hiçbir zaman kırılamaz. [Alkış.]
Başlamadan önce, bu odadaki herkesin bilmesini isterim ki—tüm kalbimle—Washington Enstitüsü, sadece Washington’da değil, fakat aynı zamanda dünyada da Ortadoğu konularındaki en önemli düşünce kuruluşudur. [Alkış.] Daha bitmedi. Enstitünün raporlarını okuyorum, Enstitüden çocuklarla ve personelle kilit konular hakkında konuşuyorum. Burada Washington Enstitüsü’nde bulunan insanların analitik ve tarafsız tavsiyeler veriyorlar. Ben buna dayanıyorum, ve bazen bu olmasa kaybolurdum diyorum.

Bunun yanı sıra – bazılarınız bilmiyor olabilir – fakat Washington Enstitüsü personeli fedakardır. Mike Eisenstadt, odada olman gerekiyor—burada mısın? Mike, ayağa kalkar mısın? [Alkış.] Bazılarınız bilmeyebilir—hayır Mike, ayakta kalman lazım. [Gülüşmeler.] Bu bir emirdir – bazılarınız bilmeyebilir, bu kişi ABD Ordu İhtiyatlarından Yarbay Mike Eisenstadt. Ve kendisi burada Washington Enstitüsünde üst düzey bir arkadaştır, Kudüs’teki karargahımda planlama subayı olarak aktif görevi henüz tamamlamıştır. [Alkış.] Size Mike’ın bilgi ve erdemlerinin gelecekteki planlarımız ve stratejimize çok katkıda bulunduğunu söylemek istiyorum, ve Mike, sada da söylemem gereken şu: seninle gurur duyuyorum, ve bu Enstitü de seninle gurur duymalı, ve hizmetlerin için teşekkür ederim. [Alkış.]

Tamam, artık başlayalım. Bölgeye Genelkurmay’da plan ve politika strateji müdür yardımcısı olarak hizmet verdiğim Washington-Pentagon’dan ayrılarak Aralık 2005’te vardım. Bundan önce, kitle imha silahlarını aramakla görevli Irak keşif grubunu kurduğum ve komuta ettiğim Irak’ta idim. Bazıları Ortadoğu’daki bu görevlendirmenin Irak’taki çabaların bir ödülü mü, yoksa birilerinin cezalandırma anlayışı mı olduğunu sorguladılar. [Gülüşmeler.] Sekreter Wolfowitz, size bunun hangisi olduğunu sormayacağım. [Gülüşmeler.]

Rusya’da Amerika Birleşik Devletleri savunma ataşesi idim, fakat içten içe ben bir topçuyum. [Alkış.] Teşekkür ederim, bunu takdir ediyorum. [Gülüşmeler.] Bu önemli, çünkü topçular “ateşi ayarlama” kavramı hakkında eğitim görmüşlerdir. İlk turda atışlarınızı hedefe yaklaşmak için ateşlersiniz, ve bu esnada elinizdeki tüm yerel bilgileri kullanırsınız, sonra da yerel bilgiyi sonraki turlara uygulayarak hedefi vurana kadar ayarlama yaparsınız.
Ortadoğu’da tim ve benim yaptığım da aşağı yukarı bu. Yerinde günlük etkileşimle her iki tarafın perspektifinden çatışmanın bağlam ve dinamiklerinde iyice derinleştik, ve atışlarımızı buna göre ayarlıyoruz. Şu anda, ABD Güvenlik Koordinatörlüğü Mart 2005 itibariyle Filistinlilere güvenlik hizmetlerini yeniden oluşturmada yardımcı olma çabasının bir neticesi olarak ortaya çıkmış durumdadır. Yaser Arafat’a bağlı Filistin güvenlik güçleri hiçbir zaman iç bütünlüğü sağlamayı başaramadılar, uygun eğitimi görmemişlerdi, uygun ekipmana sahip değillerdi, ve açık veya etkili bir güvenlik misyonları yoktu.

ABD Güvenlik Koordinatörlüğünün kurulmasındaki ana fikir, çeşitli uluslararası bağışçıları gayretlerin tekrarlanmasını önleyecek şekilde tek bir plan altında koordine edecek bir kuruluş oluşturmaktı. İlave kaynakları seferber ederek İsrail’in Filistin güvenlik güçlerinin yapı ve kapasitesi hakkında korkularını azaltmak da bu fikrin bir parçasıydı. ABD Güvenlik Koordinatörlüğü Filistin Yönetimine gücünü doğru ayarlamakta yardımcı olacak ve kabiliyetlerini geliştirmek, kanunun hakimiyetini sağlamak, ve hizmet ettikleri Filistin halkının liderliğine karşı sorumlu olmaları için gereken yeniden yapılandırma ve eğitim hakkında tavsiyede bulunacaktı.

Niçin bir ABD generali buna komuta etmek için seçilmişti? Aslında bunun üç sebebi var. İlki üst düzey politika yapıcılarının İsrail’in bir bir generale güvenilebileceğini ve saygı duyabileceğini hissetmeleri. Bunu “olumlu” tarafa yazalım. İkincisi generalin prestijinin Filistinli ve diğer Arapların işbirliğini yükseltmeye yardımcı olacağı idi. Bunu da “olumlu” tarafa yazabilirsiniz. Üçüncü fikir ise bir generalin ABD hükümetinin aracılık sürecinde daha geniş etkisi olacağıydı. Bu üçün ikisi kötü değil. [Gülüşmeler.]

Peki şimdi nerdeyiz, veya biz kimiz ve bölgesel bağlamda nereye oturuyoruz? Bu biraz önemli. Sanki bu gece “çıkarak” size ne olduğumuzu bildiriyoruz, çünkü bunu pek sık yapmayız. Daha önce de söylediğim gibi, biz çok uluslu bir takımız. Bu önemli. ABD personelinin Batı Şeria’da çalışırken seyahat kısıtlamaları var Banka. Fakat İngiliz ve Kanadalı üyelerimizin yok.

Aslında, İngiliz destek kuvvetimin çoğu—sekiz kişi—Ramallah’da yaşıyor. Denizaşırı görevleri bilenleriniz, Amerika Birleşik Devletleri’nin birlikte çalıştığınız insanların arasında yaşamanın paha biçilemez olduğunu anladığını [bilir]. On sekiz kişiye kadar çıkan Kanadalılar, bizim yol savaşçıları olarak andığımız takımlar halinde organize olmuşlardır, bunlar her gün Filistinli güvenlik önderlerini ziyaret ederek Batı Şeria’da gezerler, yerel koşulları tartarlar, ve havayı yerinde hissederek gerçek Filistinlilerle çalışırlar.

Kanada, time halkla doğrudan ilişkili son derece usta Arap-Kanadalı tercümanlar takımı sağlamaktadır. Kanadalılar ve İngilizler benim gözüm kulağım. Ve ben Filistinli güvenlik önderleri ve İsrailli askeri liderlerle toplandığımda, bu sebeple, Kanadalı ve İngilizleri beraberimde getiririm. Çok ulusluluk çok güçlü bir noktadır.
Yine güçlü bir nokta da bize işin başlangıcından bu yana teröristler hariç çatışmanın tüm taraflarıyla çalışma izninin verilmiş olması. Bunun anlamı, biz günlük olarak hem Filistinli hem de İsraillilerle—ister inanın ister inanmayın, bölgede eşsizdir bu–çalışırız. Belli bir günde, ben sabahleyin Ramallah’ta içişleri bakanı veya Filistin Yönetimi milli güvenlik kuvvetleri komutanı ile toplantı yapıp arkasından öğleden sonra İsrail Savunma Bakanlığı genel müdürü ile toplanabilirim.

Timim ve ben Ürdün ve Mısır’ı sık sık ziyaret ederiz, ve bize Körfez Devletleri ile koordinasyon izni bile verilmiştir. Parolamız, tüm taraflarla tam işbirliği halinde dikkatle ilerlemektir. Size bu işin nasıl yürüdüğünü birkaç dakikada anlatacağım. Arap – İsrail çatışması ile ilgili bölgede çalışan tüm diğer misyonlarla da bağlantılıyız. Timim ve ben günlük olarak EUPOL COPPS diye bir grupla temas ederiz. Bu, esas itibariyle orada yaşayan, Filistinli sivil polisin yeniden oluşturulmasıyla görevli devriye gezen Avrupalı polislerden oluşan bir timdir.

Yine Filistinli adli sisteminin yeniden oluşturulmasıyla ilgili olarak kendileriyle yakın mesaide bulunuyoruz. Dörtlü özel temsilcisi, Tony Blair, ve ekibinin çabaları da bizimle bağlantılıdır. Benim Genelkurmay’daki bir meslektaşım olan, yol haritası izleyicisi olan ve doğrudan Dışişleri Bakanı Clinton’a bağlı bulunan Birleşik Devletler Hava Kuvvetlerinden Korgeneral Paul Selva’ya da bağlıyız.

Koordinasyonun seyri esnasında tek tek ülkelerden sivil toplum örgütlerine ve Birleşmiş Milletler görevlilerine kadar bölgedeki bir dizi diğer uluslararası aktörle de toplanıyoruz. Ancak belki de kim olduğumuzla ilgili en önemli şey bölgede yaşadığımız. Birkaç günlüğüne paraşütle atlayıp eve dönmüyoruz. Orada kalıyoruz. Bir şeyler yaptırmak için esas olduğu üzere ilişkiler kurduğumuz, zaman harcadığımız ve bu sayede gerçekliği yerinde anladığımız bir bölgede.

Duyduğunuz üzere ben üç buçuk yıldır evimden uzaktayım. Kurmaylarım rutin olarak turlarını uzatırlar, ve hatta bazıları benden de uzun süredir uzaktalar. Kudüs’teki Amerikan konsolosluğunun yanından gece geç vakit veya hafta sonu arabanızla geçerseniz, binada yanan birkaç ışık görürsünüz. Genellikle bunlar benim çocuklardır. Sanıyorum Disraeli demişti, “Başarının sırrı amaçta sebattır”

Dolayısıyla, size 2005 Martından bu yana geçmişimizi anlatmak ve nerede olduğumuzu söylememe izin verin. General Kip Ward, ABD Güvenlik Koordinatörlüğünün ilk komutanı idi, ve görevi Filistin güvenlik güçlerinin eğitim ve donatımı sürecini başlatmaktı. Ancak dürüst olmak gerekirse, misyonu ancak 2005’teki Gazze Şeridinden İsrail çekilişi esnasında ele geçti ve bu görevi hiçbir zaman yerine getiremedi.

Aralık 2005’te komutayı bana devrettiğinde, bana, “İyi şanslar” dedi. Şansa ne kadar ihtiyacım olduğu konusunu pek anlamış değildim, çünkü bir ay sonra, Hamas Filistin Yasama Konseyi seçimlerini kazandı, ve görevim bir gecede değişti. İlk on sekiz ay boyunca oradaydım, Filistin topraklarında bir Hamas hükümeti ya da Hamaslı bir başbakan tarafından yönetilen bir birlik hükümeti gibi bir durumla karşı karşıyaydık.

Dolayısıyla, bunun sonucunda, büyük oranda Gazze’deki Refah ve Karni olarak anılan büyük sınır kapılarında İsrail, Mısır ve Filistin faaliyetlerini koordine etmek suretiyle Gazze ekonomisinin işlemesine yardımcı olacak uluslararası faaliyeti koordine etmeye odaklandık. Yine sınır geçitlerine adam koyan Filistin Cumhurbaşkanlığı Muhafızlarına İngiliz ve Kanada eğitim yardımını da koordine ettik.

Ve Cumhurbaşkanlığı Muhafızları doğrudan Cumhurbaşkanı Abbas’a bağlı olduğundan ve Hamas etkisinde olmadıklarından, bunlar da oyunda kabul edilmekteydiler. Ancak, Hamas İran ve Suriye’den aldığı bol destekle kendi güvenlik güçlerini oluşturmaya devam ederken diğer tüm güvenlik güçleri Hamas ihmalinden, ücretlerin ödenmemesinden ve zulümden muzdaripti. Haziran 2007’de, çoğunuzun da bildiği üzere, Hamas Gazze Şeridi’nde meşru Filistin Yönetiminin güvenlik güçlerine karşı bir darbe yaptı.

Ve bu İran ve Suriye destekli, mücehhez, iyi finanse edilmiş ve iyi silahlandırılmış Hamas milisleri meşru Filistin Yönetiminin güvenlik güçlerini devirdiler, sakın aklınızdan çıkarmayın, bu kişilere on altı aydır ödeme yapılmamıştı ve ekipman ve eğitim açısından zayıftılar. Bunu aklınızda tutun. Ve tüm bunlara rağmen, Filistin kuvvetleri beş gün boyunca savaştı, ve yüzlerce ölü ve yaralı verdi. Ancak en sonunda yine de Hamas kazandı, ve benim misyonum tekrar ve dramatik olarak değişti.

Başbakan Selim Fayed’in ve teknokratlar hükümetinin Cumhurbaşkanı Mahmud Abbas tarafından Temmuz 2007’de atanmasıyla, yine Gazze yerine Batı Şeria’ya odaklandık. Temmuz’da, Başkan Bush Kongre’de Filistin güvenlik güçleri için bir güvenlik yardım programının fonlanması için 86 milyon$ sağlanması talebini ilan etti, ve Kongre hemen kabul etti. Bu noktada biz yeniden oyuna girdik.

Söylemediğimiz şey, ilk on sekiz ay boyunca operasyon bütçemiz sıfırdı, hiç paramız yoktu. Ben gerçekten insanların gayretlerini koordine ediyordum. Ancak bu sefer cebimizde para vardı, ve görev dışarı çıkıp başarılı olmaktı. Ve o zamandan bu yana, ılımlı Cumhurbaşkanı Abbas ve Başbakan Fayed hükümetine tutarlı bir destek yolu izledik.

ABD yönetimi ve Kongre, geçen yıl ilave bir 75 milyon $ verdi, ve bu sayede ABD Güvenlik Koordinatörlüğünün güvenliğin geliştirilmesi yoluyla İsrail ve Filistinliler arasında barış geleceğine yatırım yapabileceği 161 milyon$ oldu. Pek biz ne yaptık? Sizi sıkma riskini göze alıyorum, yaptıklarımızı dört ana alanda yaptık. Önce: Eğit ve donat. Şimdi bile Cumhurbaşkanlığı Muhafızları ile yakın mesai yapmamıza karşın, Avrupa Birliği tarafından tavsiye edilen sivil polis tarafından yapılan işi takviye etmek için Filistin milli güvenlik güçlerinin bir Filistin jandarmasına-zaten oldukları gibi organize polis gücü veya polis birimleri- dönüştürülmesine odaklandık.

Eğitim, Amman dışında Ürdün Uluslararası Polis Eğitim Merkezinde – kısaca ÜUPEM (JIPTC) – dört aylık bir programdan ibaretti. Bu bir ABD-Ürdün polis eğitim çekirdek kadrosuna, ve ABD tarafından geliştirilmiş, insan hakları, uygun güç kullanımı, ayaklanma kontrolü ve toplumsal olayları kontrol etme konularında ağır bir müfredata sahiptir. Eğitim yine birim bağlılığı ve liderliğe de odaklıdır.

Peki, sorabilirsiniz, niye Ürdün? Cevap çok basit. Filistinliler bölgede eğitim istediler, fakat aşiret, aile, ve siyasi etkilerden uzakta olmak istediler. İsrailliler Ürdünlülere güveniyor, ve Ürdünlüler yardıma can atıyor. Ekipmanlarımızın hiçbirisi öldürücü değil, ve eğitim hem Filistinliler hem de İsraillilerle tam koordinasyon halinde. Bunu muhakkak anlamalısınız. Filistinlilere İsrail devletinin tam koordinasyonu sağlanmadan, ve kabul etmedikleri sürece hiçbir şey vermiyoruz. Bazen bu süreç beni deli ediyor—başladığımda saçım çok daha fazlaydı—ancak işletiyoruz.

Herhangi silah veya kurşun vermiyoruz. Ekipmanlar araçlar taşıttan çoraba kadar uzanan bir yelpaze oluşturuyor. Şimdiden ÜUPEM’den her birisi beş yüz kişiden oluşan üç tabur mezun ettik, ve eğitimde bir tabur daha var. Mezunlar, bu görevde gerçekten ilerlemiş Ürdünlülerden Filistin bayrağı ve halkına sadakat hakkında kapsamlı eğitim görmüş oluyorlar.

Yarattığımız şey – bunu alçakgönüllülükle söylüyorum—yeni insanlar yarattık. Mezunların ortalama yaşı yirmi ila yirmi iki, ve bu gençler mezun olduklarında subayları görevlerinin bir Filistin devleti kurmak olduğuna inanıyorlar. Dolayısıyla, Filistin devleti fikrini sevmiyorsanız, bu konuşmanın geri kalanını da sevmeyeceksiniz. Ama, Filistin devleti fikrini seviyorsanız, dinlemeye devam edin.

Size Ürdün’de geçen ay toplanan askerlere konuşan üst düzey bir Filistin görevlisinin mezuniyet konuşmasından bir alıntı yapmak istiyorum. Dedi ki, “Siz Filistin erleri, burada Filistin halkının güvenliğini nasıl temin edeceğinizi öğrendiniz. Sizin onlara ve kendinize karşı sorumluluğunuz var. Siz buraya İsrail ile nasıl savaşacağınızı öğrenmek için gönderilmediniz, siz buraya kanun ve düzeni nasıl sağlayacağınızı, tüm vatandaşlarımızın haklarına nasıl saygı göstereceğinizi ve İsrail ile barış ve güvenlik içerisinde yaşayabileceğimiz şekilde kanunun hakimiyetini nasıl icra edeceğinizi öğrenmek üzere gönderildiniz.”

Şimdi bu yeni insanların Filistin’e dönüşleri üzerine, bu kişiler motivasyon, disiplin ve profesyonellik gösterdiler, ve öyle bir fark yarattılar ki – bunu uydurmuyorum – IDF komutanları bana sık sık şu soruyu sordular: “Bu yeni Filistinlilerden kaç tane ve ne kadar zamanda çıkarabilirsin, çünkü Batı Şeria’dan çıkmamızın yolu onlar.”
Odaklandığımız ikinci alan, İçişleri Bakanlığında kapasite oluşturmaydı. Bu sıradan bir görev gibi görünebilir, fakat son derece hayati öneme sahiptir, çünkü normal bir hükümet oluşturmaya çalışıyoruz. Filistin Yönetiminde, içişleri bakanı tüm güvenlik güçlerinden başbakan ve cumhurbaşkanına karşı sorumludur. Ve Gazze düştüğünde, İçişleri Bakanlığı da orasıyla birlikte düştü, ki bu gerçekte o kadar kötü bir şey değildi, çünkü bakanlıkta Hamas hakimiyeti bulunuyordu, ve bakanlık İcra Kuvveti olarak andığımız şeyi oluşturmaya odaklanmıştı – ki bu da Hamas’ın meşru güvenlik güçlerine alternatifiydi. Ve bakanlık düştüğünde, bu Haziran 2007’de meydana gelen iyi şeylerden birisiydi.

Yeni Fayed tarafından atanan bakanın görevi aldığında tam anlamıyla birlikte çalışacağı hiç kimsesi yoktu, ve bana şikayette bulunurken bir daktilo sahibi bile değildi. Bunu bir düşünün. Bugün daktilo hakkında kim konuşur? Ama onun bir daktilosu bile yoktu. Son on sekiz ayda, bakanlığı bütçe, stratejik düşünme ve operasyonel plan kapasitesine sahip Filistin hükümetinin güçlü kolu yapmak için önemli fonlar ve personel yatırımı yaptık. Söylediğim gibi, bu Filistin için normalliğin kilit noktasıdır. Filistin’deki güvenlik kararları artık gecenin bir yarısında bir kişi tarafından alınmıyor. Bunda uzun bir mesafe aldık.

Alt yapı ise üçüncü alan. İlk karşılaştığımızda Filistin güvenlik tesislerinin ne derece eskimiş olduğunu tarif etmek zordur – insan durmasına gerçekten uygun değillerdi. Geçen on sekiz ayda, Filistinli yüklenicilerle Eriha’daki Cumhurbaşkanlığı Muhafızları için son teknoloji bir yüksek okul, ve, Ürdün’den dönen NSF jandarmalarından binini Eriha şehrinin dışındaki bir tepebaşında ağırlayacak – aslında şu an ağırlıyor – yepyeni bir operasyonel üs inşasında çalıştık.

Cenin’de bu operasyonel üslerden bir tane daha inşa etmeyi planlıyoruz, ve bu da İsrail ordusunun tam mutabakat ve desteğiyle oluyor. Yine Eriha’da, büyük bir Filistin polis jandarma eğitim merkezini yeniden inşa etme işinin tam ortasındayız. Ve size söylemek zorundayım, bu işten faydalananların sergilediği gurur ve güven, bu yerleri ziyaret eden, oraya sık sık giden kongre delegasyonları da dahil, Amerikalı ve müttefiklerin her zaman gözlemlediği bir şeydir. İlk kez olmak üzere, Filistin güvenlik güçlerinin kazanan takımda olduklarını hissettiklerini söylemek doğru olacaktır sanıyorum.

Odaklandığımız dördüncü alan ise üst düzey lider eğitimi. Bu kulağa biraz aptalca gelebilir – fakat aslında bu küçük bir program – fakat bana göre, muhtemelen en büyük kalıcı değere sahip olan program. Halihazırda, binbaşı, yarbay ve albay rütbelerinde iki sınıfı, tüm güvenlik hizmetlerinden otuz altı kişiyi aldığımız sekiz haftalık bir seminer benzeri kurstan mezun ettik, ve kendilerine günümüzün sorunları hakkında nasıl düşüneceklerini, ve uluslararası standartlara saygı göstererek ve bu standartlar ile birlikte nasıl hareket edeceklerini öğrettik. Bu yaptığımız en popüler iş.

İki mezuniyete katıldım, ve okul mezuniyeti gibiydiler. Ailelerini getiriyorlar, tüm liderler orada; herkes güzelce giyinmiş kuşanmış. Bu gerçekten dikkat edilmesi gereken bir nokta, çünkü devlet olarak kendi yaşamlarını yürütme sırası gelen bir halkın üst düzey liderleri olarak muamele görmeleri karşısında, artık bir millet olarak görüldüklerini hissediyorlar.

Bu kurs için bir final sınavımız var. Cevap vermek zorunda oldukları bir kompozisyon sorusu. Kompozisyon sorusu onlu bir menüden alınıyor. Şaşırabileceğiniz bir şey, en popüler kompozisyon – bunu yüzde 50’den çoğu seçiyor – Filistin’de insan hakları niçin önemli?” Şimdi bunu kim beklerdi? Ve biliyor musunuz? Üst düzey lider mezunları terfi alarak daha sorumlu pozisyonlara gidiyorlar.

Geçen hafta ziyaret ettiğim, Ürdün’de eğitim yapan birliğin yeni tabur komutanı, üst düzey liderlik kursunun yakın zamanda mezun ettiklerinden birisi, ve orada öğrendiklerinden gurur duyuyor, ve bunları beş yüz kişilik yeni birliğini yönetirken ve kendilerinin Batı Şeria’ya dönüşlerini tahmin ederken uyguluyor.

Peki, biz ve Filistinliler—bunu vurgulamak zorundayım—Filistinliler ne elde ettiler? Ben bir güç sağlayıcı olduğumdan—onlara yardım ediyorum. Ancak pek çok şeyi de kendileri yapıyorlar. Yerindeki durumdan konuşalım. ABD Güvenlik Koordinatörlüğü Filistinliler ve Ürdünlülerle, ve İsraillilerle güvenlik ortaklığı şu anda on sekiz aylık. Sonuçlar en iyimser beklentilerimizin ötesinde, ve doğrudan bu konuşmanın başlığı olan ” Güvenlikten Barışa” ile ilgili. Sahadaki durum değişti, ve değişmeye devam edecek.

Kaçınızın farkında olduğunu bilmiyorum, ancak geçen bir buçuk yıl boyunca, Filistinliler Batı Şeria boyunca, İsrail ordusu ile şaşırtıcı derecede iyi koordine edilmiş şekilde, Batı Şeria’ya kanun hakimiyetini getirmek, ve Filistin Yönetiminin otoritesini yeniden tesis etmek için ciddi ve aralıksız bir gayretin bir parçası olarak güvenlik hücumları dedikleri bir dizi saldırı yaptılar. Önce Nablus, sonra Cenin, El Halil, ve Beytüllahim’de bağlılık, disiplin, motivasyon ve sonuçlar açısından İsrail savunma kurumunun dikkatini çektiler.

Ve size söylemem gerekiyor, Ürdünlülerin eğittiği arkadaşlar kilit noktası. Bir dakika El Halil üzerinde durmak istiyorum, çünkü El Halil’i biliyorsanız, burası çok zor bir yer, tamam mı? Batı Şeria’daki en büyük şehir, çok büyük ve agresif bir yerleşimci nüfusu var, ve hem Yahudi hem de Araplar için çok kutsal bir yer. Bir yıl önce, IDF Filistin Yönetiminin Batı Şeria’daki en büyük il olan El Halil’deki sadece dört yüz polis ve jandarmadan oluşan küçük bir güç olan garnizonunu takviye etmesine izin verilmesi gerektiği yönünde herhangi tavsiyeyi reddetti.

Ve biz bunları Ürdün programının mezunlarından bazıları ile takviye etmek istedik. Hayır dediler. Ancak, bu Ürdün eğitimli mezunların ilk sevkleri olan Cenin performansı o kadar etkileyiciydi ki, altı ay sonra, IDF El Halil’de takviyeye izin vermekle kalmayarak bunu yönetti, kolaylaştırdı ve genişletti. Halen devam ediyor. Bu takviyenin sonuçları muazzamdı. El Halil vilayetinde üniformalı bir Filistin polisini 1967’den beri görmemiş köyler var. Bunu bir düşünün. Artık böyle değil.

Buralar artık aşiret kanununun, şeriat kanununun yerini Filistin Yönetiminin laik kanunun aldığı bir yer haline geldi. Büyüleyici olduğunu düşündüğüm bir örnek vermek istiyorum. Bana bunu El Halil valisi söyledi—üç ay kadar önce—güvenlik güçleri bir çeşit su örgütünden suçlu olan dört kişiyi çevirmişler, ve hapsetmişler, hapisteymişler.

Ve beklendiği üzere, sonraki sabah, vali işe gidiyor, ve ofisinin önünde oturan dört şeyh buluyor, arkasından neyin geleceğini biliyor. Bunlar El Halil bölgesindeki en güçlü aşiretten kişilermiş, ve bu şahıslarla geçmişteki deneyimi her zaman “Bizim adamlarımızı geri ver, onları tutamazsın, biz onları alırız, biz işimizi nasıl yapacağımızı biliriz.” şeklindeymiş. Ama o gün farklıymış. Diyor ki, ofisinde otururken, içeriye gelmişler, şeyhlerin başı demiş ki, “geçen gece bizim adamlarımızdan dördünü aldığınızı biliyoruz. Burada son iki aydır ne yaptığınızı izliyoruz. Size inanıyoruz ve onları tutabilirsiniz demek zorundayız. Bunlarla ne yapacağımızı bilmiyoruz, bunlar sizin, otorite döndü, artık gidebiliriz.” [Alkış.]

Geçen hafta El Halil’deydim, burada milli güvenlik güçlerinin Ürdün eğitimli ikinci özel taburunun bir Bölüğü– yüz yirmi beş kadar kişi – Filistin bölge komutanı altında, polisi takviye ediyor ve Oslo’da A Bölgesi ve, Oslo’ya göre İsraillilerin kontrol ettiği B Bölgesi olarak anılan bölgede jandarma mevcudiyetini sağlamaya çalışıyordu. Niçin B Bölgesindeler? Çünkü bölgedeki İsrail ordusu komutanı diyor ki, “Yardımlarına ihtiyacım var, ve bu kişilere güvenebiliyorum-bana artık yalan söylemiyorlar.”

Bu da yine çok önemli bir dönüşüm. Size ne gördüğümü, benden daha çok gezen Kanadalı ve İngilizlerden ne raporlar aldığımı söyleyeceğim, Filistin topraklarının siyasi olarak muhtemelen en zor şehrinde dönüşümün çok büyük olduğunu söylüyorlar. Tüm bunların ortasında, hiçbir çatışma olmuyor, Filistin güvenlik güçleri ile IDF veya Filistinli güçler ile bölgelerde yaşamakta olan İsrailli yerleşimciler arasında – hiçbir çatışma – olmuyor. Şimdi bu çok şaşırttı, ve sanıyorum bundan çok memnunuz.

Batı Şeria boyunca, bu güvenlik seferleri gözle görünür polis mevcudiyeti arasında silahlı çeteleri bastırdılar, yasadışı milisleri tasfiye ettiler, yasadışı Hamas faaliyetlerine karşı faaliyet gösterdiler, ve Filistinli vatandaşların güvenliğine odaklandılar. Suç indi. Cenin’de genç kızlar saldırılma korkusu olmaksızın karanlıktan sonra arkadaşlarını ziyaret edebiliyorlar. Filistin dükkanları artık karanlıktan sonra da açık—böyle bir şey hiç olmamıştı. Bir yıl önce böyle değildi.

Ve hayat, bu alanların pek çoğunda normale yaklaşıyor. Şubat sonunda yayınlanan bir raporda, her zaman herkesi eleştiren Uluslararası Para Fonu, “2008’de, Filistin Yönetimi Batı Şeria’daki pek çok Filistin şehrinde, polis ve güvenlik güçlerini konuşlandırmak suretiyle güvenliği sağlamada önemli ilerlemeler sağladı. Bu ise, büyük istikrar ve iş güveni getirdi, 2008 Filistin Yönetiminin son yüzyıldaki en karlı yılıydı.”

El Halil’in kuzeyinde olan ve güneyinde Beytüllahim bulunan Tulkarem ve Nablus’tan Filistinli komutanlarla geçen hafta yaptığım toplantıda, kapasitelerine tam anlamıyla bir güven ve bölgedeki İsrail ordusu ile işbirliklerine dair olumlu yorumlar vardı. Beytüllahim’de, şaşırtıcı şekilde, bölge komutanı, gururla kendisi ve yerel İsrail tugay komutanının bir anlaşma yaptıklarını, ve bu anlaşmaya göre İsrail’in 2002’den bu yana Batı Şeria’da her zaman uyguladığı sokağa çıkma yasağının Beytüllahim’de artık geçerli olmadığını, ve Filistinlilerin 24/7 olarak kaçakçılık faaliyetini kontrol etmek için kendi kontrol noktalarından geçebildiklerini ifade etti.

Durum kırılgan olabilir; önümüzde pek çok meydan okuma var. Ancak bu sahadaki durumun değiştirilmesinde gerçek bir ilerlemedir. Fakat meydan okumanın büyüğü—bugün hiçbir şey götürmeseniz bile yanınızda bunu götürmenizi istiyorum—Ocak 2009’da idi. Timimdeki İngiliz subayların dediği gibi, pudingin kanıtı onu yemektir. Son yıl boyunca, Batı Şeria’da hiçbir güvenlik meydan okuması Filistinlilerin Cast Lead Operasyonu – Ocak’ta İsrail’in Gazze’deki işgali – esnasında kanun ve düzeni sağlamakta karşı karşıya kaldıkları meydan okumanın yakınına bile gelmedi.

İşgalden önce, IDF’deki meslektaşlarım kendilerine güvenen bir şekilde Batı Şeria’da büyük bir sivil itaatsizliğin yaklaşmakta olduğu yönünde uyarı yaptılar. Bazıları üçüncü bir intifada tahmini bile yaptılar—korktukları, fakat İsrail’in güneyine roket atışları sebebiyle durdurmak istedikleri bir şeydi bu. Fakat bu tahminlerin hiç birisi doğru çıkmadı. Gösteriler oldu, bazı yüksek sesli toplanma çağrıları oldu, fakat Hamas tarafından defalarca talep edilen vaad edilmiş öfke günleri tahakkuk etmedi.

Niçin böyle? Aslında bunun üç sebebi var. İlki, bence, Filistin güvenlik güçlerinin yeni profesyonellik ve yeterliliği halk hareketine ölçülü ve disiplinli bir yaklaşımı garanti etti. Başbakan ve cumhurbaşkanının rehberliği açıktı: gösterilere izin verin, ancak vahşileşmesine izin vermeyin, ve göstericileri İsraillilerden uzak tutun.

Bu sefer, geçmiştekilerin aksine, Filistin cumhurbaşkanı ve başbakanı görev için yeterli araçlara sahiptiler. IDF de—bir hafta kadar süreden sonra—Filistinlilerin orada var oldukları ve onlara güvenilebileceğini hissetti. Aslında, İsrail ordusunun önemli bir kısmı, Batı Şeria’dan Gazze’ye gitti – bir dakikalığına düşünün – komutan tam sekiz gün yoktu. Bu, artık bu insanlara nasıl güvendiklerini göstermektedir.

Her neyse, İsrailliler kasıtlı olarak düşük profil izlediler, göstericilerden uzak kaldılar, ve Filistinlilerle günlük faaliyetlerini kasıtsız bir çatışmaya sebep verecek veya sadece gelen göstericilerin yolundan çekilecek şekilde yanlış zamanda yanlış yerde olmadıklarından emin olacak şekilde koordine ettiler. Dolayısıyla, Filistinli komutanın bölgede İsrailli komutanı arayarak şöyle demesi normaldi: “A noktasından B noktasına giden bir gösterimiz var. Bu, Bet El’deki kontrol noktanıza çok yakın. Göstericileri götürüp getirebilmemiz için iki saatliğine kontrol noktasını terk ederseniz memnun oluruz, sonra geri gelebilirsiniz.”

Ve aynen böyle yaptılar—harika. Gazze işgali esnasında, elbette ki geniş gösteriler meydana geldi. Ancak bunlar büyük oranda barışçıydılar, ve hiçbir zaman kontrolden çıkmadılar. Polis ve jandarma Ürdün’de öğrendikleri eğitimi uyguladılar, ve geçmiş olayların aksine, Gazze’de İsrail mevcudiyetinin olduğu üç hafta boyunca Batı Şeria’da tek Filistinli öldürülmedi. Bu çok iyi.

Biraz daha üzerinde çalışmamız gerektiğini düşündüğüm ikinci sebebi – belki bu işte Washington Enstitüsü bize yardımcı olabilir – ben beklemiyordum. Bunu orda burada duydum. Ortak tema, Batı Şeria’daki halkın Gazze işgalini desteklememesine karşın – aslında İsrail’e bunu yaptığı için son derece öfkeliydiler – Hamas’ı daha fazla desteklemedikleriydi.

Burada şunu söylüyorum, kan bağı, kıyafet bağı, gıda bağı, ve benzeri sebeplerle halka desteklerini gösterdiler. Ama Hamas yaptıkları gösteri Hamas lehine değildi. Ama yaptıkları gösteri Hamas lehine değildi. Açıkça, Hamas artık yapacakları seçimler arasında değildi. Niçin? Çünkü, Hamas Gazze’ye asayişsizlik ve felaket getirmiş olarak algılanıyordu, ve bu da Batı Şeria halkının artık istemediği birşeydi. Üstelik aralarında saygı duymaya başladıkları bir güvenlik kuvveti vardı. Diyebilirim ki, gelecekten düzen beklentisi kaos dolu bir gelecek vizyonuna galebe çaldı.

Pekala, buradan nereye gidiyoruz? Kongre izin verirse, ABD Güvenlik Koordinatörlüğü Filistin İçişleri Bakanlığı nezdindeki Batı Şeria’daki Filistin güvenlik güçlerinin daha fazla eğitim ve teçhizat, daha fazla kapasite oluşturma, Avrupa Birliği ile daha yoğun çalışma ve daha fazla alt yapı ile dönüştürülmesi, profesyonelleştirilmesi ve yeniden yapılandırılması girişimlerimize devam edecek. Ajandamızdaki plana göre sırada Ürdün’de üç tabur daha eğitmek ve teçhizatını sağlamak var—bu, güvenlik güçlerinin yaklaşık bin beş yüz kişi daha fazla olması ve bunlar için iki tane daha operasyonel üs kampı kurulması anlamına geliyor. Üst düzey lider eğitimimizi orta düzey görevlileri de içerecek şekilde genişletme planlarımız var.

Filistin Yönetimine özgü lojistik ve idari yapının fonksiyonel olmasının bir ihtiyaç olduğunun farkındayız, ve İçişleri Bakanlığı ile ve güvenlik şefleriyle Filistinlilerin işine yarayacak böyle bir şey tasarlamak için çok çalışıyoruz. Batı Şeria’daki İsrail askeri komutanlarıyla Filistinlilerin kapasite ve kanıtlanmış becerileri arttıkça IDF etkisini daha da azaltmaya dönük seçenekleri araştırıyoruz. Şu anda bir miktar ilerleme kaydettik—bilmenizi istiyorum ki—IDF İsrail’in güvenlik mevcudiyetini, özellikle kuzeyde azaltmaya çalışıyor.

Ramallah’taki İngiliz timimizin gayretleriyle, ihmal edilmiş olan Filistin sivil savunma örgütüyle de ilgilenmeye başladık. Çoğunuz duymamışsınızdır, ancak ilk tepkiler. Bunlar acil tıbbi teknisyenler, ambülanslar ve itfaiyeciler. Bunları kanatlarımız altına aldık. Bunlar bizim bütçemizden karşılanıyorlar. Bunlara yardım edeceğiz. Yine cebimizde Batı Şeria Eğitim İnsiyatifi adında, Batı Şeria’da lojistik, liderlik, ilk yardım, bakım, İngiliz dili, tabur personeli eğitimi, ve şoför eğitimi hakkında bir dizi kursu planladığımız bir şeyler var. Bunları, sonunda Filistinlilere havale etmek üzere İngiliz ve Türk subaylarımız yönetiyor.

Artık Güvenlikten Barışa temasına dönebilirim. Bu gerçekten olabilir mi? Bu zor bir soru. Gitmemiz gereken yol uzun mu? Emin olun öyle, yoldaki meydan okumalar da zorlu. Zaman bizim tarafımızda olmayabilir. Terörizm hakkında yapılması gereken çok ciddi çalışmalar var, ve Filistinliler, Ürdünlüler, ve İsrailliler ile aktif bir şekilde seçenekleri araştırıyoruz. Bir Filistin devletimiz olacaksa, sınırlar ve geçiş yönetimi hakkında da ciddi çalışmalar bizi bekliyor, bu konuda timimdeki Kanadalılar başı çekecekler. Ve elbette ki Filistin devletinin geleceğine muazzam bir meydan okuma oluşturan Gazze ve Hamas’ın silahlı oluşumları var.

Söylemeliyim ki bu noktada umutsuz değiliz. Bölgede tüm taraflarla çalışan, orada yaşayan ve yeri askeri anlamda anlayan küçük fakat göreve adanmış bir Amerikalı, Kanadalı, Türk, ve İngiliz subaylar timinin mevcudiyeti karşılığını vermeye başlıyor. Tepeden tırnağa yeni bir durum yaratıyoruz, ve Ürdün Krallığında, Filistin Yönetiminde ve İsrail Devletinde samimi ortaklarımız var. Bunların hepsini biz yapamayız elbette. Müzakereciler ve politikacılar kendilerine biçilen görevi yapacaklar, fakat inanıyorum ki, çok zor olan görevlerini biraz daha kolaylaştıracak koşulları ve güvenlik temelini biz yaratıyoruz.

Çok kıdemli, metin, pragmatik bir İsrail Savunma Kuvvetleri lideri olan bir arkadaşımın çok tekrarlanan sözlerine kulak veriyorum. Eskiden kendisi çok şiddetli bir eleştirmen idi. Artık böyle değil. Şimdi diyor ki—ve kendi sözlerini doğrudan bir gazete makalesinden buraya alıyorum – ABD Güvenlik Koordinatörlüğü harika bir iş yapıyor, ve Filistinliler daha çoğunu yaptıkça biz [İsrailliler] daha azını yapacağız.” Benim ilgilendiğim kadarıyla, bunlar yaşanması ve gerçekleştirilmesi gereken sözler.

Tekrarlayalım, bu konuşmanın konusu olan Güvenlikten Barışa: bölgede barışa giden yol, gerçekten zor bir konu. Hepiniz bunu biliyorsunuz. Anlayışsızlık, güvensizlik, eski yaralar, siyasi ve kurumsal zayıflık, ve yağmacılardan oluşan yığınlar önümüzdeki engeller, ve hepsi de bizim başarısızlığımızı görmek istiyorlar. Yolun her adımında tehlikeler var. Ancak önceki yıllarla karşılaştırıldığında, artık yoldayız, ve önümüzdeki varış noktasının planını yapabiliriz. İlerliyoruz. Güvenlikten Barışa artık imkansız bir rüya değil. Sanıyorum Herzl demişti, “İrade ediyorsanız, bir rüya değildir.”

Profesyonel bir ordu subayı olarak, İsraillilerin dikkatini ve Filistinlilerin sabırsızlığını anlıyorum. Ancak bazen ileri bakarken geri bakmak faydalıdır. Şubatta, İsrail’in güvenliğine dair doğrudan büyük sorumluluğa sahip katı bir IDF subayıyla yaptığım bir toplantıyı bugün gibi hatırlıyorum. Karargahta Batı Şeria’da Ocak’ta olmayan şeyi ve gelecekten beklentilerimizi konuşuyorduk. Sandalyesine yaslandı, gülümsedi ve dedi ki: “yeni Filistinliler arasında geçmiş yıla göre meydana gelen değişiklik mucize gibi. Benim neslim intifadalar ile büyüdü, ve ben artık çocuklarımın da aynı şeyi yaşamak zorunda kalmayacaklarını umut edebiliyorum” Ve sonuçta, ilerlemek için basiretli bir şekilde risk almayı kabul etti, ve sözüne sadık kaldı. Dikkatli, fakat umutlu. Ben de öyleyim.

Tamam, size iki Churchill hikayesi söz verdim, dolayısıyla şimdi bir diğeri ile sonlandıracağım. Bu hikayenin son satırı hakkında düşünmenizi istiyorum, çünkü bugün ABD Güvenlik Koordinatörlüğünde Mayıs 2009’da kendimizi biz böyle görüyoruz. Bu benim Churchill hakkında en sevdiğim hikayelerden biri. Umarım gruptaki hiç kimseyi gücendirmez. İkinci Dünya Savaşının sonları. Artık işler açıktan açığa Müttefiklerin lehine dönmüş, ve Churchill’in sekreteri sivil lobi grupları ile randevularını programlıyor. Ve bakın şu işe ki tam bu günde, sekreter İngiliz Hristiyan İçki Kullanmama Derneği başkanı olan bayanla bir toplantı programlamış. Tamam. [Gülüşmeler.] Bu işin nereye gittiğini gördüğünüze eminim.

Belirlenen zamanda, Whitehall’daki Winston’un büyük ofisine bu büyük şapkalı küçük yaşlı bayan gelir, masasının önüne kadar yürür, ve bir lahza beklemeksizin içki içme huyundan dolayı kendisini azarlamaya başlar. [Gülüşmeler.] “Winston,” demiş, “bu savaşın başlangıcından bu yana tükettiğin zehirli içeceklerin miktarını hesapladık da, ofisinin tabanından tavanına kadar yarısını doldururdu. Kendinden utanmalısın. Kendini nasıl savunacaksın?”

Evet, Winston, tekrar, her zaman çok hazır cevaptı, masasının kenarına gitmiş, ellerini cebine sokmuş, ve yere bakmış, tavana bakmış, ve demiş ki, “”Ah, evet, madam, çok başarı elde edilmiş ama bir o kadar daha yapılması gereken var.” [Gülüşmeler.]

Çok teşekkür ederim.

timeturk.com’dan alınmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: