Eylemci Bakış Açıları


atasoymüftüoğlu

Atasoy MÜFTÜOĞLU

Müslümanların; inançlarının, kimliklerinin ve toplumlarının somut sorunlarının bilincine varmaları; duygusal yorumlar yerine, gerçekçi yorumlara sahip olmaları; taklitçi bir geleneği sürdürmek yerine, yorum özgürlüğü geliştirmeleri; İslami varlıklarını somut bir biçime ve varoluşa dönüştürmeleri; kendi iradelerini göstermeleri; toplumsal hayata kapalı, münzevi hareketler olmaktan çıkarak, toplumsal hayata açılmaları; eylemci bakış açılarını temsil etmeleri ve bütün bu tercihlerine siyasal bir içerik kazandırma girişimleri, dışarıdan bir isimlendirme ile “İslamcılık” olarak adlandırıldı. İslam Dünyası toplumlarında dini hayatın devletler tarafından tepeden yönlendirilmesi; devletler tarafından dini popülizmin güçlendirilmesi, dini popülizm aracılığıyla her dönemde otoriter/oligarşik statükoların tahkim edilmesi gelenek halini aldığı için; Müslümanların kimliklerinin bilincine vararak, sözünü ettiğimiz statükoyu sorgulama süreçlerini başlatmaları; Avrupa merkezli düşünüş modelleri tarafından, İslam’ı ötekileştirmek amacıyla “İslamcılık” olarak etiketlendi. Avrupa-merkezli düşünüş biçimleri için, İslam’ın, Ümmet hassasiyetinden uzak, yerel, ulusal ve etnik bağları öne çıkaran halkçı yönü daha büyük önem taşıyordu. Bu düşünüş biçimleri ayrıca, cihad’ı, kişisel ve ruhsal bir çabaya indirgemek için de büyük çabalar harcadılar. Avrupa merkezli algılar için, İslamın bu yönü her tür popülizm çeşitlemesi için elverişli görünüyor. Başta Türkiye olmak üzere, diğer İslam toplumlarında da, Batılılaşma girişimlerinin başladığı dönemlerden beri Müslümanlar aşağılayıcı etiketlerle etiketleniyor.

Avrupa’da, İslam aleyhtarı tutum da, emperyalist ihtiraslar da tarih boyunca devam etti. Dini farklılıklar kültür ve uygarlık çatışması şeklinde somutlaştı. Bu bağlamda, İslami anlam ve amaçları bir bütün olarak yaşatmak ve temsil etmek isteyen, İslam toplumlarının her alanda özgürleşmesi düşüncesini yükselten, İslami bilincin, birliğin, uyanışı fikrini yapısal bir değişimle birlikte savunan bütün İslami akımlar, Avrupa merkezli dışlayıcı ideolojik söylem aracılığıyla düşman muamelesine tabi tutuldu, tutuluyor. İslam Dünyası toplumlarında statükocu oligarşiler, bugün de küresel güçlerle işbirliği yaparak, İslam’ı kırsal kesim hassasiyetleriyle, bireysel dindarlık biçimleriyle, yöresel anlayış biçimleriyle, kurulu düzenlerin mukaddeslerine bağlı resmi anlayış biçimleriyle sınırlandırmaya çalışıyor. Bu amaçla, Türkiye’de her dönemde yaşandığı üzere; bilim istismar ediliyor, üniversiteler istismar ediliyor, modernlik istismar ediliyor, laiklik istismar ediliyor. Evrensel kriterlere saygılı olması gereken, nesnel bilgiyi temsil etmesi gereken, nesnel yöntemleri kullanması gereken, gerçeğe ulaşma çabası içerisinde olması gereken, bilim kadroları ve kurumları; egemen dogmaları sorgulama yeteneğine sahip olmaları gerekirken; ideolojik tek yanlılığa dayalı olmayan bir çerçeveye sahip olmaları gerekirken; taraflı görüşlerden sakınmaları gerekirken; ideolojik ve politik amaçlarla konumlarını ve işlevlerini saptırıyorlar. İdeolojik bağımlılık içerisinde bulunan bilim adamları ve üniversiteler, yeni fikirler üretemezler, bilimsel ilerlemeler kaydedemezler, ideolojik bağımlılık bilimsel ufku sınırlandırır, dondurur, zayıflatır ve durağan hale getirir. İdeolojik bağımlılık bilim adamlarını ve kurumlarının saygınlıklarına ve prestijlerine gölge düşürür. Bilim adamları toplumlarına karşı, insanlığa karşı sorumlu olmalı, bilgi üretmeli, nitelikli öğrenciler yetiştirmeli, insanlığa hizmet etmelidir. Bilim adamları ahlaki ölçülerden ve kaygılardan bağımsız olamazlar. Ahlak soyut bir düşünce olarak değil, yaşayan bir gerçeklik olarak algılanmalıdır. İnsanlık değerlerinden bağımsız bir bilim anlayışı olamaz. Bilim dünyasında ideolojik bağımlılık birbirlerine çok benzeyen tektip kafalar yetiştirir. Bilim adamları nesnel değerlendirmeler yapmak durumundadırlar, bu nedenle asla ayrımcılık yapamazlar, bilimi siyasallaştıramazlar. Spekülatif fikirlere karşı hassas olması gereken bilim adamları, adil ve objektif davranış ahlakına sahip olmalıdır.

Müslümanlar, entelektüel ufuklarını genişleterek, entelektüel özgüven kazanarak, kendilerini toplumlarını değiştirmeye adayarak, modern, postmodern dünyanın put kavramlarının, kurumlarının sorgulanabileceğini, aşılabileceğini gösterebilir, bu kavram ve kurumların ideolojik içeriklerinin bir değer taşımadığını kanıtlayabilirler. Put kavram ve kurumlar yoluyla, hangi bağlamda olursa olsun, bireyleri ya da toplumları köleleştirmek, o birey ve toplumları aşağılamak, ilgili birey ve toplumları kendi hakikatlerine yabancılaştırmak demektir. Put kavram ve kurumlarla hesaplaşarak nesneleşmeye karşı, nesneleştirmeye karşı direnebilmeliyiz.

Nesneleştirilen bireylerin ve toplumların bilinçli tercihleri ve yönelişleri olamaz. Özne-nesne karşılaşması şeklinde tezahür eden ilişkiler ahlaki olamaz. Ahlaki, maddi/manevi bütünlüğünü, kişiliğini sağlayamayan insan özgür olamaz. Aklın, özgürlüğün ve bilimin de ahlaka ihtiyacı vardır. İnsan düşünsel inceliklerle, ahlaki inceliklerle varlığını tezyin eder. İnsani ilişkiler, incelik, zarafet, terbiye ve görgü gerektirir. Hayatını markalarla anlamlandırmaya çalışan, bir marka fetişizmi içerisinde yaşayan modern insan, manevi aydınlıktan/içerikten yoksundur. Hayatımızda maddi ve manevi gelişmeyi birlikte yürüttüğümüzde bir dengeye kavuşabiliriz.

Ahlaki körleşmeler, başıboşluklar, her türlü tükenmişlik durumları, durgunluk, hareketsizlik, dirençsizlik, duyarsızlık, tavırsızlık, egemenlerin, egemenliklerine güç katmaya devam ediyor. Egemen küresel irade, sosyal, kültürel, siyasal, ekonomik amaçlar taşımayan, inzivaya çekilmiş bir din anlayışını yapılandırmaya ve dini bilincin, siyasal bilince dönüşmesini militarist girişimlerle engellemeye çalışıyor.

İslam’ın hayatiyetini ve yaşama iradesini temsil eden ortak inançlar, ortak ilişkileri, ortak kurumları ve ortak uygulamaları gerektirir. Tutarlı kişilikler, tutarlı tercihler, tutarlı düşüncelerle kazanılabilir. Gereği gibi inanmayan, inançlarını bir bütün olarak somutlaştıramayanlar gereği gibi yaşayamazlar.

Zamana, hayata, insanlığa ilişkin evrensel içerikleri her zaman ilahi vahiy yoluyla öğrenebileceğimizi, yaşatabileceğimizi unutmamalıyız.

Kimlik kaynaklarımızdan uzaklaşarak, deforme olmak suretiyle, değiştiğimizi, değiştirildiğimizi itiraf etmeliyiz. Taklit yoluyla, alışkanlıklar yoluyla sürdürülen, biçimsel olarak yaşatılan değerlerin, her hangi bir dış müdahale karşısında çözüldüğünü görüyoruz.

Zamana sahip olamayanların, düşüşe maruz kalacaklarını hatırlamalıyız. Daha güzel, daha özgür, daha onurlu bir konuma ulaşabilmek için, kendimizi sorgulamayı öğrenmeli, ilişkilerimizi onarmalı, kalbimizi ve bilincimizi uyarmalıyız. Keyfi ideolojilerin her şeyi bayağılaştıran, her şeyi yozlaştıran etkisi karşısında dayanıklı olmalıyız. Yoğun çabalar harcamaksızın, büyük sorumluluklar almaksızın tarih yapılamayacağını bilmeliyiz.

kaynak: tevhidedogru.com

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: