Dicle’yi Ağlatan Ölüm


İslam’ın ilk mistik şehidi!

‘Başkalarının ölümlerinde bizleri çeken bir giz vardır.’ diye başlıyorum söze:

Bir ölümden neler öğrenebiliriz?

Bazı ölümler vardır ki idrakimizi aşar, anlayamayız. O ölümler ki hayatlarının son bir yansıması olupta kader sayfalarında yerlerini aldıklarında, uyduruktan hayatlarımıza bakıp nefsimizi kınarız… “Kendini kınayan nefse and olsun” deyip, o ölümlerden yine nefsimize pay çıkarırız da hatadan beri olmayız.


Hallac-ı Mansur denildiğinde hafifler mi ölümün acısı?

Araplar: “Selam, kelamı getirir; kelam belaya götürür” derler.

Sözüyle belaya tutuldu belledik Hallac’ı. Karmati olduğunu çoğu zaman hesap etmedik. İktidarla olan kavgasını görmezden geldik. İftiraya uğradığını unuttuk. ‘Sırları ayan eyledi’ diye kınamaktan geri durmadık. O, Kabe’yi seyrederken, ‘Allah’la sabır yarıştırana bak!’ diye kinayeli konuştuk. Yetmedi, ellerini kesmeye davranırken cellatları, dostlarının elinden atılan güllerle kanattığımız Hallac’ın kalbi değil miydi?

Bize adab-ı muaşereti öğrettiler.

Bize nasara yensur’u öğrettiler.

Bize kutupların erdemini öğrettiler.

Bize söz oruçlarını, zikir ve cefayı öğrettiler.

Bize Hallac’ın derdini öğretmek dilediklerinde; sustular.

Hz. Hamza’nın ölümü yürekleri kıyım kıyım kıymıştır.

Hz. Hüseyin’in şehadeti damarlardaki kanı kurutmuştur.

Hallac-ı Mansur’un dara gerilişi insanlığı dondurmuştur.

Nefsim adına üç ölümün ardından bakıp bakıp ‘yalan yaşayıp, yanlış ölüyoruz’ demişimdir. Yalan yaşamalarımıza yalancı şahitler bulmakta da pek mahiriz…

‘Kanı helaldir!’

Bu hükümle kaç fetva yazıldı, bilmiyorum…

Hallac-ı Mansur için ‘kanı helaldir’ diye hüküm yazan kalem ne kadar biçaredir bilir misiniz? İnsan etiyle beslenen beşerler o kalemden daha biçare olsalar gerek!

Zira dar’a gerilip, kanı damla damla alınacak olan Mansur, ne zaman, ne şekilde katledileceğini bildiği halde çıldırmamışsa elbette bir bildiği vardı.

Yoksa Yunus Emre’nin, Mevlana Celaleddin Rumi’nin de aynı sözü söylediklerinde dara gerilmeleri gerekirdi. Devrinde yaşayan Cüneyd-i Bağdadi ki:”Hak cübbemin altındadır.” dediği halde ‘kanı helaldir’ fetvası çarpmamıştı yüzüne.

Söz bahane… Söz ne zaman kana, cana bürünmüş; aşk makamında Mansur olup Bağdat sokaklarında olanca haşmetiyle dolaşmışsa o dem fetva yazılmaya başlanmıştır.

Bekli de yalnız Mansur biliyordu fetvayı yazanın kimin eli olduğunu. Öyle ya, ‘yardan atanda yârdi, yarda tutan da yârdi…’

Herkes sevdiği kadar büyüktü. Herkes sevdiğine ödediği bedel kadar kıymetliydi. Herkes sevdiğine sadakatince ödülünü alacaktı. Ama, sevilmesi bedelden öteyi isteyene talip olmak, ademoğlunu naçar kılmasa da bela denizinde boğulmaya mahkum eyliyordu… Mansur, belaya mahkûm olduğunu bile bile başını kandan bir denize daldırmıştır.

Öyle oruç tutmuştur ki iftarı ölüm olmuştur

Efendimiz (s.a.v): “Siz Allah’ı o kadar çok zikredin ki münafıklar size, ‘müraisiniz’ desinler” demiştir. Mansur’un zikri haset edenlerin kulaklarına öyle bir ses vermiştir ki; o’nu zındık eylemişlerdir lisanlarıyla.

Kalabalıkların muhakemesi olmazmış; bir de bilinci. Hani ortak, kolektif bilinç derler ya… Deha karşısında kalabalıkların nadanlığından başka bir şey kalmadığını tarih öğretti yeterince…

Hani Lokman Hekim oğluna: “Yavrum! Cahilin sevgisine rağbet etme; seni, kendi yaptıklarından hoşnut oluyorsun zanneder.” dememiş miydi? Bağdat’ta saraydakiler ve kalabalık güruh hoşnut değillerdi, hem Mansur, hem Karmati, hem de Hallac olan Hak dostundan…

Tüm bilinen ermiş kerametlerinden uzak durup sözleriyle kendini yakmış; aşkından ortada kalan küllerini Dicle’ye savurmuş…

Bir katledilen vardı; Aleme ibret olsun, hakikat dünyada dil bulmasın diye kellesi yıllarca şehir şehir dolaştırılmış, kesik başı konuşmasa da görenlerin gönüllerine depremler savurmuş bir ‘kanı helal’ vardı. Namazını kılmak, orucunu tutmak, haccına gitmek, zekatını vermekten öteye gitmiş; şehadet ettiğine şehit olmuş bir inanmış adam vardı Hicretin üçüncü yüzyılında..

Kaderin ve kederin bilgisine sahip biri vardı..

Kaderinde kederini gördüğü halde ‘hikmet Mü’minin yitik malıydı’ ve o yitiklerini vermek diledikce müminlere, kederine daha hızlı yaklaştı.

Ulu Hocalar katline ‘vacip’ dedi; Kuru gürültüye papuç bırakmayan kalabalık papucunu çıkarıp ellerine aldıktan sonra, bir kurbanı, bir işkenceyi seyreder gibi seyretti ölümünü…

Hz. İbrahim’i Babil’de ateşe atarlar.

Hallac-ı Mansur’u bir saat uzağında parça parça edip, külünü Şat suyuna salarlar…

Ebu Gureyb’de kimsesizlere işkenceler ederler tüm dünyanın gözleri önünde; üzerine, bir de gülerek anlatırlar yaptıkları vahşeti işkenceciler

İki muhteşem yalnızlıktır Mezapotamya topraklarında esen rüzgâr Bir de zalimliktir insanın kanını donduran Asurluların vatanında eksik olmayan. “Dünyada, garip gibi veya yolcu gibi ol ve kendini kabir ehlinde say!”demişti Efendimiz(s.a.v). İki muhteşem yolcu geçti zulmün topraklarından asırlar önce. Muhteşem yalnızlıklar doğuran toprak, muhteşem sabırları da beslermiş Bağdat, bin yıllık sabırdır. İtaatin ve boyun eğmişliğin doruklarındayken bir ermiş; ölse de kalsa da sözünü söylermiş; evveli aşk, ahiri aşk, batını aşk, zahiri aşk olmakla namlanmış; namına karşılık akan kan sevgilinin adını yazmaktan beri durmamıştır.

Ölüm bizi gamlandırır

Hayatın tadı damağımızdayken, ölüm ki insanın ağzının tadını bozarmış. Hallac-ı Mansur’un ölümü bir aşkın vuslatıyken –tıpkı Mevlana Celaleddin Rumi’nin ölümünü düğün günü olarak görmesi gibi-yanmak, yakınmak beyhudedir. Ama beyhude olamayan ise; izan/anlayış eksikliğimizdir. İlahi kudretin tezahürüne rıza göstermesin diye kalbimizi kat kat yağ tabakalarıyla örtmemizdir. Yüzyıllardır hikmete talip bir ümmet, izan’ı ve kalbi derdest edipte atmışsa bir kenara; Hallac-ı Mansur’u yeniden okumanın tam zamanıdır!

“Ey dostlarım, o bir güneştir; işte nuru, bakınız!”

Lakin ömür yetmez ona varmaya, yollar çok uzaktır… Beyitte de zikretmiştir Mansur; Kendisini ilahlık mevkiinde görecek kadar densiz değildir. Nur güneşten peydah olmuşken aslında nur’u güneş diye vasıflandıran yarasalardır. Aşkın bir görüntüsü bir de kokusu vardır. Kimi insan suretinde beşerler bu kokuya dayanamaz aşkı madara etmek için inerler meydana… Aşkın her tezahüründe bu rakipler yok mudur zaten?! Bir güzellik görelim yeter ki; Tarumar etmekte biz insanların üzerine yoktur!

“Korkmirem, korkmirem aslan görirem korkmirem

Korkirem korkirem insan görirem korkirem” dememiş miydi, Azeri şair?!.. Ama aşkın suyu kandır. Korku tanımaz aşık; korku bilmez eli aşk kanına batan:

“Kınama bizi, ey bizi bilmez / Şu ellere bak!

Sevda kanı… Sular bu rengi bilmez / Bu böyledir uşak!” Divanını böyle derdest etmişti ‘kanı helal’ olan…

Kanıyla aldığı son abdestin namazında ise ilk rekatta: “Andolsun ki sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden yana eksiltmeyle imtihan edeceğiz. Sabırlı olanlara müjdele!” (Bakara-155.) ayetini; ikinci rekatta ise:“ Her nefes ölümü tadacaktır. Sizleri hayr ile de şer ile de imtihan ediyoruz. Sonunda bizlere döndürüleceksiniz.” (Enbiya-35) ayetini okudu.

Son sözü ise ‘Vahid olana kendi kendini birlemek yeter!’ oldu ki aşkta ayrılık-gayrılık, ikilik yok idi. Her ne kadar Mevlana Celaleddin Rumi: “Ömrümde elde ettiğimi anlatırsam söz şu üç kelimeyi aşmaz: Yandım, yandım, yandım.” demişse de Hallac-ı Mansur için söyleyecek üç söz ise, kanadı, kanadı, aşkından kanmadı; kanadı, olurdu zannımca.

Karmati bir ölüm dolanıyor Bağdat sokaklarında…

Elleri kesilmeden ellerinin hakkını veriyor derviş…

Bir hallacın savurduğu yünler gibi dağılıp;

Bir gelin kızın dokuyacağı kilim olamıyorsa ipliğimiz…

Karmati bir ölümdür aşksız coğrafyalarda boynumuzu vuracak olan.

Ve yine diyelim ki Yunus’tan mülhem:

‘Aşıklar ölesi değil; ölen hayvandır.’

Zeki Bulduk, Hallac olan Hüseyin’i yazmayı denedi

KAYNAK : DünyaBizim

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: