İyiliğe adanmış bir film: Eşrefpaşalılar


https://i0.wp.com/www.dunya.com.tr/Images/Content/2009130/B187.JPG

Hakan ALBAYRAK

Sahtekâr bir “şıh”ın dümen suyunda gitmeyi dindarlık diye kakalayıp, köye gelen ‘aydın öğretmen’ tipi üzerinden güya dindarlıkla hesaplaşan bir film olsaydı, öpüp başlarının üstüne koyarlardı.

Cehaletin, hırsızlığın, berduşluğun kol gezdiği bir mahalleye tayin edilen genç, yakışıklı, entelektüel ve de espritüel bir cami hocasının insanları karanlıktan aydınlığa çıkarışını anlatan bir film olunca (ve bu film vizyondaki ilk üç gününde 218 bin seyirci çekince), fena halde canları sıkıldı tabii.

Sinemaya gittim, filmi gördüm, “Hakları var” dedim.

80 yıllık ‘paradigma’larının içine tükürüyor, Eşrefpaşalılar.

Ve bunu yaparken o kadar sempatik ki, seyircinin ‘aklını çelmesi’ işten bile değil.

Büyük tehdit yani.

Gönülleri fetheden, üstelik bunu bir gram bile vaaz vermeden başaran karizmatik bir hoca var işte, daha ne olsun?

Tabii ki filme çamur atacaklar.

Bir becerebilseler!

“Eşrefpaşa İzmir’de bir semt, Fethullah Gülen İzmir’de hocalık yaptı, bu filmdeki hoca Fethullah Gülen’dir” diyorlar.

Öyle olduğunu farz edelim…

Eee?

Kötü bir şey mi bu?

Hırsızları ıslah eden, çalıntı mallar deposu olarak kullanılan metruk bir camiyi aslına döndüren, bir mahalle kabadayısını insan kulağı kesmekten vazgeçiren hoca Fethullah Gülen ise, Fethullah Gülen’e “Allah razı olsun” veya hiç değilse “Bravo” demeleri gerekmez mi?

Eşrefpaşalılar’da tabii ki kusurlar, eksikler, gedikler bulabilirsiniz; filmin şu veya bu yönünü eleştirebilirsiniz.

Ama “Bu hoca Fethullah Hoca!” demek eleştiri filan değil.

Hiçbir şey değil.

* * *

Ben Eşrefpaşalılar’ı büyük bir zevkle seyrettim.

Ar damarını çatlatmadan da eğlenceli ve heyecan verici film çekilebileceğini gösteren, iyiliğe adanmış, idealizmi ve iyimserliği besleyen güzel bir film.

“Bas kalayı, millet gülsün” kolaycılığına kaçılmadan yapılan zekice esprilere gülerken bazen elimde olmadan kahkaha moduna geçtim.

İyiliğin usulca mevzi kazandığı sahnelerde ise tüylerim tatlı tatlı dikenleşti.

Sinema salonundan ayrılırken dinamik bir huzur vardı içimde.

Başrollerden birini kardeşim Sinan oynuyor diye söylemiyorum, gerçekten güzel bir film.

Bizden ve bize ait…

Yapımcı Yusuf Kulaksız ve Ankara Sanat Evi ekibi başta olmak üzere, emeği geçen herkesi cân-ı gönülden tebrik ederim.

* * *

Televizyon kanallarına onmilyonlarca ve hatta yüzmilyonlarca lira döktükleri halde yüzümüzü ağartacak bir tek televizyon filmine bile imza atmayan, bunu tercih etmeyen, idare-i maslahat adına ‘yoz kültür’ün değirmenine su taşıyan, çirkef magazine bile taviz veren, kimlikleri herkesçe bilindiği halde “Aman kimliğimizi faş etmeyelim” diye debelenen, kimliklerini -‘asrın idrakine söyleterek’- ortalama seyirci için cazip kılma zekâsını gösteremeyen, o zekâya sahip olsalar da o idealizme sahip olmayan bazı ‘ezik mütedeyyin’ sermayedarlar, Eşrefpaşalılar tecrübesine bakıp ders alsınlar.

Yusuf Kulaksız, onların elinin kiri diyebileceğimiz bir bütçe (Toplam 1 milyon 800 bin lira) ile yaptığı filmle, Türkiye’yi sallayan bir güzellik rüzgârı estiriyor.

Aşk olsun.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: