ABD’nin iştahını kabartan ülke: Brezilya


Brezilya, artan ekonomik ve siyasi gücü nedeniyle ABD’nin bölgeye dönük hegemonya mücadelesinde iştah kabartan bir ittifak potansiyeli taşıyor ama…

Aynı özellikleri ülkeyi Latin Amerika entegrasyon sürecinin başarısı açısından da olmazsa olmaz unsurlardan biri haline getiriyor. Ancak Brezilya, ABD’nin bölgedeki hegemonyasına kolay kolay tabi olmayacağının işaretlerini verdiği gibi, Latin Amerika entegrasyon süreciyle de çeşitli gerilimler yaşamaya aday görünüyor.

Brezilya-ABD ilişkileri ve Latin Amerika entegrasyonu
ABD’nin kıtadaki doğrudan askeri gücünü konsolide etme ve bölgesel çatışmaları körükleme stratejisinin en önemli hedefi kıtada ortaya çıkan anti-emperyalist ve ilerici entegrasyon süreçlerini boğmak. Öte yandan bölgesel güç olmanın ötesinde bir dünya gücü haline gelme sancıları yaşayan Brezilya’nın kıtada giderek artan iktisadi ağırlığına bir son vermek ve bu ülkeyi kuşatmak da ABD’nin hedefleri arasında kaçınılmaz olarak yer alıyor. En son depremi bahane ederek Haiti’ye askeri yığınak yapan, Kolombiya-Ekvador-Venezuela arasındaki gerilimin tırmandırılması için elinden geleni yapan ABD karşısında Brezilya’nın tutumu Latin Amerika’nın geleceği için belki de hiç olmadığı kadar önem kazanmış durumda.

2007’de Bush’la görüşerek biyoyakıt üretimi için ortak projeler geliştirilmesi konusunda anlaşmaya varan Lula o dönem başta Küba olmak üzere kıtanın ilerici iktidarlarının tepkisini çekmişti. ABD’nin biyoyakıt hamlesinin hedefinin petrole bağımlılığı azaltmak ve Brezilya’nın ucuz etanolünden yararlanmanın ötesinde Latin birliğine karşı Brezilya’yla yakın işbirliği geliştirmek olduğu düşünülüyordu. Plan, Brezilya ile sınırlı kalmıyor, Brezilya sermayesinin ileride bölge ülkelerinde de etanol üretimi için Brezilya Kalkınma Bankası (BNDES) finansörlüğünde yatırımlar yapması hedefleniyordu. Bu Venezuela, Arjantin, Bolivya ve Ekvador arasındaki petrol ve doğal gaz temelindeki stratejik işbirliğine bir darbe anlamına geliyor, biyoyakıt temelinde ABD ve Brezilya arasındaki işbirliğini kıtaya genişletmek gibi bir niyetin varlığı sezinleniyordu.

Latin Amerika’da etanol üretimi halen hızla artıyor. Orta Amerika’da ve Karayiplerde önceden küçük üreticiler tarafından gıda üretimi yapılan topraklarda şimdi Brezilyalı tekeller şeker kamışı üretimini hızla yaygınlaştırıyorlar. Bir süre sonra bu durum gıda arzını tehdit etmeye başlayacak; çevre üzerindeki olumsuz sonuçları ise şimdiden görülüyor. Lula hükümeti etanol konusunda da Brezilyalı sermayedarları üzmedi ve onlara çok büyük bir kâr alanı yaratmış oldu. Bugün Brezilya sermayesinin etanol üretimi için Afrika topraklarında da hızla yayıldığını biliyoruz.

Öte yandan ABD’nin, biyoyakıt hamlesiyle iktisadi kazanım elde etmiş olsa da, Brezilya’yı yanına çekmek ve Brezilya merkezinde Latin Amerika entegrasyonunu bölmek konusunda çok yol kat ettiği söylenemez. Son iki yıldaki gelişmeler Brezilya’nın ABD’den bağımsız bir dış politika ve Latin Amerika entegrasyonuyla uyum konusunda çaba sarf ettiğini gösteriyor.

Brezilya geçtiğimiz yıl Haziran ayında Honduras’taki darbenin ardından Latin Amerika’nın ilerici iktidarlarıyla uyum içinde hareket etti ve ABD destekli olduğu herkesçe bilinen darbeye karşı şiddetli bir tepki verdi. Bununla da yetinmeyip devrik başkan Manuel Zelaya’ya sahip çıkarak onu günlerce Tegucigalpa’daki elçilik binasında ağırlaması Brezilya’nın kıtanın en büyük gücü olarak ABD’ye karşı meydan okuması olarak da okunabilir.

ABD dışişleri bakanı Hillary Clinton’un Mart ayı başındaki Brezilya ziyaretinin öncelikli gündemi İran’a karşı ortak tavır almak konusunda Lula’yı ikna etmekti. Ancak İran’la son dönemde yakın bir ilişki geliştiren ve uluslar arası platformlarda İran’ın ABD’ye karşı savunuculuğunu yapan Lula bu konuda ikna olmaya yanaşmadı. Üstelik Brezilya da tıpkı İran gibi zenginleştirilmiş uranyum üretimi için düğmeye basmış durumda.

Brezilya’nın ABD’ye karşı net bir tutum içinde olduğu bir başka konu da Küba’ya uygulanan abluka. Lula her fırsatta ablukanın kaldırılması konusunu gündeme taşıyarak Küba’ya açık desteğini dile getiriyor. Küba’da açlık grevinde bir mahkumun ölmesi ve ardından başlatılan uluslar arası Küba’yı karalama kampanyası Lula’nın Şubat ayındaki Küba ziyaretine denk gelmiş, Lula bu konuda da ikirciksiz bir tutum sergileyerek Küba’nın yanında olduğunu bildirmişti.

Dış politikada verilen bu sinyallerin yanı sıra, ABD’den bağımsız bir dış politika ve bölgesel liderlik iddiasındaki Brezilya’nın yolu kıtanın iki güçlü ülkesi Arjantin ve Venezuela ile işbirliğinden geçiyor. Brezilya Temmuz 2008’de Doha Kalkınma Raundu’nun başarısızlıkla sonuçlanmasının hemen ardından(3) büyük bir işadamı grubuyla birlikte Buenos Aires’e gitme kararı almış, daha sonra Arjantin’in ev sahipliğinde gerçekleşecek toplantıya Venezuela da davet edilmişti. Emperyalistlerle çıkmaza giren Doha Raundu’nun hemen ardından Lula’nın bölgesel işbirliğini güçlendirme girişiminde bulunması ve bu bağlamda Arjantin ziyaretinin sembolik bir anlamı vardı. Venezuela’nın son yıllarda, Arjantin’de Nestor Kirchner döneminin başlamasıyla ve özellikle 2005 yılından itibaren Arjantin’le sıkı iktisadi ve siyasi bir işbirliği içinde olduğu biliniyor.(4) Brezilya parlamentosunda Venezuela’nın Mercosur’a tam üyeliğinin onaylanması ile kıtanın bu üç önemli ülkesinin yakın teması kurumsal bir kimlik kazandı. Öte yandan eşit haklar ve karşılıklı yükümlülükler merkezinde geliştirilmeye çalışılan Latin Amerika entegrasyonunda Brezilya’nın gelişkin sermayesinin kıta içindeki yayılmacı tutumunun sorun yaratması kaçınılmaz.

Brezilya anayasasına göre Lula’nın bir kez daha başkanlığa aday olma şansı yok. Kendisi yerine Ekim ayında yapılacak seçimlerde İşçi Partisi adına Dilma Rousseff yarışacak.
Rousseff’in en büyük rakibi olan sosyal demokrat aday Jose Serra’ın seçim vaatleri arasında Lula’nın ekonomik ve sosyal politikalarında radikal bir değişiklik yer almıyor.(5) Lula’nın kontrollü liberalleşme politikasının ülke ekonomisinin güçlenmesinde rol oynadığı konusunda bir mutabakat olduğundan söz edebiliriz. Ülkede mevcut liberal ekonomi politikasına muhalif olabilecek örgütlü kesimlerin çeşitli siyasi hamlelerle kazanılmış olması ve bu politikadan en fazla zarar görme potansiyeline sahip Brezilya emekçilerinin belli sosyal politikalarla rahatlatılmış olması da Brezilya’yı yakın bir dönemde radikal bir değişikliğin beklemediğine işaret kabul edilebilir.

Öte yandan, seçimlerin sonucundan bağımsız olarak Brezilya’nın bugünkü rotasında yola devam edeceği öngörülebilse de, Lula’nın kişiliğinin en belirgin yanlarından biri olan pragmatizmi ile çoğu zaman bir ip cambazı kadar maharetle sergilediği denge siyasetini halefi sürdürebilecek mi kestirmek zor.

Brezilya kazandığı ekonomik gücü tamamlayan bir siyasi etkiye kavuşmak istiyor. Brezilya sermayesinin daha fazla bölgeye ve hatta dünyaya nüfuz etmesinin yolu Brezilya’nın siyasi ve askeri anlamda da bir dünya gücüne dönüşmesinden geçmekte. Son dönemde Brezilya attığı adımlarla ABD’ye karşı bölgenin siyasi hamiliğinin sinyallerini vermeye başladı. Bununla da yetinmeyip ABD’nin İran gibi hassas dış politika gündemlerinde ısrarcı tutumlar sergileyerek bağımsız bir aktör olarak varlığını hissettirdiği söylenebilir. Brezilya’nın pragmatik siyaseti ve Lula iktidarının tutarsızlıklarla malul olsa da sol tandanslı ideolojik çizgisi Brezilya’yı Latin Amerika’nın ilerici iktidarlarına yanaştırıyor. Öte yandan devlet destekli büyük Brezilya sermayesi bölgedeki istikrarsızlıkları körüklüyor. Bugüne kadar bu tezat dinamiklerin büyük sürtüşmelere neden olmadan birlikte var olabilmiş olmasında Lula’nın siyasi yeteneklerinin payı büyük.

Kaynak: BA

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: