Rastlantı müzesi – A.Ali URAL


Mona Lisa.jpeg

Louvre müzesine girmeden yazıyorum bu yazıyı. Tarihin uzun elinin eriştiği üç yüz bin parmak izine nefesimi yaklaştırmadan önce. Nazım’ın açtığı pencereden, “Luvur müzesinde artık canım sıkılıyor!” diye bağırıyor Mona Lisa.

Şairin Bursa çakısıyla duvara oyduğu pencereden kıvılcımlar saçarak düşüyor kelimeler: “Çatlarken sıkıntıdan yüzümde yağlıboya/ Mecburum durup dinlenmeden sırıtmaya.” Fakat bir kahraman değilim ben. Ne Da Vinci’nin şifresini çözebilirim. Ne kurtarabilirim La Joconde’u. Hem benim de resmimi yapıyorlar kıpırdayamam. Bir elimi diğer elimin üzerine koyabilirim ancak. Meşhur olmasa da gülümsemem. Ya da yırtabilirim biletimi. Görmemek için linç edilmesini dudaklarının. Görünen o ki tebessümün daha yüzlerce yıl yaşayacak. Mumyaladılar dudaklarını. Gülümsemenin Firavunusun. Sırlı tebessümünü merak ediyor herkes. Kıyamet yaklaşıyor diye gülümsüyorsun, kimse bilmiyor. Sırf kaçabilmek için müzeden.

– Mona Lisa, benim de bir sırrım var!

– Sır mı! Hani kahraman değildin?

– Korkakların da sırları vardır.

– Bırak sırrı, çıkartabilir misin beni buradan.

-Müzeme gelirsen evet.

-Müze mi! Müzen mi var senin!

-Olmaz mı! Benim de tablolarım var.

-Bir müzeden başka müzeye! Ne lütuf!

-Hayalin aşamadığı duvar yok.

-Şimdi de hayalet kazmalar veriyor elime tünel kazmam için.

-Hadi kopartsın çığlığı ziyaretçiler, gözlerini yum!

-Aaa! Mona Lisa gözlerini yumdu! Heey güvenlik! Mona Lisa gözlerini yumdu!

Mona Lisa gözlerini yumdu ve müzeme geldi. Çerçevesini terk edip dolaşmaya başladı galerilerde. Rastlantı tohumları fışkırmaya başladı her tablodan. Toprak kahverengiden yeşile sonra sarıya döndü. Kadranın altındaki dişliler birbirlerini iterek zamanın bir araya getirdiği çizgileri ve renkleri ziyaretçinin gözlerinin önüne yığdılar. Bir rastlantıydı şüphesiz babamla annemin tanışması, kardeşlerim, arkadaşlarım bir rastlantı. Okuduğum okullar, hocalarım. Yaşadığım şehirler, yolculuklarım. Okuduğum kitaplar, seyrettiğim filmler, dinlediğim şarkılar rastlantıydı. Buz olmam, buhar olmam, su olmam. Kaybettiğim sınavlar, kazandığım seçimler… Rastlantılar dokudu beni. Serendip’li Üç Prens gibi neye dokunduysam perdesi kalktı. Döner sahnede yeni bir dekor çıktı. Hindistan’a gidiyorken Amerika’yı keşfeden Kolomb pis pis sırıttı bana. Rastlantıyla Penicilin’i bulan Fleming kıs kıs güldü. Radyasyonun şeffaf olmayan cisimler içinden geçebildiğini bir rastlantı sonucu fark eden Konrad işaret parmağını sallayarak tebessüm etti. Derken odamın kapısı gürültüyle çalındı.

-Paris’e gel ve beni unut!

-Sen de kimsin?

-Edouard Benedictus.

-Yani!

-Kırılmaz camı keşfeden Fransız kimyager.

-Ne istiyorsunuz?

-Rastlantıyı yazıyorsun ya!

-Eee!

-Benim de bir hikâyem var.

-Anlat.

-Laboratuvarımda çalışırken deney tüpünü yere düşürdüm. Tüp kırıldı ancak dağılmadan tek parça olarak kaldı. Bir anda ne olup bittiğini anladım. Kolodyum ihtiva eden sıvının buharlaşmasından sonra tüpte kalan ince plastik tabaka parçalanmayı engelliyordu. Bir kenara not ettim bunu ancak üzerinde fazla durmadım. Aradan bir zaman geçti. Bir trafik kazasında kırılan camla beraber yüzü paramparça olan bir genç kızı görünce yeniden kırılmaz cama yöneldim. Daha önceki deneylerimden esinlenerek iki cam tabakanın arasına selüloz nitrat yerleştirerek üç katlı camı oluşturdum.

-O halde sen de gülümse!

Louvre müzesine girmeden önce yazıyorum bu yazıyı. Gustave Eiffel’in parası gecikince, inşa ettiği binanın duvarına melek figürlerinden birini sırtı dönük çizdiği Concorde otelinin küçük bir odasında. Kelimem rastlantı. Louvre müzesine gitmeyebilirim ama hakikate sırtımı dönemem. Rastlantı müzesinden çıktı. Mona Lisa herkesin adına tebessüm ediyor Louvre’da. Nazım’ın Bursa çakısıyla duvarı keserek açtığı pencereden güneşin batışını seyrediyor her akşam. Ayın hilalden dilimlerle ruhunu teselli edişine şahit oluyor her gece. Kanı hızlanıyor o an. Yağlıboya çatlaklarının arası kapanıyor. Bir bebek yüzü gibi taze. Madem portakallar küçük güneşler gibi sarkıyor dallardan. Madem saçlar uzuyor, parmaklar koşuyor piyanoda. Madem her şey denk geliyor birbirine. Her şey uyumlu. Rast geldiği doğru yıldızların göğe. Rast geldiği doğru yağmurun toprağa. Fakat rastlantı yok! Gülümseme bu!

a.ural@zaman.com.tr

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: