Soykırım Endüstrisi; Yahudi Acılarının İstismarı


https://i0.wp.com/www.cosmoedu.net/images/finkelstein-book.jpg

Norman G. Finkelstein

Yazan: Murat Kurt
Yazı Kaynağı: Haksöz Haber

Norman G. Finkelstein, Amerika-Arap İnsan Hakları Komisyonu’nun (ADC) bir üyesi olarak Filistin’e ilk defa 1988 yılında gider. Amacı İntifada’yı daha yakından araştırıp rapor sunmaktır. Yahudi olduğunu söylemesine rağmen Beytüllahim yakınlarında, bir Hıristiyan kasabası olan Beit Shaur’da yaşayan iki Hıristiyan aile tarafından misafir edilir. Samira ve Musa adlı iki Hıristiyan aile ile her Filistin’e gidişinde dostlukları pekişir. Bunun üzerine bu iki aile kendi hayatlarını yazara apaçık bir şekilde sunarlar. Karşılığında ise sadece gördüklerini yazmalarını isterler. Yazar 1988-93 arası İntifada yıllarında İsrail işgal devleti tarafından uygulanan şiddeti kitabında dile getirir. Finkelstein bu şiddete, Filistin sorununu incelemek için gittiğinde 20 Yahudi (JAİMİL- Jews Against the Israeli Massacre in Lebanon- Lübnan’da ki İsrail katliamına karşı olan Yahudiler ) ile, ilk defa 1982′de İsrail’in Lübnan işgalinde tanık olmuştur.

Norman G. Finkelstein’i 2001 yılında Söylem Yayınları’ndan çıkan ‘Soykırım Endüstrisi – Yahudi Acılarının İstismarı’ adlı kitabından tanıyoruz. 1953 New York doğumlu olan Finkelstein, Princeton Üniversitesi’nden Siyonizm teorisi üzerine yaptığı tezle doktorasını aldı. Şikago De Paul Üniversitesi’nde politik teori dersleri veren Norman Finkelstein’in şu ana dek 4 kitabı yayınlanmıştır.

https://i2.wp.com/www.normanfinkelstein.com/img/photos/sc/31506_santacruz_540.jpg

Yaşanan olayları toplayıp 1996 yılında kitaplaştıran Finkelstein’in kitabı, 2003 yaz aylarında Almanca’ya çevrilip yayınlandı. Kitabın orijinali ‘The Rise and Fall of Palestine” (Filistin’in Yükselişi ve Düşüşü) University of Minnesota Press’ten Minneapolis’te çıkmıştı. Genişletilmiş Almanca baskısı ise ‘Palästina – Ein persönlicher Bericht über die Intifada’ ismi ile, bu konularda bir kaç kitap yayınlamış olan Diederichs Yayınevi’nden çıktı.

Edward W. Said ve Noam Chomsky tarafından kitabın arka kapağında kitabın önemini vurgulayan iki küçük değerlendirme buluyoruz. Kitabı 5 bölüme ayrılmış Finkelstein’in. Bölümler şöyle:

1- Filistin gerçeğine yeniden tanık olmak
2- Olağanlık, dehşetlik ve yücelik
3- Uluslararası hukukta çifte standart
4- Filistinliler neden Scud füzelerine sevindiler
5- Filistin’in sonu mu!

Kitabın ilk bölümünde Finkelstein’in şahit olduğu gerçekliklerden yola çıkarak yaptığı en önemli tespit, İsrail askerlerinin müdahale ve saldırılarının kesinlikle savunma ve kendilerini koruma amaçlı olmadığı:

“Mülteci kamplarında en sık rastlanılan İsrail şiddeti örneği soykırımdır. Tozu dumana katarak mülteci kampına dalan askerler ve yerleşimciler önce gözyaşı bombaları atıp etrafa kurşun yağdırırlar, sonra evlerin kapılarını ve camlarını kırarlar, genellikle evlerin içine dalıp bir kaç kişiyi döverler (çoğu zaman bir iki insanı rehin aldıkları da olur).”

Samira ve Musa aileleriyle yaptığı konuşmalar Filistin’de yaşanan acıların ne boyutta olduğunu göstermek için fazlasıyla yeterli. Bu konuşmalar, Filistinlilerin ruh hallerini, İsrail’e ve Yahudi yerleşimcilere duyulan öfkeyi, bütün olumsuzluklara rağmen direnişi ruhunu ve direnişten taviz vermemenin önemini ortaya koyar nitelikte. Kitaptan kısa alıntılarla söylediklerimizi pekiştirmek istiyoruz:

http://thecylinder.files.wordpress.com/2007/04/finkelstein.jpg
Yahudi nefreti

“Yahudilerden nefret etmenin nedeni Yahudi olmaları değil, Filistinlileri ezmeleridir. Muhatap olduğum her Filistinli, Yahudilerle barış içinde yaşayabileceklerini söylemiştir.”

Ölümün yakınlığı

“Bir gün Samira ile konuşurken, Jaysh’lerden (Yahudi askeri) bir kaçı Filistinli çocuğa mitingden asılı kalan Filistin bayrağını indirmelerini söylerler. Bu arada koşarak balkona çıkan Samira “İndirme! İndirme! Bayrağı öp! Bayrağı öp!” diye sert ve kızgın bir sesle bağırmaya başlar. Donup kalmıştım. Askerlerin bu hareketten sonra bu tarafa doğru ateş edeceklerinden şüphem yoktu. Samira’da bunun tehlikeli olduğunu biliyordu. Korkusuna rağmen- tanıdıklarımın içinde korktuğunu apaçık dile getiren tek insandı- ölüm korkusunu aşağılanmaya tercih ediyordu.”

Asker nefreti

Musa ile bir sabah caddede dolaşırken Musa’nın bir buçuk yaşındaki oğlu Urwa yanımızdan geçen jipin arkasından şöyle bağırıyordu: “Jaysh!”. Yerden aldığı taşı ise atmayı ihmal etmedi. “Bir gün bir arkadaşın küçük kızı televizyonda Arafat’ı gördüğünde “Yahud!” (Yahudi) diye bağırmış.”

Finkelstein ise askerler üzerine düşüncelerini şöyle dile getiriyor: “..İsrail askerleri ordu üniformasını giydiği an insanlıklarının yüzde 95′ini kaybetmişlerdir. Kalan yüzde 5 ise beni ilgilendirmez.”

Tavizsizlik

“Askerler her topluluğa ateş ediyorlardı. Spor amaçlı koşan gençlerin ardından kurşun yağdırıyorlardı. Koşmak yasaktı. Samira’ya “bölge komutanına gidip gençlerin burada spor yaptıklarını ve ateş etmemelerini rica edeyim” dediğimde şu gerekçeyle bu teklifimi geri çevirdi: “Bu ne anlama geliyor biliyor musun! Ordunun bize izin verme hakkına sahip olduğunu kabul etmiş oluruz.”

Yerleşimciler

“Bir gün otobüste giderken kadın yerleşimcilerden biri otobüsün önüne atladı ve silahını çekip sallamaya başladı. Bunun üzerine şoför: “Zavallı bizler. Bir Yahudi kadını silah taşıyabilirken bizler yanımızda taş bile taşıyamıyoruz.” dedi.”

Direniş

“Filistinlilerin bu işgale karşı gösterdiği direnişi sadece Filistin halkının değil her halkın işgale karşı şiddetle göstermeleri gerektiğine inanıyorum. Gandhi bile 1936′da ki Filistin ayaklanmasının doğru olduğunu savunur. Ama bu konuya Yahudi gözüyle bakacak olursam ‘ırkımı’ inkar ediyor; bir Yahudi olarak diğer Yahudilerin ölümünü takdir etmekle sanki kendimden nefret ediyorum.”

Finkelstein, üçüncü bölümde Batı medyasının ikiyüzlülüğünü, taraflılığını gazete ve yazar isimleri de vererek ortaya koyuyor. Batı medyasının Filistin’le ilgili haberlerini inceleyen yazar karşılaştırmalı örneklerle bu taraflılığın boyutlarını da gösteriyor bizlere. Bu bölümün önemli vurgularından birisi de, Batı medyasının bu tavrı sebebiyle dünyanın Filistin’de yaşananların pek azından haberdar olduğu.

Kitabın devamında dikkati çeken hususlardan birisi de Finkelstein’in Irak ve İsrail devletleri arasında paralellik kurması. Irak devletinin sadece İsrail’i örnek aldığını belirtiyor yazar. Irak’ın 1991′de Kuveyt’i işgal etmesi ve neticesinde Körfez Savaşı’nın başlamasına rağmen İsrail Devleti’nin 1982′de Lübnan’ı işgal ettiğinde hiç bir şey yapılmamasını eleştiriyor. Irak’ın Kuveyt’i işgali sırasında 200 Kuveytlinin öldüğünü ama İsrail’in Lübnan işgalinde ise 20 bine yakın insanın katledildiğini hatırlatıyor. İran’da ve Halepçe’de kullanılan kimyasal maddeleri gündeme getiren medyaya “Acaba neden Lübnan Savaşı’nda da kullanılan toplu imha ve fosfor bombalarını gündeme getirmediniz!” sorusunu soruyor.

Scud Füzelerine Neden Sevindiler!

Kitabın dördüncü bölümünde, Filistinlilerin Körfez Savaşı’nda Irak tarafından atılan Scud füzelerine neden sevindiklerini anlatıyor. Filistin halkının burada İsrail’in sadece şiddet dilinden anladığını düşündüklerini anlatmaya çalışıyor. Batı dünyasının bu sevinç çığlıklarına tepki gösterirken, bir olayı görmezlikten geldiklerini söyleyip sürekli kitapta dile getirdiği gibi burada da Batı’nın ikiyüzlülüğünü çarpıcı örneklerle bizlere sunuyor: “Acaba aynı insanlar ABD Irak’a karşı bomba yağdırırken İsraillilerin sevinç çığlıklarını duyuyorlar mıydı! Batı acaba buna da aynı tepkiyi gösterdi mi!”

Direkt yada indirekt 39 Scud füzesinden tam 12 İsrailli öldüğünü, ancak ABD’nin 7 Hiroşima bombasına denk düşecek şekilde Irak’ı bombaladığını öğreniyoruz kitaptan. “Bu bombalamalar sırasında ise 150 bin insan öldü. Ölenlerin üçte ikisi sivil insanlardı. Çoğu da çocuktu. Sonuç olarak İsrail halkının sevinci (Batının büyük kısmının sevinci de böyleydi.) zafere değil, düpedüz bir medeniyetin yok olmasına idi. Filistinlilerin sevinci ise buna karşı el çırpmadan ibaretti.”

Kitabın beşinci ve son bölümünde “Filistin çöküyor mu!” sorusu üzerinde duruluyor. Uzun uzun Oslo Anlaşması’na yer veren Finkelstein Filistin’in çöküşü olarak değerlendiriyor bu anlaşmayı. Oslo Anlaşması’yla bağımsız bir devlet olacağı yerde sadece bayrak ve milli marş ile kandırıldıklarını ortaya koyuyor.

Kitabın son sözünde (sadece almanca baskısında var) Finkelstein ‘duvar’ meselesine girip bilgi vermektedir. ‘Yol Haritası’ projesini ise Oslo Anlaşması’nın yeniden ısıtılmış bir versiyonu olarak görür. Finkelstein Filistin’e her gidişinde korktuğunu dile getirir. Verdiği konferanslardan sonra sürekli cesur olduğunu söyleyen insanlara “korkaklığımla zaman zaman utanıyorum” demek istediğini dile getirir. Korkak olmayanlar olarak Rachel Corrie’yi ve Gazze’de tanklara taş atan çocukları gösterir. Yerleşimcilere acımadığını, bunlara karşı silahlı bir direnişin legal olarak gördüğünü ve artık çoğu Filistinlinin de bu konuda artık böyle düşündüklerini vurgular. Hamas’ın ‘İbrani Üniversitesi’ne yaptığı eylemi ise yanlış gördüğünü, bu konuda Rantisi ile tartıştığını yine de Rantisi ile el sıkışıp ayrıldığını sözlerine ekler ama “hiç bir zaman” el sıkışmayacağı insanlardan biri ise Ariel Şaron’dur.

Filistin’de yaşanan Siyonist vahşetin, Filistinlilerin açılarının, korkularının ve en önemlisi de onurlu direnişlerinin Batılı bir Yahudinin kaleminden çıkmış olması yazarın da vurguladığı gibi erdemini kaybetmemiş dünya insanlarının Filistin’de yaşananlardan daha yakından haberdar olmaları açısından önem arz ediyor. İngilizce ve Almanca baskıları bulunan kitabın Türkçe’ye de çevrilmesinin gerekli olduğuna inanıyoruz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: