Baran : Aşksızlıktan Taş Kesilmiş Kalplere


Sinemanın başat gayesinin insanı kimliksizleştirmek için ona yeni kimlikler vermek olduğu bir çağda, bize ‘kimliğinize dönün’ diyen adamlara ihtiyacımız var. Sinemanın, sinema olmasındaki birincil kriterin hakikat yanlısı olmaktan geçtiğini savunan Tarkovsky ne de haklıdır. İşte zamanımızın hakikatperestler skalasındaki tavana en yakın isimlerden biri de şüphesiz İran’ın sine-ozanı Majid Majidi’dir.

Hamdullah’ın elinde kamış ne ise, Farjad’ın elinde keman ne ise, Rûmi’nin elinde ney ne ise, Majidi’nin elinde kamera odur. Burjuvadan yangından kaçar gibi kaçıp kamerasını sürekli taşraya çeviren, tarladaki işçinin terine ortak olan, köy kadınlarıyla birlikte derede çamaşır çitileyen, tandırda ekmek pişirmekten yüzünü is tutan, kör çocuklara kör kalmayan bir büyük mütefekkir, bir halk adamıdır Majidi. Ve kendisi bu sırat köprüsünde yürürken, taşra anlatılarındaki en büyük tehlike olan ajitasyona düşmeyerek sinemanın cennetine ışık hızıyla girdi. Duygu sömürüsü yerine imgenin gücünü kullandı daima, ve onu büyük yapan da bu idi sanırım. Tıpkı Tarkovsky gibi.

Majidi’nin anlatılarında halkın sıkıntıları, fakirliği ve çaresizliği ön planda duruyor gibi gözükse de; bence kendisinin en büyük derdi aşktır. Neredeyse bütün filmlerinde aşk temasını farklı üsluplarla işlemiş ve filmlerin ana teması her ne olursa olsun; aşkı ilk sıraya yerleştirecek kadar zengin imgelerle serpiştirmiştir aralara. The Willow Tree’nin Yusuf’u ile Colour Of Paradise’ın Muhammed’i arasındaki benzerlik körlük gibi gözükse de; ikisi de dokunarak, yaşayarak ve acı çekerek aşkı bulur. Yine Children Of Heaven’da Ali ve Zehra’nın zor şartlardaki fedakarlıklarla bezenmiş kardeşliklerinde de aşkın geniş prizmasından hüzmeler yaymıştır Majidi. Ama şimdi karşımızda aşkın evrensel algının anladığı şekilde cinsi muhabbete dökülmüş öyküsü var. Diğer filmlerindeki aşk temasının anlaşılamamasından şikayetçi olsa gerek ki Majidi; Baran filmiyle tam bir Leyla ile Mecnun hikayesi anlatıyor.

ne kadar az şeye sahibim, ne kadar az şey bana sahip
ne kadar çok şeye sahibim, ne kadar çok şey bana sahip
sahip olduğum şeyler azalınca artıyor kıymetim
sahip olduğum şeyler çoğalınca azalıyor kıymetim

mihail nuayme / mirdad

Film, Sovyet İşgali’nden kaçıp İran’a göç eden bir kısım Afgan mültecinin yaşam mücadelesi üzerinden başlıyor kendini anlatmaya. Doğduğu toprakları göremeyen, anayurdunun havasını soluyamayan, o sentetik yabancılık duygusunu çehresinden atamayan zavallı Gregor Samsa’ların inşaatlarda çalışması ve burada gelişen hadiseler, kasavet dolu bir ruha bürüyor izleyiciyi. Muhabbetlerinden başka zenginliği olmayan bu garip insanların arasında toy bir İran delikanlısı vardır: Latif. Geçimsiz ve haylaz olan Latif’in, bir gün inşaata kendisinin yerine gelen ve işini elinden aldığı için kızgın olduğu Rahmet’in kız olduğunu farketmesiyle büyük kalp yolculuğu başlar. Rahmet, babası sakat olduğu için çalışamayan ve evinde çalışacak kimsenin olmamasından ötürü çalışmak zorunda olan, lakin Afgan mültecisi olduğu için inşaattan başka çalışacak yeri olmayan ve bu uğurda erkek kılığına girecek kadar çaresiz olan güzeller güzeli Baran’dır. Latif’i güzelleştirecek olan Baran.

Majidi, eşyayı kendisine köle yapması gerekirken, eşyanın kölesi olan modern bireyin tam karşısına oturturuyor bu noktada Latif’i. Parası yoktur, zenginliği yoktur ama kalbindeki o cevher, o dokunulmaz bölge hep korunaklı kalmıştır. Kekremsi bir sûrete, itici bir ahvale sahip olsa da; bir dolu çamurda dahi kirlenmeyecek kadar saf ve boştur gönlü Latif’in. Ana rahmi kadar temiz olan bu gönülden, çıkmayı bekleyen binlerce nağme vardır, binlerce yara, binlerce hüzün, binlerce coşku. Dünya kördür Latif’e, Latif’se dünyaya. Ama kalbine bakar hep, o keşfedilmemiş bölgeye. Sadece kalbine bakıp kör olanların, yeryüzünün cennetlerini görebileceğini haykırır Majidi. Ve cennet kapısının anahtarı, mavi bir peçenin altında güzellik ırmağı Baran’dan süzülerek teslim edilir Latif’e.

aşkın bir adı da yorulmamaktır

erdem beyazıt / aşk risalesi

Uzaktan sevmenin, varlığıyla yetinebilmenin, aşkı haya ile sentezleyebilmenin fotoğrafıdır Latif. Gizli köşelerden, gizli kapılardan seyreder aşkını. Güzelliğini görüp dokunamanın hüznü değil, aşkına çamur bulaştırmamanın güvenidir Latif’in yüzüne yansıyan sonsuz ışıktaki sır. Sevdiğine farkettirmeden yardım etmek, sevdiği için akıl almaz fedakarlıklarda bulunmak, hiçbir çıkar gözetmemek, iyilikleri insana değil Allah’a duyurmakla yetinmek ne zor ve ne kutsal bir erdemdir. Latif’i o ham halden bu denli olgunluk derecesine çıkaran aşk, şüphesiz ki günümüz aşklarının plastikliğini anlamayanlara bir yol işaretidir. Sevda sözcüklerinin gırla edildiği, aşkın telefon tuşlarının soğukluğuna ve lunaparak köşelerinin anlamsızlığına kurban edildiği, kavuşamamanın intihara kavuşmanın iftihara müsebbib olduğu zamanlar, ne yalan zamanlardır!

güzel, sevdiğimiz ve de sevmemiz sebebiyle sevdiğimiz olan değil, nesnel değeriyle bizi kendisini sevmeye mecbur kılandır.

Ve kavuşamaz aşıklar. Baran peçesini kaldırıp Latif’e bakar. O cennet gözleriyle dünyanın en masum tebessümünü armağan eder Latif’e ve hemen kapatır peçesini. Latif o sonsuz gülüşü kalbinde dondurur. Geriye kalan sonsuzluktur çünkü, ruhu tazeleyen o kutsal hüzündür. Ve Baran uzaklara doğru giderken ayakkabısının çamurda bıraktığı kalıbın içine dolar yağmur suları. Baran yağmur demektir çünkü. Baran’ı seven yağmuru sevmelidir. Ayağının izinden nasırlaşan toprağa dolan yağmurlar, Latif için gökyüzünden inen müjdedir. Çünkü Allah’ın müjdesi ancak aşkın hakkını verebilenedir. Latif aşkın olgunluğuna erer ve sevdiğinin ayak izlerine dolan yağmurdan alır cennet abdestini. Ve Baran’ı sonsuzluğa uğurlar, öbür dünyada birlikte almak için aşkın tekbirini.

Muhsin Kalender

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: