Irak işgali, Doğudan dergisi, Rachel Corrie


Leyla İpekçi / Taraf Gazetesi / 19.12.2008

Iraklı gazetecinin Bush’a fırlattığı ayakkabılar daha ilk anda usta manevralarıyla bu işten sıyırtan Bush’un kendisini gülümsetti. Ardından sözcüsünü, diğer bürokrat ve gazetecileri. Sonra da tüm dünyayı.

“Oh olsun” deniyor herkes tarafından. Ama internet sitelerinde kahkaha attıran, kitleleri deşarj ettiren bir oyun olarak kurgulanıyor bu tarihî fırlatma. Defalarca. Herkes tarafından gerçekleştiriliyor sanal olarak.

Iraklı gazeteci ayakkabıları fırlatmasaydı neredeyse bu kadar bile gündeme gelemeyecekti bugün Irak işgali. Gazetecinin sorumluluk, tutum ve görevleri bu vesileyle tartışıladursun, onca dökülen kana, katliama, işkenceye bizi kahkahalarla yaklaştırdığı için bir türlü tam olarak tadını çıkaramıyorum bu olayın.

Gülücükler yanağımda donakalıyor. Çünkü bir vakitler Ortadoğu coğrafyasında Ermenistan’dan İran’a, Suriye’den Lübnan’a giden belki ilk sivil girişim olan Doğu Konferansı grubunun (ben de bu yolculuklara katılma şansını bulmuştum) yayınladığı Doğudan dergisinin yedinci sayısı masamda duruyor. Yıldız Ramazanoğlu bitip tükenmez bir dirayetle defalarca yazdı, yine yazmış:

“İki milyon Iraklı saldırılarda hayatını kaybetti. Bir milyon kadın dul ve beş milyon çocuk yetim kaldı. Altı milyon insan açlık çekiyor. Elektrik yokluğundan on beş milyon insan karanlıkta. İki bin doktor öldürüldü, yirmi bini de ülkeyi terk etti. Bugün Irak altı milyonu aşkın göçmenle dünyada en çok mültecisi olan ikinci ülke.”

Tabii bu bilgiler kuru birer istatistik oldu bizler için çoktandır. Ortadoğu’da bugün ayakkabı fırlatma imgesiyle popüler hale getirilen ve bilinçaltımızda işgali ve sonuçlarını kaçınılmaz olarak yumuşatan, makul seviyeye indirgeyen bir yeniden üretim mekanizması kendiliğinden çalışıyor.

Ama bunların karşısında şahsi tanıklıklar var. Yirmili yaşlarının başındaki Amerikalı Rachel Corrie’nin ailesine yazdığı mektuplar var mesela.

Beş yıl önce Filistin direnişine katılmak ve evleri dozerle yıkılan ailelerle dayanışmak üzere gittiği Refah’ta yaşadıklarını anne babasına anlatırken “Filistin’den döndüğümde, muhtemelen kâbuslar görecek ve burada olmayışım yüzünden kendimi suçlu hissedeceğim,” diyordu.

“Fakat bu suçluluk duygusu bana daha fazla çalışma gücü verebilir. Buraya gelmek bugüne dek yaptığım en iyi işlerden biriydi. Eğer saçmalıyorsam, bunun nedenini benim kendi devletimin ana sorumlusu olduğu bir soykırımın ortasında bulunuşuma bağlayın.” Böyle devam ediyordu mektuplar.

Sonra bir gün İsrail dozeri, eczacı bir Filistinlinin evini yıkmasına karşı çıkan Corrie’yi ezdi. Dur diye elindeki megafonla bağırmasına rağmen. Tanıkların önünde.

Irak’ta, Afganistan’da, Filistin’de ya da Güneydoğu’da bugün böyle devam ediyor hayat. Kapanmayan yaralarla. Ve geçmişte olduğu gibi, bugün de birçok kişi “dünya hep böyle olagelmiştir, ben ne yapabilirim ki” diyerek susmayı, durmayı, kabullenmeyi, kısacası suç ortaklığını seçti, seçiyor.

Tek bir kişi ne yapabilir diye sormak anlamsız. Haksızlığa, zulme tanıklık etmek başlı başına bir mücadeledir. Konuşarak, yazarak, imza atarak. Bizi bunca ölümün, kurumayan kanın ve parçalanmış cesedin arasında dirimde tutar muhakkak.

Kimileri ise dün olduğu gibi bugün de kendi paylarına düşen sorumluluğu üzerine almak istemez. Corrie’nin teröristler tarafından kandırıldığını söyleyerek ezilmesini mazur gösterirler. Iraklı kadınlar ölüyor, dul kalıyor ama aile içi şiddete de maruz kalıyorlar diyerek İslamofobi terminolojisiyle işgale hafifletici nedenler bulabilirler.

Yeryüzünde her türlü haksızlığı, katliamı, işkenceyi kendi aldığı pozisyonlar üzerinden mazur görecek birileri daima olacak, bugüne dek olduğu gibi. Fakat tek bir canın dahi haksız yere alınmaması için sözgelimi Ermenilere “ama siz de bizi vurdunuz, geberttiniz” demekten başka bir dil bulabilmemiz ancak şahsi mücadelelerle mümkün galiba.

Devletinin sorumluluğunu görmesine rağmen, Rachel Corrie’nin vicdani mücadelesini sürdürmesi –kimi zaman ailesiyle bile tartışmalara girecek kadar- bu anlamda bir ‘dil yaratma’ örneği teşkil ediyor sanırım.

Iraklı gazetecinin fırlattığı ayakkabılardan yansıyan kahkahalara dönersek. Doğudan dergisinin Doğu Konferansı adına sahibi ve yazı işleri sorumlusu Mehmet Bekâroğlu’nun yazdığı gibi; “Türk medyasının Irak ve Afganistan’da milyonlarca kişinin katledilmesinden birinci derecede sorumlu olan ABD Başkanı Bush’u nasıl ayakta alkışladığını” tam da bugünlerde hatırlatma gereği duyuyorum.

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: