Doğu Konferansı-İstanbul Buluşması


Safiye Özdemir – 7 Nisan 2009

9-13 Kasım 2005

İstanbul’da gerçekleştirilen Doğu Konferansı İstanbul Buluşması, Türkiye’nin doğusuyla iletişim kurma isteğini belirten önemli bir adımdı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Bağcılar Belediyesi’nin desteklediği uluslararası nitelikteki bu konferansa Türkiye, İran, Irak, Mısır, Suriye, Bahreyn, Malezya, Lübnan, Fas, Tunus, Ürdün, Filistin ve Hindistan’dan yaklaşık 120 kişi katıldı. Katılımcı ülkelerin entelektüel, yazar ve sivil toplum temsilcileri düzeyinde yer aldıkları konferansın amacı Amerika ve Siyonist güçlerin doğu halkları üzerindeki baskı ve işgallerini protesto etmek ve alternatif bir sivil güç birliği oluşturmaktı. Kendilerini Türkiye’li aydınlar olarak niteleyen farklı görüş ve düşünceye sahip bir grup akademisyen yazar ve sivil toplum üyesi, 2003 yılında Irak’ın Amerikan kuvvetleri tarafından işgalini protesto etmek amacıyla bir araya gelmiş ve bu girişimin ilk adımını atmışlardır. Bu amaçla İran, Mısır, Ürdün, Lübnan, Suriye ve Ermenistan ziyaret edilmiş, bölge halkıyla yakın diyaloga girilerek her türlü emperyalist işgale karşı Türk Halkının kendilerinin yanında olduğu mesajı verilmiştir. Bu temaslardan edinilen olumlu intibalar sonucunda Türkiye’nin öncülüğünde başlatılan bu girişim İstanbul buluşmasıyla uluslararası bir platform niteliğine dönüşmüş ve kurumsallaşma yönünde önemli bir adım atmıştır.

Üyelerimizden Hidayet Şefkatli Tuksal’ın delege olarak çağrıldığı bu konferansa, Başkent Kadın Platformu olarak bir grup arkadaşımızla beraber şartlarımızı zorlayarak katılma imkânı bulduk. Konferansın ilk gününde yabancı konuklara İstanbul’un tarihî ve turistik mekânlarının tanıtıldığı bir şehir turu düzenlendi. İkinci günde öğleye kadar açılış oturumu yapıldı, bu oturumda tertip kurulu konferans hakkında genel bilgiler verdi. Aynı gün öğleden sonra genel kurul düzenlendi. Doğu Konferansı’nın amacı, anlamı ve önemi üzerinde görüşlerini dile getirmek üzere söz alan Türkiye, Mısır, Lübnan, Suriye ve İran temsilcileri, ortak tarih, kültür ve coğrafyaya sahip olan Türk, İran ve Arap halklarının birbirleriyle yeniden tanışıp buluşmasının önemini heyecanlı bir dille ifade ettiler. İkinci günün son oturumunda ise “Tarihin Karanlık Dönüm Noktası: Irak” başlıklı panel yapıldı. Savaşın içinden gelen Iraklı panelistin Amerika’nın özgürlük getirmek bahanesiyle Irak sivil halkına yaptığı baskı ve işkenceleri anlattığı sunumu oldukça etkileyiciydi. Bu oturumun sonunda söz alan İHH temsilcisi Bülent Yıldırım’ın Irak’ta sivil halka yapılanları anlatırken söylediği “Irak’ta insanlığa karşı bir savaş veriliyor, bunun çözümü Doğu’nun harekete geçip insanlığı ve erdemi, her şeyi bildiğini sanan batıya öğretmesiyle mümkündür.” şeklindeki düşünceleri oldukça anlamlıydı. İkinci günün akşamında katılımcılara Süleymaniye’de Kültür Bakanlığı tarafından Türk müziği eşliğinde bir yemek verildi.

Konferansın üçüncü gününde katılımcılardan üç ayrı çalışma grubu oluşturuldu. Bu çalışma gruplarında Doğu Konferansı fikri, doğunun birliği, bu coğrafyada yaşamanın, buralı olmanın anlamı, bölgemizde yönetim sorunları, demokrasi, özgürlükler, insan hakları ve kadın sorunu, doğu-batı ilişkileri, bölgemize yönelik tehditler, direniş, direnişin meşruiyeti ve dayatılan terör gibi konu başlıkları ele alındı. Feyza Güner ile birlikte katıldığımız çalışma grubunda, katılımcıların kalabalık olmasına karşın zamanın yetersiz olması nedeniyle konu başlıkları yeterince ele alınamadı. Üçüncü ve dördüncü gün de devam eden çalışma gruplarında vurgulanan bir diğer nokta; bu hareketin bağımsız aydınların bir inisiyatifi olduğu, devletlerden, politik kuruluşlardan ve büyük sermaye gruplarından bağımsız olarak hareket edildiği, İstanbul buluşması’nın bunların hiçbiri tarafından finanse edilmediği noktasıydı. Çalışma gruplarında ayrıca Doğu Konferansı’nın bir ayağını sivil toplum örgütlerinin oluşturmasının gerekliliği üzerinde de duruldu. Üçüncü gün öğleden sonra Atatürk Kültür Merkezi’nde Hasan Hanefi’nin konuşmacı olarak katıldığı “Tarihin Ruhu Doğu’ya Geri Dönüyor” başlıklı bir konferans düzenlendi. Çok sayıda dinleyicinin yer aldığı konferanstan sonra yine aynı yerde İranlı yönetmen Majid Majidi’nin “Gökyüzü Çocukları” adlı Oscar adayı da olan filmi gösterildi. Okula gidecek ayakkabısı olmayan iki kardeşin ayakkabı sahibi olmak için aralarında gösterdiği dayanışmayı ve hayatla olan mücadelelerini konu alan film izleyicilerin büyük beğenisini kazandı.

Dördüncü gün konferansın en yoğun günüydü. Saat 11:00′e kadar çalışma grupları bir önceki günden kalan çalışmalarına devam ettiler. Daha sonra aynı saatlerde iki ayrı panel yapıldı. Panellerden birinin konusu “Bölgenin Kanayan Yarası: Filistin” idi. Çoğunluğunu Arap katılımcıların oluşturduğu panelistler Filistin kimliğinin ortadan kaldırılmak istendiğine, Filistin ulusunun varlığının ve haklarının sistematik olarak yok edilmeye çalışıldığına ilişkin görüşlerini anlattılar. Benim izleme fırsatı bulduğum diğer panelin konusu ise “Direniş ve Terör Terörü” başlığını taşıyordu. Burada her türlü baskı, işgal ve sömürüye karşı direnmenin halkların meşru hakları olduğu ifade edildi. Ancak sivil halkın güvenliğini tehlikeye atan, masum insanların ölümüne neden olan hareketlerin direniş olarak değil terör olarak nitelendirilebileceği noktasına değinildi. Terörü önleme bahanesiyle bölgedeki bazı ülkelerde özellikle Irak ve Filistin’de devlet tarafından halka terör uygulandığı, bunun kabul edilemez bir durum olduğu belirtildi.

Dördüncü günün öğleden sonraki ilk bölümünde yine iki panel yapıldı. “Yeni Emperyalizm ve Ortadoğu” ve “Nasıl Bir Demokrasi” başlıkları altında gerçekleştirilen panellerde bölgedeki demokrasi sorunları ve yeni emperyalist saldırılar tartışıldı. Aynı gün öğleden sonra “İnsan Haklarını İhlalin ve İhkakın Metafizik-Ahlakî Temelleri” ile “Doğu’nun Bir Kadın Sorunu Var mı?” başlıklı oturumlar gerçekleştirildi. Kalabalık bir dinleyici kitlesi tarafından izlenen bu sunumlarda, konuşmacının yanı sıra değişik ülkelerden olan müzakerecilerde konu ile ilgili görüşlerini açıkladılar. Başkent Kadın Platformu’ndan Hidayet Şefkatli Tuksal’ın yazar Cihan Aktaş’ın sunumuna müzakereci olarak katıldığı kadın oturumunda, genel olarak kadın sorunları ve özelde doğulu kadının sorunları, kimlik arayışı, doğu ve batı ayrımının ne kadar gerçekçi olabileceği, doğulu ve batılı tüm kadınların empati kurarak birbirlerinin sorunlarına duyarlı olmalarının gerekliliği üzerinde duruldu. Dördüncü günün akşamı konferansa katılanlara Aya İrini’de Kültür Bakanlığı Korosu tarafından Klasik Türk Musikisi ve Mehter müziğinden oluşan bir konser verildi.

Konferansın son günü olan Pazar gününde çalışma gruplarının raporları okundu ve bu raporlar üzerinde değerlendirmeler yapıldı. Oldukça hararetli tartışmalardan sonra ortaya çıkan sonuç bildirisi bir basın toplantısıyla basına dağıtıldı. Bir dahaki toplantının yeri ve zamanının daha sonra katılımcılara bildirileceği belirtilerek konferansa son verildi. Düzenleme kurulunun öğleden sonra programına koyduğu Boğaz turuna arkadaşlarım ve ben Ankara’ya dönmek zorunda olduğumuz için katılamadık.

Doğu Konferansı yüzünü batıya çevirmiş Türkiye’nin doğu ile kopuk olan ilişkilerini normale çevirme gayreti, doğuyla yakınlaşma ve doğuya değer vermesi açılarından sivil ve entelektüel anlamda gerçekleştirilen önemli bir adımdı.

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: