Metin Göktepe’nin son haberi


haber resim

Bazı konular belalıdır,

İlgilenenin başına olmadık işler açılır. Albay Rıdvan Özden’in dosyası da bu tür belalı konulardan biri…

Önceki gün insan hakları savunucusu sanatçı Şanar Yurdatapan, Terörle Mücadele ekiplerince gözaltına alındığında Albay’ın eşi Tomris Özden’le birlikte düzenledikleri bir basın top­lantısından çıkıyordu.

Gazeteler Yurdatapan’ın tutuklanışını “sıradan” bir haber saydılar. Basın toplantısında sözü edilen “bela­lı konu”ya ise tabii hiç “bu­laşmadılar”.

Oysa ortada, uygar dünyanın hiç bir ülkesinde, hiç kimsenin ilgisiz kalamayacağı kadar önemli bir iddia vardı:

Tomris Hanım, eşinin ölümünü “kuşkulu” bu­luyor ve otopsi istiyordu.

Mardin Jandarma Alay Komutanı Albay Rıdvan Özden’in bir çatışmada PKK’lılar tarafından alnından vurulduğu açıklanmıştı. Ölüm raporun­da sol kaşının 6 santim üstünde bir kurşun deli­ğinden sözediliyordu. Tomris Hanım ise cenaze töreninden önce eşinin ölüsüne son kez baktığı­nı ve alnında hiçbir kurşun yarasına rastlamadı­ğını söylüyor ve çok önemli bir iddia ortaya atı­yordu:

“Eşimin başının arka tarafı kan içindeydi. Yok­sa kurşun karşıdan değil de arkadan mı geldi”?

Tomris Hanım, eşinin kepinde kurşunun giriş noktasını gösteren bir işaret olduğunu öğrendik­ten sonra, Rıdvan Albay’ın öldüğü sırada üzerin­de bulunan üniformayı ve anılarını yazdığı kırmı­zı kapaklı ajandayı görmek istemiş; ama buna da izin verilmemişti.

Basın toplantısında Milliyet’te Yalçın Doğan’ın bir yıl önce yazdığı bir makalenin fotoko­pisi de dağıtıldı. Doğan, o yazısında bir çatışma sonrası yakalanan 4 tutukluyu yargısız infaz edenleri mahkemeye verip, mahkûm olmalarını sağlayan bir “şef”ten sözediyordu. Doğan’ın ya­zısına göre “şefin bu tavrı, kızgınlık yaratmıştı. Sonra bir çatışma sırasında “şef”, “yanıbaşından sıkılan bir kurşunla” can vermişti,

İşi takip eden eşinin de hemen sesi kısılıvermişti.

* * *

Gerçi Yalçın Doğan, yazısında hiç isim kullan­mamıştı, ama Tomris Özden, önceki günkü basın toplantısında makaleyi sahiplenince, bu “fısıltı” da bir iddiaya dönüşmüş oldu. Tomris Hanım, “Yalçın Doğan’ın yazdığı olay, başka kanallarla bana da ulaştı. Eşimin bazı meslektaşlarıyla mahkemelik olduğunu kendisinden duymuştum” diyor ve soruyordu:

“Bu olay doğru mudur? Eşimin yargılatıp mah­küm ettirdiği söylenen subay kimdir? Eşimin ölüm tarihinde neredeydi, şimdi nerededir?”

Basın toplantısının sonunda Tomris Özden gerçeğin ortaya çıkarılması için basın mensupla­rının yardımını istiyordu.

Aslına bakarsanız bir basın mensubu bu konu­da üzerine düşeni yapmaya kalkışmış ve Tomris Hanım’ın bu iddialarını gazetesinde haber hali­ne getirmişti.

Sıkı durun:

Bu gazetecinin adı Metin Göktepe’ydi ve Evrensel gazetesinde Tomris Özden’in “şok iddia­larını yayınladıktan bir hafta sonra polislerce dövülerek öldürülmüştü.

Doğrusu “komplo teorileri”nden hiç hazetmem. O yüzden bu, iki olayı ilişkilendirmek gibi bir niyetim yok.

Ancak, konuya ilgi gösteren ikinci isim olan Şanar Yurdatapan’ın da bu iddianın ortaya atıl­dığı bir basın toplantısından çıkar çıkmaz gözal­tına alınması, “tuhaf” bir görüntü ortaya çıkardı.

Devlet Güvenlik Mahkemesi, Yurdatapan’ı tu­tuklarken, kendisinin Med-TV’de “Kurşun Ka­lem” adlı bir programda yayınlanan sözlerini ge­rekçe gösterdi.

Şanar Yurdatapan o programda neler söyle­mişti, bilmiyorum.

Ama programın adına bakınca, tutuklama ka­rarına şaşmıyorum.

Çünkü örneklerden biliyoruz ki, bu ülkede kurşunları yazan bazı kalemler yine kurşunla ce­zalandırılır.

Ama tarihten biliyoruz ki, o kalemlerin mürek­kebi, kurşundan çok daha etkilidir.

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: