Erdoğan’a Nobel’li Kürt mektubu!


Beyrut’ta birkaç yıl önce Filistin’in ele alındığı bir konferansta, oldukça etkin bir İslami grubun temsilcisiyle yan yana düşmüştük. Toplantı boyunca Ortadoğu’dan Türkiye’ye birçok meseleyi konuştuk.

Osmanlı’ya ve Türk insanına sempatiyle bakan bu insanın bir konuda söyledikleri çok şaşırtıcıydı. İslami bir hareketin içinde yer alan şahıs, Marksist terör örgütü PKK’yı ve liderini savunuyordu.

Ona göre, PKK ezilen Kürtleri savunan bir insan hakları örgütüydü. Kürtlerin 1925’ten sonra ve askerî darbe dönemlerinde büyük sıkıntılar yaşadığını; ancak bunların çoğunun Kürtlere özgü olmadığını; genel özgürlük sorununun bir parçası olarak dindarların, Alevilerin, Türklerin ve azınlıkların da ciddi ihlallerle karşılaştığını anlattım.

1980 darbesinin yasakladığı Kürtçenin uzun zamandır serbest olduğunu, AB sürecinde Kürtçenin öğrenilmesi ve medyada kullanılmasıyla ilgili birçok adım atıldığını söyledim. PKK’nın felsefesini, binlerce Türk ve Kürt’ün hayatına mal olan terör faaliyetlerini, kendi içinde en küçük aykırı fikirleri dile getirenlere yönelik infazlarını ve Kürtlerin büyük çoğunluğu tarafından tasvip edilmediğini anlatırken, bunları ilk kez duymuş gibi dinlediğini fark ettim. Belli ki örgüt, tezlerini sadece Avrupa’da değil, Ortadoğu’da bile çok başarılı şekilde anlatmış ve etkili olmuştu.

Güney Afrika’da ırkçılığa karşı mücadelesiyle bir destan yazan Mandela’nın dava arkadaşı Başpiskopos Tutu’nun, Başbakan Erdoğan’a ulaşmayan mektubu, yıllar önce yaşadığım bu tabloyu hatırlattı. Demek ki, sadece Avrupa’da ve Ortadoğu’da değil, Afrika’nın ücra köşelerinde bile terör örgütü, kendini devletten daha başarılı biçimde anlatmıştı. O kadar ki, Güney Afrikalı insanlar, Mandela ile Öcalan’ı aynı kefede görmeye başlamıştı.

Dünyadaki köklü sorunların çözümüne yardımcı olmak için Mandela’nın 2007’de bir araya getirdiği, aralarında eski BM Genel Sekreteri Annan, eski ABD Başkanı Carter gibi liderlerin bulunduğu The Elders (Yaşlılar) grubunun başkanı Desmond Tutu, mektubunda Erdoğan’ı, Kürt sorununun çözümü için etkisini kullanmaya davet ediyordu. Tutu, Öcalan’ın serbest bırakılması için ülkesinde imza kampanyası açan KHRAG’nin (Kürt İnsan Hakları Eylem Grubu) süreçte Türkiye’ye yardımcı olabileceğini söylüyordu. Nobel Barış Ödülü sahibi, uluslararası üne sahip birinin barış çağrısında sorun yok. Hatta sürece katkı bile sağlayabilir. Problem, Tutu’nun aracı olarak işaret ettiği KHRAG’nin PKK’ya bakışı. Güney Afrika’da imzaya açtığı bildiride, “G. Afrika için Mandela ne ise Kürtler için de Öcalan odur.” diyen bir örgüt bu.

İnsan hakları savunucusu olarak haklı bir üne sahip olan Tutu’ya küfretmek çare değil. Zira bu bir çalışmanın sonucu. Asıl, dünyanın terörist kabul ettiği bir örgütün Ortadoğu’da veya Güney Afrika’da önemli isimleri nasıl etkilediğine ve Türkiye’nin neden kendi tezini anlatamadığına kafa yormak gerek. Geçen yıl Cape Town’da düzenlenen bir toplantı, örgütün, devletin yapamadığını nasıl başardığına dair ipucu verebilir. Kasım ayında Leyla Zana, KHRAG’nin davetlisi olarak Güney Afrika’ya gidiyor. Zana’nın konuşma yaptığı platformlardan biri, 1970’lerde ırkçı rejime karşı mücadele için kurulan hukuk örgütü NADEL (Güney Afrika Ulusal Demokratik Avukatlar Derneği). Burada Zana’nın kendi tezlerini anlatması doğal, ilginç olan ise NADEL yöneticilerinden Dr. Joey Moses’ın söyledikleri. Siyahlar ile Kürtlerin aynı sorunları yaşadığını savunan Moses, Türkiye Cumhuriyeti ile G. Afrika apartheid rejimi arasındaki benzerlikleri altı örnekle açıklıyor. Apartheid rejimi, beyaz olmayanları sömürdüğü gibi, Türkiye de Kürtlere ırkçılık yapıyormuş, Kürtlere seçme seçilme hakkı tanımıyormuş. Nasıl Mandela, Robben Island denilen adada yıllarca hapsedilmişse, Öcalan da 1999’da yasa dışı şekilde Kenya’dan kaçırılıp İmralı Adası’nda hapsedilmişmiş.

Düşünün, G. Afrikalı bir avukat bunlara inanıyor. Halbuki Mandela, Türkiye’deki insan hakkı ihlalleri gerekçesiyle 1992’de kendisine verilen Atatürk Uluslararası Barış Ödülü’nü reddederek bu ülkede kafaların karışık olduğunu göstermişti. Peki o günden bu yana Türkiye, kendi tezini ve özgürlükler alanında attığı adımları G. Afrika’da kaç toplantıda anlattı?

zaman

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: