Bu kitap çağı anlamanızı sağlayacak


Post-Modern çağı en iyi analiz eden kişilerden biri olarak gösterilen İslam dünyasının ünlü düşünürlerinden Abdulvahap el-Messiri’nin makalelerinden derlenen kitabı “Hamburger Medeniyeti” Mana yayınları arasında çıktı.

Edward Said ve Noam Chomsky’nin yakın dostlarından olan Abdulvahap el-Messiri 2 Temmuz 2008 yılında hayata veda etti. Messiri bu kitabında, Laiklik, insan, Batı, Siyonizm, Darwinist Modernizm, İnsani Modernizm, Hamburger Medeniyeti, Amerika-Cocacolalaştırma, Milli Marşlar, Yeni Dünya Düzeni, Yeni-Muhafakarlar, Psikolojik Sömürgecilik, Medya, Aliya İzzetbegoviç’in dünyası ve Yeni İslamcı Söylem gibi konuları derinlemesine işliyor.

Öğrencilerinden Hüssam Temmam, Messiri’yi şöyle tanımlıyor; “Abdulvahab el-Messirî Mısırlı ve Araptır. Ancak bundan daha önemlisi o uluslararası bir düşünürdür. Kendisi zihin sürecinde, Allah’ın izniyle materyalizmin dar kalıplarından sıyrılıp insanî olanın enginliğine intikal etmiştir. Abdulvahab el-Messirî’nin düşüncelerini şekillendiren en önemli boyut onun “aşkın insan” yaklaşımıdır. Onun bu “aşkın insan” görüşü, materyalist laiklikten “inanan insanlık” yaklaşımına intikal etmesini sağlamıştır. el-Messirî’nin Allah’a imanı için girizgah olan unsur, onun hayat tarzındaki ve duygu ve düşüncelerindeki aşkın insân yaklaşımıdır. Yani el-Messirî’nin düşüncesinde insan, maddenin ötesinde müteal/aşkın bir varlıktır.

Üstad el-Messirî başlangıçta Marksist idi. Ancak o Marksist olduğu dönemde bile insanı hiçbir zaman maddeden ibaret bir varlık olarak görmemiştir. Kendisinin bu yaklaşımı da düşüncelerini iman ekseninde geliştirmesi için bir girizgâh olmuştur. Bazen Marksistlik dönemiyle dalga geçer. İnsanı hiçbir zaman mücerred madde olarak görmediği için “Allah ve Rasûlü’nün sünneti üzere bir Marksist idim” derdi.

Onun bu ruhu ve aşkın insan eksenli düşüncesi materyalist laikliği sorgulamasına bir giriş olmuştur. Önce Batılı moderniteyi sorguladı. O, modernizmin insandan kopuk ve insanı nesneleştiren, “şey”leştiren, onu mutlak olandan ve Allah’tan koparan bir paradigma olduğunu söyledi. Bu sorgulama, nihayette onu Allah’a imana götürdü. Bundan dolayı onun imanı duygusal ve taklîdî değildi. İlk hacc yolculuğunda ne kadar etkilendiğini ve imanını ilk çocuğu olduğunda fark ettiğini anlatmıştı. Doğum olayını Marksist düşünce içinde anlamlandıramayınca İslam düşüncesine geçiş yapar. Felsefi arka planı onu düşüncede de farklı bir çizgiye yöneltir. Daha o zaman insanın materyalist ölçütlerle biçimlenebilecek mücerred bir madde, bir şey olamayacağını anlamaya başladığını söyler.

Üstad el-Messirî doktorasını ABD’de yaptı. O dönemde Batı materyalizmini yine Batı düşüncesi zemininden hareketle eleştirdi. Doktora tezinde de biri Amerikalı diğer İngiliz iki şairi karşılaştırmıştı. Yine insanın aşkın tarafını öne çıkarıyordu. Yani İslâm’ı bir hayat tarzı olarak benimsemeden önce de materyalizm ve Modernizmi yine Batılı paradigmanın verileriyle eleştirdi.”

Messiri’nin öğrencilerinden Siyaset Bilimcisi Prof. Dr. Hiba Rauf hocasını şöyle anlatıyor; “El-Mesiri modernizmi eleştirirken batıyı tümden reddedip, tarihe dönmek isteyenlerle aynı zeminde yer almadı. Modernizmi ayrıntıları ile resmeden ve onu insanın kainatla olan iliş-kisinde yol gösterici irfani bir modele dönüş-türmeyi hedefleyen üstat, modernizmin özün-deki sekülerizm ve maddiyatçılığı eleştirmiştir. Sırf engellemek için yapılan sözlü saldırılar onu hiçbir zaman yıldırmadı. Böylece Arap-İslam Medeniyetini aşan insani, yeni bir söylem geliş-tirdi. Bu söylemi var olan modellerin üzerinde, ayrıntılara dalmayan, ölçüyü, dengeyi kaybet-meyen yeni bir İslami söylem olarak vasıflan-dırmak hiç de yanlış olmaz.

El-Mesiri’nin bu söylemi dünyayla, onun üzerindeki güçler, bilgi yığılmasını redde-denler ve maddiyata karşı olan çeşitli akımlarla etkileşim ve iletişim kurmak için doğru bir yön-temdir. Bu yüzden yetmişli yıllarda tarihin sonu görüşüne reddiye yazdı ki Fukuyama’nın kitap-ları daha tartışılmaya başlanmamıştı. Mesiri’nin bu fikre karşı çıkmasının nedeni; fikrin insana karşı olmasından dolayıydı. Aynı kaynaktan, emperyalizmden, hareket etmeleri sebebiyle Siyonizm ile bu görüş arasında bir bağlantı kurdu. Ve 1972 yılında Siyonist tarih felsefesine yönelik bir çalışma olarak “Tarihin Sonu: Siyo-nist Düşünce Çalışmalarına Giriş” adlı kitabını yazdı. Ona göre maddi felsefeler daima tarihi sonlandırmaya çalışırlar (zaman ve mekan) ve daima sıfır noktasından başlarlar. Bütün Filis-tinlilere ve dünya Yahudilerine göre Siyonizm’in yaptığı tam da budur. Çünkü Arap olan Filis-tin’i “İsrail”e, ya da Siyon’a ya da halksız bir toprağa çevirmeye çalışıyor. Dünya Yahudileri-ne gelince onlar yerlerinden sökülmüş vatanı olmayan topraksız bir halktır. Böylece asıl sa-hiplerini -yani Yahudileri- bekleyen Filistin’in tarihi duruyor. Tıpkı dünya Yahudilerinin tarihi durduğu gibi. (Onlar da asıl yurtlarına dönmeyi bekleyerek sürgünde yaşıyorlar). O zaman Si-yonizm tarihe bir nokta koyuyor. Ki bu yaptık-ları ile asil ırkın gelişmesini engelleyen bütün ırkların tarihini durduran Nazilerden hiç de faklı değiller.”

Abdulvahap el-Messiri kimdir?

Abdulvahap el-Messiri, Mısır’ın Demenhur şehrinin Buhayra kazasında, 1938 Ekiminde doğdu. İlk ve orta öğretimini tamamladıktan sonra 1955 yılında İskenderiye Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngilizce bölümüne girdi. 1964 yılında ABD’deki Columbia Üniversitesi karşılaştırmalı İngilizce bölümünde yüksek lisans, Richard Üniversitesi’nde doktorasını tamamladı. El-Messiri aynı üniversitede öğretim üyesi olan Edward Said’le ve ABD’nin önde gelen sistem karşıtı düşünürlerinden Noam Chomsky ile çok yakın arkadaşlıklar kurdu.

Doktora eğitimini tamamladıktan sonra El-Messiri, mezun olduğu üniversite olan İskenderiye Üniversitesi’ne geri döndü. Daha sonra Aynü’ş-Şems Üniversitesi’ne geçen Messiri, sırasıyla Suudi Arabistan’daki Kral Suud Üniversitesi’nde ve Kuveyt Üniversitesi’nde dersler verdi.
Nasır Askeri Akademisi ve Malezya İslam Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesi olarak bulunan el-Messiri, el-Ehram Stratejik ve Siyasi Araştırmalar Merkezi’nde stratejist, New York’taki BM nezdindeki Arap Birliği’nin Kültür ataşesi ve Washington’daki Uluslararası İslam Düşüncesi Enstitüsü’nde (IIIT) akademik danışman olarak bulundu.

Messiri’nin talebelerinden Hüssam Tamam hocasını ve ölüm anını şöyle anlatıyor; “El-Messirî aydının halktan kopuk yaşamasını ve halkları kendi haline bırakıp onları yönlendirmemeyi bir aydın ihaneti sayıyordu. Son yıllarında bile, kanser hastalığına rağmen Mübarek rejimi karşıtı gösterilere katılmış ve polise karşı direnmiştir. Ayrıca el-Mesîrî gelecekle ilgili çok iyimser bir düşünürdür. O hiçbir zaman karamsar olmadı. Geleceğin Müslümanların elinde şekilleneceğine yakinen iman etmişti.

O Filistin sorununu ümmetin en temel problemi olarak görüyordu. “Filistin sorunu hayr ve şerr ölçütüdür. O bir medeniyet savaşıdır. Emperyalizme, materyalizme ve zulme karşı bir savaştır” diyordu. Onun fikrî ve siyâsî hayatı Filistin’le başladı, bütün hayatı boyunca bu mesele onun faaliyetlerinin merkezinde oldu ve nihayet kendisine ölüm geldiğinde de yine Filistin’le ilgili bir yerde ruhunu teslim etti. Kahire’deki Filistin hastanesinde vefat etti. El-Mesîrî, küçük bir hastane olmasına rağmen yalnızca burada tedavi olmayı kabul etmiş daha büyük hastanelere gitme tekliflerini reddetmişti. Adı Filistin olan bu hastaneyle bir anlamda psikolojik ve duygusal bağ kurmuştu. Nitekim 2 Temmuz 2008 yılında Filistin hastanesinde ruhunu teslim etti.”

Temmam kitabın girişinde Timeturk hakkında da şunlara yer veriyor; “El-Messirî’nin birçok makalesini Türk okuruyla buluşturan “timeturk” sitesi yöneticilerine hususan teşekkür etmek istiyorum. Türkçe, Arapça, İngilizce yayın yapan “Timeturk” sitesini yakından takip ediyorum ve sitenin Türkler ve Araplar arasındaki ilmî, kültürel ve enformatik ilişkileri geliştirmekte önemli rol oynadığını düşünüyorum.”

Kitabın Adı: Hamburger Medeniyeti ve İnsan
Yazarı: Abdulvahap el-Messiri
Çeviren: Mütercimler
Yayınevi: Mana Yayınları
Yayım Tarihi: Ağustos 2010

Detaylı bilgi için tıklayın

Mana Yayınları

TİMETURK

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: