Biz marş dinleriz bayım!


Marş yürekle dinlenir!

Geçenlerde okudum, ‘Müzik yaparkenki coşkuyla Rabbe doğru yol almaktır amacımız.’ demiş Grup Gencin solisti İzzet Okumuş. Müzik, coşku, Rabbe doğru yol almak ve amaç. Sonra da ‘şarkı söylemek varlığın özüne katılmaktır’ diye eklemiş.

Uzun zamandır duymak istediğim sözlerdi sanki bunlar ve ‘tam istediğim gibi’ dedim kendi kendime. Çünkü bir derdim vardı ve kafama takılan, cevabını bekleyen sorular. Gencim ya hani, akan kanım deli, müzik de hayatın bir parçası olunca gençler Müslümanca müzik deyince ne anlıyor, ne dinliyor günümüz dindar gençliği, merak ediyorum doğrusu.

Ezgiler, marşlar caiz mi?

Ömer Karaoğlu ve Hakan AykutŞöyle bir geçmişe bakarsak, klasik dini müzikten farklı bir şekilde yeni bir türün ortaya çıkışı 80’lerin ortalarına rastlar. Bu yeni tür beraberinde bazı tartışmaların fitilini de ateşlemiş. Mesela müziğin İslamiyet’teki yeri yeniden sorgulanır hale gelmiş. Kullanılan yeni, farklı enstrümanlar ‘Bu aleti çalmak caiz midir?’ sorularını tekrar gündeme getirmiş. Bırakalım isterseniz bu tartışmaları bir tarafa. Bu yolda emek verenler müzik dünyasındaki yerlerini çoktan almışlardı bile.

Dava adamlarımız vardı o zamanlar. Şimdilerde de sakın yok sanmayın. Yeri gelmiş biraz susturulmuş, hevesleri kırılmış olsa da, onlar Müslümanca kaygılarla eserler ortaya koyan müzik adamları… Dertleri vardı onların ve yaptıkları müzikle bir davaya hizmet ediyorlardı.

Kimler vardı bu sahnede?Grup Genç

Dönemin bir hayli ilgi gören isimlerinin başında Ömer Karaoğlu, Taner Yüncüoğlu, Hakan Aykut, Abdülbaki Kömür, Aykut Kuşkaya gibi isimler geliyordu. Ve Grup Genç, Grup Mavera, Grup Kardelen gibi gruplar da dinleyiciler arasında bir hayli popülerdi. Her ne kadar o günleri bizzat yaşayıp göremesem ve heyecana şahit olmasam da elimizde hala o günlere ait kasetler var. O ezgilerde, marşlarda ele alınan konular ise şimdilerde müziğin içinde yer al(a)mayan birtakım hassasiyetler.

Neydi o konular, hatırlayalım isterseniz. Mesela Bosna’da gözler önünde yaşanan katliamın acısı vardı. Bazen Filistin, Çeçenistan, Cezayir, Afganistan gibi mazlum Müslüman coğrafyadaki kardeşlerin özgürlük mücadelesine sesleniş… Mescid-i Aksa’ya özlem, bazen de başörtülü bacının sesi… Velhasıl; şehadet, şehit, cihat, zulüm, mazlum, başörtüsü, Mescid-i Aksa temalı bu eserler bazen coşturan bir marş bazen içli bir ağıt halini alıyordu.

Selçuk KüpçükŞimdi bu şarkılar hayatımızın neresinde?  -tabi biliyorum müzik bir zevk meselesi ama yine de- Müslümanlar olarak bir takım ortak noktalarda buluşmalı değil miyiz?

Marşın modası olmaz!

Bu düşünce ile marş, ezgi ve ilahi dinlediğini bildiğim bazı genç arkadaşlara o eski marşları sordum. Aldığım cevaplarda hassasiyetlerime ortak olanlar olduğu gibi, “Ne o öyle modası geçmiş şarkılar! Cihat, şehadet, özgürlük… Bunlar eskide kaldı!” diyenler de oldu.

Tabii “ama artık…”la başlayan cümleler de oldu. Duymak istemiyorum bu söylemleri çünkü acıtıyor beni.

Grup Kardelen

90’lı ve 2000’li yıllarda ezgiler ve marşlar

Hayatın birçok alanında yaşadığımız değişim gibi Müslümanca kaygılarla ortaya çıkan müzik anlayışımız da yeni kulvarlara doğru yol almıştı. Artan türlerin dinleyici sayısını da arttırdığını söyleyebilir miyiz bilmiyorum ama yine de bir gelişme olarak değerlendirmekte fayda var. Gerçi bazen eski albümlerin eserlerinin şöyle bir elden geçirilerek daha sade bir üslupla ısıtılarak dinleyiciye sunulduğunu da görüyoruz. Klasikleşen marşlarımız birer nostalji albüm halini alarak yeni kuşakların beğenisine günümüzde sunulmaya devam ediliyor aslında. Bir boşluğu mu doldurmaya çalışıyorlar acaba diye sormadan edemiyorum kendime.

Abdülbaki Kömür

Böylece 2000li yılların başında enstrümanların, icra ve stüdyo tekniklerinin modernleşmesiyle yine yeni sayılabilecek tarzda İslami müzik icra edilmeye başlandı. Ömer Karaoğlu ‘kendi içinde serüven’ diye adlandırdığı bu farklılaşmayı Bizde Kalan İzler adlı albümün kapağında yer alan şu sözlerle özetliyor: “Müziğin tınıları içinde yüreklerimizin sesiyle konuştuk. Süslü ve ağdalı söyleyişler yerine sade ve doğrudan bir dili tercih ettik.

Popüler ve kişiliksiz elbiselerden uzak durduk. Çalışmalarımızda his ve duyuşlarımıza özgü biçimler aradık. Kimi çevreler yeterince geleneksel bulmadı, kimi yeterince modern. Kimi ideolojik bir dilimiz olduğundan yakındı, kimi dostlar yeterince sert olmadığımızdan. Oysa biz yüreğimizin eriştiği kadar olmak istedik. zamanla savrulmadık sağa sola, konjonktür rüzgarlarına yüz vermemeye çalıştık. ve sadece şarkı söylemediğimizi fark ettik. Gördük ki hayat şarkıları şarkılar da hayatı besliyor. Söylediğimiz her şarkı bir büyük şarkı için.  Gökyüzüne saldığımız her sadâ bir gün kulaklarımıza geri dönecek.”

Hasan Sağındık

Her zevke farklı alternatif

Ayrıca dünya genelinde artan farklı dillerde dinimiz İslam’ın güzelliklerini tatlı nağmeleriyle birleştiren müzikleri de unutmamak gerek doğrusu. Özellikle Yusuf İslam(Cat Stevens)la başlayan bu yolda yepyeni isimlerle bir hayli eser ortaya çıktı. Gençlerin yabancı pop rock müziklerle kulaklarını, kalplerini kirletmeden dinleyebilecekleri müziğimizin olması sevindirici tabi.

Bir de son rock ve jazz formlarında söyleyen abilerimiz var. O türleri dinleyenler için alternatiflerin oluşması da faydalı.

Grup Yeniçağ

Biz marş dinleriz bayım!

Bana soracak olursanız değişen bütün şartlara inat ben yine de eski marşlarımızı dinlemekten büyük keyif alıyorum. Selçuk Küpçük, Grup Genç, Mikail, Ömer Karaoğlu, Grup Kardelen, Grup Kıvılcım, Grup Mavera, Abdulbaki Kömür, Hasan Sağındık, Eşref Ziya… Diriliş, şehadet, intifada, Kudüs, Bosna, Çeçenistan…  Her ne kadar “Hindikuştur dağları / mücahittir adları…” bugün bir anlam ifade etmiyor deseler de…

Birimiz, Taner Yüncüoğlu’ndan ‘çünkü biz cihadı alnımızın çatına vurduk / önce şehadeti koyduk / her sabah duamızın başına’ nağmelerini mırıldansa ben bunu dinliyorum ilham alıyorum dese…

Hadi çok uzaksa Ömer Karaoğlu’ndan ‘Çağlara’ ezgisini unutmasak.

‘Bedendeki bu canı satıverdik Allaha.

Saf olduk Allah için koyulduk bu yola,

Birleşti ellerimiz uzandı çağlara…’

Çok önemsiyorum, diriliş bu marşlarda bence. Ya Abdulbaki Kömür’ün “Zaman” isimli bestesi…

‘Yaslasam başımı hatıralarıma,

bir şah damar gibi vuruyor hayaller…’

Bir başkası…

‘Yolunda İslam’ın kardeşler olalım,

Acıyı paylaşıp sevgiyle dolalım

Zalimlerin sağ soluna karşı duralım.

Allahu Ekber.’ deyiverse…

Grup Kardelen, devrim türkülerini söyle körpe dudağınla, şu paslanmış çağlara! Zafer yakındır!

Bosna’yı hatırlatacak, Filistin’i unutturmayacak şaheserler başucumuzda olsa…

Grup Genç ‘Madem ölüm tek bir defa gelecek, o da neden Allah için olmasın!’ dese ve kazınsa zihinlerimize, kalplerimize.

Şehitler Kervanı… Ve daha niceleri…

Süreyya Kanat “Adı için Yaşamak” var dedi

Dünyabizim.com

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: