İslam Dini ve Faiz


Seyyid Sabık – Fıkhü’s-sünne

Tanımı

Ribâ; lügatte “Fazlalık” demektir. Burada «ribâ» ile serma­yede meydana gelen az veya çok fazlalık kastedilmektedir.

Allah Sübhânehu şöyle buyuruyor:

“Eğer tevbe ederseniz, sermayeniz sizindir. Böylece haksız­lık etmemiş ve haksızlığa uğramamış olursunuz.” [1]

Hükmü

Ribâ (faiz) tüm semavi dinlerde -Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslâmiyet’te- haram kılınmış ve sakındırılmıştır.

Ahd-i Kadim’de

“Sıbt oğullarından birine.borç verdiğin zaman, borçlunun başında bekleme. Ondan kâr da isteme.” [2]

“Kardeşin fakirleşince, ona mal ver… Ondan kâr ve men­faat isteme.” [3]

Ancak Yahudiler, “Tesniye”, Bâb: 23/20’de varid olduğu gi­bi, Yahudi olmayanlardan faiz almaya bir engel görmezler. Kur’ân, bunu reddederek, Nisa sûresinde şöyle buyuruyor:

“Yahudilerin haksızlıklarından, insanları Allah yolundan menetmelerinden, yasak edilmişken faiz almaları ve insanların mallarını haksızlıkla yemelerinden ötürü…” [4]

Ahd-i Cedîd’de

“Ondan mükafat beklediğiniz kimseye borç verdiğiniz za­man, sizi tanımasının fazileti nerde kaldı? Fakat siz hayır yapın ve iadesini beklemeksizin borç verin. Böylece bol sevap ka­zanırsınız.” [5]

Kilise adamları, bu nasslara dayanarak, ribânın kafi bir ha­ram olduğunda ittifak etmişlerdir.

Sekobar, şöyle demiştir: “Kim, “Rîbâ (faiz) günah değildir.” derse, mülhid ve mürted sayılır.”

Ebû Bûtî ise, şöyle demiştir: “Faizciler, dünya hayatında şe­reflerini kaybederler. Ölümlerinden sonra da keflenlenmeye la­yık değildirler.”

Kur’an-ı Kerîm’de

Kur’ân-ı Kerime’de, ribâ’dan zaman sırasına göre, değişik de­recelerde bahsedilir. Mekke döneminde Allah Teâlâ, şunu indir­miştir :

“İnsanların mallan içinde artsın diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Fakat Allah’ın rızasını dileyerek ver­diğiniz herhangi bir sadaka böyle değildir. İşte onlar, sevablarını kat kat artıranlardır.” [6]

Medine döneminde ise, Allah Teâlâ’nın âyetleri, faizin haramlığını açıkça belirtmiştir:

“Ey inananlar! Faizi kat kat olarak yemeyin. Allah’tan sa­kının ki başarıya ensesiniz.” [7]

Bu konuda, Şeriat’ın son hükmü, Allah Sübhânehû’nun şu âyetidir:

“Ey inananlar! Allah’tan sakının; inanmışsanız, faizden ar­ta kalmış hesabdan vazgeçin. Böyle yapmazsanız, bunun Allah’a ve Rasûlü’ne karşı açılmış bir savaş olduğunu bilin. Eğer tevbe ederseniz, sermayeniz sizindir. Böylece haksızlık etmemiş ve hak­sızlığa uğramamış olursunuz.”  [8]

Bu âyet, “Faiz haram değildir. Ancak, katbekat olduğu za­man olur.” diyen kimse aleyhine kesin bir reddiyedir. Çünkü Al­lah, fazlalığın dışında, sırf sermayenin iadesini mubah kılmak­tadır. Bu âyet, bu konu hakkında inen son âyettir.

Faiz, büyük günahlardandır. Buhari ve Müslim’in, Ebû Hü-reyre (r.a.) ‘den rivayetine göre, Nebi aleyhisselam, “Yedi mah­vedici büyük günahtan sakının.” buyurdu. Ashab, “Onlar nedir, ey Allah’ın Rasûlü?” diye sordular. Nebi aleyhisselam, şöyle bu­yurdu:

“Allah’a ortak koşmak, sihir, Allah’ın ha­ram kıldığı canı haksız yere öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek,  ordunun düşmana saldırma gününde kaçmak, temiz, habersiz, mümin kadınlara iftira atmak.”

Allah, faiz anlaşmasına iştirak eden kimseyi laneti emiştir, Alan borçluyu lanetlemiş, veren faizciyi lanetlemiş, onu yazan katibi de, bu anlaşmaya şahidlik edenleri lanetlemiştir.

Buhari, Müslim, Ahmed, Ebû Dâvud ve Tirmizî’nin, Câbir bin Abdullah (r.a.)’dan rivayetine göre, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Allah, faiz yiyeni, ye­direni, şahidlik edenleri ve katibini lanetlemiştir.”

Dârekutni’nin, Abdullah bin Hanzale’den rivayetine göre, Nebi aîeyhisselam, şöyle buyurmuştur;

“Rıha (faiz) parası, Al­lah katında, 38 zinadan daha beterdir”

Yine şöyle buyurmuştur:

“Faiz, doksan dokuz kapı (şe­kil) dır. Onun en düşüğü, kişinin anasıyla zinası gibidir.”

Faizin  Haramlığının  Hikmeti

Faiz, bütün semavi dinlerde haramdır. Bunun sebebi, faiz­de bulunan büyük zararlardır:

a- Faiz, ferdier arasında düşmanlık sebebidir. İnsanlar ara­sındaki yardımlaşma ruhunu öldürür. Bütün dinler, bilhassa İs­lâm dini, yardımlaşmaya çağırır. Kendini tercih etmeyi, enani-yeti ve başkalarının çabalarını sömürmeyi hoş görmez.

b- Faiz,  eldeki malların çalışmaksızın büyümesine neden olduğu gibi, hiç bir iş yapmayan müreffeh bir tabakanın hal­ka yük olmasına da sebeb olur. Böylece bunlar başkasının he­sabı aleyhine çoğalan asalak otlar gibi olurlar.

İslâm, çalışmayı ve çalışan olmayı över. Onu, kazanca gö­türen yolların en üstünü sayar. Çünkü çalışma, beceri hasıl eder ve kişinin maneviyâtım yükseltir.

c- Faiz, sömürü vesilesidir. Bu yüzden -Sömürgecilik, ta­cir ve keşişin arkasından gelir.» demiştir. Biz, faizi ve memle­ketimizin sömürülmesindeki tesirini pek iyi bilmekteyiz.

d- Bundan sonra, İslâm, kişiyi kardeşinin mala ihtiyacı ol­duğu zaman, ona, karz-ı hasen (karşılıksız borç) vermeye çağı­rır ve böylesine büyük bir sevab vadeder:

“İnsanların mallan içinde artsın diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Fakat Allah’ın rızasını dileyerek ver­diğiniz herhangi bir sadaka, böyle değildir. İşte onlar, sevablarım kat kat arttıranlardır”  [9]

Faizîn Bölümleri

Faiz iki kısımdır:

1- Nesie faizi.

2- Fâdl faizi.

Nesîe Faizi

Nesie faizi, borç verenin, borçludan gecikme gözeterek al­mayı şart koştuğu fazlalıktır. Bu çeşit faiz, Kitab, Sünnet ve icma ile haramdır.

 Fâdl Faizi

Fâdl faizi, fazlalıkla birlikte paraya karşılık para veya yi­yeceğe karşılık yiyecek alışverişidir. Bu ise, Sünnet ve icma ile haramdır. Çünkü bu, nesie faizine sebeb olur.

Sebebe, sebeb olduğu şeyin ismi verilerek faiz denmiştir.

Ebû Sa’id el-Hudrî (r.a.)’den rivayete göre, Nebi aîeyhisselam, şöyle buyurmuştur:

“Bir dirheme karşılık iki dirhem sat­mayın. Ben sizin faize bulaşmanızdan korkarım.”

Nebi aleyhisselam, onların “Nesle” ribâsına düşmelerinden korktuğu için, “Fâdl faizini de menetmiştir. Aşağıdaki hadis, şu alta şeyde faizin haram olduğuna dair nasdır: Altm, gümüş, buğ­day, arpa, hurma ve tuz.

Ebû Said (r.a.)’den rivayete göre, o şöyle demiştir: Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, şöyle buyurdu: “Altın, altın ile, gümüş gümüş ile, buğday buğday ile, tuz tuz ile peşin ve eşit miktarlarda değiştirilir. Kim artırırsa veya eksiltirse, faiz almış olur. Alan da, veren de eşittir.” [10]

Haramlığının Sebebi

Hadisin özel olarak andığı bu altı mal, halkın muhtaç ol­duğu ve onlarsız yapamadığı temel ihtiyaç mallarıdır.

Altın ve gümüş, muamele ve mübadelenin yapıldığı paranın iki temel unsurudur. Bunlar, ticaret eşyasının el değiştirmesi sı­rasında tayin edilen fiatının ölçüsüdür. Geri kalan dört şey ise, ha­yatın idamesi için gerekli olan kuvvetin onlarla sağlandığı te­mel gıda maddeleridir. Faiz, bu mallarda işletildiği zaman, halk zarara uğrar. Muamelelerin ifsadına neden olur. Sâri, insanlara merhameti ve maslahatlarım gözetmesi sebebiyle bunu menetmiştir.

Altın ve gümüşe nisbetle faizin haramlığının illeti, onların «semen» olmalarıdır. Diğer maddelere nisbetle de faizin haram kılınmasının illeti, bunların «yiyecek» olmalarıdır. Altm ve gü­müş dışındaki paralar da, bu illet bulunduğundan dolayı aynı hükmü alır. Bunlar ancak peşin ve misli misline satılabilirler. Yine buğday, arpa, hurma ve tuz dışındaki yiyecek maddelerin­de de aynı illet bulunduğundan, onlar da ancak peşin ve eşit miktarda satılabilirler.

Müslim’in, Ma’mer bin Abdullah (r.a.)’dan rivayetine göre, Nebi aleyhisselam, aynı miktarda olmaları dışında, yiyecek mü­badelesini yasaklamıştır.

Bu altı maddenin yerini alan tüm diğer maddeler de bun­lara kıyasen aynı hükmü alır.

Cins ve illetle iki şey (bedel) birleştiği zaman, fadl (fazla­lık) ve nesie (geciktirme) haramdır. Altm ile altın veya buğday ile buğday satılacağı zaman, bu takasın sahih olabilmesi için iki şart koşulmuştur:

1- İyi ve kötü olmalarına bakılmaksızın miktar bakımın­dan «eşit» olmaları gerekir. Bunun delili, geçen hadis ile, Müs­lim’in rivayet ettiği şu hadistir: Bir adam, Allah Rasûlü’lne bir miktar hurma getirdi. Nebi, ona, “Bu bizim hurmalarımızdan değil.” buyurdu. Adam, “Ey Allah’ın Rasûlü, iki sa’ bizim hur­mamıza karşılık bir sa’ bu (iyi) hurmadan aldık.” dedi. Nebi aleyhisselam, şöyle buyurdu:

“Bu, faizdir. Onu, geri verin. Son­ra bizim hurmalarımızı satın. Sonra da bize bu hurmadan satın alın.”

Ebû Davud’un rivayetine göre, Fudale (r.a.) şöyle demiştir: Nebi aleyhisselam’a altın ve boncuktan yapılmış bir gerdanlık getirildi. Onu sekiz veya dokuz dinara bir adamdan almışlar­dı. Nebi aleyhisselam, “Hayır, altın ile boncuk ayrılmadan ol­maz.” buyurdu. Altm ile boncuk ayrılsın diye geri verildi.

Müslim’de; Emretti, kolyedeki alfan dışındaki maddeler çıka­rıldı. Sonra şöyle buyurdu:

“Altına karşılık altın, aynı ölçüde satılır ve alınır.”

2- İki değerden birinin geciktirilmemesi, “Peşin” değiş-to­kuş yapılması da şarttır. Çünkü, Nebi aleyhisselam, “Peşin ol­duğunda..” buyurmuştur. Bu konuda, Nebî aleyhisselam şöyle buyuruyor:

“Altım altın ile, ancak dengi dengine satın. Birini diğerinden değerli saymayın. Gümüşü gümüş ile ancak aynı mik­tarlarda satın. Birini diğerine üstün tutmayın. Peşine karşılık da, hazar olmayanı satmayın.” [11]

İki değer, (illette bir) cinsde farklı olduğu zaman, tefâdül (miktar farklılığı) helal, nesie (veresiye) ise haramdır. Gümü­şe karşılık altın veya buğdaya karşılık arpa satıldığı zaman, bu durumda, mübadelenin peşin olması gereklidir. Miktar bakımın­dan eşitlik ise şart olmayıp, farklılık caizdir.

Ebû Davud’un rivayetine göre, Nebi aleyhisselam, şöyle bu­yurmuştur:

“Buğdaya karşılık arpa peşin satıldığında, arpanın buğdaydan daha çok olmasında bir mahzur yoktur.”

Ahmed ve Müslim’de bulunan Ubâde (r.a.) hadisinde: “Bu maddeler değişikse, -peşin olduğu zaman- dilediğiniz gibi sa­tın.” denmektedir.

İki bedel, cins ve illet bakımından ayrı ise, her iki şart da yoktur. Hem tefâdül (miktar farklılığı), hem de nesie (veresiye) helâldir. Mesela, gümüş karşılığında yiyecek satıldığı zaman, hem miktarın birbirinden farklı olması, hem de satışın veresiye ol­ması, helaldir.

Yine, elbisenin iki elbiseye karşılık veya kabın iki kaba kar­şılık satışı da (yiyecek maddesi ve para almadıkları için) böy­ledir.

Özetle! Altın, gümüş, içecek ve yiyecek maddeleri dışında­ki hiç bir şeyde, riba alışverişi haram değildir. Bunların birbi­riyle farklı miktarlarda ve veresiye satışı caizdir. Yine takas et­meden önce ayırmak da caizdir.

İki koyuna karşılık bir koyunu, peşin veya veresiye satmak caizdir. Bir koyuna karşılık bir koyun da böyledir. Delili, Amr bin Âs hadisidir: Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, ona, zekat develerinden iki deveye karşılık bir kuvvetli deve satın al­masını emretti. [12]

İbn Münzir şöyle demiştir: “Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’in iki siyah köle karşılığı bir köle ve altı köleye kar­şılık bir cariye satın aldığı sabittir.”

Şâfii, bu görüşü mezheb edinmiştir.

Ete Karşılık Hayvan Satımı

İmamların cumhuru şöyle demiştir: Eti yenilen hayvanların, aynı cins ete karşılık satılması caiz değildir. Canlı ineğin, ye­mek için kesilmiş inek etine karşılık satılması caiz değildir. De­lili Sa’îd bin Müseyyeb’in rivayet ettiği şu hadistir: “Allah Ra­sûlü sallallahu aleyhi ve sellem, et karşılığı hayvan satımını menetti.” [13]

Şevkâni, şöyle demiştir: Geliş yollarının tamamı sayesinde, hadisin hüccet gösterilmeye uygun olduğu açıktır. Beyhaki, Medineli birinden, Nebi aleyhisselam’ın, ölüye karşılık dirinin sa­tımını nehyettiğini rivayet eder. Sonra da şöyle der: “Bu İbn müseyyeb’in mürselinin kuvvetlendirdiği mürsel bir hadistir.”

Kuru Meyva Karşılığı Yaşın Satışı

Kuru olan meyveye karşılık yaşın satımı, caiz değildir. Ara­ya ehli, bu hükmün dışındadır. Çünkü onlar, hurmaları olma­yan fakir kimselerdir. Onların ağaçda, dalında bulunan meyva karşılığı, hurma sahiplerinden, yiyecekleri, dalından düşmüş, ol­gun hurma satın almaları caizdir.

Mâlik ve Ebû Davud’un, Sa’d bin Ebi Vakkas (r.a.)’dan ri­vayetine göre, Nebi aleyhisselam’a (ağaçdaki) yaş hurmaya kar­şılık (yerdeki) hurma satışı hakkında soruldu. Nebi aleyhisse­lam, “Yaş, kuruduğu zaman, azalır mı?” diye sordu. “Evet.” de­diler. Bunun üzerine bunu yasakladı.

Buharı ve Müslim’in, İbn Ömer’den rivayetine göre, o şöyle demiştir: “Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, muzâbene’yi yasakladı.

Muzâbene; kişinin bostamndaki meyvayı eğer hurma ise, öl­çü ile kuru hurma karşılığı, eğer üzüm ise, öîçü ile kuru üzüm karşılığı, ve eğer ekin ise, ölçü ile yiyecek karşılığı satmasıdır. Bunların tümü nehyedilmiştir.

Buhari’nin, Zeyd bin Sâbit’ten rivayetine göre, “Nebi aley­hisselam dalındaki meyva karşılığı ölçü ile ödünç satışa izin ver­miştir.”

Ayyîne[14] Satışı

Allah Rasûlü aleyhisselam ayyine satışını yasakladı. Çünkü, bu, şekil olarak alış-veriş benzese bile, faizdir. Şöyle ki, insanın paraya ihtiyacı olur. Bir ticaret mahm muayyen bir fiatla veresi­ye olarak satın alır. Sonra onu satın aldığı kimseye peşin ola­rak daha az bir fiatla satar. Böylece aradaki fark, peşin olarak onu alan kimsenin elde ettiği bir kâr olur. Bu satış haramdır ve (akid) bâtıl sayılır.

İbn Ömer’den rivayete göre, Nebi aleyhisselam, şöyle buyur­muştur:

“İnsanlar, dinar ve dirhem peşine düşüp, veresiye sa­tış yaparak ineklerin kuyruklarına takılıp Allah yolunda ciha­dı terkettikleri zaman, Allah onlara bela indirir. Dinlerine dön­medikleri müddetçe de, belâyı onlardan kaldırmaz.” [15]

Aliye binti Eyfa’ bin Şurahbil, şöyle demiştir: Ben, Zeyd bin Erkam’ın ümmü veledi ve karısı, Âişe’nin yanına girdik. Zeyd bin Erkam’ın ümmü veledi şöyle dedi: Ben, Zeyd bin Erkam’a vade ile sekizyüz dirheme bir köle sattım. Sonra da onu peşin olarak altı yüz dirheme satın aldım. Âişe, “Ne kötü satış yap­tın. Ne kötü satın aldın. Zeyd bin Erkam’a söyle, O’nun Allah Kasûlü ile yaptığı cihad, tövbe etmedikçe, bâtıl olur.” dedi. [16]


[1] Bakara: 2/279.

[2] Hurûc: Bâb: 22/25.

[3]  Leviller; Bâb: 25/35.

[4] Nisa: 4/160-161.

[5] Luka İncili, Bâb: 6/34-35.

[6] Rûm: 30/39.

[7] Âl-i İmran: 3/130.

[8] Bakara: 2/278-279.

[9] Rûm: 30/39.

[10] Ahmed, Buhari.

[11] Buhari, Müslim, Ebû Sa’îd.

[12] Ahmed, Ebû Dâvud, Hakim, “Müslim’in şartı üzere, sahihtir.” demiştir. Beyhakî de rivayet etmiş, ifan Hacer el-Askalâni bunun isnadını “Kuvvetli” bulmuş­tur.

[13] Mâlik, “Muvatta”da, Sa’id’den, mürsel olarak kay­detmiştir. Şahidîeri vardır.

[14] Ayyine: Güya faizden kurtulmak için ödüne isteyen kimseye, bir malı, muayyen bir fiatla satıp, aynı anda daha ucuz fiatla geri almak su­retiyle yapılır.

[15] Ahmed, Ebû Dâvûd, Taberânî, İbn Kattan “Sahih”, İbn Hacer “Râvileri sika” demiştir.

[16] Mâlik, Dârekutnî.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: