Sistemlerin İnsanlara ve İnsanların Sistemlere Etkileri


Diyor ki Ali Şeriati: “ Her insan bir beşerdir ama her beşer insan değildir.” Yani insan karmaşık bir şeydir. Malumdur ki, canlılık belirtileri gösteren insan ile, alış-veriş yapan, üreten, tüketen insan aynı şekilde açıklanmaz. Oysa canlılık faaliyeti göstermeden sayılan şeyler yapılamaz. Çünkü insan doğasından yalıtılmış şekildedir artık. Doğası ile hemhal olan insan ise avcı-toplayıcı olarak kâh Amazonlarda kalmıştır kâh Afrika’nın balta girmemiş ormanlarında. Ki zaten televizyonlarda veya internette ne zaman “avcı-toplayıcı” olan insanı görsek ilkel dememiz de doğamızdan uzaklaştığımızdandır. Tüketim toplumunun doğası ile uzlaştığı noktada benliğini sorgulamaya başlaması ile benliğini sorgulayan insanın tüketim toplumundan uzaklaşması paralellik gösterir hatta bu ikisi aynı anadan aynı babadan doğma kardeştirler. “İnsan” olan “Beşer”in, sadece “Beşer” olabilmiş canlı ile ilişkisi de zaten hep bu kadar girift hep bu kadar yakın akrabadır.

Bu derin ilişkileri ve tutarlı çelişkileri, insanlığın-beşeriyetin yıllar içinde biriktirdiği bilgi ve görgü ile bir şeyler kurgulamış “fikir emekçileri”nin görmemezlikten gelmesi imkânsızdır. Görülmüştür. Görülmüştür ve tutarlı bireyler oluşturmak adına kendi çaplarında önlemler almışlardır. Bu önlemler yaşamsaldır. Nasıl ki avcı-toplayıcı insan yırtıcılardan korunmak adına silahlar geliştirmiştir, mağaralara sığınıp mağara ağızlarına taş, yaprak örtmüştür işte “fikir emekçileri” de kendi kurdukları sistemlerin bekası için bir takım önlemler almışlardır. Ama aradaki farka dikkat etmek lazım: Bir tarafta diğer türlere karşı önlem almak var iken bir tarafta kendi türüne karşı önlemler alınmıştır. Şöyle ki…

Stalin, dediklerini ve anlattıklarını benimseyemeyen Moğolları, Ahıska Türklerini yıldırmış ve sürdürmüştür. Çünkü Stalin’e “yeni insan” gerekmektedir. Ve “yeni insan” vasıflarına uyamayacak canlıları sindirmiştir.
Hitler, dediklerini ve anlattıklarını benimseyemeyen Almanları yıldırmış ve sürdürmüştr. Çünkü Hitler’e “yeni insan” gerekmektedir. Ve “yeni insan” vasıflarına uymayacak canlıları sindirmiştir.
Mao, dediklerini ve anlattıklarını benimseyemeyen Türkistanlıları yıldırmış ve sürdürmüştür. Çünkü Mao’ya “yeni insan” gerekmektedir. Ve “yeni insan” vasıflarına uyamayacak canlıları sindirmiştir.
Atatürk, dediklerini ve anlattıklarını benimseyemeyen Kürtleri ve Fundamentalist Müslümanları yıldırmış ve sürdürmüştür. Çünkü Atatürk’e “yeni insan” gerekmektedir. Ve “yeni insan” vasıflarına uyamayacak canlıları sindirmiştir.
Ben Gurion, dediklerini ve anlattıklarını benimseyemeyen Neturei Karta’ları yıldırmış ve sürdürmüştür. Çünkü Ben Gurion’a “yeni insan” gerekmektedir. Ve “yeni insan” vasıflarına uyamayacak canlıları sindirmiştir.

Aslına bakılırsa “yeni insan” oluşturmak beşere yeni bir şekil vermek gayesidir. Lakin hep ve her zaman unutulan ise, insanlara “siz böylesini istiyor musunuz?” diye sormak olmuştur. Kamu dairesinde çalışan bir canlının kışın yanan kaloriferi vanasından kapatmak yerine camı açmasının altında yatan şey aslında yukarıdan beri tüm o sorunların çözümüdür. Buna da ahlak derler. Her ne sistem olursa olsun o sistem oluşturmak istediği “yeni insan”a iyi ile kötüyü birbirinden ayırmaya yarayan yetiyi yani “ahlak”ı veremiyorsa veya bu “ahlak” evrensel değilse o sistem ancak ve ancak beşer yetiştirir. İnsan olmanın erdemi “ahlak”lı olmaktan geçer çünkü. Ve insanları “ahlak”a davet etmenin öncülü devimdir. Bu devrim kurtarılmış toprakların ahlak ile yeşermesidir. Bataklığın içinde gülün namı yoktur zira.

Kansızmış gibi görünen ahlaksız devrim…

Bir devrim için en temel üç şey lazımdır: Dava, devrimci ve donanım…
Modern zamanın en büyük devrimi ise şüphe yok ki kapitalizm devrimidir. Kapitalizm’in davası, üretim araçlarının özel mülkiyete bağlı olması; devrimciler, kompradorlar, fabrikatörler; donanımı ise şüphesiz paradır. Paranın dışında kapitalizmin kocaman bir artısı vardır ki o da insan hırsıdır. Kapitalist sistemin “insan”a etkisi ile “insan”ın kapitalist sisteme etkisi dengeli değildir. Çünkü “beşer” çoğu kez kapitalizmin yanında yer almakla kendi türüne devamlı olarak vurmaktadır. Zaten “beşer” ahlakını yitirip yitirmediğinin çok da farkında olmadığından ve hırsına devamlı yenik düştüğünden dolayı “insan” olamamaktadır. Yani kapitalist sistemde devrimi gerçekleştiren insanlar devrim muhafızlığı görevini “insan”lara karşı “beşer” canlısına vermiştir.
Ramazan ayında ağzı oruçlu olan babanın eve gelip eşine “iftar için sofrada ne var?” gibi gayet makul bir soruya “evde bir şey yoktu ben de bir şey yapamadım” şeklinde cevap almasından sonra gidip kendisini asması, Hitler’in Yahudileri soykırıma tabi tutmasından veya Stalin’in Ahıska Türkleri’ni sürdürüp öldürmesinden daha az acıklı değildir. Acıklı olan yan ise ağzı oruçlu olan babanın çalışıyor olmasına rağmen kendi çocuklarını bırakın kendisini doyuramıyor olmasıdır. Burada bir katil vardır ve bu katil de tam olarak kapitalist sistemdir. Ve elbet de katl vakasında “beşer”in de parmağı vardır. Yani o “insan-beşer”in kanı hesap gününde her bir bireyden az veya çok sorulacaktır.
Sistemleri oluşturan her bir parça o sistemden sorumludur. İnsanları ilgilendiren bir sistemin temiz kalmasını sağlayan ise şüphesiz “ahlak”dır ve tabi bunun yanında adalettir. Ama zaman zaman ahlaksız kalan adalet de bir işe yaramaz.
Beşer elinden çıkma sistemlerin “insan”lara ettiği şey onların “ahlak”ını elinden alıp onları nefsleri ile baş başa bırakmaktır. Ve “insan”lar sistemlerin bu yaptığını onlara kendilerini “beşer”e dönüştürerek karşılık vermektedir. Kazanı olmayan bu durumun kaybedeni ise şüphesiz her zaman “insan”dır.
Söyleyecek daha iyi sözü olmayan “insan-beşer”in yapacağı en iyiiş daha önce söylenmiş olanı yeniden hatırlatmasıdır:
—Eğer yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyuyorlar ve onlar sadece yalan uyduruyorlar. (En’am Suresi 116. Ayet)
— (Cennet) Sabreden, dürüst olan, huzurda boyun büken, hayra harcayan ve seher vaktinde Allah’tan bağış dileyenler (içindir).. (Al-i İmran Suresi 17. Ayet)
—Kendilerini temize çıkaranları görmedin mi? Hayır! Allah, dilediğini temize çıkarır ve kendilerine kıl kadar zulmedilmez.(Nisa Suresi 49. Ayet)
—Hiçbir günahkâr başka bir günahkârın yükünü yüklenmez. Günah yükü ağır olan kimse, (bir başkasını), günahını yüklenmeye çağırırsa, ondan hiçbir şey yüklenilmez, çağırdığı kimse yakını da olsa. Sen ancak, görmedikleri hâlde Rablerinden için için korkanları ve namaz kılanları uyarırsın. Kim arınırsa ancak kendisi için arınmış olur. Dönüş ancak Allah’adır. (Fatr Suresi 18. Ayet)
—Bana en sevimliniz ve kıyamet gününde oturma bakımından ba¬na en yakınınız, ahlâk yönünden en iyinizdir. (Buhari: “fedail-üs-sehabe” 27, Tirmizi: “Birr” 71; İbn-i Mace IV/193 – 4 )

[a.k]

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: