Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı


BASINA VE KAMUOYUNA

TMMOB‘nin Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı‘na ilişkin görüşü TBMM Çevre Komisyonu‘na gönderildi.

TABİATI VE BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİĞİ KORUMA KANUNU TASARISI
BU HALİYLE KABUL EDİLEMEZ

TBMM gündemine taşınmış olan Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı bir bütün olarak değerlendirildiğinde, doğayı koruma açısından sistematik bir gerilemeye karşılık gelmektedir.

TMMOB konuya ilişkin değerlendirmelerini bugün (11 Ocak 2010) TBMM Çevre Komisyonu‘na sunmuştur.

Kanun Tasarısı, var olan bir eksikliği gidermekten çok, koruma çabalarının “yatırım” adı altında sürdürülen “talan” anlayışına terk edilmesinden başka bir şey değildir.

Söz konusu tasarıyla, kanunlarda yaratılan istisnalar, sağlanan imtiyazlar, görmezden gelinen işgallerle yetinilmeyip ülke yüzölçümünün %2‘si bile olmayan “doğal korunan alanlar” özel kanun kapsamından çıkarılmaktadır.

Yasa tasarısı ile bilimsel çalışmayı zorunlu kılan, ulusal ve uluslararası nitelikte değer taşıyan alanlara ilişkin karar alma yetkisi 14‘ü bürokratlardan oluşan 20 kişilik kurula verilmekte, ülkemizin en önemli doğal değerleri, görevleri koruma kararlarıyla çoğunlukla çelişen “yönetici bürokratlara” emanet edilmektedir. Yasalaşması halinde böylesi bir düzenleme, 87 yıllık Türkiye Cumhuriyeti‘nde alınmış en koruma karşıtı karar olarak tarihe geçecektir.

“Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı”, Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi (BÇS) de dahil olmak üzere Türkiye‘nin de taraf çok sayıda uluslararası anlaşmanın yanı sıra Anayasa‘nın “Tarih, Kültür ve Tabiat Varlıklarının Korunması” başlığı altında yer verilen 63. maddesindeki; “Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır” ilkesine de açıkça aykırıdır.

Kanun Tasarısı, amaç maddesinden başlayarak “yatırım” adı altında bu alanlara göz dikmiş olan “talan” örgütleyicilerine karşı teslim bayrağını çekmektedir. Gerekçesinde mevcut mevzuatı ve uygulamaları “Kuralcı ve yasakçı mantık” olarak nitelendirerek, “katılım” ve “danışma” organları dışlanmakta, Çevre ve Orman Bakanlığı her durumda tek başına “son sözü” söyleyebilecek bir konuma getirilmektedir. “Koruma-kullanma dengesi” ifadesi kisvesi altında “kullanmayı” amaç içine sokan düzenlemeler, ülkemizin en önemli doğal değerlerinin gözden çıkarıldığının kanıtıdır.

Bu alanlar sürdürülebilirlik içerisinde ekonomik faaliyete açılacak demektir. Tasarı ile mevcut ÇED süreçleri sayesinde korunan alanlarda gerçekleşen tahribat bu sefer Ekolojik Etki Değerlendirmesi (EED) adı altında hazırlanacak raporlarla yürütülecektir. ÇED raporları benzeri bir süreçle korunan alanlar yatırımlara açılmış olacaktır.

Tasarının; tesis edilecek izinler, intifa ve irtifak hakları ile ilgili bölümünde ülkemizin neredeyse tüm korunan alanları özel kişi ve şirketlere tahsis edilebilir hale getirilmekte, “üstün kamu yararı ve stratejik kullanım” tarifi ile izin, intifa ve irtifak hakkı verme yetkisi Bakanlar Kurulu‘na verilmektedir.

Bunun meali şudur: Munzur, İkizdere, Ilısu vadisi vb.‘de yapılmak istenen HES‘ler; Kuşadası, Küre Milli Parkı vb.‘ne yapılmak istenen otoyollar, sanayi tesisleri, maden işletmeleri “üstün kamu yararı ve stratejik kullanım” olarak tarif edilebilir ve Bakanlar Kurulu bu yatırımlara izin verebilir.

Kanun tasarısıyla, “Milli Parklar Kanunu” ve “Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu” gibi “özel kanun” niteliğine sahip yasalar tarafından korunan alanlar, “genel kanun” niteliğindeki bir düzenleme içine sokularak, “Maden Kanunu”, “Turizmi Teşvik Kanunu”, “Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu” gibi “özel kanun” niteliğini koruyan yasalar karşısında koruma kararları üstünlüğünü yitirmektedir.

Tasarının dayandırıldığı doğa koruma stratejisi yanlıştır, gerçekçi değildir. Doğa korumanın temel araçlarından biri olan planlama, siyasal iktidarların her türlü keyfi uygulamasına açık bırakılmıştır. Tasarıdaki kavramsal boşluklar, belirsizlikler ve anlam kaymaları, uygulamaları kargaşaya dönüştürebilecek, ilgili kuruluşlar arasında çatışmalara yol açabilecek, doğa koruma alanında şimdiye kadar elde edilebilen kazanımları da geçersizleştirebilecektir! Tasarıyla, siyasal iktidarlara daha önce çeşitli koruma yapılarına kavuşturulmuş alanları bu yapılarından çıkarma olanağı getirilmektedir.

Tasarıda tanımlanan Mahalli Biyolojik Çeşitlilik Kurulu, halkın çok zayıf bir şekilde temsil edildiği, il bazında yapılan bir örgütlenmeyi tanımlamaktadır. Bu değerlendirme, Anayasa‘nın katılımcılık ilkesine zıt olmasının yanı sıra, 1996 yılında taraf olduğumuz Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi‘nin “ekosistem yaklaşımı prensibine” aykırıdır.

Doğaya ve biyolojik çeşitliliğe karşı işlenen fiillerin kabahat kapsamından çıkıp, suç kapsamına girmesi beklenirken, tasarıyla bu beklenti boşa çıkmıştır. Tasarıda, “Mutlak koruma bölgesinin habitat kaybına yol açacak ölçüde” ciddi tahribatlar bile komik denebilecek bir üst sınırdan cezalandırılmaktadır. Tüm dünyada önemli gündem maddelerinden birini oluşturan yabancı ve yayılımcı tür girişinin önlenmesi konusu muğlâk bir biçimde geçiştirilerek, doğa ve biyolojik çeşitlilik bakımından çok sakıncalı bir durum meydana getirilmektedir.

Sonuç olarak, “Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı”, içerdiği yanlışlıklar ve yaptırımların eksikliği/yanlışlığı nedeniyle ülkemizin doğal zenginliklerinin ve doğa koruma alanındaki kazanımlarının onarılamayacak biçimde zarar görmesine yol açabilecektir.

Bu nedenle Tasarı; bu içeriği ve düzeniyle TBMM‘ye sunulmamalıdır. Hazırlık sürecinde dile getirilen ve katılımcılar tarafından da benimsenen görüş ve öneriler dikkate alınarak yukarıda örneklenen eksiklik ve yanlışlıkları giderecek biçimde yeniden düzenlenmelidir. Yeniden düzenlenen Tasarının, TBMM‘deki ilgili komisyonlarda görüşülmesi sürecine “taraf” konumundakiler öncelikli olmak üzere ilgili demokratik kitle örgütlerinin dengeli katılımları sağlanmalıdır.

Korunan alanları istisna-özel kanun kapsamından çıkaran,
İç içe geçen doğal ve kültürel değerleri birbirinden ayrıştıran,
Sürdürülebilirlik adı altında kullanımı amaç edinen,
Ulusal değerleri yerel çıkarlara devreden,
Doğal değerleri piyasa malına dönüştüren,
Korunan alanlarda imar mevzuatı ile yapılaşma yolu açan,
Bu tasarıya “HAYIR” diyoruz.

Meslek örgütlerini, bilim insanlarını görmezden gelerek hazırlanan bu tasarı bir an evvel geri çekilmelidir. Tasarı bu haliyle kesinlikle kabul edilemez.

Mehmet Soğancı
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: