İmamın Ordusu İsimli Kitap Taslağı Hakkındaki Savcılık İnceleme Tutanağı


İNCELEME TUTANAĞI
Ergenekon Terör Örgütüne yönelik yürütülen Soruşturma No:2010/857 sayılı soruşturma kapsamında 14.02.2011 tarihinde ODATV’de yapılan aramada çok sayıda bilgi belge doküman ve dijital veri bulunarak el konulmuştur. El konulan dijital veriler içerisinde diğer verilerin yanı sıra “ULUSAL MEDYA 2010” isimli örgüt dokümanı ve “000KITAP” “Nedim” “Hanefi” “Sabri Uzun” isimli word belgeleri bulunmuştur.
“ULUSAL MEDYA 2010” isimli örgüt dokümanı incelendiğinde, Ergenekon Terör Örgütünün medya yapılanmasının güncel stratejisini ortay koyan bir doküman olduğu, “000KITAP” isimli word dosyasında, İMAMIN ORDUSU” başlıklı 189 sayfadan oluşan taslak halinde bir kitap çalışmasının olduğu, “Nedim” ve “Hanefi” isimli word dosyalarında Hanefi AVCI ismi ile yayınlanan “Haliçte Yaşayan Simonlar” isimli kitabın Ergenekon terör örgütünün talimatları ile yayınlandığını gösteren notlar olduğu, “Sabri Uzun” isimli word belgesinde ise;
“Şık-Sabri Kitap
Sabrinin Kitap konusunda çekincesi var ikna etmeye çalışalım, kitabı seçimden önce yetişmeli. Nedim Ahmet Şık’la bu konuda görüşsün,
Kitaba çalışırken cesur olun. Çıkarma ve ekleme yapmaktan çekinmeyin.
Bu kitap Simondan daha kapsamlı olmalı.
Nedimi kutlarım. Ahmet’i çalıştırsın.
Hanefi çıkacak ve size katılacak. Emin ve Sabri’ye moral verin. Sabri adıyla çıkmasına zorlayın.
Çabuk olması şart. Seçimden önce yetişsin.” yazdığı görülmüştür.
Diğer taraftan soruşturma kapsamında Ahmet ŞIK’ın ikametinden ele geçirilen dijital verilerde, “000KITAPSON”, “Ahmet Kitap” ve “KİITAPPPPPPPPPPPPP” isimli 3 ayrı word dosyasının bulunduğu, bu word dosyaları içersinde de “İMAMIN ORDUSU” başlıklı bir kitap çalışmasının olduğu, bu kitapların içeriklerine bakıldığında aralarında çeşitli farklılıkların olduğu,
“000KITAPSON” isimli Word belgesine bakıldığında; Alman İlahiyatçı “Martin Niemöller”’in pişmanlığını ifade eden bir sözüyle başladığı, “Önsöz” ile devam ettiği ve “İMAMIN ORDUSU” başlıklı, 299 sayfadan oluşan kitap çalışması olduğu,
“Ahmet Kitap” isimli Word belgesine bakıldığında; “NOTLAR:” ibaresi altında kitaba araştırılıp eklenilmesi ve düzeltilmesi istenilen notlarla başladığı ve “İMAMIN ORDUSU” başlıklı, 301 sayfadan oluşan kitap çalışması olduğu,
“KİITAPPPPPPPPPPPPP” isimli Word belgesine bakıldığında; kitaba araştırılıp eklenilmesi ve düzeltilmesi istenilen notlarla başladığı, ancak “Ahmet Kitap” isimli word dosyasındaki “NOTLAR” bölümünde yazan notların tamamının olmadığı, ilk kısımda yazan notların bir kısmının çıkartılmış olduğu, devamında ise “Önsöz” yazdığı ve “İMAMIN ORDUSU” başlıklı, 302 sayfadan oluşan kitap çalışması olduğu görülmüştür.
Ahmet ŞIK’dan ele geçirilen bu üç kitap çalışmasının birbirleri arasında fazla bir farklılık olmadığı, sadece çeşitli notlama, dipnot ve önsöz çalışması gibi farklılıkların bulunduğu, ancak bu kitap çalışmaları ile ODATV’den ele geçirilen “000KITAP” isimli word dosyasındaki kitap çalışması mukayese edildiğinde aralarında ciddi farklılıkların olduğu görülmüştür.
Bu farklar incelendiğinde,
01-ODATV’den ele geçirilen kitap taslağının 189 sayfa olduğu, Ahmet ŞIK’tan ele geçirilen kitap çalışmalarının ise 299, 301 ve 302 sayfa olduğu,
02-ODATV’den ele geçirilen kitap taslağında, taslağın son iki sayfasında kırmızı renkle ve büyük harflerle “NOTLAR” başlığı altında yazılmış kitaba eklenmesi gereken hususların belirtildiği notlar olduğu, Ahmet ŞIK’tan ele geçirilen taslaklarda ise bu notların kitap taslağının ilk iki sayfasında yer aldığı,
03- ODATV’den ele geçirilen kitap taslağında, “NOTLAR” bölümünün ilk kısmında “SABRİ UZUN HOŞDERE CADDESİ REŞAT NURİ SOKAK NO:85/3 ÇANKALA/ANKARA” yazdığı, Ahmet ŞIK’tan ele geçirilen taslaklarda ise Sabri UZUN’la ilgili bu notların bulunmadığı,
04- ODATV’den ele geçirilen kitap taslağında, taslağın sonunda “NOTLAR” bölümünde yazılı hususların içeriklerinin bulunmadığı, Ahmet ŞIK’tan ele geçirilen taslaklarda ise “NOTLAR” bölümünde yazan hususların içeriklerinin birçoğunun ayrıntılı olarak kitaba eklendiği,
05- ODATV’den ele geçirilen kitap taslağında, kitabın içersinde çeşitli yerlerde kitaba yapılması gereken eklemeler ve çıkarmalarla ilgili yine kırmızı renkte ve büyük harflerle çeşitli notların yazılı olduğu, ancak Ahmet ŞIK’tan ele geçirilen kitap taslaklarında bu notların bir kısmının yer aldığı, bir kısmının ise notta belirtildiği şekilde ekleme yada çıkarma yapıldığından bazı notların bulunmadığı,
06- ODATV’den ele geçirilen kitap çalışmasında sadece kırmızı renkte ve büyük harflerle yazılmış notların olduğu, Ahmet ŞIK’tan ele geçirilen kitap taslağında ise kırmızı renkli ve büyük harflerle yazılmış bu notların yanı sıra; parantez içerisinde ve (*) işareti ile başlayan yine kitaba yapılması gereken ekleme ve çıkarmalarla ilgili yönlendirmeler ve talimatlar içeren çeşitli notların olduğu görülmüştür.
Dolayısıyla ODATV’de ele geçirilen kitap taslağının, kitapla ilgili yapılan ilk çalışmaları içerdiği, bu çalışmalar üzerine, yine ODATV’de ele geçirilen “Sabri uzun” isimli word dosyasındaki “Kitaba çalışırken cesur olun. Çıkarma ve ekleme yapmaktan çekinmeyin. Bu kitap Simondan daha kapsamlı olmalı. Nedimi kutlarım. Ahmet’i çalıştırsın.” Şeklinde yazılı talimatlar doğrultusunda gerekli ekleme ve çıkarmaların yapılması için kırmızı renkle ve büyük harflerle gerekli notların yazıldığı,
Kitap taslağına yapılması gereken ekleme ve çıkarmalarla ilgili gerekli talimatlar yazıldıktan sonra yeniden Ahmet ŞIK’a gönderildiği ve sonraki süreçte örgüt mensupları ile birlikte ekleme ve çıkarma yapılması gereken konularla ilgili çalışmalar yapıldığı ve kitaba son şekli verilmeye çalışıldığı, ancak bu süreç içersinde kitap taslağının yine bir kısım şüpheliler tarafından yeniden incelemeye alındığı ve kitaba eklenmesi çıkartılması gereken konularla ilgili parantez içersinde ve (*) işareti ile belirtilerek yeni notların yazıldığı anlaşılmıştır.
Sonuç olarak ODATV’den ele geçirilen notlardan, kitap taslakları içersindeki notlardan ve diğer delillerden; “İMAMIN ORDUSU” başlıklı kitap çalışmasının, ERGENEKON terör örgütünün talimat ve yönlendirmeleri ile yapılan bir çalışma olduğu, bu çalışmayı aktif olarak Ahmet ŞIK, Nedim ŞENER, Soner YALÇIN, Sabri UZUN ve ODATV çalışanları ile henüz kimliği tespit edilemeyen diğer şüpheliler tarafından yapıldığı anlaşılmıştır.
Ahmet ŞIK’tan ele geçirilen “Ahmet Kitap” isimli word dosyasındaki taslak çalışmasının içeriği incelendiğinde;
Yukarıda belirtilen tespitlerin yanı sıra, ODATV de ele geçirilen “ULUSAL MEDYA 2010” dokümanında belirtilen stratejiler doğrultusunda hazırlanan bir kitap çalışması olduğu, bu çalışmanın nihai amacının kamuoyunda ERGENEKON soruşturmasını etkisizleştirmek ve değersizleştirmek olduğu anlaşılmıştır.
Ahmet ŞIK’tan ele geçirilen “Ahmet Kitap” isimli word dosyasındaki taslak çalışmasının incelenmesi sonucu yapılan tespitler aşağıdaki başlıklar altında ele alınacaktır.
A-KİTAP TASLAĞININ “ULUSAL MEDYA 2010” İSİMLİ ÖRGÜT DOKÜMANI KAPSAMINDA HAZIRLANDIĞINI ORTAYA KOYAN TESPİTLER
B-KİTAP TASLAĞININ ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜNÜN TALİMATLARI İLE HAZIRLANDIĞINI ORTAYA KOYAN TESPİTLER

KİTAP TASLAĞININ “ULUSAL MEDYA 2010” İSİMLİ ÖRGÜT DOKÜMANI KAPSAMINDA HAZIRLANMASI
Yapılan inceleme sonucunda “ULUSAL MEDYA 2010” dokümanında belirtilen stratejiler doğrultusunda yazıldığı anlaşılan “Ahmet Kitap” isimli word belgesinde bu kapsamda tespit edilen kısımlar aşağıda belirtilecektir.
01-“ULUSAL MEDYA 2010” dokümanında “STRATEJİ” başlığı altında, “Emperyalist güçlerin ve işbirlikçilerinin Kemalist ideolojiye karşı yürüttüğü planlı ve sistematik savaşın, kamuoyuna tüm gerçekliğiyle anlatılması en önemli ödevdir.
Bunun için, yürütülmekte olan operasyonların siyasal olduğu, Akp ve Cemaatin, Cumhuriyet İlke ve Devrimlerine karşı rövanşist düşüncelerle giriştiği sivil&faşist bir hareket ve diktatörlüğe uzanan yeşil bir devrim olduğu anlatılmalıdır.” yazdığı görülmüştür. Bu bilgilere paralel olarak;
Kitap taslağının 4. Sayfasında; “Elbette suçlamaların odağında yer alan isim, kişi ve kurumların Fethullahçı olup olmadığını bilmiyoruz Ancak var olan duruma bakarak söylersek Ergenekon soruşturması ve davasının, AKP’nin özgürlükleri kısıtlamak için kullandığı bir araç olduğu tespiti yanlış olmaz. Bu soruşturma ve dava süreci aynı zamanda emniyet teşkilatını kontrol altında bulunduran Gülen cemaatinin gücünü, soruşturmaya dâhil edilmeye çalışılarak bertaraf edilmeye çalışan kimi rakiplerine (ÇYDD, ÇEV) bakarak kurs ve bursların da dâhil olduğu eğitim pazarındaki tekelini koruma iradesini ve pastadan aldığı dilim giderek daha da büyüyen mali gücünü de yansıtması bakımından önem taşıyor.” yazdığı görülmüştür.
Kitap taslağının 42. Sayfasında; “AKP iktidarıyla birlikte yürütülen ve Türkiye’de bir derin devlet temizliği yapıldığına inanmamız istenen Ergenekon soruşturmalarının bugün itibarıyla geldiği nokta devletin bağırsak temizliğinden çok 28 Şubat’ın rövanşıdır aslında. İlginç olan ise bu rövanşist operasyon ve soruşturumaları yürütenlere yönelik Fetullahçılık suçlamaları yapılmasıdır.” yazdığı görülmüştür.
Kitap taslağının 50. Sayfasında; “Siyasal alanda ağırlığını ve demokrasi üzerindeki gölgesini fazlasıyla hissettiren ordunun en büyük desteği aldığı o dönem medyasının yaptığı haberlerle ülkede adeta cadı avı başlatılmıştı. Tıpkı bugünlerde, sistemin işine gelmediği herkesin Ergenekoncu olarak fişlenmesine benzer bir şekilde siyasetçisinden, öğretmenine, bürokratından, sermaye sahibine kadar herkes şeriatçı, tarikatçı ya da cemaatçi olmakla suçlanıyor bu suçlamalarda yürütülen psikolojik savaş unsurlarıyla destekleniyordu.” yazdığı görülmüştür.
Kitap taslağının 67. Sayfasında; Birgün Gazetesi’nden Onurkan AVCI’nın, Zübeyir KINDIRA ile yaptığı rapörtajın ‘Cemaat emniyetten güçlü’ başlığı altında anlatıldığı görülmüştür. Ayrıca belgenin 68 inci sayfasında Ergenekon Terör Örgütü operasyonları ile ilgili olarak “Avcı’nın cemaatin avı olmaya mahkum olacağını vurgulayan Kındıra, ‘Cemaatçi polisler, kendi kadrolaşmalarını tamamlayabilmek için önce Atatürkçü, demokrat, ulusalcı kesime yönelik operasyonlar yaptılar. Cemaat arkasına aldığı ABD desteği, CIA koruması ve katkılarıyla, devlet ve iktidar içindeki kadrolaşmasıyla önemli bir güçtür ve önceki örneklerinde olduğu gibi Avcı da, cemaatin avı olmaya mahkûmdur.’ diyordu.” yazdığı görülmüştür.
Kitap taslağının 202. Sayfasında; “Burs alanında cemaatin hem ideolojik olarak karşısında duran, hem de rakibi olan en büyük yapı da kuşkusuz ki Çağdaş Eğitim Vakfı ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğiydi.” yazdığı görülmüştür.
Kitap taslağının 205. Sayfasında; “Yüksel’in ayağı planlı bir tezgâhla kaydırıldı. Bu yapılırken, yine Gülen cemaatinin hedefinde olduğu kuşku götürmeyen ÇEV de, bu planlı tezgâhtan payına düşeni aldı. Bir taşla iki kuş vurulmuştu. Hem cemaatin burs alanındaki en büyük rakibi hem de cemaatin lideri Gülen’in yargılandığı davanın savcısı kamuoyu önünde itibarsızlaştırılıyordu. Gelinen noktada zaten şimdi hem ÇEV hem de ÇYDD Ergenekoncu olmakla suçlanıyor.” yazdığı görülmüştür.
Kitap taslağının 205. Sayfasında; “Neden kendisine böyle bir şantaj yapılmak istendiğini de Nuh Mete Yüksel Star’a şöyle açıklıyor: ‘İrticaya karşı yürüttüğüm inceleme ve soruşturmalar, beni onlara hedef yaptı. Ama bunları da aşacağım. Beni montaj seks kasetiyle vurmaya çalıştılar. Bunların hesabı da, yapanlardan sorulacak’.” yazdığı görülmüştür.
Kitap taslağının 241. Sayfasında; “(*Bana göre önce F.ALAYLI’nın 17-18 Kasım tarihli yazısının özünden alıntı yapmalısınız. Sonra, 23. 3. 2006 tarihli Haber notundan ‘Şemdinli Olayları iyi araştırılırsa Yaşar Büyükanıt’a ve Fevzi Türkeri’ ne kazdar uzandığı görülecektir’ mealinde bir cümle görülecektir. Bu cümle, Ergenekon hilesini yapan cemaatin Sabri Uzun’u görevden aldırıp, Ergenekon operasyonu’nu (hilesini) başlatabilmenin alt yapısını oluşturmaktır. Yazınıza bu anlamı vermelisiniz)” şeklinde parantez içersinde not yazılı olduğu görülmüştür.
Bu notun içeriğinden de yürütülmekte olan operasyonların siyasi olduğu ve rövanşist düşüncelerle yapıldığı vurgusunun yapılması amacıyla “Ergenekon hilesini yapan cemaatin Sabri Uzun’u görevden aldırıp, Ergenekon operasyonu’nu (hilesini) başlatabilmenin alt yapısını oluşturmaktır.” cümlesinin kullanılması ve bu yönde algı oluşturulması için yönlendirme yapıldığı anlaşılmıştır. Ayrıca bu notun içeriğine bakıldığında, söz konusu notun Ahmet ŞIK tarafından yazılmasının mümkün olmadığını, kitabın taslak çalışmasını inceleyen örgüt içersindeki diğer şüpheliler tarafından yazıldığı anlaşılmaktadır.
02-“ULUSAL MEDYA 2010” dokümanında “STRATEJİ” başlığı altında, “Saldırıların bilinçli olarak TSK ve Yüksek Yargı başta olmak üzere Anayasal Kurumlara karşı yürütüldüğü işlenmelidir.” yazdığı görülmüştür.
Kitap taslağının 39. Sayfasında; “AKP iktidarıyla demokrasinin geleceğine inanan hayaller kuran kimi aklı evvellerin, cemaatinin desteğiyle de yürütülen Ergenekon soruşturmaları vesilesiyle askerin geriletmesini de sağladığı için neredeyse demokrasi kahramanı ilan ettikleri Gülen’in, 1980 darbesine de bu kadar sevinmesinin ardındaki neden kuşkusuz ki önünün açıldığını görmektendi. Hoca Efenedi, daha sonra kendisine düşman olacak askerin boşalttığı meydanda eğitim hamlesini de başlatır böylece. Dini hassasiyetleri kullanıp, “Çocuklarınızı bedava ve millî değerlerinize bağlı olarak okutmak istiyorsanız bize verin” ajitasyonuyla alıp şimdi her biri Türkiye’yi yönetenlerin arasında olan kadrolarının yetişmesini sağlar.” yazdığı görülmüştür.
Kitap taslağının 44. Sayfasında; “AKP’nin ikinci kez tek başına iktidar koltuğuna oturmasından sonra başlatılan Ergenekon soruşturmaları sırasında ordunun birbiri ardına ortaya çıkan darbe planlarıyla TSK’nin halk nezdindeki itibarı yerlerde sürünmeye başlamıştı. İtirazlara ve muhalefetlere rağmen kararlı bir şekilde yürütülen ve bir noktadan sonra eleştirilemez hale gelen Ergenekon soruşturmalarına en çok sevinen kesim kuşkusuz ki cemaat yanlılarıydı. TSK o güne dek görülmemiş biçimde eleştiriliyor, haklı olarak her türlü hukuksuzluğu sorgulanabiliyordu. Liderleri Gülen’in, 28 Şubat darbesi sırasında ordunun yanında saf tuttuğunu “unutan” cemaatin kalemşorları da her fırsatta 28 Şubatta nasıl mağdur olduklarından dem vuruyordu.” yazdığı görülmüştür.
Kitap taslağının 48. Sayfasında; “Erbakan’a rağmen kurulan bu partinin iktidar olmasında, İslamcı hareketin devlet içerisinde örgütlenerek iktidarı ele geçirme stratejisinin en iyi uygulayıcılarından olan Gülen cemaatinin verdiği destek önemli bir rol oynadı. AKP’nin iktidara gelmesini ve sonraki seçimlerde iktidarda kalmasını sağlayacak cemaat oylarına duyduğu ihtiyaç, cemaatin de devlet kadrolarında örgütlenmesini sağlayacak iktidara olan ihtiyaçla birleşince bu pragmatik çıkar ilişkisi devletin idari yapısında yıllardır süregelen örgütlenmenin AKP iktidarıyla hızlanmasını da sağladı. Aynı zamanda ekonomik ve sosyal alanda da aktif olan cemaat üyelerinin ilişkileriyle de kamusal alanda daha fazla görünür olan Gülen cemaati, Ergenekon soruşturmalarının en olumlu sonucu olarak askerin demokratik siyaset alanından kısmen de olsa çekilmesinin yarattığı boşluğu da değerlendirerek son yıllarda Türkiye’nin iç politikasında ciddi bir etkinliği olan bir güç haline geldi. AKP iktidarının sistem içerisinde örgütlenmede ciddi bir avantaj yarattığı İslamcı akımlar bütün bakanlıklarda kadrolaşmasını en tepeden en alta kadar tamamladı. Başta Milli Eğitim ve İçişleri Bakanlığı olmak üzere Sağlık, Ulaştırma, Bayındırlık, Tarım ve Köyişleri ve hatta son dönemde sol gelenekten gelen Ertuğrul Günay’ın başında bulunduğu Kültür Bakanlığı ile bunlara ait bütün genel müdürlüklerin, bölge ve il müdürlüklerinin çok önemli bir kesimi değiştirildi. Atananların tamamı İslamcı gelenekten gelen kadrolardı. Yapılan tasfiyelerle gönderilenlerin yerine gelenler ise geçmiş dönemlerde İslamcı oldukları iddiasıyla görevden alınan bürokrat ve memurlardı.” yazdığı görülmüştür.
Kitap taslağının 180. Sayfasında; “Askerin öfkesini çeken bu kararın ardından Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, adını vererek Gülen’i hedef gösterdi ve gıyabi tutuklama kararının iptal edilmesini cemaatin yargıya sızması olarak değerlendirdi.” yazdığı görülmüştür.
Kitap taslağının 209. Sayfasında; “Savcı Salim Demirci’ye ait olduğu iddia edilen ses kaydındaki ifadeler şöyleydi: “……YÖK’ü harcadılar. Tek tek bitti… Yargıyı bitirdiler. Yargıyı sağ olsun bizim Ömer Süha Aldan, Neşter 2 operasyonunda… Şimdi bizim HSYK üyeleri yeğenlerinin çocuklarının işlerini bitirdiler, yeğenlerinin kuzenlerinin işleri ile filan uğraşıyorlar. Onları, iyi etkin aktif yerlere getirmeye uğraşıyorlar. Nasıl TBMM’ye her gelen Meclis başkanı der ki, Meclisi dağıtacağım tasfiye edeceğim diye. Şimdi bu mantıkla bakınca HSYK bu işlerle uğraşıyor, tayin döneminde abi… Yargı çok başlı. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay başkanları bir tek maaş zammı için bir araya geliyor. 85 yıllık Cumhuriyet tarihinde abi ilk defa Yargıtay’ın başında bir tane İslamcı var. Bu kadar basit. Vatandaş Salim ve bir asker çocuğu olarak bu konulardan onları haberdar ederek görevimi yapıyorum… Ben karşımda devlet göremiyorum. Devlet bir sizi biliyorum, biraz MİT’i biliyorum, biraz jandarmayı biliyorum işinize gelirse.”” yazdığı görülmüştür.
03-“ULUSAL MEDYA 2010” dokümanında “STRATEJİ” başlığı altında, “Medya gücünü etkin bir şekilde kullanan Akp ve cemaate karşı ulusal medya topyekun harekete geçirilmeli ve komploları boşa çıkaracak propaganda ve kara propaganda unsurları etkili bir şekilde kullanılmalıdır.” yazdığı görülmüştür.
“Ahmet Kitap” isimli word belgesine bakıldığında; Sayfa 85’de; Fethullah GÜLEN Grubu hakkında Ankara DGM Savcılığınca yürütülen soruşturma ile ilgili olarak eski bir emniyet mensubunun “…CMUK değiştirilmeden yapılırsa da ortaya çıkan sonuç bugünkü Ergenekon davası gibi düzmece olur” dediğinden bahsedildiği görülmüştür.
Yine kitabın 86 ıncı sayfasında “Ergenekon soruşturmalarının hemen öncesinde ve soruşturma sırasında sıklıkla karşımıza çıkan ihbar mektupları gönderilmesi, bugünkü kadar yaygın olmasa da emniyet içinde ‘mesleki rekabet’ gibi görünen yöntemlerin başında geliyordu.” yazdığı görülmüştür.
Kitap taslağının 296-297. Sayfasında; “Yabancı görevlinin verdiği bilgiye göre; Hüseyin Baybaşin, 1998’de Hollanda polisiyle işbirliği sonucu kendisini 105 kilo eroin ve 5 kilo esrar, ayrıca silahlarla yakalatan ve 18 yıl (sonradan müeebbete çevrildi) hapis cezası almasına neden olan Emin Arslan’dan intikam almak istemektedir. Bu oyun başarılı olursa Baybaşin hakkında mahkumiyet kararının düşeceği hesap edilmektedir!… Yabancı görevli ayrıca Baybaşin’in hedef aldığı kişilerle (Emin Arslan ve İsmail Çalışkan) ilgili olarak medya, siyaset ve bürokrasi içinde ‘karalama’ kampanyası düzenlenebileceğini de aktarır.” Yazdığı, bu kısmın hemen devamında ise parantez içersinde, (*Bence, yukarıdaki bölüm yanlış yazılmış. Çünkü; siz ülkede kurgu Ergenekon Operasyonu yapan cemaat çetesini anlatırken, konuyu değiştirdiniz, ”Emin Arslan-Baybaşin arsındaki kaçakçılık ve dürüst polisi anlatmaya başladınız. Yani siz, topluma vermek istediğiniz ana mesajdan koptunuz, uzaklaştınız. Sanki Emin Arslan hatıra kitabını hazırlayan şirket CİO’su gibi bir misyona büründünüz. Bir cümleyle; ”Emin Arslan’a 3 milyon dolar vermek isteyen Baybaşin ile, Emin Arslan’ı görevden uzaklaştırmak isteyen cemaat, ortak bir noktada buluşmuşlardı” diyebilirsiniz. Ama sayın Arslan’ın aklanmaya, anlatılmaya ihtiyacı yok. Eğer bunlar yazılacaksa kitabıbızın adını, ‘EMİN ARSLAN’ın YAŞADIKLARI’ şeklinde koymanız gerekir, derim)” yazdığı görülmüştür.
Bu nota bakıldığında, söz konusu kitabın tamamen ERGENEKON soruşturmasının kamuoyundaki inanılırlığını ortadan kaldırmak ve cemaat tarafından yapılan bir operasyon şeklinde algı oluşturmasını sağlamak amacıyla hazırlandığını,
Diğer taraftan da söz konusu notun, Ahmet ŞIK’a bu kitap çalışmasını yaptıran ERGENEKON terör örgütü mensupları tarafından yazıldığını net olarak gösterdiği anlaşılmaktadır.
04-“ULUSAL MEDYA 2010” dokümanında “STRATEJİ” başlığı altında, “Kemalist ideolojiye karşı yürütülen savaşa destek veren medya organlarına yandaş medya damgası vurulmalıdır.”
“Yürütülen davaların insan haklarını ihlal temelinde, telafisi mümkün olmayan hukuki ve siyasi sonuçlar doğuracağı işlenmelidir.” yazdığı, bu stratejilere paralel olarak;
Kitap taslağının 241. Sayfasında; “Gürültü koparacağı düşünülse de ne ertesi gün, ne de sonrasında kimse bu “Sabri Uzun’dan mektup” başlıklı bu yazı ve içeriğinde anlatılanlar üzerine kalem oynatmadı. Haber yapmadı. Hükümete ve tüm hukuk ihlallerine ve yürütülüşündeki aksaklıklara rağmen Ergenekon soruşturmasına yandaş olanı ve olmayanıyla tüm medya sus pus olmuştu. Ya bu konuda konuşup yazmak istememişlerdi, ya da mektupta anlatılanların önemini kavrayamamışlardı. Uzun’a mektup yazdırtan yazısında, “Size söyleyeyim, ortada ‘ihbarcı bir subay’ falan yok… Sadece savcılarda değil, devletin en üst kademelerinde de bu belgeler uzun zamandır var. Ama birileri toplum mühendisliği yapıyor ve bunları bize yavaş yavaş sızdırıyor, gündemde diri tutuyor. Ve bence bu çalışmalar 1 kişinin ürünü falan da değil. Bütün bunları toplayan, hazırlayan ve yazan geniş bir ekip var…” diye yazan Altaylı bile basit bir gazetecilik refleksi göstererek, “Mektupta anlatılan iddiaları araştırın” diyememişti muhabirlerine.” şeklinde yazdığı görülmüştür.
05-“ULUSAL MEDYA 2010” dokümanında “STRATEJİ” başlığı altında, “Başlatılan yargı sürecinde karşı tarafın elde ettiği delillerin boşa çıkarılması, değersizleştirilmesi ve normalleştirilmesi adına savunma makamlarının geliştirmekte oldukları argümanlar kullanılmalıdır. Bu kapsamda tespit edilecek zayıf halkalar ve iddialar gündeme taşınmalı ve davanın geneliyle özdeşleştirilmelidir.
Güçlü tez ve delillerle karşı karşıya kalındığında, konunun ekseni değiştirilmeli, gri ve kara propaganda unsurları etkin bir şekilde kullanılmalıdır. Kitlesel hafıza süresinin kısalığı dikkate alınarak, ilk şokun atlatılması ve kitlelerde kalıcı kabullerin oluşmasına fırsat verilmemesi önem taşımaktadır.” yazdığı görülmüştür.
Kitap taslağının 197. Sayfasında; “Saçan’ın gönderdiği bu yazıya İstanbul Başsavcısı Aykut Cengiz Engin’den 26 Temmuz 2002’de gelen yanıtta ise Gülen cemaatine ilişkin proje çalışma grubunun takip ettiği olayla ilgili Ankara DGM Başsavcılığı’nın soruşturma yürüttüğü ve ilgili kolluk kuvveti olarak da Ankara İl Jandarma Komutanlığı’nın tayin edildiği belirtiliyor ve çalışma sonunda elde edilecek delillerin İstanbul KOM Şube Müdürlüğü’nün yürüttüğü tahkikatta elde edilecek bulgularla birleştirileceği anlatılıyordu. Saçan’ın aralarında askerler ve yargı mensupların bulunduğu bazı kamu görevlilerine ilişkin komplo kurulacağına ilişkin yazısına da, idia edilen faaliyetlerle ilgili tespitler yapıldığı takdirde bu belge ve delillerin de ön çalışma evrakına eklenerek ilgili savcı olan Bekir Raif Aldemir’e iletilmesi isteniyordu.” yazdığı, ancak devamında parantez içersinde,
(*Bugünki Ergenekon düzmece operasyonu gibi bir operasyonu, 2002 yılında A.S.SAÇAN yapmak istemiş, yine Sabri UZUN’u aşamadıkları için, Temmuz 2002’de UZUN’u görevden aldırmışlardı. Ergenekon Operasyonu’nu yapanlar da aynı planı uyguladılar. UZUN’a, Şubat-2006’da teklif ettikleri düzmece Ergenekon Oparasyonu’nu yaptıramadıkları için, önce Uzun hakkında düzmece ihbar mektubu yazdılar, sonra 8.922 liralık banka mevduatını 88 bin lira yazan Mülkiye Müfettişi Mehmet Ali ÖZKILIÇ’ın düzmece raporu, Adli ve İdari Makamlara, Sabri UZUN’un gerçek mevduat miktarını sunması ile “Kovuşturmaya Yer Olmadığı” kararı; ancak, UZUN’un görevden aldırılmasıyla, düzmece Ergenekon’un başlatılmasının önünün açılması; A.S.SAÇAN ile A.F.YILMAZER aynı karakterde kişilerdir.)” yazdığı görülmüştür.
Dolayısıyla parantez içersinde yazılı notlardan Ahmet ŞIK’a bu kitap çalışmasını yaptıran ERGENEKON terör örgütü mensuplarının, yine kitabın bu bölümünde müdahale ettiği ve Ergenekon operasyonlarının düzmece olduğu yönünde algı oluşturulması için ne şekilde ekleme yapılması gerektiğini ortaya koyduğu görülmüştür.
Kitap taslağının 203. Sayfasında; “Örneğin, yıllarca ÇYDD’nin başkanlığını yapmış ve ömrünü çağdaş bir Türkiye’nin önemine vurgu yaparak eğitime adamış olan Türkan Saylan’ın adını da Ergenekon kapsamında anılması ve hatta evinin basılarak aranması bizzat Ergenekon destekçisi çevrelerden de büyük eleştiri almıştı.” yazdığı görülmüştür.
Kitap taslağının 232. Sayfasında; “10- Çok mahrem mevzular her ortamda neye hizmet edeceği bilinmeksizin konuşulmakta, reklam konusu haline getirilmektedir. (YAŞ, MGK, Ergenekon, parti kapatılması, L. E., N. V., vb.) H.E.’nin davası için rüşvet verildiği, telefonların dinlenildiği, bir Yargıtay üyesinin evinin tefrişatının yapıldığı gibi konular Ömer Bey ve ekibi tarafından herkesle rahatlıkla paylaşılmaktadır. Planlama aşamasında olan operasyonlar önceden duyulmakta, Ergenekon dalgaları olmadan haber verilmektedir. Atabeyler ve Danıştay operasyonlarında, Y. Büyükanıt, İ. Başbuğ hadisesinde yaşanan sıkıntılar.” yazdığı görülmüştür.
Kitap taslağının 237. Sayfasında; “Zaman zaman bu bilgiler tahrif edilerek, ekleme ve çıkarmalar yapılarak kullanıldığı gibi çoğunlukla da her yerde bulunan gizli elemanları özellikle ordu içerisindeki faaliyet ve çalışmaları rapor etmektedir. Daha sonra bu haberleri belgelemek için delil bulmaya çalışılmakta, bulunan veya yaratılan belge, evrak veya materyaller aranan mahallere konarak, aramada ele geçti işlemi yapılmaktadır. Failleri bulunmuş birçok olay, başlatılan ve yeterli delil bulunamayan başta Ergenekon olmak üzere pek çok başka davalarla irtibatlandırılmaya çalışılmakta, hukuk ve mantık zorlanmaktadır.” yazdığı görülmüştür.
Kitap taslağının 240. Sayfasında; “ Gürültü koparamayan mektup” başlığı altında; “İlginç değil mi? Özetlemek ve tekrar vurgulamak gerekirse Uzun, dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın “AKP hükümetinden ricasıyla” görevden alınmasına da neden olan meşhur “Hırsız evin içindeyse kilit işe yaramaz” diye anılan bilgi notunu kendisinin yazmadığını söylüyordu.” yazdığı, ancak devamında parantez içersinde,
(*Yukarıdaki paragraf yanlış yazılmıştır. Sabri Uzun, 02.02.2006 günü, TBMM Şemdinli Olaylarını Araştırma Komisyonu’na verdiği ifadede,”Hırsız evin içindeyse, kapı kilit tutmaz” demiştir. Oysa sizin paragrafınızda, “Hırsız evin içindeyse kilit işe yaramaz diye anılan anılan bilgi notunu kendisinin yazmadığını söylüyordu” şeklindeki yazınız yanlıştır. Doğrusu şu: Sabri Uzun, 23.3.2006 günü Sabah Gazetesi’nde, Özay Şendir imzasıyla, “Sabri Uzun’un başını yakan bilgi notu” başlıklı haberde konu edilen bilgi notunu kendisinin hazırlamadığını, böyle birşeyden haberinin olmadığını, Ankara Temsilcisi Aslı Aydıntaşbaş’tan, habere konu bilgi notunun kopyasını aldığında, düzmece bilgi notundan o zaman haberdar olduğunu” anlatmıştır. Not:23.3.2006 tarihli Sabah Gazetesi’nin haberini okumalısınız.
Sonuçta, F.ALTAYLI’ya yazılan mektupla, Ergenekon düzenbazlığını yapanların, Sabri Uzun adına düzmece Bilgi Notu hazırlayıp, Sabah Gazetesi’nde yayınlatan hilekarların aynı kişiler olduğu anlatılmak istenmiştir.)” şeklinde notlar yazılı olduğu görülmüştür.
Dolayısıyla parantez içersinde yazılı notlardan Ahmet ŞIK’a bu kitap çalışmasını yaptıran ERGENEKON terör örgütü mensuplarının, yine kitabın bu bölümünde müdahale ettiği ve Ergenekon operasyonlarının düzmece olduğu yönünde algı oluşturulması için ne şekilde ekleme yapılması gerektiğini ortaya koyduğu görülmüştür.
Ayrıca kitap taslağına eklenmesi planlanan bölümde Ergenekon sanıklarının kullandığı “tertip” “düzmece” kelimesiyle uyumlu olarak “düzenbazlık” “düzmece” ve ”hilekarlık” kelimelerinin kullanıldığı, dolayısıyla savunma makamlarının argümanların kitap taslağında işlendiği görülmüştür.
Kitap taslağının 242. Sayfasında; “6 Temmuz 2010’da Islak İmza Davası olarak bilinen, Kurmay Albay Dursun Çiçek’in yazdığı öne sürülen İrticayla Mücadale Eylem Planı isimli belge ile ilgili yargılandığı davada söz alan sanıklardan Serdar Öztürk; Ergenekon soruşturmalarını yürüten ve sıklıkla cemaatçi olduğu öne sürülen Savcı Zekeriya Öz’ün CIA ile düzenli görüştüğü şeklinde bir iddia ortaya attı. Kanıtlanması ve ciddiye alınması güç bu iddiasının yanı sıra Öztürk, başka bir takım savlarda da bulundu ki, bunların kanıtlanması ise hiç de güç değildi.
Dayı kod adlı bir kişiyle görüştüğü iddiasını açıklayan Serdar Öztürk, iddianamede “dayı” olarak belirtilen kişinin Emniyet İstihbarat Dairesi Eski Başkanı Sabri Uzun olduğunu söyledi. Serdar Öztürk yıllar önce Sabri Uzun ile yardımcısı Recep Güven arasında geçen bir konuşmayı aktardı: “Sabri Uzun, Recep Güven’in kendisine yıllar önce Ergenekon belgelerini gösterdiğini söyledi. Sabri Uzun bu belgelerin saçma sapan şeyler olduğunu söylemiş. Recep Güven ısrar edince ‘Tamam getir. Ben bizzat Genelkurmay’a kendim götüreceğim’ diyor. Recep Güven ‘TSK kendi içini temizlemez’ diye yanıtlayınca küfür edip kovuyor.” yazdığı görülmüştür.
Kitap taslağının 287-288. Sayfasında; “Müfettiş değişti gerçek ortaya çıktı” başlığı altında; “Bu soruşturma ise, Müfettiş Özkılıç’ın “gayretli”(!) çalışmaları nedeniyle Devlet Denetleme Kurulu üyeliğine atanması ile farklı müfettişler görevlendirildi. Yapılan yeni soruşturmada ise, ilk müfettiş raporunun aksine İstanbul’da bulunduğu ihbarı yapılan Yasin Hayal ve ağabeyinin telefon sorgulamalarının bilgisayarda yapıldığı ancak silindiğini tespit etti.” yazdığı, ancak devamında parantez içersinde,
(*Devletin memuru olan İstanbul İstihbarat Şubesi polisi, bir şüpheli grubuyla ilgili çalışma yapıyor, bu çalışmasını devletin arşivi olan bilgisayarına kaydediyor; bu kayıtlar silinerek Müfettişlerden gizleniyor; başka bir Müfettiş, bu silinen kayıtları ortaya çıkartıyor!..
Gerçekleri ortaya çıkartamayan Mülkiye Müfettişi Mehmet Ali Özkılıç, bir üst göreve Devlet Denetleme Kurulu üyeliğine terfi ediyor; gerçekleri ortaya çıkartma becerisi gösteren Mülkiye Müfettişi Akif İkbal, halen İçişleri Bakanlığı’ndaki görevine devam ediyor; O, her nedense bir üst göreve terfi edemiyor.
Yoksa Akif İkbal, cemaatçi olmadığı için mi terfi ettirilmedi?
Sabri Uzun’un 8.900 lira olan banka mevduatı Mehmet Ali Özkılıç tarafından 88 bin lira gösterilerek (10 katı kadar), yanlışlık yapması, İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler’in, Dink Cinayeti öncesi yaptırdığı ve İstihbarat Şubesi’nin bilgisayarına kaydettirdiği çalışmalar, silinerek veya Müfettiş Özkılıç tarafından ortaya çıkartılmayarak, Güler’in görevden aldırılması, Ergenekon Operasyonu için Emniyet’te alt yapı hazırlandığı kuşkusunu yaratmakta.
Yoksa Ergenekon Davası, bir kurgu mu; bir düzmece mi?
Üstelik, İstihbaratçı Sabri Uzun hakkında yapılan soruşturmaya da Mehmet Ali Özkılıç görevlendirilmiş, istihbaratçı Ahmet İlhan Güler hakkında yapılan soruşturmaya da Mehmet Ali Özkılıç görevlendirilmiş. Bu bir tesadüf mü; yoksa Mehmet Ali Özkılıç, Emniyet’teki cemaat yapılanmasının oluşturulması için seçilmiş bir tetikçi mi sorusu akla gelmektedir!..Özkılıç’ı tenzih ederim ama, bu kadar tesadüfün ve yapılan yanlışların üst üste gelmesi de, hayıra işaret değil!..
Bu bulgular sonucunda, Silivri’de yürütülmekte olan ERGENEKON DAVASI’NIN SONUCUNUN DA, KURGULU, KUŞKULU VE DÜZMECE bir kararla neticelenmesi veya sürüncemede kalması, Türk Milleti’ni çok üzecektir. Şeklinde bir eklentiyi düşününüz) “ şeklinde notların yazılı olduğu görülmüştür.
Dolayısıyla parantez içersinde yazılı notlardan Ahmet ŞIK’a bu kitap çalışmasını yaptıran ERGENEKON terör örgütü mensuplarının, yine kitabın bu bölümünde müdahale ettiği ve Ergenekon operasyonlarının düzmece olduğu yönünde algı oluşturulması için ne şekilde ekleme yapılması gerektiğini ortaya koyduğu görülmüştür.
Ayrıca yapılan bu ekleme ile, davayı yürüten kurumlara yönelik kamuoyu desteğini kırmak, gerek kurumsal gerekse bireysel düzeyde yıpratılmaları ve güvenilirliklerinin zedelemek amacıyla algı oluşturmaya çalışıldığı, bir yandan da davaya olan güveni zedelemek amacıyla kara propoganda unsurları kullanılarak “Ergenekon Davası, bir kurgu mu; bir düzmece mi?” gibi ifadelerle kamuoyunun aleyhe yönlendirilmeye çalışıldığı anlaşılmıştır.
06-“ULUSAL MEDYA 2010” dokümanında “STRATEJİ” başlığı altında, “Davayı yürüten kurumlara yönelik kamuoyu desteğini kırmak için, gerek kurumsal gerekse bireysel düzeyde yıpratılmaları ve güvenilirliklerinin zedelenmesi gerekmektedir. Haklarında geniş ve detaylı araştırma yapılarak soruşturma açılması sağlanmalı ve üzerlerinde baskı oluşturulmalıdır.“ yazdığı görülmüştür.
Kitap taslağının 4. Sayfasında; “Ucundan kıyısından da olsa bir şekilde Ergenekon’la doğrudan ya da dolaylı ilintisi olan çevrelerde ve giderek neredeyse toplumun tam katmanlarında soruşturmaların başladığı 2007 yılı ortalarından itibaren, eskiden bu yana konuşulan Emniyet içindeki Fethullahçı örgütlenme daha sık dillendirir oldu. Kimisi Ergenekon soruşturmalarının ilk etapta zanlısı sonradan da sanığı olarak lanse edilenlerin toplumsal ya da siyasi kimlikleri nedeniyle, kimisi de sadece iktidarda olan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) karşıtı “köktenlaik” ya da şu sıraların moda deyimle “endişeli modern” oldukları için yürütülen operasyonları eleştirdi. Zaten tüm bu süreç boyunca operasyonun kolluk kuvveti olan polislere ve soruşturmayı yürüten başta Zekeriya Öz olmak üzere tüm savcılara hep aynı eleştiri yöneltildi: Fethullahçılık.” yazdığı görülmüştür.
Kitap taslağının 5. Sayfasında; “O zaman başta polis teşkilatında olmak üzere bürokrasinin her kademesinde ve henüz çok yaygın olmasa da TSK içinde de örgütlendiği bilinen bu cemaatin gerçekten sivil olduğunu söyleyebilir miyiz? Ya da devleti kendi inançları doğrultusunda yönetmeyi arzu etmediğine, böyle bir niyeti olmadığına inanabilir miyiz? Hele ki ülkenin en önemli hesaplaşmalarından birine sahne olan Ergenekon soruşturmaları ve davalarının üzerindeki en büyük gölgenin, polis ve yargıdaki örgütlenmesi nedeniyle Gülen cemaati olduğunu kimse inkar edemezken. Ve işte tam da bu nedenle ideolojik hesapları olanların da varolduğunu gerçeğini gözardı etmeyerek, yaratılan bu korku ikliminden beslenenlerin, bel bağladığı tek umut kapısının darbe yapacak bir ordu olmasının bize anımsattığı tek şey, “İki ucu pis değnek” sözü oluyor.” yazdığı görülmüştür.
Kitap taslağının 49. Sayfasında; “Polis Okulları, Personel, İstihbarat, KOM Daireleri ile bu birimlere bağlı şube müdürlükleriydi. 25 yıldan uzun bir zaman önce başlayan çalışma 2000’li yıllarda meyvelerini vermiş ve polis teşkilatı adeta cemaatin silahlı birimi haline getirilmişti. Emniyet içinde örgütlenmenin en önemli amaçlarından birisinin, dini akımlardan hazzetmeyen TSK’nin karşısında durabilecek silahlı bir gücün olması olduğuna yönelik bu tezimiz aynı zamanda, kitaba “İmamın Ordusu” adını koymamıza da ilham kaynağı oldu. Adli soruşturmaların kolluk gücünü oluşturan polis teşkilatında örgütlenme cemaate dokunulmazlık ve güven sağlayacak silahlı bir resmi güç aynı zamanda devlet kaynaklarından son derecede önemli ve kesintisiz istihbarat akışının da kaynağı olacaktı. Çünkü Fethullahçıların örgütlenmesinin önünü açan ya da sağlamlaştıran en önemli olgu kuşkusuz ki bilgiye sahip olmaktı. Bunun için en çok önem verilen kurumların başında da polis teşkilatı geliyordu. Cemaat için emniyet başta olmak üzere diğer önemli örgütlenme alanlarından biri olan yargı ve Türkiye’nin idari yapısının belirlendiği mülkiye kadrolaşması da gücün pekiştirilmesini sağlayarak devlet olmanın önünü açacaktı.” yazdığı görülmüştür.
Kitap taslağının 54. Sayfasında; “Hanefi Avcı’nın büyük gürültü koparan kitabında cemaatçilerin polis içinde ilk örgütlenmeye başladığı yıllardan itibaren ilk ele geçirmek istedikleri birimler olan İstihbarat Daire ve KOM Başkanlığı’nın neden bu kadar önemli olduğu da şöyle anlatılıyordu: “Ülke genelinde istedikleri gibi bilgi toplamak, istedikleri kişilerin faaliyetlerini izleyip öğrenmek gayesinde olanların yaptığı ilk şey Emniyet İstihbarat Dairesini ele geçirmektir. Orada hâkim konumda olmaları gerekir. Bunu MİT üzerinde etkinlik kurarak da yapabilirler ama o kurum daha ilerisine müsaade etmez. Eğer sadece bilgi toplamak yerine haklarında bilgi toplandıkları kurum ve kişiler hakkında adli işlemlerde bulunmak da isteniyorsa Emniyet Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadale (KOM) Dairesinde etkin olunması şarttır. Sadece merkezi yapıları değil, operasyonların en çok yönetileceği başta İstanbul, Ankara olmak üzere bazı önemli illerdeki bu dairelerin uzantısı şubelerin de ele geçirilmesi gerekir. Eğer sadece bilgi toplamak ve bunlarla ilgili adli işlem yapmakla da yetinmeyip her memur, asker ve özel kanunlarla korunan kişiler hakkında da işlem yapmak isteniyorsa, o zaman özel yetkili mahkemelerin savcıları ve hâkimleri üzerinde de etkin olunması gerekir. Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı sahip olduğu geniş teknik imkânları ile herkes hakkında her türlü bilgiyi toplayabilir, kim kimlerle görüşüyor öğrenilebilir, eline telefon alan herkesin irtibatları ve ilişkileri belirlenebilir. Hiç kimse onlardan ilişkisini gizleyemez.” yazdığı görülmüştür.
Kitap taslağının 55. Sayfasında; “İşte Türkiye’de son yıllarda, böyle bir planın uygulandığını görüyoruz. MİT’e hâkim olsanız, sadece bilgi toplarsınız, belki bunları saptırarak kullanabilirsiniz ama daha ilerisini yapamazsınız. Aksiyonel bir eylem gerçekleştirme arzusundaysanız, MİT size yetmez. Bu doğrultuda önce KOM Daire Başkanlığı, sonra İstihbarat Dairesi Başkanlığı, ardından da İstanbul ve Ankara İstihbarat Şubesi ve bunlarla paralel olarak özel yetkili mahkemelerin savcı ve hâkimlerinin de belli oranda belirli eğilimlerde olan kişilerden oluşturulduğunu bugün net olarak görmek mümkün.” yazdığı görülmüştür.
Kitap taslağının 59-120. Sayfaları arasında; Emniyet Raporlarından, gazetelerden ve başka yazarların kitaplarından alıntılar yapılarak Emniyet Teşkilatı içerisinde Fethullah GÜLEN Grubunun örgütlendiğine dair iddialara yer verildiği görülmüştür.
Kitap taslağının 263. Sayfasında; “Teker teker görevlerinden oldular” başlığı altında parantez içersinde, “(*Bu bölümün çok kısaltılarak, aşağdaki gibi düzeltilmesine taraftarım:
Hanefi AVCI, Mayıs-2005’te görevden alınmıştı. Çok ilginçtir, 19 Ekim 2005 günü Anayasa Mahkemsi’ne Emin Arslan, Sabri Uzun ve İsmail Çalışkan aleyhlerine yazılan sahte isimli ihbar mektubu, 26 Ekim 2005 günü İçişleri Bakanlığı’na ulaşmıştı. Emin Arslan 01.Kaım 2005 günü görevden alındı. Sonra, idari yargı kararıyla tekrar görevine dönmüştü. Sabri Uzun,22 Mart 2006 günü görevden alındı, İsmail Çalışkan’da, 2008’de Güvenlik Daire Başkanlığı görevinden alınarak, Yurtdışına gönderildi.
Anlaşılan o ki, Ergenekon Operasyonu sanıklarıyla ilgili ihbar mektupları, e-mailler, telefon ihbarları yapılmadan önce, Emniyet Genel Müdürlüğü KOM’dan sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Emin Arslan, KOM Daire Başkanı Hanefi AVCI, İstihbarat Dairesi Başkanı Sabri UZUN ve Güvenlik Dairesi Başkanı İsmail Çalışkan’ın görevlerinden alınmaları için “ihbar mektubu entrikası” başlatılmıştı. Ergenekon Operasyonu öncesinde, bu operasyonun yapılmasına elverişli Emniyet Teşkilatı düzenlemesi yapılmıştı.” şeklinde notlar yazılı olduğu görülmüştür.
Dolayısıyla parantez içersinde yazılı bu notlardan Ahmet ŞIK’a bu kitap çalışmasını yaptıran ERGENEKON terör örgütü mensuplarının, yine kitabın bu bölümünde müdahale ettiği ve “Ulusal Medya 2010” isimli örgüt dokümanının strateji başlığı altındaki belirtilen “Operasyonların siyasi olduğu ve rövanşist düşüncelerle yapıldığı” algısını oluşturmak amacıyla ve “Davayı yürüten kurumlara yönelik kamuoyu desteğini kırmak için, yıpratmak ve güvenilirliklerinin zedelenmesi” maksadıyla “Operasyonu öncesinde, bu operasyonun yapılmasına elverişli Emniyet Teşkilatı düzenlemesi yapılmıştı.” şeklinde cümleler kullandığı ve bu iddiayı desteklemek amacıyla çeşitli ihbar mektuplarının referans gösterildiği,
Sonuç olarak kitaba yapılan hemen hemen tüm eklemelerin Ahmet ŞIK’a bu kitap çalışmasını yaptıran diğer örgüt mensuplarınca yapıldığı ve kitabın tamamen ERGENEKON davası sürecini etkilemek ve yönlendirmek amacıyla kaleme alındığı anlaşılmıştır.

KİTAP TASLAĞININ ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜNÜN TALİMATLARI İLE HAZIRLANDIĞINI ORTAYA KOYAN TESPİTLER
ODATV’den ele geçirilen “000KITAP” isimli word dosyasındaki “İMAMIN ORDUSU” başlıklı kitap taslak çalışmasının çeşitli sayfalarında ve son iki sayfasında, kırmızı renkte ve büyük harflerle yazılmış notlar olduğu, bu notlarda ise kitap taslağının ilgili bölümüne yapılması gereken ekleme ve çıkarmaların belirtildiği anlaşılmıştır.
Ahmet ŞIK’a ait bilgisayarda bulunan “Ahmet Kitap” isimli word dosyasında bulunan “İMAMIN ORDUSU” başlıklı kitap taslağında; ODATV’de ele geçirilen taslakta bulunan kırmızı renkte ve büyük harflerle yazılmış notların birçoğunun aynen bulunduğu, ancak bu notlardan bir kısmının bulunmadığı ve silindiği görülmüştür. Silinen notların bulunduğu kısımlar incelendiğinde, notta bulunan hususların ilgili kısma eklendiği yada çıkartıldığı ve bu nedenle söz konusu notun silindiği anlaşılmıştır.
Ahmet ŞIK’a ait bilgisayarda bulunan kitap taslak çalışmasında, kırmızı renkle ve büyük harflerle yazılmış bu notların yanı sıra ayrıca parantez içersinde ve (*) işareti belirtilerek yazılmış çeşitli notlar olduğu görülmüştür. Ancak bu notların ODATV’de ele geçirilen taslak çalışması içersinde bulunmadığı anlaşılmıştır.
ODATV’den ele geçirilen taslak çalışmasının 189 sayfa, Ahmet ŞIK’tan ele geçirilen taslak çalışmasının 301 sayfa olması göz önünde bulundurularak tüm bu notlar incelendiğinde,
Söz konusu kitap çalışması ile ilgili ilk ham bilgilerin ODATV’ye gönderildiği, burada Soner YALÇIN ve diğer Ergenekon terör örgütü mensuplarının yaptığı inceleme sonucu, ULUSAL MEDYA 2010 dokümanında belirtilen stratejiler doğrultusunda kitaba yapılması gereken ekleme ve çıkarmaların belirlendiği, sonrasında Ahmet ŞIK başta olmak üzere birçok kişinin taslak üzerinde belirtilen talimatlar doğrultusunda gerekli çalışmaları yaparak taslağa eklediği, bu çalışmalar devam ederken kitap taslağının Ergenekon terör örgütü mensuplarınca yeniden incelendiği ve kitaba yapılacak ekleme ve çıkarmalarla ilgili yeni değerlendirmeler yapılarak kitaba parantez içersinde ve (*) işareti ile belirtilerek not olarak yazıldığı anlaşılmıştır.
Bu tespitlerin daha iyi ifade edilebilmesi için söz konusu kitap taslak çalışmaları içersinde bulunan notlarla ilgili açıklamalar;
• HEM ODATV DE ELE GEÇİRİLEN KİTAP TASLAĞINDA, HEM DE AHMET ŞIK’TAN ELE GEÇİRİLEN KİTAP TASLAĞINDA BİREBİR AYNEN BULUNAN NOTLAR

• ODATV DE ELE GEÇİRİLEN KİTAP TASLAĞINDA BULUNAN, FAKAT AHMET ŞIK’TAN ELE GEÇİRİLEN KİTAP TASLAĞINDA BULUNMAYAN VE GEREĞİ YAPILDIĞI ANLAŞILAN NOTLAR

• ODATV DE ELE GEÇİRİLEN KİTAP TASLAĞINDA BULUNMAYIP, SADECE AHMET ŞIK’TAN ELE GEÇİRİLEN “KİTAP TASLAĞINDA BULUNAN NOTLAR
Şeklinde üç ayrı başlık altında anlatılacaktır. Ahmet ŞIK’a ait bilgisayarda söz konusu kitap çalışması ile ilgili üç ayrı taslak çalışması bulunduğundan aşağıda belirtilen çalışmalar “Ahmet Kitap” isimli word dosyasındaki taslak çalışması ele alınarak yapılmıştır.

HEM ODATV DE ELE GEÇİRİLEN KİTAP TASLAĞINDA, HEM DE AHMET ŞIK’TAN ELE GEÇİRİLEN KİTAP TASLAĞINDA BİREBİR AYNEN BULUNAN NOTLAR
Bu kısımda belirtilen notlar hem ODATV’den ele geçirilen kitap taslak çalışması içersinde, hem de Ahmet ŞIK’tan ele geçirilen kitap taslak çalışması içersinde bire bir aynen bulunmuştur. Ancak burada belirtilen sayfa numaraları Ahmet ŞIK’tan ele geçirilen “Ahmet Kitap” isimli word dosyasındaki sayfa numaraları olacaktır.
Kitap taslağının 1-2. Sayfasında;
“NOTLAR:” başlığı altında;
“BURADAN İTİBAREN EMİN ARSLAN OLAYI ARDINDAN MUSTAFA GÜLCÜ VE CELAL UZUNKAYA İLE FARUK ÜNSEL ANLATILACAK. ANKARA EMNİYET MÜDÜRÜ ORHAN ÖZDEMİR VE ÖZEL KALEM MÜDÜRÜ EMNİYET AMİRİ ÖMER ZEREN’İN OLAYININ NE OLDUĞUNA GÖRE BURAYA DAHİL EDEBİLİRİZ YA DA İLGİSİ YOKTUR.
EN SONDA DA HANEFİ AVCI’YI ANLATIP, CEZAEVİNE GÖNDERDİĞİMİZ SORULARIMIZA AYRINITLI AYNITLAR İSTEYECEĞİZ. KİTABIN SONU İSE DEVRİMCİ KARARGAH DENEN ÖRGÜTÜN NE MENEM BİR ŞEY OLDUĞUNU VE KUŞKULARI DİLE GETİRECEK. MÜMKÜNSE ÖRGÜTÜ YÖNETTİĞİ İDDİA EDİLEN YURTDIŞINDAKİ SERDAR KAYA İLE MAİL YOLUYLA RÖPORTAJ YAPILIP KUŞKULARIMIZLA İLGİL SORULAR SORACAĞIZ.
KİTABIN İLGİLİ BÖLÜMÜNE NURETTİN VEREN OLAYINI DA EKLERSEK FENA OLMAZ UNUTMA!!!!
TURGUT ÖZAL ZAMANINDA BAZI YASAL DEĞİŞİKLİKLER YAPILMIŞTI. EMNİYETTE BİR TAKIM YAPISAL DEĞİŞİKLİKLERE GİDİLEN BU YASALAR VE DÜZENLEMELERLE İLGİLİ AMAÇ ASKERE KARŞI DAHNA GÜÇLÜ DURACAK SİLAHLI BİR GÜÇ OLAN POLİS TEŞKİLATI YARATMAKTI. SONRA 1995-96 ÇİLLER ZAMANINDA BU DÜZENLEMELER GENİŞLETİLMEK İSTENDİ. HATTA AĞIR SİLAHLAR ALINACAKTI EMNİYETE AMA ORDU KARYI ÇIKTI, HÜKÜMETİ HİZAYA GETİRDİ!!! BU ÇERÇEVEDE AKP ZAMANINDA BU VE BENZERİ MİNVALDE YAPILMIŞ YASAL DÜZENLEME OLMUŞ MU BAKALIM.
YİNE ÖZAL ZAMANINDA AKSU’NUN İÇİŞLERİ BAKANI OLDUĞU DÖNEMDEKİ DEĞİŞİKLİKLERE DE YENİDEN GÖZATALIM. POLİS YÜKSEKÖĞRETİM KANUNUNDAKİ DEĞİŞİKLİK ÖNEMLİ VE DEVLET BURSUYLA YURTDIŞINA GİDENLERİN HEPSİNİN FETLULAHÇI YA DA TARİKATÇI OLDUĞU İDDİASI DA ÖNEMSİZ DEĞİL.
CEMAATÇİLER EN ÇOK İSTİHBARAT ALANINDA ÖRGÜTLENDİLER. İDB EN ÖNEMLİ MEVKİYDİ. BUNUN MEYVELERİNİ DE ERGENEKON SÜRECİNDE TOPLADILAR. BUNU KONUYALIM SABRİ BEYLE. YORUMUNU ALALIM. HATTA BURUYA KADARVE BUNDAN SONRA YAZACAĞIMIZ TÜM NOTLAR VE SORULARIMIZLA İLGİLİ YARDIM İSTEYELİM.
HAKKINDA CEMAAT SORUŞTURMASI YAPILDIKLARIN BİLDİĞİMİZ EMNİYETÇİLER ŞİMDİ HANGİ MEVKİDELER?
TERFİ ETTİKLERİNİ SÖYLÜYORSAK BUNU ANLATMALIYIZ. ADI CEMAATÇİ DİYE SORUŞTURMA DOSYASINA GİRENLERİN TERFİLERİNİ YAZMAK ELİMİZİ GÜÇLENDİRİR. AYNI ZAMANDA CEMAATİN KARŞISINDA DURANLARIN BAŞINA NE GELDİĞİNİ YAZ. BİLDİĞİMİZ BİR KAÇ İSMİN DIŞINDA BİLMEDİKLERİMİZ VARSA ÖĞREN.” yazdığı görülmüştür.
Bu notların aynısı ODATV’de ele geçirilen kitap taslağının son iki sayfasında da olduğu görülmüştür. Dolayısıyla kitaba yapılması gereken bu eklemelerin ODATV’deki kişilerce yada ERGENEKON terör örgütünün yöneticileri tarafından belirlendiği ve gerekli eklemenin yapılması için talimat şeklinde not olarak yazıldığı anlaşılmıştır.
Ahmet ŞIK’tan ele geçirilen taslak çalışmasında ise bu kısımda yazan notlarla ilgili gerekli çalışmaların ve eklemelerin yapıldığı anlaşılmıştır.
Kitap taslağının 51. Sayfasında; “İslamın geleceği adına örgütlenin” başlığı altında; “(BURADA DGM İDDİANAMESİNDEKİ KASET ÇÖZÜMLERİNİ AYRINTISIYLA GİREBİLİRİZ. BAKACAĞIZ)” yazdığı görülmüştür.
Kitap taslağının 56. Sayfasında; “Polis Akademileri Fethulahçı örgütlenme merkezi” başlığı altında; “(BURADA ANLATILANLARI DOĞRULATALIM, YASANIN TARİHİNE GEÇMİŞİNE BİR GÖZ ATALIM EMİN OLALIM)” yazdığı görülmüştür.
Kitap taslağının 90. Sayfasında; “Sicili Fethullahçı, görevi Daire Başkanı” başlığı altında; “Yıllar sonra (NE ZAMAN TARİHİNİ ÖĞREN) İstihbarat Dairesi Başkanlığı için yine Mustafa Gülcü’nün adı geçse de Fethullahçılar bunu engellemek için varını yoğunu ortaya koydu.” yazdığı görülmüştür.
Kitap taslağının 91. Sayfasında;”Bütün politikacıların icazet aldığı cemaat lideri” başlığı altında; “Gülen hakkında 1992’de polisin hazırladığı rapor, DYP’nin iktidar ortaklığı döneminde EGM’ne getirilen Mehmet Ağar tarafından hükümsüz sayılarak işleme konmamıştı. (BU RAPORU BULABİLİR MİYİZ ACABA)” yazdığı görülmüştür.
Kitap taslağının 97. Sayfasında; “Susurluk protestoları 28 Şubat darbesine evrildi” başlığı altında; “Bu kitapçığın yayımlanmasından kısa süre sonra (TARİHLERİ KONTROL EDELİM) 3 Kasım 1996’da Susurluk’taki meşhur kazayla devlet-siyaset-mafya üçgeni, derin devlet diye adı da konularak içindeki bir çok kirli çamaşırla birlikte ortalığa saçılmıştı.” yazdığı görülmüştür.
Kitap taslağının 115-116. Sayfasında; “Ankara Emniyetinde illigal dinleme merkezi” başlığı altında; “Saral, il emniyet müdür olduktan sonra kendisi gibi Trabzon Oflu olan Osman Ak’ı da, Artvin’den getirtti Üçüncü sınıf emniyet müdürü olan Osman Ak, sadece 2. sınıf emniyet müdürlerinin atanabildiği İstihbarattan Sorumlu Ankara Emniyet Müdür Yardımcısı Vekilliğine İçişleri Bakanı (SAADETİN TANTAN MIYDI ACABA?) oluruyla getirilmişti.” yazdığı görülmüştür.
Kitap taslağının 123. Sayfasında; “Işık Tarikatı’nın teşkilatımız bünyesindeki faaliyetlerini sadece ilgi (d) sayılı yazı hakkında tahkikat istenen 62 kişinin (BU KİŞİLERLE İLGİLİ SORUŞTURMA EVRAKINI BULALIM) yürütmediği listenin içerisinde tarikatla ilgisi bulunmayan şahısların da olduğu, bu nedenle yapılacak olan tahkikatın sağlıklı yapılması için mümkün olduğu kadar güvenilir ve kısıtlı personelin görevlendirilmesi ile zaman tehditli olmaması gerektiği değerlendirilmektedir.” yazdığı görülmüştür.
Kitap taslağının 127. Sayfasında; “Cemaat karşıtları bile listeleri eleştirdi” başlığı altında; “Saral’ların yaptığı çalışma ve Fethullahçı oldukları öne sürülen isim listeleri o dönemin “İrtica Avcıları” gibi çalışan Çevik Bir’in kurdurttuğu (KONTROL ET) Batı Çalışma Grubu’na gönderilmişti.” yazdığı görülmüştür.
Yine metnin devamında; “Ortalığa saçılan ve Saral ekibinin denilen raporların yanı sıra, bu çalışmada isimleri belirlenen Emniyet personelinin listeleri de sürekli basında yer alıyordu. Bir gün 80 ertesi 120 kişinin adı yer alan listelerdeki Emniyet personelinin sayısı 528’e kadar çıkmıştı. (BU LİSTELER BULUNACAK. İŞİN DOĞRUSU ÖĞRENİLİP ANLATILACAK)” yazdığı görülmüştür.
Kitap taslağının 175-176 Sayfasında; “Fethullahçı polislerle igili rapor enflasyonu” başlığı altında; “Aslında Saral ekibinin yürüttüğü çalışmaların raporlaştırılmadığını ve soruşturmanın halen sürdüğünü EGM’nin, 24 Aralık 2001’de bir yazıyla kendilerinden raporu talep eden Fethullah Gülen’in davasına bakan Ankara 2 Nolu DGM Savcılığı’na verdiği yanıtı anlattığımız geçtiğimiz bölümlerde değinmiştik. Yani ortada bitmiş bir çalışma yoktu ama o dönemde, “Saral ekibinin hazırladığı raporlar” denilerek birçok belge gazetecilere sızdırılıyordu. Ortalıkta doğru olup olmadığı bilinmeyen birden çok rapor dolaşmaya başladı. İlgniçtir hepsi de haberleştirildi. Bunlardan biri de Star Gazetesinde, “Müfettişlerin ‘Fethullah Raporu’nu Açıklıyoruz” denilerek iki gün üst üste Saygı Öztürk imzasıyla yayımlandı. (BU KONUYU ÖĞREN HANGİ RAPOR DOĞGRU HANGİSİ DEĞİL SARALLARLA İLGİSİ VAR MI? KİM NEYİ NE KADAR DOĞRU YAZDI)” yazdığı görülmüştür.
Kitap taslağının 177-178 Sayfasında; “Fethullahçı emniyetçiler jet hızıyla yükseldi” başlığı altında; “Haklarında bu tür tespitler yapılan kişilerin görevden alınmaları yönünde müfettiş raporları düzenlenmesine karyın kızak görevlere çekilmek yerine daha da etkili görevlere getirildiği ve geçmişlerine de birer “sünger çekilduğu” de ifade edilen habere göre rapor şöyle devam ediyordu: “…Daire Başkanı (KİM ÖĞREN. BU ARADA BU RAPORU DA BULALIM EĞER DOĞRUYSA) hakkında ileri sürülen ‘tarikat yanlısı olduğu’ yolundaki iddianın, tahlil bölümünde açıklanan nedenlerle doğru olduğu kanaati hâsıl olmuştur.” yazdığı görülmüştür.
Kitap taslağının 214. Sayfasında; “Fethullahçı oldukları öne sürülen üst düzey polisler” başlığı altında; “Ancak haberin yayımlanmasından sonra karışık bir hukuki süreç ortaya çıktı. Hem konuyla ilgili haberi yazan Saygı Öztürk’e, haberde anlatıldığı gibi listeyi hazırladıkları öne sürülen Emniyet müdürleri hakkında soruşturma ve davalar açıldı. Hem listeyi hazırladığı öne sürülenler hem de listelerde adı bulunanlar açmıştı davaları. (BU DAVALARIN SONUCUNU ÖĞRENNNNNN” yazdığı görülmüştür.
Kitap taslağının 237-238-239. Sayfasında; “Sabri Uzun’dan mektup” başlığı altında; “Peki Uzun, mektubunda ne anlatıyordu? Onu da yine Altaylı’nın köşesinden aktaralım:
Ergenekon’la ilk tanışma 2001’de
“Sayın Altaylı, Önce kendimi tanıtayım: Sabri Uzun, EGM Merkez Emniyet Müdürü’yüm. 22 ve 23Mart 2006 tarihli ‘İlk kelle verildi’ başlıklı yazınıza konu olan ‘kelle’ benim. Sayın Altaylı, 17 ve 18 Kasım 2009 tarihli yazılarınızda,(http://www.haberturk.org/yazarlar/223127-bence-ihbarci-subay-falan-yok)
‘Bence bu çalışmalar 1 kişinin ürünü falan değil’,
‘Bütün bunları toplayan ve yazan geniş bir ekip var’,
‘Bence ihbarcı subay falan yok’ cümlelerini içeren yazılarınızdaki anafikirlere katılıyorum.
Bir oluşum var(!), bu oluşum, son günlerde ‘subay’ kimliğine bürünerek, Ergenekon Soruşturması’yla ilgili habire mektuplar yazıyor…
Her nedense kendisi ortaya çıkmıyor… Çok da vatanperver görünüyor… Tüm
Türkiye’yi peşinden koşturuyor!..
Sayın Altaylı, Türkiye’nin ‘Ergenekon’ adını taktığı şeyle (asla terör örgütü demedim, demiyorum, diyemeyeceğim), 14 Haziran 2001 günü tanıştım. 2006 yılı Ocak veya Şubat ayında tekrar karşıma çıktı. (SERDAR SAÇANIN İSTANBULDA YÜRÜTMEK İSTEDİĞİ ERGENEKON SORUŞTURMASININ ENGELLENMESİNİ ANIMSATABİLİRİZ. SABRİ BEYE KENDİSİNE DE AYNI TARİHLERDE LİSTE İLETİLDİĞİ İÇİN YORUMUNU SORALIM)” yazdığı görülmüştür.
Kitap taslağının 243-244 Sayfasında; “5 yıl sonra yine karşısına çıktı” başlığı altında; “9 Kasım 2005’te, Şemdinli’de yaşanan ve ayrıntılarını ilerleyen bölümlerde olayların ardından Sabri Uzun yazdığı önesürülen bir bilgi notu ve TBMM Araştırma Komisyonu’na verdiği ifadeler nedeniyle askerlerin hedefindedir. Hem Genelkurmay’dan, hem de hükümetten sernt eleştiriler almıştır. O günlerde, 2006 Şubat ayında (TAM TARİHİNİ ÖĞRENMEYE ÇALIŞ) yine aynı müdür, Recep Güven, aynı zanlı listesini içeren şemayla ve İstanbul İstihbarat Şubesi’nin aynı talebiyle gelir Uzun’un yanına.” yazdığı görülmüştür.
Kitap taslağının 274-275. Sayfasında; “Cemaatçileri şarka gönderdi diye” başlığı altında; “Başkanlığında yıllarca çalışan bu kişilerin hiç şark illerine gitmemiş olması dışarıdan garip gözüküyordu ve teşkilatta hak ve adaleti gözetmek adına Sabri ağabey bu tayini yapmıştı. Fakat birileri bu işten son derece rahatsız olmuştu. Nasıl olur da bu kişiler başka illere tayin edilirdi? Bu kişiler onlara lazımdı, belki de onlar cemaatin önemli elamanlarıydı. îşte tüm yapılanların arka planında aslında bu mesele vardı, ama sanıyorum askerler fırsat olarak çıkmış ve kullanılmıştı. (BURADA UZUN’UN, BÜYÜKANITA AÇTIĞI DAVAYI GİRELİM. BİRDE BÜYÜKANIT’IN EMİR SUBAYI OLAN GÜRSEL ALBAYIN CEMAATÇİ OLMA MESELESİNİ SABRİ BEYE SORALIM)” yazdığı görülmüştür.
Kitap taslağının 275. Sayfasında; “Uzun’u haklı çıkaran öngörüsü” başlığı altında; “Türkbank soruşturmasıyla ilgili asılsız bir suçlama nedeniyle hakkında yürütülen soruşturmada aklanmasından sonra Uzun, birilerinin kendisine yönelik bir komplo hazırlamaya çalıştığından kuşkuya düşer. Uzun, benzer komplo ve suçlamaların devam edeceği öngörüsüyle Emniyet Personel Daire Başkanlığı’na bir dilekçe yazar. (MEKTUBU İSTE, TARİHİNİ ÖĞREN)” yazdığı görülmüştür.

ODATV DE ELE GEÇİRİLEN KİTAP TASLAĞINDA BULUNAN, FAKAT AHMET ŞIK’TAN ELE GEÇİRİLEN KİTAP TASLAĞINDA BULUNMAYAN VE GEREĞİ YAPILDIĞI ANLAŞILAN NOTLAR
Bu kısımda ODATV’den ele geçirilen kitap taslak çalışması içersinde bulunan, ancak Ahmet ŞIK’tan ele geçirilen kitap taslak çalışması içersinde bulunmayan ve gereği yapıldığı için silindiği anlaşılan notlar anlatılacaktır. Bu nedenle ilk olarak ODATV’deki taslak çalışması içersindeki sayfa numarası belirtilerek ilgili not belirtilecek sonrasında ise Ahmet ŞIK’tan ele geçirilen taslak çalışması içersindeki sayfa numarası ve notun gereğinin yapıldığını gösteren ilgili kısım belirtilecektir.
ODATV’den Ele geçirilen Kitap taslağının 52. Sayfasında; “Kendilerini kapsamayan Sicil Affı’ndan faydalandırıldılar” başlığı altında; “(BU YORUM AVUKATLARA SORALIM. ÖNEMSİZ DEĞİL. MÜFETTİŞLER ÖYLE DEMİŞ AMA ACABA HUKUK ÖYLE Mİ DİYOR?)” yazdığı görülmüştür. Bu not doğrultusunda Ahmet ŞIK’tan ele geçirilen “Ahmet Kitap” isimli kitap taslağına aşağıdaki eklemelerin yapıldığı ve notun silindiği görülmüştür.
Ahmet ŞIK’tan Ele geçirilen Kitap taslağının 84-85. Sayfasında; “Bu konuyla ilgili görüş aldığımız üst düzey bir emniyet müdürü bu “hatayı” vurgulamakla beraber konunun başka bir yanına vurgu yapmanın daha doğru olacağını söylüyordu: “Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nde cemaat üyesi olmak diye bir suç tanımı yoktur. Cemaat üyesi hangi şartlarda olunur, ne yapılırsa suç olur, ne yapılmalıdır belli değildir. O yüzden açılan soruşturmalarda hiç bir müfettiş, hiç bir makam bu disiplin tüzüğüne bakarak kimseyi cemaatçı olduğu için suçlayıp, ceza veremez. 1991 ve takip eden yılda sürdürülen cemaat soruşturmalarında bazı personele Disiplin Tüzüğü’nün 8. Maddesi uyarınca meslekten ihraç cezası teklif edildi. Ancak böyle bir suçu tanımlayan düzenleme olmadığı için ceza verilemedi.
TMK’nin 1. maddesinin de, bir fiilin terör suçu olması için birden fazla kişinin silahlı olarak örgütlenip cebir ve şiddet içeren eylemler yapmasını şarta bağladığı anımsatan üst düzey emniyetçi, “Bu nedenle cemaat örgütlenmeleri TMK kapsamına da girmez. Hangi cemaatin silahlı eylemi olduğu tespit edilebilidi ki bugüne kadar. Mesela Malatya DGM, 2000 yılında ortaya çıkarılan Hizbullah/Davet grubunun yargılamasını yaparken terör suçu kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Harekat Daire Başkanlığı’na sordu. Olmadığına yönelik rapor verildi. Çünkü silahlı eylemleri yoktu ve yasa böyle tanımlıyordu. İlginçtir bu konuda yasal düzenmemeyle gidilmesini isteyen ise Adalet Bakanı olduğu dönemde Cemil Çeçek’ti. Teklifte bulunmasının ardından yapılan 22 Temmuz seçimlerinden sonra da Adalet Bakanı olamadı. Hiç bir İstahbarat Daire Başkanlığı yasada yazılı olmayansuçtan dolayı belli inanç grupları hakkında kendi kafasına göre suç raporu düzenleyip operasyon yapamaz. CMUK değiştirilmeden yapılırsa da ortaya çıkan sonuç bugünkü Ergenekon davası gibi düzmece olur” diyordu.” şeklinde eklemenin yapıldığı görülmüştür.
ODATV’den Ele geçirilen Kitap taslağının 54. Sayfasında; “İstihbaratta tanıdık isimler” başlığı altında; “İstihbarat Dairesi Başkanlığı bünyesinde o dönemde görev yapanlar arasında yıllar sonra Ergenekon soruşturması ve Hrant Dink suikastı ile Hanefi Avcı’nın kitabıyla beraber sıkça tartışma konusu olan Fethullah Cemaatinin ayak oyunlarıyla emniyetten uzaklaştırılan ya da kızağa çekilen birçok isim görev yapıyordu. Haber Alma Şubesi’nde emniyet amiri olarak görev yapan tanıdık isimlerden birisi Hanefi Avcı’nın kitabında Fethullah Cemaatinin kopmplosuyla mesleğinden olan Mustafa Gülcü’ydü. (GÜLCÜ’NÜN BAYINA NE OLDUĞUNU TAM OLARAK ÖĞRENDİKTEN SONRA BU KISIMDA DÜZELTEME YAPMAK GEREKEBİLİR)” yazdığı görülmüştür.
Ahmet ŞIK’tan Ele geçirilen Kitap taslağının 88. Sayfasında; “İstihbaratın tanıdık isimleri” başlığı altında; “O dönemde İDB ve bünyesinde görev yapanlar arasında da yıllar sonra Ergenekon soruşturması ve Hrant Dink suikastı ile Hanefi Avcı’nın kitabıyla beraber sıkça tartışma konusu olan ya da Fethullah Cemaatinin ayak oyunlarıyla emniyetten uzaklaştırılan ya da kızağa çekilen birçok isim görev yapıyordu. İstihbarat Dairesi’nde görev yapan (HABER ALMA ŞUBESİ’NDE EMNİYET AMİRİ OLARAK GÖREV YAPAN) tanıdık isimlerden birisi Hanefi Avcı’nın kitabında Fethullah Cemaatinin komplosuyla mesleğinden olan ve o dönem Daire Başkan Yardımcısı olan Mustafa Gülcü’ydü.” şeklinde düzeltmenin yapıldığı görülmüştür.
ODATV’den Ele geçirilen Kitap taslağının 55. Sayfasında; “Bildik bir yöntem: İhbar mektupları” başlığı altında; “Bu ihbar mektuplarına dayanılarak hazırlanan listelerde ise sadece gerçekten Fethullahçı olmayanlar yer alıyordu. Gönderilen ihbar mektuplarının işe yaradığı Mustafa Gülcü, Faruk Ünsal, Arif Akkale, Celal Uzunkaya, Adil Serdar Saçan’ın “irticacı” suçlamasıyla görevden alınmasıyla anlaşıldı. (BU GÖREVDEN ALINMANIN NEDENİNİ ÖĞREN VE YAZ) İlginçtir aynı suçlamayla Ramazan Akyürek de görevinden alınmıştı.” yazdığı görülmüştür. Ahmet ŞIK’tan ele geçirilen kitap taslağına bakıldığında söz konusu not doğrultusunda bu kısmın değiştirildiği ve notun silindiği görülmüştür.
Ahmet ŞIK’tan Ele geçirilen Kitap taslağının 85-86-87. Sayfasında; “Bildik bir yöntem: İhbar mektupları” başlığı altında; “Ergenekon soruşturmalarının hemen öncesinde ve soruşturma sırasında sıklıkla karşımıza çıkan ihbar mektupları gönderilmesi, bugünkü kadar yaygın olmasa da emniyet içinde “mesleki rekabet” gibi görünen yöntemlerin başında geliyordu. En önemli suçlama ise tarikatçılık, Fethullahçılık ya da genel adıyla irticacılıktı. Fethullahçı olarak bilinenler kendilerini “ülkücü, laik, demokrat” kimliğiyle gizliyor ve cemaatten olmayanları İstihbarat Dairesi’nden uzaklaştırmak için “İrticacı, tarikatçı, Fethullahçı” suçlamalarıyla ihbar mektupları yazıyorlardı. Bu durum öyle bir hale gelmişti ki kim Fethullahçı kim değil bilinemiyordu. Bu şekilde hazırlanmış kimi listeler de bizzat cemaate yakın olan kişilerce kamuoyuna sızdırılıyor ve bu şekilde gerçekten cemaat mensubu olanların gizlenmesini de sağlıyordu. Bu ihbar mektuplarına dayanılarak hazırlanan listelerde ise sadece gerçekten Fethullahçı olmayanlar yer alıyordu.
Cemaatçilerin en çok örgütlenmeye çalıştıkları yer Türkiye’deki tüm emniyet müdürlüklerinin istihbarat şubesinin bağlı olduğu birim olan İDB’ydı. Başkanlık ve bağlı birimlerde ANAP iktidarının Nakşi olduğu bilinen İç İşleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun tarikatlara olan yakınlığıyla Fethullahçılar kısmen de olsa örgütlenmeyi başarmıştı. Ülkücü ve Fethullahçıların yanısıra başka tarikatlarla bağlantılı görevliler de çokça yer tutuyordu. Fethulahçıların tek hedefi vardı: Tarikatları ve cemaatçiliği bilen dolayısıyla Fethullahçıların da ne büyük tehlike olabileceğini farkedecek kadrolar başta istihbarat olmak üzere teşkilatın etkili birimlerinden, cemaatçilerin ihbarcılık mekanizmasıyla uzaklaştırılmak ve böylece ileriki yıllarda karşılarına çıkabilecek olan olası rakipleri oyun dışına çıkarmak. Böylece devletine ihbarcılık yapan “ülkücü, demokrat, laik” görünümlü cemaatçilere de boşalan bu kadrolara yerleşme fırsatı doğacaktı. Öyle de oldu. 199-92 soruşturmalarında Emniyetteki “irticacıları” ihbar eden cemaatçiler de, kurulan tezgahı göremeyenlerin gözünde devletini seven demokrat, laik kadrolar olarak görülünce iş daha da kolaylaştı.” şeklinde değiştirildiği görülmüştür.
ODATV’den Ele geçirilen Kitap taslağının 57. Sayfasında; “Emniyet’teki örgütlenmenin meyveleri toplanıyor” başlığı altında; “Tüm parti liderlerine ve siyasetlere eşit mesafede durduğunu göstermeye çalışan bir cemaat lideri olarak sahnenin en önünde duran Gülen’in hükmettiği taraftarlarının partileri için oy deposu olarak gören siyasetçilerin ılımlı yaklaşımları nedeniyle kamuoyunda ve devlet katında oluşturulmak istenen “tehlikeli” olmama algısı başarıyla yerine getirilmişti. Kendisi de cemaat oyunuyla kızağa çekilecek olan (SABRİ UZUN OLABİLİR Mİ?) XXXXXX in başkanlığı dönemi olan 1996 ile ile XXXXXX Başkanlık ettiği 1998’de (BU KİM PEKİ ORAKOĞLU MU YOKSA?) Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı’nın hazırladığı iki ayrı belgede de hem polisin hem devlet erkânının Gülen cemaatine bakışın değiştiğini gösteriyordu.” yazdığı görülmüştür.
Ahmet ŞIK’tan Ele geçirilen Kitap taslağının 92-93. Sayfasında; “Emniyet’teki örgütlenmenin meyveleri toplanıyor” başlığı altında; “Tüm parti liderlerine ve siyasetlere eşit mesafede durduğunu göstermeye çalışan bir cemaat lideri olarak sahnenin en önünde duran Gülen’in hükmettiği taraftarlarının partileri için oy deposu olarak gören siyasetçilerin ılımlı yaklaşımları nedeniyle kamuoyunda ve devlet katında oluşturulmak istenen “tehlikeli” olmama algısı başarıyla yerine getirilmişti. Bülent Orakoğlu’nun başkanlığı dönemi olan 1996 ile ile kendisi de cemaat hilesiyle görevden alınan SaBRİ Uzu’un başkanlık ettiği 1998’de Emniyet İDB’nın hazırladığı iki ayrı belgede de hem polisin hem devlet erkânının Gülen cemaatine bakışın değiştiğini gösteriyordu. Gülen hakkında bu tür olumlu raporların çıkmasında, Emniyette yürütülen cemaat soruşturmalarından bir sonuç elde edilememesi ve hem Gülen cemaatinin hem de başka tarikatçı kadroların teşkilatın kritik önemdeki birimlerinde örgütlenmesinin da payı büyüktü.” şeklinde not doğrultusunda gerekli düzenlemenin yapıldığı görülmüştür.
ODATV’den Ele geçirilen Kitap taslağının 73-74. Sayfasında; “Cevdet Saral takipte” başlığı altında; “Cevdet Saral’ın 18 Şubat 1999’da EGM’ne gönderdiği ve “Planlı İstihbarat Operasyon ” (BU NE ANLAMA GELİYOR ÖĞREN) başlatılması talebini içeren yazısına 12 Mart 1999 günü yanıt İstihbarat Daire Başkanlığı’ndan geldi.” yazdığı görülmüştür.
Ahmet ŞIK’tan Ele geçirilen Kitap taslağının 120. Sayfasında; ise “Cemaat soruşturması can simidi oldu” başlığı altında; “Bu arada Cevdet Saral’ın 18 Şubat 1999’da EGM’ne gönderdiği ve şüphelilerin telefon dinlemelerini de kapsayacak biçimde teknik izlemesi de dahil olmak üzere “Planlı İstihbarat Operasyon” başlatılması talebini içeren yazısına 12 Mart 1999 günü yanıt İDB’ndan geldi. Başkan Sabri Uzun yanıt yazısında, hakkında cemaatçilik suçlaması yöneltilen Emniyet mensuplarının Fethullah Gülen grubuyla bağlantıları konusundaki çalışmalara yön verme ve destek sunulacağı belirtildikten sonra Planlı İstihbarat Operasyonu talebinin reddedilerek mevcut yöntemle çalışmanın sürdürülmesinin uygun olacağın söylüyordu.” şeklinde gerekli düzenlemenin yapılarak söz konusu notun silindiği anlaşılmıştır.
ODATV’den Ele geçirilen Kitap taslağının 105. Sayfasında; “Cemaati soruşturanlara soruşturma” başlığı altında; “Bilican, ancak telefon izleme ve dinlemeyle elde edilebilecek bu bilgileri Tankuş’un nereden ve nasıl öğrendiğinin araştırılmasını istedi. Talimat üzerine, eski İstihbarat Dairesi Başkanı Tuncer Meriç ile Halim Abanos’tan oluşan polis başmüfettişlerinin başlattığı ve gizli yürütülen inceleme sonunda Murat Bilican’a ait cep telefonu görüşmeleriyle ilgili ayrıntılı fatura bilgilerinin Ankara İstihbarat Şube Müdürlüğü tarafından mahkeme izni olmadan usulsüz olarak elde edildiğini tespit ettiler. Bunun üzerine Bilican soruşturma emri de verdi. 1999 Martında müfetişlerin yürüttüğü incelemeye yardımcı olanların başında ise dönemin İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun vardı. İlginçtir, Sabri Uzun da yürütülen cemaat soruşturmasında Saral ekibinin mercek altına aldığı bir isimdi. Dindar olduğu bilinen Uzun, 28 Şubat sürecinin karanlık günlerinde cemaat ya da tarikat bağlantılı olan ya da sadece dini inançları gereği namaz kılan bazı personelini korumuştu. Bu da zaten cemaat soruşturmasında isminin geçmesi için yeterliydi. “(SABRİ BEYE SORACAĞIZ: CEMAATTEN MİSİNİZ YA DA NEDEN KORUDUNUZ DİYE?)” yazdığı görülmüştür.
Ahmet ŞIK’tan Ele geçirilen Kitap taslağına bakıldığında; yukarıdaki kısmın yer almadığı, tamamen silindiği görülmüştür.
ODATV’den Ele geçirilen Kitap taslağının 106. Sayfasında; “Telekulak manşeti her şeyi tersine çevirdi” başlığı altında; “Saral ve Ak ekibinin mevzuata aykırı “Değerlendirme Bürosu” kurulduğu zaman kimsenin ne için olduğunu anlamadığı bu işin kokusu 1 yıl sonra 1999 Mayısının ilk haftasında Hürriyet gazetesinin manşetinde yer alan Kadir Ercan imzalı “Telekulak Skandalı” haberiyle herkes tarafından öğrenildi. Telekulak operasyonunun başında ise cemaatçi olmakla suçlanan ve Fethullahçı polisler listesinde “(BU LİSTEYİ BULALIM, İSTEYELİM. AYNI ZAMANDA SARAL’LARIN SORUŞTURMASININ SONUCUNUN NE OLDUĞUNUN BELGESİ DE GEREKİYOR) adı yer alan ve Ak’ın görevden alınmasını isteyen İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun vardı. Dönemin Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral’ın görevlendirmesiyle başında yardımcısı Osman Ak’ın bulunduğu bir ekip aralarında Çankaya Köşkü, Başbakanlık, Milli Güvenlik Kurulu, Genelkurmay Başkanlığı, Milli İstihbarat Teşkilatı, Jandarma Genel Komutanlığı, Yargıtay, siyasetçiler, yargı mensupları ve gazetecilerin de bulunduğu kişi ve kurumlara ait 963 telefonu illegal biçimde izleme ve sorgulamaya tutup dinlemeye almıştı.” yazdığı görülmüştür.
Ahmet ŞIK’tan Ele geçirilen Kitap taslağının 143. Sayfasında; “Telekulak basına sızdırılıyor” başlığı altında; “Haklarında soruşturma yürütülen cemaatçiler, hem İstanbul-Ankara çekişmesinden hem de bu çekişmenin sonucu ortaya çıkacak skandaldan çok memnundu. Hem Ankara-İstanbul savaşının galibini belirleyecek hem de Fethullahçılık soruşturmasının sonunu hazırlayarak rafa kaldıracak haber nihayet patladı. Saral ve Ak ekibinin mevzuata aykırı “Değerlendirme Bürosu” kurulduğu zaman kimsenin ne için olduğunu anlamadığı bu işin kokusu 1 yıl sonra 1999 Mayısının ilk haftasında Hürriyet gazetesinin manşetinde yer alan Kadir Ercan imzalı “Telekulak Skandalı” haberiyle herkes tarafından öğrenildi. Dönemin Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral’ın görevlendirmesiyle, başında yardımcısı Osman Ak’ın bulunduğu bir ekip, aralarında Çankaya Köşkü, Başbakanlık, Milli Güvenlik Kurulu, Genelkurmay Başkanlığı, Milli İstihbarat Teşkilatı, Jandarma Genel Komutanlığı, Yargıtay, siyasetçiler, yargı mensupları ve gazetecilerin de bulunduğu kişi ve kurumlara ait 963 telefonu illegal biçimde izleme ve sorgulamaya tutup dinlemeye almıştı.” şeklinde gerekli düzenlemenin yapılarak söz konusu notun silindiği görülmüştür.
ODATV’den ele geçirilen kitap taslağının 188. sayfasında;
“SABRİ UZUN
HOŞDERE CADDESİ REŞAT NURİ SOKAK NO:85/3 ÇANKAYA/ANKARA” yazdığı görülmüştür. Ancak Ahmet ŞIK’tan ele geçirilen taslak içersinde bu notun yer almadığı anlaşılmıştır.
ODATV DE ELE GEÇİRİLEN KİTAP TASLAĞINDA BULUNMAYIP, SADECE AHMET ŞIK’TAN ELE GEÇİRİLEN “KİTAP TASLAĞINDA BULUNAN NOTLAR
Bu kısımda ODATV’den ele geçirilen kitap taslak çalışmasında bulunmayıp sadece Ahmet ŞIK’tan ele geçirilen “Ahmet kitap” isimli word dosyasındaki kitap taslak çalışması içersinde yer alan notlar anlatılacaktır. Bu nedenle burada belirtilen sayfa numaraları Ahmet ŞIK’tan ele geçirilen “Ahmet Kitap” isimli word dosyasındaki sayfa numaraları olacaktır.
Kitap taslağının 85. Sayfasında; “Cemaat mi devlet mi ya da devlet cemaat mi?” başlığı altında; “Açılan soruşturmalar ve suç duyuruları nedeniyle o dönemde görevden el çektirilen emniyet görevlilerinin neredeyse tamamı, kendilerini kapsamayan Sicil Affı Kanunu’ndan da faydalanarak ve açtıkları davaları kazanarak teşkilata hem de kritik noktalardaki görevlerine döndü. Fethullahçı oldukları gerekçesiyle soruşturulan bu personelin birçoğunun görev yeri ise İDB’ydı. Bu görevlendirmeleri dönemin İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun, DGM’nin verdiği “takipsizlik” kararıyla gerekçelendirecekti. O dönemde cemaatçi bir yapının içinde örgütlü olmaktan çok sadece inanç sahibi oldukları için soruşturulan u personeli “koruyan” Sabri Uzun yıllar sonra, “Bu adamların ne olduğunu o günlerde görememişim çok pişmanım” diyecekti (*Bu adamların, o tarihte sadece görevleriyle ilgilendim; hiçbir personelimi inançlarına göre tasnif ederek, cezalandırma yöntemini seçmedim).” yazdığı görülmüştür.
Söz konusu notun içeriğinden, bu notu yazan kişinin Sabri UZUN olduğu anlaşılmıştır.
Kitap taslağının 88. Sayfasında; “İstihbaratın tanıdık isimleri” başlığı altında; “O dönemde İDB ve bünyesinde görev yapanlar arasında da yıllar sonra Ergenekon soruşturması ve Hrant Dink suikastı ile Hanefi Avcı’nın kitabıyla beraber sıkça tartışma konusu olan ya da Fethullah Cemaatinin ayak oyunlarıyla emniyetten uzaklaştırılan ya da kızağa çekilen birçok isim görev yapıyordu. İstihbarat Dairesi’nde görev yapan (HABER ALMA ŞUBESİ’NDE EMNİYET AMİRİ OLARAK GÖREV YAPAN) tanıdık isimlerden birisi Hanefi Avcı’nın kitabında Fethullah Cemaatinin komplosuyla mesleğinden olan ve o dönem Daire Başkan Yardımcısı olan Mustafa Gülcü’ydü.” yazdığı görülmüştür.
Metin içersindeki söz konusu notun içeriğine bakıldığında, Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığını çok iyi bilen bir emniyet mensubu tarafından yazıldığı anlaşılmıştır.
Kitap taslağının 88-89. Sayfasında; “İlk çatlak yaşanıyor” başlığı altında; “Saçan, baş komiseri Ramazan Akyürek mevlitle ilgili teslim ettiği izleme raporunu işleme koymaması üzerine raporunu bu kez de Şube Müdürü (DAİRE BAŞKAN YARDIMCISI MI YOKSA) olan Mustafa Gülcü’ye verdi. Böylece İstihbarat Dairesi’ndeki ilk çatlak ortaya çıkmış oldu.” şeklinde yazılan notla araştırılıp kitap taslağının düzeltilmesi istendiği görülmüştür.
Kitap taslağının 110-111-112. Sayfasında; “28 Şubat’ın yanında saf tutması yetmedi” başlığı altında; “Son yayınlarla inceleme ve soruşturmaya neden olduğu anlaşılan bu örgütlenmenin veya tarikatın oluşumunun nasıl olduğu, kimler tarafından yürütüldüğü, teşkilatımıza sızmaların nasıl gerçekleştirildiği hususları hakkında geniş çaplı araştırma için (* İstihbarat Daire Başkanlığı, Ankara Emniyet Müdürlüğü’nden tahkikat yaparak bilgi vermesini istiyiyor; Ankara Emniyet Müdürlüğü de bir tür bahane uydurarak, ek bilgi adı altında, ipe un seriyorisavsaklıyor) ek bilgilere ihtiyaç duyulmaktadır.” yazdığı görülmüştür.
Ayrıca devamında; “Yayınlanan raporlardan ve F. Gülen’le ilgili yazılan kitaplardan ilk anda elde edilen değerlendirmeler ve teyide muhtaç diğer kaynaklardan derlenen bilgiler ışığında ilk elde edilen kanaat bu grubun örgütlenme tarzının, yatay ve dikey şekilde olduğu ve yapılanmanın genelde açık ancak ‘hedefin’ gizlilik taşıdığı anlaşılmaktadır.
Buna göre, söz konusu örgütlenmenin:
-İdeolojik ve felsefi yapısı
-Örgütlenme modeli
-Taktik ve stratejisi
-Finans kaynakları
-Hedefin netleştirilmesi
Hususlarındaki bilgilerin derlenmesi çalışmaları ile işe başlamanın lüzumlu olduğu kıymetlendirilmektedir. (*Ankara Emniyet Müdürlüğü çalışma yapıp bilgi göndermek yerine, çalışmanın nasıl yapılması gerktiğinin metodunu anlatıyor, savsaklıyor)” yazdığı görülmüştür.

Yine metnin devamında;
“Bütün bu bilgilerin derlenmesinde öncelikle açık kaynaklar ciddi şekilde irdelenmeli, söz konusu kişi ve hareket hakkında bilgiler analiz edilmeli; kendi söylemlerinden yola çıkılarak önce kişinin tanımlanması daha sonra “hareketi veya tarikatı” netleştirilerek gerçek hedefinin ne olduğu aydınlığa kavuşturulmalıdır noktasından hareketle ilimizce gerekli çalışma ve incelemeler başlatılmış olup konu hakkında mezkûr örgütlenmenin ülke genelinde yapısını deşifre edecek çalışmaların İDB meyanında tüm iller kapsamında oluşturulacak ‘Planlı İstihbarat Operasyonu’ kapsamında ele alınmasının yerinde olacağı hususunda, bilgi ve gereğini arz ederim. (*Not:İstihbarat Daire Başkanlığı İllerden gelecek bilgiler arasında, birbirleriyle örgütsel bağlılık görürse, o illeri veya ülke sathını kapsayan operasyonlar başlatır; yapar.Ancak, önce illerden bilgiler gelmeli ki, İstihbarat Daire Başkanı da, o bilgileri gerekçe göstererek, Emniyet Genel Müdürü’nden operasyon onayı almalıdır. Ankara Emniyet Müdürü, bir anlamda’Ben İstihbarat Dairesi’ne ön bilgi vermeden, hiçbir gerekçesi olmadan, siz, Genel Müdür’den ülke genelinde operasyon onayı alın’ demektedir; görevden kaçmak, kaytarmak, ipe un sermek diye de tanımlanabilir)” yazdığı görülmüştür.
Kitap taslağının 113-114. Sayfasında; “Işık Evi’ndeki askeri öğrenciler” başlığı altında; “İddianamede “Maltepe Askeri Lisesine Sızma Çalışmaları” başlığı altında, “…Bu olay Fethullah Gülen grubunun Askeri okullara sızma faaliyetlerinin en çarpıcı örneklerinden biridir. Askeri lise öğrencilerini Işık Evlerine çekerek beyinlerini yıkayabilmek için illegal bir şekilde disiplinli bir çalışma yapmışlardır. Bu bir örgüt çalışmasıdır. Bu öğrencilere maddi imkânlar da sağlayarak kendilerine bağlamışlardır” yorumuyla yer verilen ifadeler şöyleydi: (*Bu konu yukarıdaki bölümlerde de anlatılmıştı, tekrar edilmiş olmuyor mu? Kontrolü gerekir. Ancak, dipnot kısmındaki bilgiler de bakılsın)” yazdığı görülmüştür.
Kitap taslağının 115-116.. Sayfasında; “Ankara Emniyetinde illigal dinleme merkezi” başlığı altında; “Cevdet Saral, 1997 yılında dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz tarafından göreve getirilmişti. (*İsth.Da. Bşk.ndan ARTVİN’e tayin edilmiş olan O.AK’ın henüz ilişiği kesilmediğinden, Sabri UZUN tarafından, tayini iptal edilerek, Ankara Emniyet Müdür Yardımcısı vekili olarak, Ağustoa 1997 de Bakan M.BAŞESGİOĞLU’ndan onay alınmıştır. Bu işlemde belirleyici olan Sabri UZUN olmuştur.)” yazdığı görülmüştür.
Ayrıca metnin devamında; “Saral, il emniyet müdür olduktan sonra kendisi gibi Trabzon Oflu olan Osman Ak’ı da, Artvin’den getirtti Üçüncü sınıf emniyet müdürü olan Osman Ak, sadece 2. sınıf emniyet müdürlerinin atanabildiği İstihbarattan Sorumlu Ankara Emniyet Müdür Yardımcısı Vekilliğine İçişleri Bakanı oluruyla getirilmişti. (*İl İstihbarat Şube Müdürlüklerinde kurulacak dinleme merkezlerinin kuruluşu, Daire Başkanlığı’nın onayı ile yapılacaktı, keyfilik olmayacaktı. Ancak C.SARAL’ın Başbakanlıktan sağladığı ödenekle, Daire Başkanlığı’nın bilgisi ve oanayı olmadan, Ankara Emniyet Müdürlüğü’NÜN 8. KATINDA, gizli bir başka dinleme odası kurdukları ortaya çıktı)” yazdığı görülmüştür.
Yine metnin devamında; “Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün 9. katında İstihbarat Şubesi’nin telefon dinlemesi yapan teknik takip birimi bulunuyordu. Saral ve Ak ikilisinin göreve başlamasından bir kaç ay sonra 1998 yılı Mart ayında yine İstihbarat Şubesinin kullandığı 8. katta, mevzuatta yeri olmamasına karşın telefon izleme ve dinleme yapacak “Değerlendirme Bürosu” adı verilen bir birim daha kuruldu. Birimde görev alacak kişiler de bizzat Ak tarafından İstihbarat Şubesi’nin içinden seçildi. Ankara Emniyetini gölge müdür gibi yöneten Osman Ak’ın mesaisinin büyük bölümünü, Cevdet Saral’ı bir an önce İstanbul Emniyet Müdürü yapabilmek ve onunla birlikte Emniyet müdürlüğünün taçlandığı il olan İstanbul’a ikinci adam olarak gidebilmek için ayırdığı o dönem Emniyet kulislerinin ilk sıradaki dedikodusuydu. Osman Ak’ın bu hayalini gerçekleştirmesinde yardımcı olacak İstanbul polisindeki köstebeği ise (*Köstebek sözü size tazminat getirebilir derim) Narkotik Şube Müdürü Ferruh Tankuş’tu.” yazdığı görülmüştür.
Kitap taslağının 125-126. Sayfasında; “Hanefi Avcı’nın Fethullahçı oluşu” başlığı altında; “Avcı, Diyarbakır İstihbarat Şube Müdürlüğü’nden sonra Necdet Menzir’in İstanbul Emniyet Müdürü olduğu dönemde İstanbul’a gelmişti. En bilgili olduğu alan olan telefon dinlemeleri konusunda İstanbul Emniyetine kurdurduğu sistemle de İstanbul’da bir çok operasyona imza atılmıştı. Ne var ki, kamuoyuna “terör örgütlerine karşı yürütülen başarı” olarak sunulan bu operasyonlarla ilgili ciddi haklı gerekçeleri de olan yargısız infaz iddiaları hiç gündemden düşmedi. Avcı, yazdığı kitapta cemaatçilerle kıyasladığında “büyük saygıyı” hakettiğini söylediği devrimcilere yönelik gerçekleşen operaksyonlardaki yargısız infaz iddiaları nedeniyle de cezaevinde olduğu süreçte en çok başı ağrıyan isim oldu. 1995’te defalarca İstanbul’a gelen İDB Teknik Şube Müdürü Osman Ak, çoğunlukla Hanefi Avcı’nın evinde misafir oluyordu. Her seferinde de, “Ağabey senin teknik bilginden yararlanılması gerek. Sana İDB’nda ihtiyaç var. Daire Başkanı olarak gel” diyordu. İki sene sonra da bu oldu. 1997’de Necdet Menzir, Tansu Çiller’in DYP’sinden milletvekili olarak TBMM’ye girmesiyle boşalan İstanbul Emniyet Müdürlüğü görevine atanan Orhan Taşanlar (*kendisiyle çalışmak istememesi söz konusu değildir, yanlış yazılmış) kendisiyle çalışmak istemeyince Hanefi Avcı’ya Ankara’nın yolu göründü” yazdığı görülmüştür.
Bu metnin son kısmında parentez içersinde belirtilen (*kendisiyle çalışmak istememesi söz konusu değildir, yanlış yazılmış) şeklinde yazılan notlarla, bu notun Ahmet ŞIK dışında başka bir kişi tarafından yazılmış olduğunu, hatta bu notu yazan kişinin bir emniyet mensubu olabileceği anlaşılmıştır.
Kitap taslağının 127. Sayfasında; “Saral ve Ak ekibinin hazırladığı listeler her haliyle kişisel hesaplaşma kokuyordu. Kendi ikballerinin önündeki engeller olan başarılı meslektaşlarını günün şartlarındaki en iyi yöntem olan Fethullahçı’lıkla suçlamışlardı. Ortalığa saçılan ve Saral ekibinin denilen raporların yanı sıra, bu çalışmada isimleri belirlenen Emniyet personelinin listeleri de sürekli basında yer alıyordu. Bir gün 80 ertesi 120 kişinin adı yer alan listelerdeki Emniyet personelinin sayısı 528’e kadar çıkmıştı. (*Yazdıklarınız doğru, ekleyecek veya çıkartacak bir şey yok. Raporlar düzmece olduğundan, rakamlar devamlı değişiyordu, inanılırlığı yoktu.Doğal olarak sizin de okuyucunuzun da kafası karışacaktır.Yalan raporun hangi doğrusunu bulup da okuyucunuza aktaracaksınız?)” yazdığı görülmüştür.
Dolayısıyla parantez içersinde yazılı notlardan bu kitap çalışmasını Ahmet ŞIK ile birlikte yapan muhtemelen emniyet mensubu olduğu değerlendirilen kişi tarafından bu notların yazıldığı ve çalışmaların yönlendirildiği anlaşılmıştır.
Bu notlardan sonra metnin devamında;
“Kamuoyunun yakından tanıdığı, başarılı operasyonlara da imza atmış Surluk’un en çok konuşan istihbaratçısı Hanefi Avcı, eski istihbaratçı Bülent Orakoğlu (*O listede B.ORAKOĞLU yoktu yanlış yazılmış düzeltiniz) İstanbul KOMla Şube Müdürü Adil Serdar Saçan yine İstanbul Asayiş Şubesi Cinayet Büro Amiri Şentürk Demiral gibi isimlerin de listelerde Fethullahçı suçlamasıyla yer alması hem kafa karışıklığı yaratmış, hem de yapılan çalışmanın itibarına büyük darbe vurmuştu” yazdığı görülmüştür.
Metin içersindeki bu not, taslağı hazırlayan şahsa bir başka şahıs tarafından yönlendirmede bulunulduğunu, yönlendirmede bulunan şahsında emniyet teşkilatını ve Hanefi AVCI’yı çok iyi tanıdığını göstermektedir.
Kitap taslağının 130-131. Sayfasında; “Emin Arslan, Genelkurmay’da İstihbarata bakmış bir subayın yıllar sonra bir sohbet sırasında bu olayla ilgili kendisine söylediklerini şöyle anlatıyordu: “Cevdet Saral ve Osman Ak’ı tanımasam Fethullah Gülen’in Emniyet örgütlenmesini aklamak için bu listeleri yapmışlar derdim. Sırf bu özensizlik yüzünden alakasız isimler de listelere girdi. Adları yazılanlardan birçoğu da Sadettin Tantan’ın İçişleri Bakanlığı sırasında yapılan yolsuzluk operasyonlarına imza atmış, ya da görev almış dürüst, çalışkan polislerdi. Sen, bu isimleri de o listelere yazarsan kamuoyunun gözünde, ‘Bu Fetullahçılar da korkulacak adamlar değilmiş. Ne güzel dürüst işler yapıp yolsuzlukları engelliyorlar’ algısı yaratıp cemaatçiliği halkın gözünde meşru hale de getirmiş olursun ve bu yapıldı. (*Osman AK’ın hırsı, kendilerinin yaptığı telekulak yolsuzluğunu kapatmak için savunma içgüdüsü, Fethullah GÜLEN Cemaati’nin kamuoyunda itibar kazanmasına sebep oldu. Bu yüzden, Gülen Cemaati’ne en büyük hizmeti Osman Ak ve ekibi yapmıştır.)” yazdığı görülmüştür.
Metnin sonundaki notun içeriğinden, söz konusu notu kitap çalışmasını yapan kişinin dışında başka bir kişinin yazdığı ve yönlendirmede bulunduğu anlaşılmaktadır.
Kitap taslağının 131. Sayfasında; “Mümkün olmaması halinde mevcut bürokrat ya da siyasetçilere hoş görünmek suretiyle kendi tabirleri ile ‘Kullanabildiği sürece ya da sana zarar vermeyecekse istifade et’ taktiği ile yönetim kademelerini kontrol altında tutmaya çalışmaktadırlar. (* Bu paragraf, daha önceki bölümlerde de yazılı olduğundan, ya hep çıkart, ya da özet alıntı yap)” yazdığı görülmüştür.
Metnin sonundaki notun içeriğinden, söz konusu notu kitap çalışmasını yapan kişinin dışında başka bir kişinin yazdığı ve yönlendirmede bulunduğu anlaşılmaktadır.
Kitap taslağının 131-132. Sayfasında; “Işık Tarikatı olarak adlandırdığımız Fethullah örgütlenmesinin yol göstericilik ve irşad edicilik şeklinde tanımlanan yapısının dışında; Fethullah Gülen’in kendi deyimi ile ‘Dava adamı ne muzafferiyetinde, ne de mağlubiyetinde tavrını değiştirmez… Her yüce davada, yerinde sebat edip cepheyi koruma bir yiğitlik nişanesidir’ tarzındaki karakter telkini ile ‘İbni Erkanı ( Işık ) evlerinde (*İbni Erken değil de, İbni Erkam olabilir, peygamberimizin sehabelerinden birinin adı diye duymuştum, internetten bakıp, doğru olanı bulabilirsiniz)” yazdığı görülmüştür.
Metnin sonundaki notun içeriğinden, söz konusu notu kitap çalışmasını yapan kişinin dışında başka bir kişinin yazdığı ve yönlendirmede bulunduğu anlaşılmaktadır.
Kitap taslağının 139. Sayfasında; “Işık Tarikati illegal örgütlenmesi ile ilgili Emniyet Müdürlüğümüzce hazırlanan rapor tetkik ve gereği yapılmak üzere ekte gönderilmiştir. Gereğini arz ederim. (*Arz eden makam sahibinin adını ve unvanını yazmak gerekir diye düşünürüm)” yazdığı görülmüştür.
Metnin sonundaki notun içeriğinden, söz konusu notu kitap çalışmasını yapan kişinin dışında başka bir kişinin yazdığı ve yönlendirmede bulunduğu anlaşılmaktadır.
Kitap taslağının 142. Sayfasında; “Okul içerisindeki yapılanmanın grup, sınıf ve devre imamı olmak üzere hiyerarşik bir şekilde oluşturulduğu, Polis Akademisi’ni bitiren öğrencilerin başlamış olduğu görev, yeni gruplar oluşturularak imam kadrolarını belirledikleri, imamların genelde üst rütbeli şahıslardan seçildiği, mezun olan öğrencilerden maaşa geçtikten sonra, bekâr olanlardan maaşının 1/5’i, evli olanlardan ise 1/10’u nispetinde himmet adı altında para topladıkları (*Bu para toplama uygulaması, 1991 den sonra, bekarların maaşının 1/10’u,evlilerin maaşının 1/20’sini almak şeklindeyken,2008’den sonra, aylık 100 liranın üstünde himmette bulunan kişilerden, bazen 100 lira, bazen de 50 lira alınmaktadır. Paraya ihtiyaçları azalmıştır.)” yazdığı görülmüştür.
Metnin sonundaki notun içeriğinden, söz konusu notu kitap çalışmasını yapan kişinin dışında başka bir kişinin yazdığı ve yönlendirmede bulunduğu anlaşılmaktadır.
Kitap taslağının 143-144. Sayfasında; “Skandalın patlak vermesiyle başlatılan ilk incelemede müfettişler, iddiaları ciddi bularak Osman Ak, Ersan Dalman ve istihbarat birimindeki bir grup polis hakkında soruşturma açılmasını talep etmişlerdi. EGM Necati Bilican ise, dönemin Ankara Emniyeti ile arasındaki çatışmaya rağmen, soruşturma izni vermemiş (*BİLİCAN’ın izin vermediği sözüne ben ihtimal vermiyorum)” yazdığı görülmüştür.
Metnin sonundaki notun içeriğinden, söz konusu notu kitap çalışmasını yapan kişinin dışında başka bir kişinin yazdığı ve yönlendirmede bulunduğu anlaşılmaktadır.
Kitap taslağının 145. Sayfasında; “Müfettişlerinin 31 Ağustos 1999’da İçişleri Bakanlığı’na teslim ettikleri resmi raporlarının ardından, yasadışı dinlemelerde adı geçen aralarında Saral ve Ak’ın da bulunduğu 38 polis hakkında lüzum-u muhakeme kararı verildi. Müfettişlerin bu talebine uygun olarak hapis istemiyle dava açıldı. Şemdinli olayları sonrasında görevinden alınan ve dinleme skandalının ortaya çıkmasında başrolde olan o dönemin İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun hakkında da “denetim görevini ihmal ettiği” gerekçesiyle dava açılmıştı (*Oysa Sabri Uzun, 08 Mart 1999 günü, Emniyet Genel Müdürlüğü’ne rapor yazarak, soruşturma talep eden kişiydi. Ankara 6.İdare Mahkemesi, Uzun’a verilen “1 günlük yevmiye kesme cezasını” iptal etmiş, 14 Haziran 2001 günü ikinci defa İstihbarat Daire Başkanlığı görevine gelmesinin önünü açmıştı.)” yazdığı görülmüştür.
Metnin sonundaki notun içeriğinden, söz konusu notu kitap çalışmasını yapan kişinin dışında başka bir kişinin yazdığı ve yönlendirmede bulunduğu anlaşılmaktadır.
Kitap taslağının 145-146. Sayfasında; “Yargılamalar sırasında sanıklar, söz konusu resmi kurumları değil aralarında Kalkınma Bankası Genel Müdürlüğü döneminde görevini kötüye kullandığı gerekçesiyle 12 yıl hapse mahkûm edilen Özal Baysal, Susurluk’un tetikçisi Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım ve yer altı dünyasının ünlü ismi Kürşat Yılmaz ile Kasım Gençyılmaz ‘ın da bulunduğu bazı şahısların telefonlarını izlemeye aldıklarını iddia ediyorlardı. İzlenen bu kişilerin dinlendiği açıklanan resmi kurumları defalarca araması üzerine de bağlantılarının öğrenilebilmesi için bu kurumların telefonları da izlemeye alınmıştı. Mahkeme kararıyla izlemeye alınan bu kişilerin ilişkide bulunduğu telefonlar ise Cumhurbaşkanlığı Köşkü, Başbakanlık Özel Kalem Müdürlüğü, Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı Koruma Şube Müdürlüğü, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Özel Kalemi, Turizm Bakanlığı, Cumhurbaşkanlığı Tarabya Köşkü, ANAP, DYP, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı, Başbakanlık MİT Müsteşarlığı, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Jandarma Genel Komutanlığı, Ankara İl Jandarma Komutanlığı, Kocaeli Emniyet Müdürlüğü, Harb Akademileri Komutanlığı, İzmir Emniyet Müdürlüğü, Emniyet Genel Müdürlüğü İDB gibi kritik yerlere aitti. (*Sabri Uzun,1997’de Artvin’e tayin edilen Osman AK’ın tayinini iptal edip, Ankara Emniyet Müdür Yardımcılığı’na getirilmesine öncülük etmişti. O tarihte, İstanbul İstihbarat Şube Müdürü iken, Polis Okulu’na tayin edilen Giresun- Göreleli hemşehrisi Ersan Dalman’ı da sahiplenip, Ankara İstihbarat Şube Müdürü yapmıştı.Telekulakçı Osman AK ekibi tarafından, Sabri Uzun’un kullandığı 0532. 251 27 53 numaralı telefonun da kimleri aradığı, kimler tarafından arandığı bilgileri de önceden 5 defa sorgulanmıştı.)” yazdığı görülmüştür.
Metnin sonundaki notun içeriğinden, söz konusu notu kitap çalışmasını yapan kişinin dışında başka bir kişinin yazdığı ve yönlendirmede bulunduğu anlaşılmaktadır.
Kitap taslağının 150. Sayfasında; “Fethullahçıların istihbarat birimlerine sızma konusunda bir hayli yol aldıklarının kaydedildiği raporda, Fethullahçı tehlike ise şu sözlerle anlatılıyordu: “Gülen’in son zamanlarda, ordu, polis ve MİT arasına sızma faaliyetlerine ağırlık verdiği bilinmektedir. Sızmalarda, Emniyet Teşkilatı’nın en çok istihbarat, bilgi işlem, personel birimleri hedef yapılmıştır… Önlem alınmakta gecikildiği takdirde tarih sayfaları arasında kalan Babailer İsyanı’nda Şeyh Bedrettin ve Şeyh Said’e kadar uzanan din görünümlü isyanların belki de en ciddi, en sinsi, en kapsamlı ve en tehlikelisi olabileceğini işaret etmek yanıltıcı bir tahmin olmayacaktır. (*2 sayfa öncesinde de, aynı cümle geçmektedir. Soner ARIKANOĞLU’nun adının geçtiği cümleden önce.Düzeltilmelidir.)” yazdığı görülmüştür.
Metnin sonundaki notun içeriğinden, söz konusu notu kitap çalışmasını yapan kişinin dışında başka bir kişinin yazdığı ve yönlendirmede bulunduğu anlaşılmaktadır.
Kitap taslağının 172-173. Sayfasında; “Cevdet Saral’ın Ankara Emniyet Müdürü olduğu dönemde, 1999’da yürütülen Fethullahçılık soruşturması da, bir başka suçun, “Kocakulak skandalı” olarak da bilinen Telekulak olayının basına sızdırılmasıyla akamete uğratılıyordu. (*Yanlış. Doğru olan, 08 Mart 1999’da Telekulak Soruşturması başlatılmıştır. Oysa Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün ilk Fethullahçı Raporu 18 Nisan 1999’da verilmiştir. Bundan da anlaşılıyor ki, Telekulak Soruşturması, Fethullahçı Soruşturmasını bastırmak için başlatılmamıştır.) yazdığı görülmüştür.
Metnin sonundaki notun içeriğinden, söz konusu notu kitap çalışmasını yapan kişinin dışında başka bir kişinin yazdığı ve yönlendirmede bulunduğu anlaşılmaktadır.
Kitap taslağının 175. Sayfasında; “11 Ocak 1998’de başladığım Ankara Emniyet Müdürlüğü görevinden hakkımdaki soruşturma nedeniyle de 8 Haziran 1999’da alınarak APK uzmanlığına atandım. 35 yıldır Emniyet teşkilatında görev yapıyorum. Bu süre içinde birçok kişi, tüzel kişilik hakkında soruşturma yaptım ve rapor hazırladım. Ancak ilk kez Gülen hakkında hazırladığımız rapordan sonra soruşturmaya tabi tutulduk. (*Asıl yaptıkları için haklarında soruşturma açılmıştı, Gülen soruşturması ile onlar hakkında açılan soruşturmanın alakası yok.Ama, kendileri kendilerini gizlemek, masum göstermek için, ‘Hazırladığımız rapordan sonra soruşturmaya tabi tutulduk’ demektedirler.)” yazdığı görülmüştür.
Metnin sonundaki notun içeriğinden, söz konusu notu kitap çalışmasını yapan kişinin dışında başka bir kişinin yazdığı ve yönlendirmede bulunduğu anlaşılmaktadır.
Kitap taslağının 189. Sayfasında; “Yeniden yargılama yolunu açan ise AB’ye uyum sürecinde 5 Mayıs 2006’da, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 1. maddesinde yapılan değişiklikle terör örgütü tanımına cürüm işleme ve silahlı eylem şartı getirildi. Yeni yasaya göre terör suçlarında sadece kasıt değil, cebir ve şiddet unsurunun da bulunması şart koşulmuştu. Avukatların yeniden yargılama isteğinin gerekçesi de müvekklilerinin “şiddet ve cebir” kullandığına ilişkin hiçbir delilin olmamasıydı. Yeniden başlayan ve Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dava 2 ay sonra 5 Mayıs 2006’da (* Bir yanlışlık var. Yukarıda kanunun çıkış tarihi ile, davanın neticelenme tarihi aynı tazılmış) sonuçlandı.” yazdığı görülmüştür.
Metnin sonundaki notun içeriğinden, söz konusu notu kitap çalışmasını yapan kişinin dışında başka bir kişinin yazdığı ve yönlendirmede bulunduğu anlaşılmaktadır.
Kitap taslağının 194. Sayfasında; ““Cemaatçi polisler soruşturmayı engelliyor” başlığı altında; “Bu bilgiler ışığında, telefon dinlemeler de dahil olmak üzere operasyon yapmak isteyen Saçan’ın istediği izin, İstanbul DGM Başsavcısı Aykut Engin Cengiz tarafından birkaç gün sonra 23 Temuz 2001’de verilir, Hatta Bekir Raif Aldemir de savcı olarak görevlendirilir. Ancak Saçan ne kadar uğraşsa da bir türlü sonuç alamaz. Bir adım öteye gidememiştir. 10 Temmuz 2002’de İstanbul DGM Başsavcısı Cengiz’e bir yazı gönderen Saçan, Fethullah Gülen ve grubuna yönelik operasyonda ilerleme sağlanamadığını belirtip, soruşturmanın başka bir birime verilmesini talep ediyordu. Saçan soruşturmanın ilerlememesinin nedeninin de bizzat Emniyet İDB ve İstanbul İstihbarat Şubesi içindeki Fetullahçı polis örgütlenmesi olduğunu iddia ediyordu: (*A.S.SAÇAN, çok zeki bir kişidir. 1991 İrtica Soruşturması sonucu, İstihbarattan çıkartılmıştır. Bu çıkartılmada, F.GÜLEN grubu polislerin de etkisi olmuştur. Aynı şekilde, Mustafa GÜLCÜ’ye de komplo kurulmuştur. GÜLCÜ ve SAÇAN, bu komployu bildiklerinden ve cemaatin iç işleyişini bildiklerinden, karşı intikam arayışındadır. Yazdıkları tamamen doğrudur; çünkü birbirlerini 1991 den beri tanıyorlar)” yazdığı görülmüştür.
Metnin sonundaki notun içeriğinden, söz konusu notu kitap çalışmasını yapan kişinin dışında başka bir kişinin yazdığı ve yönlendirmede bulunduğu anlaşılmaktadır.
Kitap taslağının 242-243 Sayfasında; “Uzun, Ergenekon soruşturmasının işaret fişeği olduğu yıllar sonra anlaşılan Tuncay Güney’in, kendisi de sonradan Ergenekon sanığı olarak tutuklanan Adil Serdar Saçan’ın müdürlüğünü yaptığı KOM Şube Müdürlüğü’nde verdiği ifadeleri titizlikle okur. Ancak çarpıcı iddialarda bulunulan ifadelerde elindeki şemada yer alan isimlerin hiç biri geçmemektedir. Recep Güven’e, “Bu ifadelerde bu isimlerin hiç biri yok. Afaki bir şema bu. Bana şemanın ifadeye göre hazırlandığını söylüyorsunuz ama ifadelerde bunu doğrulayan tek bir emare yok. Yani bu şemanın hukuki bir geçerliliği yok. TSK’nin generallerini suçlayacağız ama elimizde hukuki gerekçe olmayacak. İstanbul İstihbarat hepimizin başını mı yakmak istiyor? (*Uzun, İstanbul İstihbarat hepimizin başını yakmak mı istiyor, diye bir söz söylememiştir, Bu ifade yanlış olmuş) Bu kişileri zanlı olarak suçlamak hukuki olmaz” der. Recep Güven de, “İstanbul’a bir sorayım ben” diyerek gider, ama bir daha da konuyu açmaz.” yazdığı görülmüştür.
Metin içersindeki notun içeriğinden, söz konusu notu kitap çalışmasını yapan kişinin dışında başka bir kişinin yazdığı ve yönlendirmede bulunduğu anlaşılmaktadır.
Kitap taslağının 243-244. Sayfasında; “5 yıl sonra yine karşısına çıktı” başlığı altında; “2006 Şubat ayında yine aynı müdür, Recep Güven, aynı zanlı listesini içeren şemayla ve İstanbul İstihbarat Şubesi’nin aynı talebiyle gelir Uzun’un yanına. “Bunlar o Tuncay Güney denen adamın ifadeleri üzerine hazırlandığı söylenen şema mı yine?” diye sorar. “Evet, İstanbul İstihbarat Ergenekon soruşturmasını başlatmak istiyormuş” yanıtı alır Recep Güven’den. Bunun üzerine Uzun, “Bu ifadelere bakarak bu kişileri suçlamamız mümkün değil. Ama İstanbul İstihbarat kararlıysa ve eminse o zaman ilgililere bilgi vererek gerekli izinleri alıp Kurmay Başkanlığı’na Başbakan Erdoğan imzalı bir mektup gönderelim. ‘Bu listedeki generaller, Tuncay Güney isimli bir zanlıdan elde edilen bilgilerle Ergenekon isimli bir soruşturma kapsamında zanlılardır. Hem bilgi vermek hem de gerekli soruşturmayı birlikte yürütmek istiyoruz’ denilsin. İstanbul İstihbarat kabul ederse izleyeceğimiz yöntem sadece bu olabilir” der. Konu İstanbul İstihbarat Şubesi’ne sorulur. Tabi ki gelen yanıt olumsuzdur. Soruşturma yine açılamaz. (* Bu gelişmeler biraz aslına benzetilmiş, tam böyle değildir. Düzeltilmelidir. Recep GÜVEN adını rumuzlu yazmanızda yarar var; çünkü, böyle bir olay yaşanmadığını inkar edip, tazminat davası açmasına hukuki ortam yaratmış oluyorsunuz.)” yazdığı görülmüştür.
Metnin sonundaki notun içeriğinden, söz konusu notu kitap çalışmasını yapan kişinin dışında başka bir kişinin yazdığı ve hukuki olarak yönlendirdiği, bu kapsamda tazminata mahkum olmamak için isim yerine rumuzla yazılmasını tavsiye ettiği anlaşılmaktadır.
Kitap taslağının 252-253 Sayfasında; “————-Aşağıdaki kısmı düzeltmek yerine hep çıkartsanız daha iyi olur.” Şeklinde not yazıldığı görülmüştür. Metnin devamında; “Mehmet Ağar, zamanlamanın uygun olduğunu düşünmüş ve kendine bağlı mekanizmayı harekete geçirmiştir. (Yanlış yazılmış; M.AĞAR, Ağustos 1998’ de Emniyet Genel Müdürü değildir, Çakıcı’nın yakalanması İsth.D.Bşk. Sabri Uzun ile KOM D.Bşk.Emin Arslan’ın inisiyatifi ile,Hükümet’in dahi b,lgisi olmadan yakalandı.Bu başarılı operasyonu Hükümet sahiplendi ve sayın Mesut Yılmaz, Başbakanlık merkez binasının alt salonunda, operasyonu duyuran ve sahiplenen basın açıklaması yapmıştı.Yani, Ağar, o tarihte Bakanlıkta veya Emniyet’te görevli değildir,yazınızda belirtilen mekanizmada Ağar’ın dahli yoktur, yazınız düzeltilmelidir.)” yazdığı görülmüştür.
Yine metnin devamında; “Bu olay taraflar arasındaki gizli anlaşmayı bozar, etrafa dağılan kasetler, çirkin görüntüleri ve olayların bilinmeyen bir çok karanlık yönünü ortaya çıkarır. Eyüp Aşık bakanlığını kaybeder, yargı önüne çıkar. Sonuçta Cumhuriyet tarihinin en fazla destek gören liderlerinden Mesut Yılmaz Başkanlığı’ndaki hükümet, olayları tersine çevirmekte usta bazı kalemlere rağmen, liderine yönelik ağır suçlamalara muhatap olarak iktidarı terk eder. *(Yukarıdaki bölüm de yanlış.Hükümet’in düşmesi,Fikri Sağlar’ın, Korkmaz Yiğit-A.Çakıcı ses kasetini yayınlayınca, CHP, Hükümet’e verdiği güvenoyonu çekti ve Hükümet düştü.Bu konu, internette çok teferruatlı olarak yazılıdır.) yazdığı görülmüştür.
Yine metnin devamında; “———-Yukarıdaki parağrafı çıkartsanız iyi olur.” Şeklinde not yazıldığı görülmüştür.
Kitap taslağının bu sayfalarında “Yanlış yazılmış”, “yazınız düzeltilmelidir”, “Yukarıdaki bölüm de yanlış”, “Bu konu, internette çok teferruatlı olarak yazılıdır.)”, “Yukarıdaki parağrafı çıkartsanız iyi olur.” Şeklindeki cümlelerle taslak çalışmasının başka kişilerce incelendiği ve notlarda belirtildiği gibi gerekli yönlendirmenin yapıldığı anlaşılmıştır.
Kitap taslağının 253. Sayfasında; “Korkmaz Yiğit’in Milliyet gazetesini almasından 6 gün sonra 13 Ekim 1998’de dönemin CHP İçel Milletvekili Fikri Sağlar’ın ortaya çıkardığı Yiğit’le, dönemin mafya lideri Alattin Çakıcı arasındaki dinleme kayıtları tüm hesapları altüst etti. TTB’nin özelleştirilmesi ihalesi öncesinde yapıldığı belirlenen Çakıcı ve Yiğit arasındaki telefon konuşmalarında, Çakıcı’nın ihaleye girecek diğer işadamlarını tehdit ettiğinden bahsediliyordu. Kasetin partisine postayla geldiğini öne süren Sağlar’ın (*Sağlar, bu konuda yazdığı kitapta, şalvarlı bir şahsın kaseti kendisine elden verdiğini anlatmıştı, ben, posta ile gönderildiğini duymadım, benim bilgime uygun değil, araştırıp, düzeltmelisiniz) açıklamaları üzerine Yiğit, TTB ihalesine katılmasının nedeninin Alaattin Çakıcı değil, Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel ve daha sonra da Güneş Taner’in yönlendirmesiyle olduğunu söyledi.” yazdığı görülmüştür.
Metin içersindeki notun içeriğinden, söz konusu notu kitap çalışmasını yapan kişinin dışında başka bir kişinin yazdığı ve yönlendirmede bulunduğu anlaşılmaktadır.
Kitap taslağının 257-258 Sayfasında; “Skandalı kanıtladı mağdur oldu” başlığı altında; “KOM Başkanı Arslan’ın 14 Temmuz 1998’de gönderdiği yazının yanıtı, başında Sabri Uzun’un bulunduğu İDB’ndan 23 Temmuz 1998’de KOM’a geldi. Notta ne tehdit eden, ne edilen bir isim ve ne de bir menfaat grubundan söz ediliyordu. (*Şu ilave yapılırsa iyi olur: Henüz Alaattin Çakıcı yakalanmamıştı.İstanbul İstihbarat Şubesi, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’ndan aldığı dinleme kararıyla A.Çakıcı’yı dinliyordu.Ana amaç, Çakıcı’yı yakalamaktı.Çakıcı yakalanacağı zaman,1996 yılında Amerika’ya gönderilen polis ekibi, siyasetçi vekiller tarafından ÇAKICI’ya bildirimiş, kaçması sağlanmıştı. Adli bir görev yapıldığından,‘Yargı sahası yetkisi’ gereğince, İstanbul’da dinlemesi yapılan Çakıcı’nın hiçbir ses kaydı İstihbarat Dairesi’ne getirilmemişti. Bu arada, Türkbank İhalesi ile ilgili bilgi talebine verilecek cevapta da, hem yapılan yakalama operasyonu’nun ortaya çıkmaması gerekiyordu; hem de ilgililere –kapalı cümlelerle- bilgi verilmesi gerekiyordu.
Ayrıca, 05 Mayıs 1998 günü, İstanbul Valisi Kutlu AKTAŞ tarafından, Başbakan Mesut Yılmaz’a yazılı bilgi notu verilmişti. Yılmaz, bu bilgi notu’nu, Bakan Murat Başesgioğlu’na vermiş, O’da, Emniyet Genel Müdürü Necati Bilican’a vermişti.
Necati Bilican’da, İstanbul Emniyet Müdürü Hasan Özdemir’e telefon açarak,”Bu bilgiler, İstihbarat Daire Başkanlığı’na gelip, Emniyet Genel Müdür tarafından, İçişleri Bakanı’na ve Başbakan’a dağıtım yapılması gerekirken, siz, tersini yapmışsınız; bir daha böyle bir şey olmasın” şeklinde ikaz etmiştir.
Buradan da anlaşılıyor ki, Mesut Yılmaz’ın, Çakıcı-Korkmaz Yiğit ilişkisinden önceden bilgisi vardı. Ancak, Korkmaz Yiğit-Mesut Yılmaz görüşmesinden, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün bilgisi yoktu. Üstelik, 170 milyon dolar değer belirlenen Türkbank’a 485 milyon dolar ek para aktarıldığını hiç bilmiyorlardı.Polis, 170 milyon doların üstünde yapılacak her satış işlemini, devlet adına bir başarı olarak değerlendiriyordu.Hele de 605 milyon dolara satılmış olmasını, büyük bir başarı olarak anlıyordu.
Başbakan Mesut Yılmaz, MİT Müsteşarı ve Emniyet Genel Müdürü ile toplantı yaparak,” Ellerinde Türkbank’ın satışına engel olacak herhangi bir belge olup-olmadığını” sormuştur. Onlar da,” Böyle bir belgenin olmadığı” anlamında bir cevap vermişlerdir. Başbakan’ın, Mayıs(1998) ayında Yiğit-Çakıcı ilişkisi konusunda bilgilendirilmiş olması sebebiyle, bu toplantıyı yapma ihtiyacını duyduğu kesindir.)” yazdığı görülmüştür.
Yine metnin devamında; “Çünkü Çakıcı-Korkmaz Yiğit arasındaki konuşmaların bandı ortaya çıkmamıştı henüz. Oysa, ihale zarfı alan 20’ye yakın grup ile ihaleye katılan 5 grup vardı. Bunlardan hangisinin kiminle ilişki kurarak, kimleri tehdit ettiğine dair açık bir bilgi de yoktu yazışmalarda. Yani Merkez Bankası’nın, talep ettiği bilgiler gelen bilgi notlarında bulunmuyordu. Ama konu Emin Aslan’ın çabasıyla çözüme kavuşuyordu. İstihbaratın yetersiz notu üzerine ekibiyle birlikte olayı inceleyen Emin Aslan bir hafta sonunda isim isim tehdit eden ve edilen ile işbirliği yapılan işadamını belirliyordu. (*Bordlu kısımda Emin Arslan’ın öne çıkartılması yanlış. Elinde herhangi bir bilgi bulunmayan KOM Dairesi Başkanı’nın, ekibiyle birlikte olayı incelemesi nasıl olmuştur, ben anlayamıyorum. Gaipten bir ses mi gelmiş veya yapılan ekip çalışmasının ne olduğunun açıklanması gerekir. Yapılan her işi birlikte yaptığımız Emin Arslan’ın, İstihbarat’ın bilgisi olmadan yaptığı bilinmeyen bir çalışma mı var; bilemiyorum.Türkbank Anayasa Mahkemesi safhasında da birlikte ifade veren Uzun-Arslan ikilisinin, bilinmeyen bir açıklaması olmamıştı(!)Konuyla ilgili olarak ihaleden bir gün önce de yine İstihbarat Dairesi, Başbakan ve İçişleri Bakanı’na bir bilgi notu gönderiyordu. Bilgi notunda Çakıcı-Türkbank-Korkmaz Yiğit bağlantısı ayrıntılı olarak anlatılıyordu).” yazdığı görülmüştür.
Yine metnin devamında; “Ancak resmi bir yazı olmayan bu bilgi notuyla ihalenin iptali söz konusu değildi. İhalenin iptal edilmesini gerektirecek, KOM tarafından hazırlanan resmi yazı ancak ihale günü olan 4 Ağustos 1998’de Başbakanlık ve Merkez Bankası’na, İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Yahya Gür imzasıyla gönderildi. (*Müsteşar Yahya GÜR’Ee gönderilen yazı, Emin ARSLAN ile Sabri UZUN tarafından birlikte düzenlenmiştir.Yazının dayanağı da İstihbarat Dairesi’nin, KOM Dairesi’ne gönderdiği ‘Bilgi Notu’idi. Sanki, gaipten bir ses gelmiş de, bu sese dayalı olarak, KOM Dairesi’nden,Müsteşar’a yazılan yazı oluşmuş gibi bir anlam çıkıyor.)” yazdığı görülmüştür.
Yine metnin devamında; “Altı imzanın bulunduğu zimmetli yazı Merkez Bankası’na saat 17.45 sularında; Başbakanlığa da 18.00’de ulaşabilecekti. Merkez Bankası o saatte bir girişim yapmazken Başbakan Mesut Yılmaz ise “Ben yazıyı almadım” diyecekti. Hem de özel kaleminin “Ben gönderdim” şeklindeki açıklamalarına rağmen. Anlaşılan yazı “ortadan kaybolmuştu”. Sırf bu yazı nedeniyle bile dönemin iktidar ortaklarından ANAP tarafından sevilmeyen Aslan, (*Ben,’ ANAP tarafından sevilmeyen Arslan’ anlatımını kabul etmiyorum. Bu anlatım gerçeklere aykırıdır.Kabul edelim ki 1998 de sevilmiyordu; ANAP zamanında 2001 de Emniyet Genel Müdür Yardımcıcı yapıldı. Bu bilgiyi veren kişiyi ayıplıyorum) dönemin İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun ve kendi yardımcısı İsmail Çalışkan, Türbank soruşturmasındaki rollerine rağmen ismi kusurlu gösterilmeye çalışanların arasına monte edildi.” yazdığı görülmüştür.
Metnin içersinde yazılı notların içeriklerine bakıldığında, söz konusu notları kitap çalışmasını yapan kişinin dışında başka bir kişilerin yazdığı ve yönlendirmede bulunduğu anlaşılmaktadır.
Kitap taslağının 261-262 Sayfasında; “Hedefteki emniyet müdürleri” başlığı altında; “Uzun, bu ifadesiyle aslında o dönemde emniyet İstihbaratta yuvalanmaya başlayan cemaatçi polislerin söz konusu kaseti Fikri Sağlar’a sızdırdığını ima etse de, kimse üzerine düşmedi. (*Uzun’un ifadesinde, cemaatçi polisleri ima etmesi söz konusu değildir. Sabri Uzun tarafından, ‘Cemaatçi polislerin’ saldırganlaşmasının tespiti, Şubat-2006’da olmuştur.) Zaten Sağlar da kasetin kendisine postayla gönderildiğini savunuyordu. (* Sağlar’ın yazdığı bir kitapta, şalvarlı bir kişinin bu kaseti getirdiği yazılıdır, posta ile gönderildi şeklindeki yazının düzeltilmesi gerektiği kanısındayım)” yazdığı görülmüştür.
Yine metnin devamında; “Kendisi de kuvvetli dini inançları olan birisi olması nedeniyle o dönemde, Fetullahçı polislerin emniyet içinde örgütlenmesine ses çıkarmayan ve hatta yürütülen idari soruşturmalarda dahi bu grubu koruyan Uzun, (*Sabri Uzun, kuvvetli dini inancı olan bir kişi değildir, asla da Fethullahçıları korumamıştır. Bu ifade Sabri Uzun’u anlatan bir ifade değil) aklandığı soruşturmanın ihbar mektubunu gördüğünde komployu fark eder.” yazdığı görülmüştür.
Yine metnin devamında; “Komployu yürütenler ise koruduğu cemaatçi polislerdir. (*Sabri Uzun’un koruduğu polislerdir, sözünü reddidiyorum) O dönemin dedikodularına göre, 2004 yılından başlayan organize bir komployla Uzun dışında Hanefi Avcı, İsmail Çalışkan, Celalettin Cerrah ve Emin Aslan hakkında örtülü bir operasyon yürütülmeye başlanmıştı. Bu komployu tetikleyen ise AKP’nin iktidarından sonra 2003’te yapılan atamalardı.” yazdığı görülmüştür.
Yine metnin devamında; “Başbakan, KOM Dairesi’nin başına (Emin Aslan’ın geciktirilen terfisini alması için harcadığı çabalar sonunda) (*Altı çizili bölümün kaldırılması gerekir. Başbakan’ın yaptığı atama mı anlatılmak isteniyor, E.Arslan’ın Hanefi Bey’in terfi etmesi için harcadığı gayret mi anlatılmak isteniyor?İki ayrı cümle halinde meramınızı anlatın, derim.) Hanefi Avcı’yı, İstihbarat Dairesi’nin başına da Sabri Uzun’u atarken, Celalettin Cerrah İstanbul Emniyet Müdürü olmuştu. Bu süreçte Hanefi Avcı ve Sabri Uzun işbirliğiyle enerji yolsuzluğu, mazot kaçakçılığı, Uzanlar, Kentbank operasyonlarını yapıldı. Soruşturmaların İstanbul ayağında da Cerrah’ın ekibinden destek gelmişti.” yazdığı görülmüştür.
Metnin içersinde yazılı notların içeriklerine bakıldığında, söz konusu notları kitap çalışmasını yapan kişinin dışında başka bir kişilerin yazdığı ve yönlendirmede bulunduğu anlaşılmaktadır.
Kitap taslağının 263-264 Sayfasında; “——-(*Aşağıdaki bölümü çıkartırsanız iyi olacağı kanısındayım.)” şeklinde not yazıldığı, devamında; “Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Aslan, CHP’lilerin yerel yönetiminde olduğu Edirne’ye emniyet müdürü olarak atanan Avcı’nın hemen ardından koltuğunu kaybeden isim oldu. Çeteler, uyuşturucu kaçakçılığı ve yolsuzluklara karşı 1988-2005 arasındaki 7 yıl boyunca önemli operasyonlara imza atan ekibinin başındaki isimlerden olan Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Aslan görevinden alınıyordu. Adeta “kızağa çekilen” Aslan 1997 – 2001 yılları arasında KOM Daire Başkanlığı, sonrasındaki 4 yıl boyunca da KOM’dan sorumlu Genel Müdür Yardımcısıydı. Aslan da tıpkı Avcı gibi,” emekliliğine iki ay kalmış olan bir genel müdür yardımcısı mahkeme kararı ile görevine döndü” gerekçesiyle görevinden oldu. AKP hükümetinin göreve gelmesinin ardından APK uzmanı Mehmet Tokgöz, genel müdür yardımcısı yapılırken, Feyzullah Arslan bu görevden alınarak Gaziantep Emniyet Müdürlüğü’ne getirilmişti. Arslan, açtığı idari davayı kazanarak Ankara’ya döndü. Diğer genel müdür yardımcısı Abdullah Bolcu, Arslan’ın göreve başlatılması için Gaziantep’e kaydırıldı. Bu işlemin ardından Bolcu da dava açtı. İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun bilgisinde gerçekleşen operasyon çerçevesinde Bolcu’nun kazandığı idari davada verilen “göreve iade kararı” yürürlüğe konuldu. Bolcu, yeniden genel müdür yardımcısı olurken, Emin Aslan ise APK uzmanı olarak kızağa çekildi. Yeni görev dağılımı çerçevesinde KOM’un da aralarında bulunduğu birimler, diğer genel müdür yardımcılarından Ramazan Er’e bağlanırken, Bolcu ise trafik birimlerinden sorumlu oldu.” yazdığı görülmüştür.
Metin başlangıcındaki nottan kitabın bu bölümünün çıkartılması gerektiği yönünde açıkça yönlendirme yapıldığı anlaşılmaktadır.
Kitap taslağının 264. Sayfasında; “Eskiden Ankara polisi-İstanbul polisi çekişmesi şeklinde yaşanan Emniyet içi çatışma, “Siyasal İslam”ın hükümet ortağı, ya da tek başına iktidar olmasını sağlayacak biçimde yükselişe geçtiği 1990’ların sonuna doğru ilginç bir hal almıştı. Hemen her görüşteki emniyetçi hakkında çeşitli ihbar mektupları ilgili makamlara ve hatta savcılara dek ulaştırılıyordu. Sosyal demokrat kimliğiyle bilinen Emin Aslan, milliyetçi muhafazakâr ve hatta Fetullahçı olarak anılan Hanefi Avcı, dini hassasiyetleri (*DİNİ HASSASİYETİ tabirinden hiç haz etmiyorum) olmakla birlikte dürüstlüğüyle bilinen Sabri Uzun, liberal görüşlü İsmail Çalışkan ve merkez sağı temsil eden Celalettin Cerrah’ın ortak paydası ise asılsız ihbar mektupları ve görevden alma girişimleri oluyordu.” yazdığı görülmüştür.
Metin içersindeki notun içeriğinden, söz konusu notu kitap çalışmasını yapan kişinin dışında başka bir kişinin yazdığı ve yönlendirmede bulunduğu anlaşılmaktadır.
Kitap taslağının 265-266 Sayfasında; “Büyükanıt’ın TV’de söyledikleri” başlığı altında; “Mehmet Ali Birand ve Rıdvan Akar’ın sunduğu 32. Gün programının konuğu emekli Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’tı. Görev yaptığı dönemde kendisinin de telefonları dinlenen bir Ergenekon mağduru olduğunu savunan Büyükanıt, “Şemdinli olayları sırasında Emniyet İstihbarat Daire Başkanı, benim hakkımda uydurma beyanatlar veriyordu. Ben bunu ilgili makamlara ilettim ve o adam hemen görevden alındı” diyecekti. Emekli paşanın “o adam” diyerek andığı kişi Sabri Uzun’dan başkası değildi. Kendisinin de Ergenekon’un hedefinde olduğunu iddia eden ve hemen ardından Sabri Uzun’u da görevinden aldırttığını söyleyince doğal olarak, “Sabri Uzun’da mı Ergenekoncuydu?” diye bir soru geliyor akıllara. Ama bu sorunun yanıtı da, yine Ergenekon soruşturmalarıyla ortaya çıkan belgelerde bulundu. Uzun, Ergenekoncu olmak bir yana tam aksine kafası koparılana kadar darbecilerin hedefinde bir kişiydi. (* Büykanıt’ın’o adam’ diye bir ifadesi yoktur; diğer yazılanlar doğrudur; Büyükanıt hakkında, bu beyanından dolayı, Sabri Uzun, Kadıköy Sulh Cz. Mah. Manevi tazminat davası açmış,halen dava sürmektedir)” yazdığı,
Aynı sayfanın devamında; “Askerin “sakıncalı” listesindeydi” başlığı altında; “AKP hükümeti döneminde atandığı İstihbarat Dairesi Başkanlığı görevinde, yaklaşık 6 yıl görev yaparak en uzun süre kalan kişi olan Sabri Uzun’un askerlerin “sakıncalı” listesine girmesi de bu dönemde oldu aslında. Uzun’un İstihbarat Dairesi Başkanı olduğu dönemde de ,tıpkı geçmişte olduğu gibi MİT (*MİT ile hep iyi ilişkileri olmuştur) ve Jandarma istihbarat birimleriyle ilişkiler bir türlü geliştirilememişti.” yazdığı görülmüştür.
Metnin içersinde yazılı notların içeriklerine bakıldığında, söz konusu notları kitap çalışmasını yapan kişinin dışında başka bir kişilerin yazdığı ve yönlendirmede bulunduğu anlaşılmaktadır.
Kitap taslağının 269. Sayfasında; “AKP getirdi AKP aldı” başlığı altında; “Emniyetle jandarma arasındaki kopuk ilişkileri düzeltmesi, gidermesi için çaba göstermesi gerekenlerin başında gelmesi gereken Emniyet Genel Müdürü Gökhan Aydıner, her zaman “aman beni bu işlere bulaştırmayın” deyip kenarda durmayı daha uygun buldu. Haliyle Uzun’u da görevden almadı. AKP iktidarıyla İDB koltuğuna oturan Uzun, 9 Kasım 2005 günü yaşanan Şemdinli olaylarından sonra kopan emniyet-jandarma ilişkilerinin kurbanı olarak yine AKP eliyle görevinden alınacaktı. Uzun, “söylemediği sözler söylenmiş”, “yazmadığı raporlar yazılmış” gibi askerlere iletilerek dönemin Genelkurmay Başkanı (*o tarihte Bütükanıt KKK’NI İDİ,DÜZELTİLMESİ GEREKİR) Büyükanıt’ın Başbakan’a şikâyeti ile görevden alınması sağlanmıştı.” şeklinde kitap taslağına eklemeler yapılarak, bazı bölümlerin düzeltilmesinin istendiği görülmüştür.
Kitap taslağının 276. Sayfasında; “O zamanlar bu tezgahların arkasında, kendisi gibi dini itikatları kuvvetli (*”BU DİNİ İtikadı kuvvetli cümlesinden çok büyük rahatsızlık duyuyorum, bu ifade doğru değil) bir cemaat örgütlenmesinin olacağına ihtimal vermeyen Uzun, Şemdinli olaylarından bir süre sonra 22 Mart 2006’da görevinden alınır. Gazeteci Nazlı Ilıcak, o günlerde Kanal 7 televizyonunda yaptığı Sözün Özü programına konuk aldığı Başbakan Erdoğan’a medya ve kamuoyunda çok tepki çeken bu görevden alınmanın nedenini sorar. Erdoğan, “Bu siyasi bir karardır. Biz göreve getirdik biz aldık” demekle yetinir.” şeklinde kitap taslağının düzeltilmesinin istendiği görülmüştür.
Kitap taslağının 277. Sayfasında; “İhbar mektubu hemen işleme konulmuş ve konuyu soruşturmak üzere, Hrant Dink suikastı sonrasında İstanbul Emniyetiyle ilgili yürütülen soruşturmada da karşımıza çıkacak olan Mülkiye Müfettişi Mehmet Ali Özkılıç, Uzun’un iddasına göre cemaat tarafından görevlendirilmiştir (*böyle bir iddia, anacak tazminat ödemek isteyen akılsız kişiler tarafından söylenebilir. Bir Mülkiye Müfettişinin cemaat tarafından görevlendirildiğini iddia etmek, Sabri UZUN’a idari yönden de ceza aldırır, müfteri durumuna düşürür.Yanlış bir ifade olmuş, mutlaka düzeltilmesi gerekir) Mal varlığı, banka hesapları hakkında geniş ve detaylı bilgiler bulunan suçlamayı içeren bir ihbar mektubu gönderilmesi üzerine mülkiye müfettişi Özkılıç tek sözcük ifadesini bile almadığı Uzun hakkında idari soruşturma yürütüp suçlu bulmuştur. Ancak, tüm bu süreçten Uzun’un haberi dahi yoktur. Müfettiş Özkılıç, suç duyurusunda bulunduğu Uzun’un zamanında mal bildiriminde bulunmadığını ve bazı mallarının gelirleriyle orantılı olmadığını iddia ediyordu.” şeklinde kitap taslağına eklemeler yapıldığı ve yazarın taslakta düzeltmesi gereken yerlere vurgu yapıldığı görülmüştür.
Kitap taslağının 280. Sayfasında; “Sabri Uzun’un İDB’ndan bir göreve çekilmesinden sonra öncelikli hedef olan bir kaç emniyet müdürünün daha tasfiye edilmesi gerekiyordu. Çok sürmeden de bu gerçekleşti. Emniyet Genel Müdür Yardımıları Emin Arslan, Mustafa Gülcü ve Celal Uzunkaya ile Sakarya Emniyet Müdürü Faruk Ünsal garip olaylar zinciriyle ardarda hem görevlerinden oldu, hem de bir süre tutuklu kaldılar. Hepsi de benzer suçlamalala cezaevine girmişti. Emin Arslan bir uyuşturucu çetesine ilişkin yürütülen soruşturmada, Mustafa Gülcü ve Celal Uzunkaya karanlık geçmişi olan bir muhbirin iddialarıyla, Faruk Ünsal da bir çeteye yardımcı olmakla suçlandı. Bu listenin sonuna ekleyeceğimiz son isim elbette Hanefi Avcı. Cemaatin örgütlenmesine ve tehlikesine ilişkin yazdığı ve çok gürültü koparan kitabından sonra stalinist bir örgüte yardım yataklık ettiği iddiasıyla kendini cezaevinde buldu. (BU KISMINI KONTROL ET DEĞİŞTİR)” şeklinde kitap taslağının düzeltilmesinin istendiği görülmüştür.
Kitap taslağının 281-282. Sayfasında; “Azmettiricisi, tetikçisi, muhbirleri ve yardım edenleriyle adeta davul çalarak duyurulan Hrant Dink suikastında belirlenen ihmal nedeniyle fatura çıkarılan tek isim, Fethullahçı olduğu da bilenen (* Bu iddianızla, ancak tazminat cezası ödersiniz. Onun yerinde “iddia edilen” tabirini kullanırsanız daha yerinde olur) İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler olmuştu. Dink suikastının “büyük ağabeylerinden” Erhan Tuncel’in dönemin Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek üzerinden emniyetin muhbiri olduğu ve cinayeti önceden haber verdiği ortaya çıkmasına karşın, Akyürek ise, bir idari ceza almamıştı.” şeklinde kitap taslağının düzeltilmesi istendiği görülmüştür.
Kitap taslağının 286. Sayfasında; “Tanıdık bir müfettiş: Mehmet Ali Özkılıç” başlığı altında; “Bu soruşturmada görev alan müfettişlerden birisi tanıdık bir isimdi. 160 (BU SAYI DOĞRU MU????) mülkiye müfettişi içinden soruşturma için görevlendirilen kişi, Sabri Uzun’un cemaatten olduğunu öne sürdüğü (*asılsız rapor hazırladıklarını öne süren ve ispat eden Sabri Uzun yazabilirsiniz ama, cemaatten olduğunu öne sürdüğü şeklinde yazmanız, tazminat davasına ve kitabınızın inanırlığına gölge düşürür), hakkında mal varlığı soruşturması yürüten Mehmet Ali Özkılıç’tı. Tek kelime ifadesini dahi almadan yürüttüğü soruşturmada Müfettiş Özkılıç, Uzun’un banka hesaplarındaki paraları olduğundan kat be kat fazla gösteren bir rapora imza atmıştı.” şeklinde kitap taslağına ekleme yapıldığı, düzeltilmesi istenen bölüme vurgu yapıldığı görülmüştür.
Kitap taslağının 288. Sayfasında; “Devletin kayıtlarında sahtekarlık yapmak!” başlığının hemen yanına (*Bu başlığı kullanmalısınız,derim)…….” şeklinde not yazıldığı, ancak bu başlık altındaki metnin devamında;
“Bu şekilde, devletin elinde bulunan log kayıtlarında değişiklik yapmak, devlet memurları tarafından mı yapılmıştı, cemaat militanları tarafından mı yapılmıştı(!), Mülkiye Müfettişlerinin raporlarında yazılı değildi!.. (*Şeklinde ilave yapılması dikkat çekici olur sanıyorum)” şeklinde not düşülerek kitap taslağına eklemeler yapılması istendiği görülmüştür.
Kitap taslağının 292-293. Sayfasında; “Muhalefet şerhi Arslan’ı hedef yaptı” başlığı altında; “Karara muhalif kalan Kamil Tecirlioğlu, teşkilat içinde düzgün kişiliğinin yanısıra sorunlara pratik çözüm üreten ve siyasi dalgalanmalardan etkilenmeyen biri olarak tanınıyordu. Zaten siyasi partilere göre değil, göreve ve kanunlara bağlı çizgisi ile tanındığından görevinden alınarak pasif görev olan APK uzmanlığında sadece aybaşlarında maaşını aldığı bir göreve getirilmişti. YDK’ye gelecek olan kişilerin belirlendiği, APK uzmanları arasında yapılan gizli bir seçim sonucu terfi toplantılarına katılabiliyordu. Bu yüzden, karara muhalif kalması nedeniyle zaten herhangi bir “yaptırıma” gerek kalmayan görevdeydi. Fakat sonraki yıllarda bu tavrının hesabı emniye amiri olan oğluna Serkan Tecirlioğlu’na “(ADI NEDİRRR))))ödetildi. 2005-2006 yıllarında emniyetin pek çok hassas biriminde örneği görüldüğü gibi, kadrosuzluk ve benzeri gibi görünüşte normal olan bahanelerle başarılı bir personel olan oğul TECİRLİOĞLU istinbarat hizmetlerinden uzaklaştırıldı.” şeklinde kitap taslağına eklemeler yapılarak kitap taslağının düzeltilmesi istendiği görülmüştür.
ODATV’den ele geçirilen “000KİTAP” isimli word dosyasında ve Ahmet ŞIK’tan ele geçirilen “Ahmet Kitap” isimli word dosyasında bulunan kitap taslakları içersinden alınıp tutanakta belirtilen kısımların alt zeminleri sarı renk yapılarak belirginleştirilmiş ve taslak çalışmalarının orijinal hallerinin çıktısı alınarak tutanağa eklenmiştir.

SONUÇ OLARAK;
01- Ahmet ŞIK alınan ifadesinde her ne kadar “İMAMIN ORDUSU” başlıklı kitap çalışmasını kendi başına yaptığını beyan etmişse de; gerek ODATV’den ele geçirilen örgütsel notlar ve kitap taslağındaki notlar, gerek Ahmet ŞIK’tan ele geçirilen kitap taslağındaki notlar ve soruşturma kapsamında elde edilen diğer deliller, “İMAMIN ORDUSU” başlıklı kitap çalışmasının sadece Ahmet ŞIK tarafından yapılmadığını, Ergenekon terör örgütünün talimatları ve yönlendirmeleri doğrultusunda diğer şüphelilerle birlikte hazırlanan bir kitap çalışması olduğunu ortaya koymaktadır.
02- Bu kitap çalışmasının, örgütün temel dokümanlarından olan ve son süreçte örgütün medya yapılanmasını yeniden şekillendirmek amacıyla hazırlanan “ULUSAL MEDYA 2010” dokümanında belirtilen stratejiler doğrultusunda hazırlandığı, anlaşılmıştır.
03- Bu kitap çalışmasında, ERGENEKON davasının hukuki bir dava olmaktan öte siyasal bir dava olduğu, TSK ve Yüksek yargı başta olmak üzere Anayasal kurumların hedef alındığı tezleri işlenerek davanın kamuoyunda inanılırlığını ortadan kaldırmaya yönelik dezenformasyon yapılması amaçlanmıştır.
04- Tamamıyla hukuki çerçevede ve bugüne kadar şüphelilerden ele geçirilen somut delillerle yürütülmekte olan ERGENEKON soruşturması ve koğuşturmasının; bu kitap çalışmasında, Fethullah GÜLEN cemaati tarafından yürütülen bir tertip ve düzmece olduğunun işlendiği, böylelikle soruşturmayı yürüten kurum ve çalışanlarına ağır iftiralarda bulunarak kamuoyundaki güvenilirliklerinin ortadan kaldırılmaya çalışıldığı ve nihai olarak davanın kıymetsizleştirilmesi hedeflendiği anlaşılmıştır.
05- Ayrıca bu kitap çalışması ile Emniyet Teşkilatının cemaat tarafından ele geçirildiği ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin karşısında alternatif silahlı bir güç oluşturulduğu öne sürerek devletin kurumları arasında çatışma çıkarmayı hedeflediği görülmüştür.
06- Yukarıda belirtilen amaçların yanı sıra söz konusu kitabın 12 Haziran 2011 tarihinde yapılacak olan genel seçimler öncesi yayınlanması planlanarak, genel seçimler öncesi ülke gündemini etkilemeyi ve yönlendirmeyi amaçladığı görülmüştür.
07- Bu kitap çalışması ile ERGENEKON terör örgütünün amaç ve hedefleri doğrultusunda propaganda yapıldığı, bu kapsamda özellikle devam etmekte olan dava sürecini etkileyerek ve yönlendirerek Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs edildiği, ayrıca suçu ve suçluyu övdüğü anlaşılmıştır.
İşbu inceleme tutanağı tarafımızdan tanzim edilerek altı birlikte imza altına alınmıştır.16.03.2011///////////////

Reklamlar

One response to this post.

  1. Posted by TÜRKKAN BOZOKLU on Nisan 3, 2011 at 10:06 am

    Sözde ”Ergenekon Terör Örgütü’nün” varlığını kesin olarak kabullenmiş ama hala ispat edememiş bir zihniyetin yazdığı bu tutanak, aslında yazılan kitapların iddaalarının ne kadar doğru olduğunu göstermiyor mu..?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: