Kurtuba Ulu Camide namaz yasak!


https://i1.wp.com/www.dunyabizim.com/images/news/25475.jpg

HÜZÜNLÜ GÖRKEM!

Endülüs gezisinden dönen arkadaşlarımıza Endülüs’ü sorduk, sevinçlerini ve hüzünlerini anlattılar.

İspanya gezisinden yeni döndük. Endülüs’ün Tuleytula, Kurtuba, Gırnata, İşbiliyye şehirlerini gördük. Hepimiz Kurtuba Ulu Camii ve El-Hamra Sarayı, Alkazar karşısında şaşkına döndük, sanatkârların usta işlerini hayret ufkunda ağırladık. Tur arkadaşlarıma, “Bu büyük yapıtlar haricinde sizi en çok etkileyen, heyecanlandıran, büyüleyen yahut size çokça elem veren kısacası sizi çarpan karşılaşmalardan bahsedebilir misiniz?” diye sordum.

Hususî cevaplar istiyordum yani buradan kalkıp gitmezsek göremeyeceğimiz, detayda kalanlara dair. Rengârenk bir yelpazede cevaplar aldım. Ziyade mesrur oldum.
Elhamra İç Detay
Elhamra – İç Detay, Hümeyra Bostan
“Ve lâ gâlibe illallah”

Hümeyra Bostan:

Endülüs’te Kurtuba Camii’nin mihrabı, İşbiliyye’nin minaresi, Medinet üz-Zehra’nın yetim kalmış duvarları, hepsi çok etkileyiciydi fakat El-Hamra, kızıl saray benim için bir başkaydı. El-Hamra, ismini duyduğum andan itibaren benim için özeldi, çünkü o hamraydı, ben hümeyra. Kırmızıdan küçültülmüş isim, kırmızıcık. O, duvarlarına vuran güneş ışıklarından öte hamraydı, bense Endülüs mirasına boynu bükük bakmaktan öte hümeyra. Tek tesellim El-Hamra’nın her bir yanını süsleyen; insanların, devletlerin ve saltanatların gelip geçici, tek galibin ise Allah olduğunu hatırlatan “ve lâ gâlibe illallah” kelâm-ı kadimi idi: “Andolsun ki, Allah’tan başka galip yoktur.”
Ve la Ğalibe illallah, Nuseybe Ağırman
Ve la Ğalibe illallah, Nuseybe Ağırman

Nuseybe Ağırman:

Endülüs başka bir ıtır yayar. Müslüman hâkimiyetinden çıkalı hayli zaman geçmiş olmasına rağmen… Bir belde bir defa İslam oldu mu ilelebet darülislam sayılırmış. İşte öyle bir buhurun kokusu geliyor uzaktan. El-Hamra Sarayı sadece İspanya’nın değil, Avrupa’nın en çarpıcı mekanlarından biri, Endülüs’ün tacı. El-Hamra’nın gerçek manada her metrekaresine kazınmış, azameti Sahibi’ne veren bir cümle durur: “Ve la Ğalibe illallah.” Müslümanlar bu cümleyi ihtar belleyip kulaklarına küpe ettikçe hür yaşamışlar. El-Hamra ise bunu ihlâsıyla bağrına kazıdığı için -hem de yüz defa, bin defa -vakarından zerre taviz vermeden hâlâ dimdik ayakta duruyor. Ve bir vazife ifa ediyor; onu hayretle okuyan, ona kıymetini teslim eden her göz için her gün hususî bir mesaj göndererek: Galip yoktur, O müstesna.

İsmail Çağlar:

El-Hamra Sarayı’nın ışık saçan ahvalini seyretmek için San Nicolas’a giderken, Müslüman mahallesinin ara sokaklarında, festivale hazırlandıklarını düşündüğümüz yirmi beş otuz kişilik bir bando ekibinin halka halinde gecenin bir yarısı sokakta icra ettikleri müzik kayda değerdi.

Modern şehrin planlarının çıkış noktası
Albayzın Mahallesi, Seher Kalender
Albayzın Mahallesi, Seher Kalender

Seher Kalender:

El-Hamra’da kaleden Al Bayzın mahallesine baktığımda şunu fark ettim, bugünkü modern şehir planlarının çıkış noktası, ilham kaynağı karşımda duruyordu. Barcelona planını yapan göz mutlaka öncesinde tam da benim baktığım yerden Gırnata’nın bu beyazlara bürünmüş mahallesine bakmış olmalıydı. O an Ece Ayhanvari ağabeylere seslenmek geldi içimden; Yaşamak için bir kent böyle kurulur ağabeyler!

Nazlıhan Gültekin:

Sanırım gezide öğrendiğim en farklı bilgi Mehmet Hoca’nın (Özdemir) bahsettiği İslam mimarisi ve Hıristiyan mimarisinin arasındaki keskin fark oldu. Hıristiyan mimarisindeki mantık: Binanın dışı alabildiğine süslü ve şatafatlı olmalı. Binanın içi çok daha mütevazı olabilir ama dışı görkemli, heybetli olmalı ve bakanların dikkatini çekebilmeli. İslam mimarisindeki mantık ise: Binanın dışı alabildiğine sade olmalı. Dışı sadece sıradan taşlarla döşenebilir (bkz. El-Hamra Sarayı) fakat içi oldukça görkemli olmalıdır. Her bir karesi özel işlenmiş, en ufak ayrıntı atlanmamıştır. İçini gezenlerin başını döndürebilecek güzelliktedir. Bu mantık farkı da şuradan kaynaklanıyormuş: İslamiyet’te halka açık olan yerler mütevazı olurmuş, insanlar görüp özenmesin, kıskanmasın diye sıradan bir görüntü verilirmiş. Sadece oraya girmeye izni olanlar, içerdeki ihtişamın farkında olurlarmış; geri kalanlar sıradan bir bina zannedermiş. Bu ayrımı da en iyi görebileceğimiz yer İspanya’da gittiğimiz Kurtuba Camii’dir. Önce camiyi tamamen yerle bir edip bir katedral dikmek istenir. Fakat herkes karşı çıkınca ancak ortasından bir katedral yükseltilir.

Kemerleri arasında aşk hissediliyor
Kurtuba Ulu Camii – sütunlar, Merve Akkuş
Kurtuba Ulu Camii – sütunlar, Merve Akkuş

Merve Akkuş:

“Ey Kurtuba Camii, senin varlığın aşktandır. Aşk büsbütün devamlılıktır, onda fânilik yoktur.” Kurtuba Ulu Camii’ne girdiğimde aklıma İkbal’in işte bu mısraları geldi. Ardı ardına sıralanan sütunlar, birbirine muazzam şekilde bağlanan kırmızı beyaz kemerler… Camiyi imar edenler ve yaşayanlar nasıl bir aşkla bağlanmış ki bugün kemerleri arasında yürürken o aşk hissediliyor.

Salih Mehmed Bostan:

Bu sorunun cevabı benim açımdan; mütevazı bir dış cephenin içerisinde bütün ihtişamıyla Esmâ’ül Hüsnâ’yı, göğün yedi katını ve Sidretü’l Münteha’yı simgeleyen tezyinatı barındıran ve “Namaz müminin miracıdır” hadis-i şerifinin ihtiva ettiği derin anlamı mihrabın her köşesinde gönülden hissettirerek insanı hayal âlemine sürükleyen Kurtuba Ulu Camii’nin pırlanta mihrabı olacaktır. Bu rüyadan ise mihrabın hemen sol tarafında bulunan ve Kurtuba’nın anahtarlarının Hıristiyanlara onurları ve vicdanları yaralayıcı biçimde teslim edilişini tasvir eden tablonun gönüllere aşkettiği tokatla uyanılması, birbirine uzak iki duyguyu kısa sürede yaşatması açısından belleğimde yer etmiştir.

Mozaikler etkileyici

Saliha Şişman:
Tuleytula işi, Saliha Şişman
Tuleytula işi, Saliha Şişman

Beni en çok etkileyen eserlerden bir tanesi, El-Hamra Sarayı’ndaki mozaikler oldu. Oyma sanatının insanı büyülediği bir gerçek ama bununla kıyaslandığında daha sade olmakla beraber muazzam bir sembolik anlam ihtiva eden ve İslamî sanatın geometrik kavrayışının en yetkin örneklerinden olan, İspanyolların “azulejos” dediği işçilik beni hayrette bıraktı. Birkaç gündür Flickr’da Endülüs’ün bu muhteşem sanat numunelerini kurcalıyorum. Tavan işleri var bir de şahane Alkazar’da, Kurtuba Ulu Camii’nde, El-Hamra’da! Tuleytula’daki dövme Şam işleri (Toledo Damasquinados) de ayrı bir âlem! (Pamukkale’ye gittiğimizde kartpostaldakinden daha güzel bir manzara ile karşılaşmayız. Oysa El-Hamra Sarayı’nın içi, o ince ince taştan oyulmuş danteller o kadar şahanedir ki… Google’da hatta sarayın resmi sitesinde gördüğümüz görsellerden en az yüz kat daha ihtişamlı bir eser bekler sizi. Biz bu işi, yani takdim ederken allayıp pullamayı İspanyollardan daha iyi becermişiz. Böyle sarayın olsun, üç beş fotoğraf ile iktifa et. Çok ama çok şaşırtıcı! El-Hamra’nın kadri ola berter!)

Rümeysa Şişman:

Benim hayalimde Endülüs’e hep kızıllık eşlik eder. Yanık bir rengi vardır Endülüs’ün. Üç defa kırmızı olan belde… Flâmenko, boğa güreşleri, El-Hamra – kızıl saray – ve bin bir çeşit çiçek… Bu kızıl tonların bir zamanlar Müslüman olan bu şehirlerle bağlar kurmamızı sağlayacağını düşünmemiştim. Sarıdan kırmızıya doğru gün batımında gökyüzünü kaplayan tonları anımsatırcasına… Tuleytula’nın soğuk ve karanlık Ortaçağ şehirlerini anımsatan gri-sarı rengi bu renk yelpazesinde en soğuk renklerden biriydi. Tarihi dokusunu korumayı sürdürse de engizisyon mahkemelerinin başladığı soğuk taş duvarlar arasında bir sıcaklık aramak boşuna galiba… Kurtuba ise Afrika’nın çöllerini hatırlatan sıcak esintiler taşıyan bir sarıya bürünmüştü. Doğunun ilmini batıya taşıyan şehir…  Belki de Rönesans’ı başlatmış olan kütüphanesindeki el yazmalarının yakıldığı anı unutamadığından hep o sarıya takılıp kalmıştı. Derken sarının tonları kızarmaya başladı. İşbiliyye kırmızıya bakan canlı bir turuncu renginin hâkimiyetindeydi adeta… Koyu Katolik bir şehir olmasına rağmen Akdeniz’in sıcaklığının verdiği bir sarılık ve Müslüman geçmişiyle devamlı yüzleşmek durumunda olduğu için çarpışmanın getirdiği kızıllık bir arada turuncu bir renkte buluşup şehrin hareketli yaşantısını yansıtıyordu. Ve Gırnata… Güneş batarken son bir çizgi halinde kıpkızıl olan göğü andıran bir renkteydi. Endülüs güneşinin en son görünüp kaybolduğu şehir. Üzerine kurulduğu toprağın kızıllığının yanında El-Hamra sarayı ile en hüzünlü ve hala Müslüman olduğunu hissettiren bir canlılıkla en kırmızı şehir Endülüs’te…

Endülüs’ün kalbi
Sevilla Katedrali’ndeki La Giralda, Zeynep Bostan
Sevilla Katedrali’ndeki La Giralda, Zeynep Bostan

Zeynep Bostan:

Gezinin tamamında yaşadığım duygu yoğunluğuna denk bir şeyi bana bir kaç dakikada yaşatan, Sevilla’daki La Giralda oldu. Halen çan kulesi olarak kullanılan bu yapı, aslında mağrip mimarisiyle yapılmış bir minareydi. Gotik katedralin yanında göğe uzanırken Sevilla’nın İşbiliyye, katedralin ise Ulu Cami olduğu zamanları hatırlatıyordu. La Giralda’ya çıktım. Çok buruk bir ziyaretti. Ben bir yandan sessizce ezan mırıldanırken bir yandan sürekli çan çalıyordu. Şehre tepeden bakarken yüzyıllar önce buradan okunan ezanı duyup namaz için camiye koşturan insanları hayal ettim. Aslında esas çarpılmam minareyi gece ilk gördüğüm an oldu. Çünkü Sevilla’nın neşeli, Akdenizli havasına kendimi kaptırmıştım ve Müslüman dönemi bu kadar canlılıkla tek başına yaşatan böyle bir abideye rastlayacağımı düşünmüyordum. Önceden ne kadar okusak da orada yaşamak başka oluyor tabi.

Sevilla İspanya’da en sevdiğim şehir oldu. Beyaz badanalı evler, porselen tabelalar, turunç ağaçları, minik parklardaki çini kaplı banklar, sükûnet, temizlik, düzen. Nehir kıyısı olması, Boğaz’ı andırması… Havası sıcak Akdeniz iklimi. Minare ve Altın Kule Endülüs’ü yaşatıyor. Bunların çoğu belki Kurtuba’da da var ama orası fazla turistik ve kapalı bir bölge. Elbette ki muhteşem camisi ve otantikliğiyle Endülüs’ün kalbi orası. Sevilla ise yaşayan gerçek bir şehir. Bu arada Toledo’yu Endülüs’ten ziyade yabancı, soğuk, karanlık Orta Çağ Avrupa şehirlerine benzettim, hani filmlerden tanıdığımız.

Sanat Müslümanların hâkimiyetindeymiş

Ayşenur Kolbaşı:

Endülüs’ün mimarî veçhesi çok etkileyici. Bu mirasın daha sonraki süreçte İspanya’da bıraktığı izler de çok şaşırtıcı. Madrid’de ilk olarak Plaza de Toros de Las Ventas’ta durduk. 1929 yılında yapılmış olan en büyük boğa güreşi arenasının bulunduğu meydan. Bir arena ama beş yüz yıl öncesine ait mimarî özellikleri taşıyor. Ana yapı malzemesi tuğla ve seramikten. Endülüs’ün simgelerinden biri olan at nalı şeklindeki kemerle rle çevrili. Eskiden İspanyollar, yani Endülüs hâkimiyetindeki Hıristiyanlar çoğunlukla ziraat ile uğraşırlarmış. Sanat Müslümanların hâkimiyetindeymiş. Bu yüzden İspanyolların sanatı Müslümanlardan öğrenip geliştirdikleri kabul edilir. Mudejar (okunuşu: müdehar, Arapça: müdeccen) İspanya’da Müslüman hâkimiyeti sona erdikten sonra ortaya çıkan İslamî mimarinin etkisi altında gelişen bir tarzdır ve başka birçok modern eserde olduğu gibi arenada da bu tarz kendisini aşikare gösterir.

Şoförün hareketleri Türk işiydi

Zana Okçuoğlu:
Generalife – Elhamra Sarayı, Zana
Generalife – Elhamra Sarayı, Zana

Tuleytula ve Kurtuba’da Endülüs’ün ruhu bana tesir etmedi kesinlikle. İçimde sadece Kurtuba Ulu Cami’nin katedrale dönüşümünün hüznü kaldı. Ancak Gırnata’ya vardığımız andan itibaren kendimi eve gelmiş gibi hissettim. En çok Müslümanın oralarda yaşadığı söyleniyordu onun da etkisi olabilir. Ayrıca otobüs şoförüne gece son otobüs kaçta dediğimizde on avronun üzerine 23:50 yazıp bize göstermesi ve bunu yaparken de bir elinde kalem bir elinde para varken dirsekleri ile otobüsü kullanması bizi memleketimizde hissettirdi. Ayrıca nerede ineceğiz dediğimizde de on beş dakika sonra bana hatırlatın, ifadesi de tam Türk işiydi doğrusu! İndiğimizde durakta kapalı bir bayan gördüğümüzde şaşırdık ve hemen ona helal yemek nerede yeriz, diye sorduğumda duraktan kalkıp bizi dükkânlara götürmesi şaşırtıcı ve çok güzeldi. Oturduğumuz Faslıya ait kafede “Kardeşim” dediğimde adamın mutluluğu, “Sen de benim kardeşimsin, kalbimdesin” demesi ve sonra da indirim yapması da çok bizdendi. Bundan sonra diğer muhatap olduğumuz insanların sıcaklıkları ve kiliseye dönüşen camileri, açık olan camisi ve orada beraber namaz kılmamız ve tabiî El-Hamra yanına bir de Emirgan Parkı edasıyla Generalife çok güzel izler bıraktı.

İşbiliye de muhteşemdi. Orada en güzel şey Ulu Camii’nin yakınlarında olmak. Barcelona’da Pakistanlılar çok fazlaydı, selam verip girdiğimiz çok dükkân oldu ama maalesef kötü bir imaj veriyorlar çevreye. Oradaki Pakistan mescidinde o sırada bir sohbet programı vardı ama pek temiz yerler değil, bilmiyorum orda kıldığım namaz mı yoksa Dali’nin köyündeki bir kafenin üst katında kıldığım namaz mı daha makbuldü. Sanırım ikincisi.

Suleyha Şişman’ın notu:

İspanya tecrübesi bizim pek de anlamadığımız bir şey. Bir taraftan İslam medeniyetinin en parlak dönemleri diğer taraftan Müslümanlara karşı uygulanmış işkenceler, sürgünler… Bir yandan Endülüs tarihi üzerinden hoşgörü ve bir arada yaşama tecrübesine imkân veren okumaların yapıldığını görüyoruz. Diğer yandan ötekine karşı en acımasız zulümlerin yapıldığı bir coğrafyayla karşı karşıyayız. Bu durumda mezkûr okumalar ne derece geçerli! Bugüne kadar uzanan faşizan tutumlar ortada. Tabiî çeşitliliği dışlayan Franco dönemini de unutmamak lazım. Hâlâ mühtedi İspanyolların dinlerini açıklamaktaki çekingenlikleri, El-Hamra Sarayı’nda Müslümanların kalabalık gruplar halinde gezmesine izin verilmemesi, Kurtuba Ulu Camii’nin değil içinde bahçesinde dahi oturarak namaza müsaade edilmemesi, görevlilerin sürekli teyakkuzda beklemeleri, Ulu Camii’ye herkes “Mesquita” dediği halde resmiyette “Katedral” demenin zorunlu oluşu İspanya’daki genel ahvali ele veriyor. Yine de -vakta çekilen kelime-i tevhidlerin, okunan ezanların hürmetine mi demeli- yeni yeni ihya hareketleri, dedelerinin garip pratiklerini İslami ibadetlerle anlamlandıran gençlerin ihtida öyküleri şevk ve ümit verici. Bence İspanya’nın asıl neşesi bu!

Kaynak:dünyabizim.com

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: