Devletin Dini Ne Olmalı?


Celal Tahir – Özgün Duruş

Osmanlı imparatorluğunun çöküş sürecine girmesi, nihayetinde tarih sahnesinden çekilmesi ve Cumhuriyetin kuruluşu ile yani son 150 senedir yaşadıklarımız, ancak Roma (Batı Roma) imparatorluğunun çöküşü sonrası Batı Avrupa’nın yaşadıkları ile mukayese edilebilir. Nasıl ki Batı Roma’nın çöküşünden sonra Avrupa Ortaçağ’da nisbi bir kargaşa dönemi yaşamıştır. (Bu arada, belirtmek gerekir ki “Ortaçağ karanlığı” imgesi “Modernite’nin aydınlığını” tartışılmaz kılmak için imal edilmiştir) Osmanlı imparatorluğunun çöküşünden sonra da Türkiye’nin, Arap-İslam âleminin, Balkanlar’ın bir türlü sükûnet bulamayışı aynı sebeptendir. Ki Kuzey Afrika’da, Arap âleminde son bir yıl içinde yaşananlar malumdur.

Evet, 100-150 yaşadıklarımız bu bağlamda değerlendirilmelidir. Cumhuriyet bir asrı devirmeye doğru giderken, bir değişim dönüşüm süreci, Cumhuriyet’in demokratikleştirilmesi süreci yaşanmaktadır. Bu süreçte elbette yakın tarihimizde yaşananlar, açığa çıkmalı, çarpıtmalar-yanlışlar düzeltilmeli, ideolojik değerlendirilmeye tabi tutulmadan, her şey yerli yerine konulmalıdır. Ancak tüm bunlar olurken, Cumhuriyet’in Osmanlı’ya yaptığı gibi, bir inkâra lüzum yoktur. Bugün bazılarına belki “ihanet” gibi görünebilecek tutumlar, olgular, çöken büyük bir medeniyette arta-kalan toz-duman kargaşa ortamında, kişi ve grupların bilinçli-bilinçsiz yol arayışı olarak da görülebilir.

Bu arayışlara bazen, özellikle bugünden bakıldığında, hayret ve ibretle bakılabilir.

MECLİS MÜZAKERELERİ

Kazım Karabekir’den meclis müzakerelerinin bir bölümünü okuyalım:

“18 Temmuz 1923`te, Teşkilât-ı Esasiye’de yapılmasını muvafık (uygun) gördükleri tadillerin (değişikliklerin) ikinci günkü müzakeresi (görüşmeleri) imiş… Bana haber verilmemişti…. Bugün ben tesadüfen hazır bulundum… M. Kemal Paşa`nın reisliğinde şu zatları bu işle meşgul gördüm… Fethi Bey, Dahiliye Vekili; Mahmud Esad Bey, İktisad Vekili; Tevfik Rüştü Bey, Sıhhiye ve Muayeneti İçtimâiye Vekili; Fevzi Bey, Nafıa Vekili; Hasan Fehmi Bey, Maliye Vekili; Sabri Bey, Ziraat Vekili; Ağaoğlu Ahmed Bey, Matbuat Umum müdürü; Meb`uslardan, Ziya Gökalp, İhsan, Sivas Meb`usu Rasim vardı…. Erzincan Meb`usu Saffet Bey kâtiplik vazifesini görüyordu… Başvekili Rauf ve Maarif Vekili Safa Beyler esasen intihap komitesinde dahi bulunmamışlardı. Ben geldiğim sırada, Tevfik Rüştü Bey söz söylüyordu, “Ben kanaatimi millet kürsüsünden dahi haykırırım… Kimseden korkmam!… Teşkilât-ı Esasiyemizde dinimiz apaçık yazılmalıdır….”

Ben, söz aldım ve sordum: “Teşkilât-ı Esasiyede Dinimizin İslâm olduğu yazılıdır. Tevfik Rüştü Bey!… Hangi kanaati haykıracaksın?.. Teşkilât-ı Esasiyeye apaçık hangi dini yazdıracaksın?… Hıristiyanlığı mı?…” Mahmud Esad Bey söz aldı ve sertçe cevap verdi; “Evet, Hıristiyanlığı.. Çünkü İslâmlık terakkiye (ilerlemeye) mânidir!… Bu dinle yürünemez, mahvoluyoruz… Ve bize, kimse de ehemmiyet vermez.” Ben, söz alarak dedim: “İslâmlığın terakkiye mani olduğu Avrupalıların uydurmasıdır. Bu meseleyi istediğiniz kadar münakaşa edebiliriz. Fakat münâkaşaya tahammülü olmayan bir mesele varsa, din değiştirmek gayretidir… Netice, İslâm kalırsak, mahvolmayız; fakat bu din değiştirme oyunuyla bizi, kolay mahvedebilirler… Hristiyan Bizansı İslâm-Türk yıkmış ve yerine geçmiştir. İngilizler, Fransızlar 1855`le İslâm Osmanlı İmparatorluğu ile ittifak yaparak, Hıristiyan Rus imparatorluğuna karşı harb ettiler. İçinden yeni sıyrıldığımız Cihan Harbinde Almanya, Avusturya, Macaristan ve Bulgaristan Hıristiyan Devletleri yine İslâm-Türk`le ittifak yaptı ve itilâf devletlerine karşı birlikte harb etti….

“İSLÂM KALAMAYACAĞIZ…”

Yüzümüze kimse bakmazmış, ne demek?… Fethi Bey söz alarak,bana gayet sert, kati cevap verdi: “Evet, Karabekir!…. Türkler İslâmlığı kabul ettiklerinden böyle kaldılar… Ve İslâm kaldıkça da bu halde kalmaya mahkûmdurlar…. Bunun için, İslâm kalamayacağız…” Ben de aynı sertlikte şu cevabı verdim: “Fethi Bey, bu yabancı fikri şiddetle reddederim!… Geri kalmaklığımıza amil olan şey, bir değildir.. Fütuhatçılık, temsil kudreti gösterememek, Avrupa`nın ilim ve irfanın cephesiyle temassızlık, idarede istibdat gibi mühim sebepler vardır… Aynı yanlışlıklan yapan Hıristiyan devletlerin de yıkılıp gittiğini bilmez değilsiniz.. Bir zelzelenin hakiki sebeplerini araştırmayıp, onu gülünç bir sebebe bağlamak kadar, bu İslâmlık terakkiye manidir fikrinizi, garip bulurum… Bu yabancı ve tehlikeli fikrin aramızda da ilmî münakaşaya tahammül edemeyecek kadar taraftar bulmasından çok müteessir oldum. Fakat ben iddia ediyorum ki, Türk milleti ne dinsiz olur, ne de Hıristiyan olur.. Hakikat budur!…. Bir milletin asırlardan beri en mukaddes duygularını bir hamlede atabileceğine inanışınız objektif bir görüş değil, hayalinizdir… Böyle bir harekete cür`et, memlekette kanlı bir istibdat ile başlar! Ve İstiklâl Harbinin samimi birliğini de birbirine katar… Nasıl bitebileceğimi de söyleyebilirim… Düşmanlarından kanı pahasına istiklâlini kurtaran Türk milleti, hürriyetini kendi evlâdlarına boğdurmayacak; buna cür`et edeceklerin de hakkından gelecektir Fethi Bey!…”

MUSTAFA KEMAL: BURADA KESİYORUM!..

Mustafa Kemal`e hitaben de sözlerime şöyle devam ettim: “Paşam!… Maddî cephemiz zaten zayıftır.. Güvenebileceğimiz manevî cephemizi de düşmanlarımızın yaldızlı propagandasına kurban edersek, dayanabileceğimiz ne kalır?… Bizi silâh kuvvetiyle parçalayamayan düşmanlarımız, görüyorum ki, bizi fikir kuvvetiyle mahvedeceklerdir… Buna müsaade edecek misiniz?… Siz ki, Millete karşı, bizi bu hale getiren belânın istibdat olduğunu, zaferden sonra milletin tamamiyle iradesine sahip olarak yürüyeceğini, millet kürsüsünden dahi defalarca haykırdınız… Millet Meclisini tekbirler, salâtlar arasında açtınız… İslâmlığın en yüksek bir din olduğunu hutbelerle de ilân ettiniz… Hepimiz de aynı imân ve kanaatle aynı yoldan yürüdük. Şimdi ne yüzle ve ne hakla bir kanlı maceraya atılacağız?…”

Mustafa Kemal Paşa sözümü burada keserek, dedi ki; “Müzakere çok hararetlendi…. Burada kesiyorum!…”

TELMİH: Görüldüğü gibi Mustafa Kemal böyle bir müzakerenin devamına izin vermez. Bilebildiğimiz kadarıyla da, bir daha kimse bunu önermez. Ancak imparatorluğun çöküşünün neticesi oluşan ağır psikolojik atmosfer, bütün politik grupları, herkesi etkilemiştir. “Batı’ya benzemek gayesi” inkılâpların temel sebeplerindendir. Nitekim İsmet İnönü şapka giyilmesi sebebinin Avrupalılara benzemek olduğunu bir yerde doğrudan söyler.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: