Ya Cehennem de Caydırmıyorsa!


Cafer Ayhan/Adil Medya
Bir Müslüman Allah’ın varlığına inanmakla O’nun gönderdiği son din olan İslam’ın amentüsüne de inanmış ve iman etmiş olur. Bu amentünün içinde ahiret gününe iman etmek de vardır. Ahiret günü diğer bir deyişle hesap günü, Dünya’da yapıp ettiklerimizden hesaba çekileceğimiz gündür. Kim bu Dünya’da zerre miktarı da olsa ne ettiyse o ettiğini o gün görecektir. Sonuç olarak doğru/hayr işledikleri yanlış/şer işlediklerinden çok olanlar cennete tam tersi olanlar da cehenneme gidecektir. Cennet ve cehennem kavramları ise Allah’ın gönderdiği son kitap Kur’an’da ayrıntılı şekilde anlatılmaktadır. Bu bağlamda Dünya’da işlediklerimiz bizim için bağlayıcıdır. Cehennem’in varlığı Dünya’da Allah’ın şer dediği işlerde ısrar edenler içindir. Cehennem, inanmış ve iman etmiş Müslüman için korkutucu ve gidilmek istenmeyecek yerdir. Ters bir okumayla; cehenneme gitmemek, cennete gitmek için şer olan şeylerden kaçmak gereklidir. Şer/kötü/haram olan şeyler eğer ki müslümanın yaşadığı devlet içinde kanunlar ile yasaklansa bile onu bağlayacak şey ilânihaye o kişinin vicdanıdır, vicdanıyla birlikte Allah korkusudur. Ama görünen o ki Allah korkusundan evvel Müslümanları bağlayan etmenler türe/til/miştir. Ulus devletlerin tarih sahnesine çıktığı günden beridir “ülke sınırı” dediğimiz suni yapılar Müslümanların arasına nifak tohumları serpmektedir. Çocukluktan itibaren içinde yaşadığı sistemin doktrinleri içinde yetişen nesiller kâh milliyetçilikle kâh ulusalcılıkla kâh mezhep taassubuyla yetişmiş ve din olarak İslamı seçen insanlar için bu müthiş bir sınav olmuştur. Bir Müslüman için en büyük ceza veya mükâfat olan Cennet ve cehennemi çeşitli zorlama yöntemlerle kendilerine göre yorumlayan bu ulus devletler bu nifakı daha da derinleştirmiştir. Bir Müslümanın diğer bir Müslümandan bağımsız olmadığı Hucurat suresi onuncu ayeti ile sabittir ama görüyoruz ki herkes ayrı bir telden çalıyor. Devletin kendi kanunları dediğimiz gibi zaten bunu derinleştirmekte iken ne yazık ki ahiret günü/cehennem cezası/cennet mükâfatı veya bir diğer bir şey bizim aklımızı başımıza getirmiyor. Burada şu çıkarsamayı yapabiliriz: Bugün etnik kimliğe/mezhep taassubuna/ulus devlet sınırlarına takılıp kalıp çözemediğimiz onca sorunumuz Allah’ın ipine bağlanmakla çok da zor olmadan çözülecektir. Bir başka çıkarsama yapacak olursak: Her bir Müslüman Allah’ın buyruklarının hiç değilse toplumla ilgili olan kısımlarını anlamaya çalışsa ve başındaki yöneticilere bunları dayatsa sorunlarımızın büyük kısmını bir sürü prangadan kurtulup çözebiliriz. Bu çıkarsamalar eğer doğru ise biz Müslümanlar Allah’ın ipine sarılmıyor ve şer peşinde dolaşıyoruzdur. Şer peşinde yeterince dolaşınca da gideceğimiz yer Müslümanlar üzerinde şu an çok da caydırıcılığını n olmadığını gördüğümüz cehennem olacaktır Allah muhafaza. Oysa Ahiret gününe iman etmiş kime sorsanız cehenneme gitmek istemeyecektir. Yok, eğer bu çıkarsamalar doğru değilse, “bizi Allah’ın ipi de kurtarmıyorsa” ne kurtaracaktır? İnsan aklından çıkmış ve eksik olmaya mahkûm paradigmalar mı? Bunun olamayacağını insanoğlu uzun zamandan beri durmadan ispatlayıp duruyor. Ulus devletler kendi içlerinde yaşayan Müslümanların cehenneme gitme korkusunda olacağını bildiklerinden dolayı ve sistemlerini sağlama almak amacıyla bu sorunu şöyle çözmektedirler: Ya devlet bünyesinde bir kurum kurup bu kurum vasıtasıyla Müslümanları uysallaştırmak veya Müslümanların inandıkları dinin temel dinamiklerini deformasyona uğratıp onlara aslı astarı olmayan, dinmiş gibi gösterilen kavramlar sunmak. Mesela onca Müslüman günde beş kez namaz kılmak için toplanır ama bir başka ulus devlet içinde yaşayan Müslümanlara uygulanan zulüm meydana geldiğinde bu kardeşlerimiz toplanamaz. Çünkü onlara yıllarca öğretilen şey “namaz kılmazsanız cehennem size yakındır” olmuştur. Derin bir eleştirinin kimseye faydası olmayacağı aşikâr. Bu sebeple cehennem de yetmiyorsa, cehennem de toplumsal sorunlarımızı çözmekte zalimlere karşı başkaldırıda bize itici güç olmuyorsa ne biz Müslümanları ne bu cehaletten/hıyanetten caydıracaktır? Çözümlenmesi gereken de budur. Cehennem zalimleri caydırmıyorsa ki caydırmıyor o zaman dünyada cehennemi yaşatacak (teşbihte hata olmasın) veya en azından bu kadar zalimlik yapmalarını engelleyecek gücü oluşturmalıyız. Bunu da münferit bir seda ile değil, toplu şekilde yapmalıyız. Ama yine dönüp baktığımızda gördüğümüz o ki, dava güden onca kurum veya şahıs ayrı yollardan gidiyor ve bunu ona dayatılan/öğretilen şekliyle “bir dairenin merkezine çok değişik yollardan gidilir” şeklinde yorumluyor. Evet, bir dairenin merkezine çok yollardan gidilir ama kocaman bir zulm deryasında şu zulm bari azalıncaya kadar biraz aynı yoldan gitsek olmaz mı? “Olur ama zulmü azaltıncaya kadar beraber benim yolumdan yürüyeceğiz” sesini işitir gibiyim. Hâsılı kelam, insanların karınlarını doyurmasını onlara çok gören sözüm ona Müslümanlara cehennem caydırıcı bir kuvvet olarak görünmemektedir. Cehennem caydırıcıdır o ayrı ama bu insanlar cehennem narından korkup işlediklerinden geri durmamaktadırlar. “Hırsızın hiç mi suçu yok?” diye sorulabilir ki burada bu soru çok haklı olur. Karşı cephe ve Müslüman mahalle arasında gerçekleşen bu kavgada Müslüman mahalle kendi içindeki sorunları çözmeden karşı cepheye karşı bir güç oluşturamamaktadır. Müslüman mahallenin yanında durup hak davanın içinde olmak isteyen gayrimüslim cephe ise ortak düşmana karşı Müslüman mahallenin bazıları tarafından mahalleye kabul edilmemektedir. Bu durumda çeşitli menfaatler karşılığında karşıya yardım etmemesini, karşı cephe gibi konuşmamasını, karşı cephenin düsturlarıyla hareket etmemesini istediğimiz mahalle evlatlarını devamlı olarak cehennem ile korkutmak artık cariyetini kaybetmiş gibi duruyor. Onları da karşı cepheye sallayıp karşıda bulunan düşmanla öylece savaşmak en azından hak ile batılı ayırt etmek adına lazım gibi duruyor. Çünkü içeridekiler ulus devleti karşı cepheden daha fazla meşrulaştırmaya çalışıyor, içeridekiler asgari ücreti karşı cepheden daha fazla meşrulaştırmaya çalışıyor, içeridekiler nifak tohumlarını karşı cepheden daha fazla yeşertiyor. Bu da eşyanın tabiatı gereği normal bir şeydir zira bir başka mahalleyle kavga ederken kendi mahallemizdeki insanı kendimize daha yakın hissederiz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: