Posts Tagged ‘islam’

İslam Dini ve Faiz

Seyyid Sabık – Fıkhü’s-sünne

Tanımı

Ribâ; lügatte “Fazlalık” demektir. Burada «ribâ» ile serma­yede meydana gelen az veya çok fazlalık kastedilmektedir.

Allah Sübhânehu şöyle buyuruyor:

“Eğer tevbe ederseniz, sermayeniz sizindir. Böylece haksız­lık etmemiş ve haksızlığa uğramamış olursunuz.” [1] Okumaya devam et

Sehiv Secdesi

Dört Mezhebe Göre İslam Fıkh- Çevirmen:Mehmet Keskin

Komsiyon:

  • Abdurrahman Cezîrî (Başkan) ve Şeyh Muhammed Biblâvî (Hanefi Ulemasından)
  • Şeyh Muhammed Semâlutî ve Şeyh Muhammed Abdülfettah İnânî (Maliki Ulemasından)
  • Şeyh Muhammed Sebî ve Şeyh Ebû Tâlib Haseneyn (Hanbeli Ulemasından)
  • Şeyh Muhammed el-Bâhî (Şafi Ulemasından)

Sehiv Secdesinin Tanımı

“Sücûd”, lügatte ister alnı yere koyarak olsun, ister itaat gibi boyun büküp teslim olma emarelerinden biriyle olsun, mutlak ola­rak zelîlâne bir şekilde boyun büküp teslim olmak demektir.

“Sehiv” ise lügatte, bilmeksizin bir işi yapmaktır. Sehiv ile nisyan (unutma) arasında lügat bakımından bir fark yoktur. Fıkıhçılar da bu ikisi arasında bir fark gözetmezler. Hatta bunlara göre sehiv, nisyan ve şek kelimeleri arasında da bir fark yoktur. Ama fıkıhçılar bu kelimelerle zan kelimesi arasında fark olduğunu ileri sürerek şöyle demektedirler: Zan, işin ağır basan yönünü uygulamaktır. Bir kişi, iki şeyden birini tercih ederek yaparsa, zanna göre hareket etmiş olur. Ama sehiv, nisyan ve şek böyle değildir. Şek’te, bir işi yapmakla yap­mamak arasında tercih yapılamamakta, iki taraf da birbirine denk ol­maktadır. Sehiv secdesinin lügat anlamı buydu. Fıkıhçıların ıstılahına göre tanımı, ne zaman yapılacağı, niyeti gibi hususlara gelince, mezheblerin buna ilişkin görüşleri aşağıya alınmıştır. Okumaya devam et

İslam ve Kapitalizm

Yazan: Kerem Dağlı

80’li yılların başından beri İslamcı hareketler, Cezayir’den Filipinler’e kadar oldukça geniş bir coğrafyada güç kazanıyor, yoksul işçi-emekçi kitlelerin de dahil olduğu milyonlarca insanı peşinden sürükleyebilen partiler olarak karşımıza çıkıyorlar. Bu hareketlerin kökleri çok daha gerilere uzansa da, kitleselleşerek iktidar mücadelesine girişecek denli güç kazanmaları özellikle son 25 yıllık dönemde söz konusu olmuştur.

Daha “Soğuk Savaş” döneminden itibaren, “anti-komünizm” propagandası çerçevesinde emperyalistler tarafından el altından ciddi destek gören İslamcı hareketler, 70’lerle birlikte ABD emperyalizminin hayata geçirmeye başladığı “Yeşil Kuşak” projesi kapsamında hissedilir biçimde büyümeye ve kitleselleşmeye başladılar. O kadar ki, anılan coğrafyadaki ülkelerin hemen hepsinde İslamcılar iktidar mücadelesine girişmiş ve birkaçında da iktidarı almışlardır. Sonrasında gelişen süreçte ise, İran Devriminin etkileri, SSCB’nin çöküşü, Birinci Körfez Savaşıyla ABD’nin Irak’a saldırısı, Filistin sorunundaki kilitlenme, kriz dolayısıyla Batı’da gelişen yabancı düşmanlığı, ABD’nin yeni düşman olarak İslamı öcüleştirmesi gibi faktörlerin sonucu olarak, İslamcı hareket içinde Amerikan karşıtlığı yaygın bir karakter kazandı. Palazlanan İslamcı güçlerin iktidar mücadelesine girmesi ve dünya çapında yaşanan hegemonya yarışı çerçevesinde farklı emperyalist güçlerin devreye girmesiyle birlikte İslamcılar ABD’nin bölgedeki çıkarları için bir tehdit haline geldiler. Okumaya devam et

İslam Bilim Ders 9 – Bölüm 2

alialiali

ALİ ŞERİATİ / İSLAM BİLİM DERSLERİ

YER:HÜSEYNİYE-İ İRŞAD V MEŞHED

ÇEV : FARUK ALPTEKİN

Ben-Biz

Tevhidin şu konularla yüz yüze çatışma içinde olduğu­nu, sürekli olarak savaşım içinde bulunduğunu söyle­miştim; bu konulardan biri ben’in temel alınışı, ötekiy­se ‘ben ve biz’ konusudur. Bunlar, çeşitli felsefî, dinî ve ahlâki öğreti ve ideolojilerin sahip oldukları iki bakış ve iki yönelişi oluşturmaktadır. ‘Ben ve biz’ konusu, hem toplumbilimsel, hem ruhbilimsel, hem felsefî, hem ahlâki ve hem de dinî bir konudur. Bunların tümünü bu­rada ele almam olanaksız ama ne olursa olsun, şu anlam­da özetleyebilirim; İster dinî, ister felsefî, ister ahlâki ol­sun; ister bireysel yaşayış biçiminde, ister evrensel ve felsefî görüş biçiminde olsun iki tür yöneliş bulunmakta­dır. Birincisi, ben’in temel alınmasıdır. Bu yönelişte bi­rey, ahlâkî olarak -ahlâkî individualizm olarak adlandırılabilir- yaşamakta, kendisi ve birey için bütün hareket­lerin ve bütün insanî ilişkilerin yönünü başkasından ve başkalarından kendisine doğru çevirmektedir. Bu, bire­yin temel alınışı ahlâkî individualizmdir. Felsefî indivi­dualizm ise şu anlamdadır; Felsefî individualizm, gerçek olan ve gerçeklik taşıyan şeyin birey olduğunu, toplumun gerçek olmayıp adsal bir varlık olduğunu, toplumun bireylerden oluşan bir dizge olduğunu, kendisinin tek başına hiçbir şey olmadığını söyler. Okumaya devam et

İslam Bilim Ders 9-Bölüm 1

alialiali

ALİ ŞERİATİ / İSLAM BİLİM DERSLERİ

YER:HÜSEYNİYE-İ İRŞAD V MEŞHED

ÇEV : FARUK ALPTEKİN

Önceki konularda çeşitli bakış açılarıyla tevhidi gör­dük ve dört boyutunu inceledik; Birinci boyut maddi, fi­ziksel, irfanî ve genel söyleyişle materyalist ve idealist dünya görüşü karşısında bir dünya görüşü olarak tev­hiddir. İkincisi, insan türünün zamanla izlediği hayat yolu üzerinde tarih felsefesi ve tarihsel rol olarak ve ayrı­ca, insanlığın başlangıcından bugüne ve son zamana de­ğin şirke -çeşitli şekilleriyle- dayalı tarih felsefesi karşı­sında verdiği ve vereceği tarihsel savaşımdaki yükümlü­lük ve mesaj olarak tevhiddir. Üçüncüsü, insanların bir toplumda ayrılığa düşmelerine, parçalanmalarına, bö­lük pörçük olmalarına yol açan sistemleri açıklayarak savunmayı üstlenen soy, sınıf, kavim ve aile temellerine dayalı sınıfsal ve aristokratik kültürler karşısında, insan toplumu sisteminin toplumsal görüş türü ve düşünsel altyapı türü olarak tevhiddir. Dördüncüsü de, materya­lizm, egzistansiyalizm, hümanizm, radikalizm ve çeşitli boyutlarıyla mistisizm [irfan, tasavvuf ve mezhepler] bir ahlâki altyapı olarak ya da insanı şekillendiren ya da in­sanı besleyen bir felsefe olarak tevhiddir. Okumaya devam et

İslam Bilim Ders 8 – Bölüm 4

alialiali

ALİ ŞERİATİ / İSLAM BİLİM DERSLERİ

YER:HÜSEYNİYE-İ İRŞAD V MEŞHED

ÇEV : FARUK ALPTEKİN

Cehalet, Çıkar ve Korku; Beşeri Sapmanın Temel Etkenleri

Benim inancımda bütün beşerî sapmaların -ahlâkî bakımdan ya da psikolojik ve insanî teşhisler bakımından- kökleri bu üç etkende bulunmaktadır. Eğer dördün­cü bir etken daha bulursanız bana bildirin. Bu etkenler hem insan bireyini bozmakta, hem de toplumu pislikle­re, düşünsel sapmalara ve ahlâkî bozukluğa düşürmek­tedir.

Bireyin ve toplumun bozulması, ikisi de birdir. Çün­kü hıyanet eden kimse sadece toplumu mutsuz etmekle kalmaz, kendisini de hain durumuna getirir. Albert Memmi’nin dilinden şöyle demiştim; “Sömürgeci, sadece Doğu ülkelerini ileri ve uygar insan haline getirmekle kalmamış, kendisini de insan şeklinden sömürgeci şekli­ne sokmuştur.” Bir malı çalan bir hırsız, kendisinin çok daha değerli bir servetini yitirmiştir ki bu insanî sada­kattir.

Okumaya devam et

Kurtarıcı akımlar / Ali Bulaç

alibulac

Osmanlılar peşpeşe toprak kaybetmeye başlayınca bir çıkış yolu aramaya koyulurlar. Ortaya çeşitli fikirler atılır. Bu trajik süreçte Balkanlar elimizden çıkmış ve Hıristiyan unsurlar herkesten önce imparatorluktan ayrılmıştır.

Milliyetçi akımların takip ettiği kronolojye baktığımızda şöyle bir güzergahın takip edildiğini görüyoruz: İlk milliyetçi akımları başlatıp imparatorluktan ayrılmak isteyenler Balkan kavimleri; Yunanlılar, Bulgarlar ve Arnavutlar. İkinci sırada Osmanlıcık veya İslamcılıkla imparatorluğun kurtulacağına inanmayan Osmanlı iktidar elitleri. Üçüncü sırada Arap milliyetçileri gelir. Son sırada Kürt milliyetçileri yer almaktadır ki, bugün bizi derinden etkileyen Kürt sorunu bir yönüyle 19. Yüzyıl Osmanlı’sında başlayan süreçte geç kalmış bir milliyetçiliğe tekabül eder.
Okumaya devam et