Posts Tagged ‘zaman’

Zaman Grubu Bu Çabasında Başarılı Olabilir mi?

Levent Gültekin /4.4.12/Gazeteciler.com

Zaman gazetesinin İran’a dönük rahatsız edici tutumuna ilk dikkat çekenlerden biriyim.

Zaman grubunun İran’ı ‘düşman’, değersiz, Türkiye aleyhtarı gibi gösterme çabasına ilk dikkat çektiğim dönemlerde gazete bu çabasını biraz üstü kapalı, biraz utanarak yapıyordu.

‘İran ajan hemşireleri Türkiye’ye gönderiyor’ gibi tuhaflıklarla başladı. Şimdi daha açık olarak ‘İran Suriye’de katliam yapıyor’,‘İran Türkiye’ye gazı fahiş fiyata satıyor’ gibi, kaynağı da verilmeyen kışkırtıcı haberler çıkıyor. Okumaya devam et

Reklamlar

Arap Baharı hakkında 5 kısa tespit

Didier Billion* / Zaman Gazetesi /09.12.2011

Dünyaca ünlü Tahrir Meydanı’nda yeniden yükselen şiddetli protestolar, Fas’ta Adalet ve Kalkınma Partisi’nin seçim zaferi Arap dünyasında devrimci sürecin içinde bulunduğumuz anı hakkında birçok soruyu beraberinde getiriyor. Tabii ki bunların tarihini yazmak için henüz çok erken yine de şu anda bile birçok tespit yapabiliriz. Okumaya devam et

‘Ya başörtüsünü çıkarsın ya da…’

https://i1.wp.com/www.gomanweb.com/2009_HABERLERI/HABERLER-2009/Agustos/27Agustos/Yazar_1225423337.jpg

Yıl 1987. Daha şubat fırtınasına 10 yıl var. Hava ılıman, soğuk ve dalgalı değil. Buna rağmen sıkıntılı bir yıl geçirdi.

Görev için Heybeliada’ya giderken ailesini de götürmeye karar verdi. Eşi ve iki çocuğuyla birlikte askerî tesise yerleşti. Önce adada kısa bir gezinti yaptılar. Karınları acıktı. Akşamüzeri yemek için gazinoya geçtiler.

Her şey normal görünüyordu. Bir olağanüstülük yoktu. Kendilerine ayrılan masaya oturdular. Kızının gözü dönen tavukta idi, ‘Babacığım ben bu tavuktan istiyorum’ dedi. ‘Peki’ dedi. Servisler açıldı, garsonlar siparişleri aldı. Hayret, uzunca bir müddet geçti, ancak masaya uğrayan yok. Bir bardak su bile konmadı. Neden sonra bir şeylerin ters gittiğini anladı. Tesisin müdürü Necmi Üsteğmen arkadaşıydı.
Okumaya devam et

ERGENEKON KUYULARINDA KAYBOLAN HAYATLAR 4

Onlara göre, önemli olan ölüm emirleri kimin verdiği. Davaya müdahil olmak isteyen aileler adaletin yerinin bulmasını istiyorlar ve vurguluyorlar: karanlık bir dönemin aydınlatılması, gelecek aydınlık günlerin de teminatı.

“Maşalar çıksın aradan”

“Devlet bu işi gerçekten çözmek istiyorsa maşaları aradan çıkarsın. Benim için önemli olan, öldürme, kaybetme emirlerini kimin verdiği. Bunların başı ortaya çıksın, yoksa akan kan durmaz” diyor Nesibe Haran.
Okumaya devam et

ERGENEKON KUYULARINDA KAYBOLAN HAYATLAR 3

Belirsiz bekleyişleri bitti, şimdi en azından başlarında dua edebilecekleri bir mezarları var.

Geride bıraktıkları, farklı olsa da kaybedilenlerin ailelerinin ‘mezar özlemi’ dışında da birçok ortak noktası var. Adalet istiyorlar her şeyden önce. Ergenekon soruşturmasının, yıllardan beri akıllarını kurcalayan, gönüllerine saplanmış soru işaretlerini de giderebileceğini umuyorlar.

Kayıpların hatırlanma biçimleri de farklı; bazıları da kayıptan sonra doğan çocuklara onların isimlerini veriyor. Bazıları da tıpkı Mardin Kızıltepeli Tunç ailesi gibi, köyleri basıldığında delik deşik olmuş duvarlarını bırakın, perdelerini bile yenilemiyor.
Okumaya devam et

ERGENEKON KUYULARINDA KAYBOLAN HAYATLAR 2

Cizre/Diyarbakır

Ergenekon soruşturmasıyla birlikte, kaybolan yakınlarının en azından mezarını bulmak için umutlanan ailelerin, kendi yaşamları da hiç kolay olmadı. Bir çoğu, yakınlarının kaybından sonra göç etmek zorunda kaldı ve fakirleştiler. Aile babalarının geride bıraktıkları çocuklar okullarını bırakıp, çalışmak zorunda kaldı. Kayıp yakınlarının bazıları, “bir kelime bile etmeyerek” belli etti küskünlüklerini ve protestolarını. .Ama bazı çocuklar Mehmet Hebun Özdemir ve Mizgin Şen gibi, babaları kaybolduğunda, hala annelerinin karnındaydılar.
Okumaya devam et

ERGENEKON KUYULARINDA KAYBOLAN HAYATLAR 1

.

“Su veremedim 13 yaşındaki oğluma, oy!”

“İşkence askısındaydı oğlum. Beni gördü. ‘Ana su ver’ diye yalvardı.”

Hayat Altınkaynak, 13 yaşındaki oğlu Davut’u en son nerede, nasıl gördüğünü anlatırken kıpkırmızı gözlerinden yaşlar süzülüyor, o saate kadar cılız olan sesi bir çığlık oluyor, koyuveriyor tuttuğu hıçkırıkları, haykırıyor:

“Oy…su veremedim, Davut’uma”
Okumaya devam et