Türkiye ile Irak’ın Kuzeyi Birleşir mi?



Timeturk/19.04.12/Nevzat Çiçek

Barzani yer yer Türkiye’yi tehdit ederken, Türkiye ise kırmızı pasaport verdiği Kürt liderin evlerinin üzerinden uçakları uçurarak göz dağı veriyordu. Türkiye’nin bölgesel yönetimle ilişkilerinin esas olarak düzelme sebebi daha doğrusu normalleşmeye gitmesinin öncelikli adımı olarak Irak’ın kuzeyindeki özel kuvvetlerin harekat alanının Türkiye tarafından daraltılması oldu. Öyle ki, Türk özel kuvvetlerinin Irak Federe Kürt Bölgesi’ndeki faaliyetlerinin askıya alındı ve yerine MİT’in konuşlandırılması oldu. 2009 yılından itibaren MİT’in daha önce toplam üç eleman bulundurduğu Erbil’deki bürosundaki eleman sayısını 96’ya yükselttiği, bu elemanlardan 14’ünün PKK’yla ilgili yeni stratejiye ilişkin koordinasyon ekibinde yer aldığı belirtiliyordu.MİT’in Duhok ve Süleymaniye’deki büroları da daha aktif hale geliyordu. Hatta Irak Federe Kürt Yönetimi İstihbarat Örgütü olan Parastin’in MİT büroları için kullandığı “Kaplanlar” ifadesine dayanarak yeni dönem için “Kaplanlar artık aktif” tanımı kullanıyordu.

Türk Silahlı Kuvvetleri de bu yeni strateji nedeniyle değişikliğe gidiyordu. . Erbil’de bulunan ve “onay makamı” olarak adlandırılan Türk askeri bürosunda daha önce binbaşıya kadar düşürülen komuta kademesi kurmay albay düzeyine yükseltiliyordu.

Daha önce PKK’nın silahsızlandırılması noktasında askerden oluşan ekibin inisiyatifini Dış İşleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı MİT beraber alıyordu. Üçlü olarak devam eden görüşmelerde Kürt tarafının istediği siyasi partilerin iktidarı değişse de Türkiye’nin tavrının değişmeyeceği garantisi böylece veriliyordu. Oluşturulan politika aslında ilişkilerde sivilleşme sağlıyordu. Bu sivilleşme adımlarının en somut göstergesi ise Türkiye’den ve Irak bölgesel Kürt Yönetimi’nde iş yapan müteahhitler oluşturuyordu. Öyle ki inşaat ve hizmet sektöründe sadece Erbil’de (Kürtçe adıyla Hewler) 18 binden fazla Türkiye’den giden insan iş yapıyor. Irak’ın Kuzeyi ne resmi olarak nede sivil olarak Türkiye topraklarından ayrı sayılmıyor. Bu nedenle aslında iki sınırın yapay bir sınır olduğu Türkiye tarafından da, bölgesel yönetim tarafından da biliniyor.

Türkiye ve Irak Federe Kürt Bölgesi’nin birleşmesi için bir çok neden bulunuyor. Bu nedenlere tek tek baktığımızda;

Din birlikteliği, Nakşilik ve Kadirilik etkisi

Irak Cumhurbaşkanı birinci yardımcısı Tarık Haşimi’nin Maliki hükümetinin baskıları neticesinde Irak’ın Kuzeyine gitmesi aslında Sünni damarın bu bölgede ne derece kuvvetli olduğunun da göstergesi.Bu damar yeni şekillenen Irak’ta Barzani’nin Türkiye ile birlikte hareket etmesinin önünü açıyor. Geçmişe baktığımızda da bunun yeni bir birliktelik getireceğini görmek mümkün:
Irak’ın kuzeyi hem Nakşilik hem de Kadiriliğin merkezidir. Bunun yanında Yezidiler, Keldaniler başta olmak üzere bir çok farklı dini gruplarında merkezi konumunda bulunmaktadır. Barzanilerin Nakşiliği ve Talabani’nin Kadiriliği aslında bölgede dini kurumlarında varlığını ortaya koymaktadır. Aşiretin tarihsel köklerine baktığınızda da dini hayatın ne kadar etkin olduğunu görebiliriz.

Barzan Aşiretin atası sayılan Mesud, Barzan’a yakın Hewînka köyüne yerleşir ve o köyden bir kızla evlenir. Bu evlilikten Said adında bir çocuk dünyaya gelir. Aşiretin liderliği ondan sonra oğlu Said’e geçer. Onu da torunu Şeyh Taceddin izler. Şeyh Taceddini bir din alimi idi ve bu nedenle etrafında birçok mürit toplanır. Bunun üzerine Barzan tekkesini kurar ve ölünceye kadar bu tekkede şeyhlik görevini sürdürür. Onu, oğlu Şeyh Abdurrahman, Şeyh Abdurrahman’ı da oğlu Şeyh Abdullah izler. Şeyh Abdullah, oğlu Şeyh Abdusselam’ı, Seyyid Taha Nehri’den dini ilimleri öğrensin diye oğlu Nehri Medresesi’ne gönderir. Şeyh Abdullah’ın vefatından sonra Şeyh Abdusselam, Barzan Tekkesi’nin başına geçer. Onun yönetime gelmesiyle tekkenin müritlerinin sayısı daha da artar. Bunun üzerine, O da Barzan’da dini ilimleri öğreten bir medrese kurar.

Bölgede Nakşibendîliğin ilk yayıcısı Mevlânâ Halid-i Bağdadî’dir (1777-1837). 1809 yilinda Hindistan’a giderek Abdullah-i Devlevî’den hilâfet alan Halid, kısa sürede bölgenin en etkin şeyhi olmustu. Özellikle Hakkârili Abdullah Nehrî ve Palulu Ali Septî (Seyh Said’in dedesi) aracılığıyla Kuzey Irak ve Doğu Anadolu’da yayılan Halidîye, Barzanîleri de tesir sahasina almakta gecikmemişti. Şeyh Taceddin’den sonra yerine geçen oğlu I. Abdüsselâm, Seyyid Taha tarafindan fıkıh dersleri almış olmanın da avantajıyla ilişkilerini sıklaştırmış, hatta zaman zaman Halid-i Bağdadî’yi (k.s.) bile ziyaret etmişti. Kürt kaynaklarına göre I. Abdüsselâm bu ziyaretlerinin birinde Mevlânâ Halid’den bölgenin Nakşî halifesi olma iznini de almıştı. Şeyh Abdusselam 1872′de vefat etti. Ölümünden üç yıl önce İslam Fıkıh’ına dair değerli bir kitap yazdı. Ondan sonraoğlu Muhammed Şeyhlik postuna oturdu. Şeyh Muhammed de zühd ve takvasıyla önlüydü. Onun zamanında Barzan Tekkesi komşu aşiretlerden mazlumların sığınağı oldu. Bu durum bu aşiret liderlerinin Şeyh Muhammed’i Osmanlı Sultanı’na şikayet etme- lerine neden oldu. Osmanlı Hükümeti Şeyh Muhammed’i Bitlis kentine sürgün etti. Şeyh burada bir yıl kadar hapis yattı. 1903’de Şeyh Muhammed ölmüş ve geride bes oğlu kalmıştı. Abdüsselâm (II), Şeyh Ahmed, Muhammed Sıddık, Muhammed Babu ve Mustafa Barzanî. Başa geçen 2. Abdüsselam 14 Aralik 1914’de yakın yönetim kadrosuyla birlikte idam edildi.Daha sonra aşiretin başına Şeyh Ahmed ondan sonra da Molla Mustafa Barzani geçti.

İdam edilme gerekçeleri arasında

1-Kürt bölgelerinde Kürtçe’nin resmi dil olarak kabul edilmesi.

2- Eğitimin Kürtçe yapılması.

3-Kaymakamların, nahiye müdürlerinin ve diğer memurların Kürtçe’yi iyi derecede bilenlerden tayin edilmeleri.

4-Devletin dini İslam olması hesabiyle mahkemelerde verilen hükümlerin İslam şeriatına göre verilmesi.

5-Vergiler (zorunlu hizmetlerin karşılığı olarak) eskiden olduğu şekliyle alınacak. Ancak bunların Kürt bölgelerindeki yolların onarımı, okulların açılması için kullanılması.” İsteklerinin Osmanlı tarafından kabul edilmemesi üzerine isyan etmesi olduğu ifade edilir. Bölge Nakşibendiliğin merkezidir ve Halidiye kolu vasıtası ile Türkiye başta olmak üzere bir çok yerle bölge tekke ve zaviyeleri içli dışlıdır. “Mevlana” mahlasını kullanan Halid-i Bağdadi’ye bağlı Türkiye’de dört büyük Nakşibendi tekkesinin varlığına baktığımızda (Gümüşhanevi Tekkesi, İsmet Efendi Tekkesi, Kelami Dergáhı ve Kaşgari Tekkesi) aslında din ve tarikat birlikteliğinin birleşme noktasında nasıl kolaylaştırıcı olduğunu görebiliriz.

Türkiye Barzanileri İngilizlere karşı korudu

Birinci Dünya Savaşı sonucu İngiliz hâkimiyetine girince tüm Kürt ve Türkmen aşiretleri İngiliz Emperyalizmi’ne isyan eden Şeyh Mahmud Berzenci’nin çevresinde toplanmış, ona var gücüyle destek vermişlerdi. Bunlara Barzan ve Zibar aşiretleri de katılmıştı. Kasım 1919-Mart 1920 tarihlerinde Barzan ve Zibar aşiretlerinin Nesturi ve Ermenilerden olusan İngiliz kuvvetlerine karşı savastığı, hatta Türklerden yardım istediği Bâb-i Âlî tarafından da öğrenilmişti. M. Sıraç Bilgin’e göre Şeyh Mahmud Berzenci, İngilizlere karşı tüm Kürt aşiretlerinden mektupla yardım istemiş, Şeyh Ahmed bunu olumlu bularak Behdinan aşiretlerine de Berzenci isyanını desteklemek çağrısı yaptıktan sonra Süleymaniye’ye biri Mustafa Barzanî komutasinda iki küçük birlik göndermis, ancak bu birlikler Süleymaniye’ye varmadan İngilizler, Şeyh Mahmud Berzenci’yi yaralı yakalayarak isyanı bastırmışlardı. Berzenci’ye yardım eden tüm Kürt aşiretleri gibi Barzanîlerin de üzerine yürüyerek, Barzan’a Asurîleri yerleştirmek isteyen İngilizler, bu operasyondan “bir süreliğine” vaz geçmislerdi. İngiliz belgelerine göre İngiliz uçakları 79 köyü bombalamış, 2382 evden 1365’ini yerle bir etmişti. Şeyh Ahmed Barzanî, Kasım 1931’den Nisan 1932’ye kadar aralıklı, Nisan’dan Haziran’a kadar sürekli ve şiddetli olarak İngilizlerin saldırısına uğruyordu. Aralık 1931, Şubat 1932, Mart 1932, Nisan 1932 ve Haziran 1932’de tam beş kez Irak ve İngiliz güçlerince bombalanıyor, Barzanîler özellikle İngiliz uçaklarının bombalarını beyinlerinde hissediyorlardı. Irak Hükümeti’nin kara saldırılarını yer yer püskürtseler de uçaklara karşı direnmeleri mümkün değildi.

21 Haziran 1932’de Şeyh Ahmed Barzanî, 400 kadar adamıyla sınırı geçip Türk yetkililerine sığındı. Şeyh Ahmed ve adamlarını; aşiretin diğer mensupları izledi. Üç komutan ve toplam 1.700 kişilik mülteci grubu, Binbaşı Şükrü Kanatlı yönetimindeki Türk ordusu tarafından çok iyi karşılandı. Molla Mustafa Barzanî yıllar sonra bunu şöyle anlatıyordu;: “Biz Türkiye’de asılmayı bekliyorduk. O tarihlerde İngilizlerle Türkler ve Iraklılar iyi ilişkiler kurmuşlardı. İngilizlerin talebi üzerine Türkiye bizi asabilirdi. Ancak biz seve seve Türkiye’de ölüme gelmiştik. Fakat Türkiye’de beklediğimiz akibet bizi karşılamadı. Nitekim orada iyi muamele gördük. Bizi şehirden şehire alıp götürdüler. Daimî bir yerde oturtmadılar. Büyük ağabeyim Şeyh Ahmed’i Erzurum’a gönderdiler. Bizi birbirimizden ayırıyorlardı. Herhangi bir harekette bulunmamızdan endişe olunuyordu. Bunu seziyorduk. Bize iyi muamele ettiler.” Molla Mustafa Barzani ve ailesini misafir edenlerden biri de Kinyas Kartal’dı. Gazeteci-Yazar Hulusi Turgut’a o günler Kinyas Kartal şöyle anlatıyordu;”Hükümetimizin kararı ile Türkiye’ye iltica etmişlerdi. Şemdinli bölgesinden giriş yapmışlar.Molla Mustafa’nın yanında zannedersem iki ağabeyi de bulunuyor. Ayrıca eşleri ve çocukları da vardı bize misafir oldular.Van’da birkaç gün konakladılar. Biz kendilerini mütevazi imkanlarımız ile misafir ettik.Daha sonra Erzurum-Kars istikametine gittiler” Türkiye, 1932 sonlarında Şeyh Ahmed, kardeşleri Muhammed Sadık, Molla Mustafa ve adamlarının Barzan’a geri dönmesine izin vermiş, ancak Irak Hükümeti onlara karşı Türkiye’den operasyon talebinde bulunmuştu. Türkiye böyle bir operasyonu yapmadı.

Akrabalık bağları

Türkiye’de Hakkari başta olmak üzere Barzani ve diğer aşiretlerle akraba olan çok sayıda aşiretin varlığı biliniyor. Bu aşiretlerin dökümü tek tek çıkarıldığında aslında sınırların ihlal edilmesini, “bir evin bir odasından diğer odasından gittik” cümlesinden anlamamız mümkün.Mesud Barzani’nin Uludere’de hayatını kaybeden vatandaşlara para göndermesi de bu akrabalık bağının en önemli göstergeleri arasında yer alıyor

Ticari birliktelik

2011 yılındaki ihracat gelirlerine bakıldığında Almanya birinci sırada yer almaktadır. Ancak bu listenin ikinci sırasında Irak’ın yer alması pek çok insanın akıllarında soru işareti bırakmakla birlikte aynı zamanda birçok kesimi memnun etmektedir. Amerikan işgalinin ardından AK Parti yönetimindeki Türkiye bu işgalden çıkar sağlayan ülkelerin başında geldi. Yıllık ortalama 5 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşmayı başaran Türkiye, Barzani yönetimindeki Kürt Bölgesi’ne en çok geliri sınır kapımız sayesinde kazandırdı. Kuzey Irak yönetimi Habur sınır kapısından geçen Türk tırlarını teftiş ederken yılda 200 ila 250 milyon dolar arasında bir gelir elde etti.Ayrıca Türkiye’nin 5 Milyar dolarlık ticaret hacminin 1.5 milyar dolarlık payı ise Kürdistan Federe bölgesindeki inşaat ve müteahhitlik işlerine ayrıldı. Buna ek olarak Iraklı Kürtler 1 milyon dolar değerinde Türk malı tüketmektedirler. Irak pazarlarının yüzde 80’ini Türk ürünleri doldurmaktadır.

Kuzey Irak yönetimi ihtiyaç duyduğu malların teminini İran, Suriye gibi bölge ülkelerinden de yapabilir. Ancak unutulmaması gereken konu bu bölgedeki petrolün güvenli ve istikrarlı bir şekilde sadece Türkiye’den geçeceğini bilen Kuzey Irak yönetimi bu ilişkileri kesmemek için elinden geleni yapacaktır. Bu bağlamda bölgede bulunan Pet Oil ve Genel Enerji gibi Türk petrol arama şirketlerinin sayıları arttırılarak bölgede daha çok söz sahibi olunması hedefleniyor

Sonuç

Türkiye’de Barzani ve Irak Federe Kürt Yönetimi ile sağlanan ilişkilere baktığımızda bu ilişkilerin PKK’nın etkisiyle sürekli olarak gerginleştiğini görmek mümkün. Bunun yanında özellikle ulusalcı çevrelerinde Türkiye’de bu kartı kullanarak toplumu gerginleştirdiğini biliyoruz. Dağlıca saldırısı sonrasında hükümet daha karar veremeden basınımızın amiral ve yan gemileri Türkiye’yi Irak’ın kuzeyine sokmuşlardı bile. Bölgenin geçmişi aslında Türkiye’den kopuk değil, bu bakımdan ilişkilerin normal seyrine geldiği bu günlerde Türkiye ve bölgesel Kürt Yönetimi’nin neden birleşmediği sorusunu sormak gerekiyor. Yanı başımızda Batum’a kimlikle girebiliyorken, evimizin diğer odası gibi olan Irak’ın kuzeyine neden gidemediğimi konuşmak ve tartışmak zorundayız.

Bu nedenle PKK’nın silahsızlandırılması noktasının ne derece önemli olduğunu ve bizi bekleyen fırsatları görmeliyiz. Haziran’da 71 Kürt partisi ve 109 sivil toplum kuruluşu ile Kürt yönetiminin merkezi olan Erbil’de Kürt Konferansı toplayacak olan Barzani’nin PKK elindeki silahı diğer Kürt örgütleri ile birlikte alabilirse ve Türkiye’de anayasal değişiklikleri yaparsa, Türkiye ve Irak Kürtlerinin birleşmemesi önünde herhangi bir engel kalmıyor. Yakın zamanda bir birleşme olmazsa bile sınır kapılarından kimlikle geçilebileceği noktasında bütün altyapının hazır olduğunu düşünüyorum

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: